Bizi Takip Edin

Amerika

Joseph Stiglitz: Eşitsizliğin kökeninde sömürü var, ilerici kapitalizm lazım

Yayınlanma

Günümüzün en etkili iktisatçılarından Nobel ödüllü Joseph Stiglitz, yakın zamanda verdiği bir mülakatta “ilerici kapitalizm” çağrısında bulundu.

Dünya Bankası’nın eski baş ekonomisti Stiglitz, son yıllarda ortaya attığı “ilerici kapitalizm” terimini Surplus dergisinin genel yayın yönetmeni Lukas Scholle ile yaptığı sohbette ayrıntılandırdı.

Stiglitz, bu kavramı neoliberalizm ve klasik piyasa sosyalizminden ayırdığını belirtti. Bunun “insanları ön planda tutan bir kapitalizm biçimi” olduğunu savunan iktisatçı, “Kapitalizm, mümkün olduğunca çok sayıda insanın refahını artırmaya en uygun iktisadi, toplumsal ve siyasi örgütlenme sistemi olarak anlaşılmalı,” dedi.

Stiglitz, kaptalizmin belirleyici özelliklerinden birinin “farklı görevlerin farklı örgütlenme biçimleri gerektirdiğinin kabul edilmesi” olduğunu ileri sürdü. Buna “kurum ekolojisi” diyen iktisatçı, insanların birbirlerini etkilediğini ve bunun da düzenlemenin gerekli olduğunu söyledi.

İnsanların tek başına yapabileceğinden daha fazlasını birlikte başarabileceğini kaydeden Stiglitz, “Güçlü bireycilik efsanesi tam da budur: bir efsane. Bireyler önemlidir fakat toplumun bir parçasıdırlar ve bu yüzden toplum da önemlidir,” dedi.

Milton Friedman’ın çalışmalarını “neoliberalizmin net bir ifadesi” olarak kabul eden ve bunun özünde piyasa mekanizmaları bulunduğunu kaydeden Stiglitz, gerçekte ise hiçbir toplumun “düzenleme” olmadan işleyemeyeceğine inanıyor:

“Örneğin, bankaların düzenlenmemesi gerektiği savunulabilir. Fakat bankalar iflas ettiğinde, nihayetinde onları kurtaran toplumdur. Neoliberalizm, başlangıçta kolektif eylemin yokluğuna odaklanırken, sonuçlarla başa çıkmak için daha sonra gerekli olan kolektif eylemi görmezden gelir.”

Stiglitz’e göre bir diğer önemli fark da, “ilerici kapitalizm”in insan refahına odaklanması, buna karşılık neoliberal kapitalizmin büyük ölçüde maddi refaha yoğunlaşmış olması.

Neoliberalizmin eşitsizliğe de çok az önem verdiğine işaret eden iktisatçı, “Bu akım, yükselen dalganın tüm tekneleri yukarı kaldırdığı ve başarılı olanların bunu hak ettiği ve diğerlerinden daha fazla katkı sağladığı inancına dayanıyordu,” dedi.

Toplumdaki eşitsizliğin büyük bir kısmının bir yandan sömürüden, diğer yandan da dezavantajdan kaynaklandığına işaret eden Stiglitz, bu “dezavantajlar” arasında insanların yeterli eğitime, sağlık hizmetlerine ve fırsatlara erişememesini saydı.

“İlerici kapitalizm” teriminden daha iyisini bulamadığını kabul eden Stiglitz, “ilerici” kelimesini sevdiğini çünkü Aydınlanma’nın temel bir fikrini, “ilerlemenin mümkün olduğu ve daha iyi bir toplum inşa edebileceğimiz inancını” yansıttığını vurguladı.

“Kapitalizm” kelimesinin ise hoşuna gitmediğini, çünkü sermayeyi ve dolayısıyla tasarrufu merkeze aldığını savunan Stiglitz, “Anlattığım yaklaşım sermayeyi merkeze koymaz. Orada başka birçok şeyi merkeze alır,” dedi.

İktisatçı, bazen “yenilenmiş sosyal demokrasi” terimini tercih ettiğine işaret etti. Sosyal demokraside hoşuna giden şeyi “siyaseti, demokrasiyi ve kolektif kararların alınış biçimini vurgulaması” olarak nitelendiren Stiglitz, aynı zamanda toplumsal boyutu, “yani toplumdaki insanların refahını da” vurguladığını savundu.

Stiglitz’e göre sorun, birçok sosyal demokrat partinin neoliberal partilere dönüşmüş olması.

“Piyasa sosyalizmi” fikrini de eleştiren Stiglitz, bu görüşün piyasa mekanizmalarının kamu mülkiyetiyle birleştirilebileceği fikrine dayandığını hatırlattı. Ona göre fiyatlara, arz ve talebi dengeleme gibi mekanik bir rol atfediliyordu.

Bunun, enformasyon devriminden önceki belirli bir tarihsel dönemin ürünü olduğunu iddia eden Stiglitz, “inovasyon ve iktisadi evrim” gibi önemli konuları göz ardı ettiğini söyledi.

Modelin “teknolojinin statik olduğunu” varsaydığını ve kaynakları verimli bir şekilde tahsis etmek için fiyatları kullandığını kaydeden Stiglitz, “Sovyetler Birliği’nden klasik bir örnek çivi üretimiyle ilgilidir. Planlamacılar sadece hedef çivi sayısını belirlediklerinde, fabrikalar kolayca kırılan çiviler üretiyordu. Kaliteyi uygun şekilde belirlemek için muazzam miktarda bilgiye ihtiyaç duyulurdu,” iddiasında bulundu.

Piyasa sosyalizminin inovasyonu, uyumu ve evrimi yeterince hesaba katmadığını öne süren iktisatçı, modelin ekonomiye son derece statik bir bakış açısı sunduğunu söyledi.

On yıllar içinde iktisadi düşüncesinin nasıl değiştiğini de anlatan Stiglitz, doktora öğrencisiyken baskın modelin “rekabet modeli” olduğunu hatırlattı. Ona göre piyasa gücü ve sömürüyü yeterince incelemek için gerekli analitik araçlar yoktu. Bugün ise bu olguları anlamak için çok daha iyi yöntemlere sahipler.

Bu yüzden artık “sömürü, inovasyon, piyasa gücü ve siyasal iktisada çok daha fazla odaklandığını” kaydeden Stiglitz, “Artık siyasi aktörlerin oyunun kurallarını nasıl şekillendirdiğini daha net görüyoruz. Trump döneminde bu süreç çok belirgin hale geldi, fakat her zaman vardı, sadece daha az görünür biçimlerde,” dedi.

Yeni fikirleri siyasete dönüştürmenin “çok zor” ve “kademeli olarak” gerçekleştiğini kaydeden Stiglitz, örnek olarak sanayi politikasını gösterdi. Dünya Bankası’nda hem kendisinin hem de haleflerinin bu konuyu savunduğunu söyleyen iktisatçı, bu yıl Dünya Bankası’nın birçok kişi tarafından devrim niteliğinde kabul edilen bir sanayi politikası raporu yayınladığını hatırlattı.

Bir başka örnek ise sermaye piyasalarının serbestleştirilmesi ile ilgili. Stiglitz’e göre sınırsız sermaye akışının istikrarı bozucu bir etkiye sahip olabileceğini ve ülkelerin sermaye kontrolleri uygulamasına izin verilmesi gerektiğini savunmuştu.

IMF ve ABD Hazine Bakanlığı’nın bu tutumu kesin bir dille reddettiğinin altını çizen Stiglitz, “saldırıların oldukça acımasız” olduğunu hatırlattı ama 2011’de IMF’nin, kendisinin haklı olduğunu fiilen kabul ettiğini söyledi.

Stiglitz, “Zaferler genellikle yavaş gelir. Bazen bir fikrin kabul edilmesi yirmi yıl sürer, tam olarak uygulanması ise daha da uzun zaman alır. Bu, siyasi değişime dair evrimsel bir bakış açısıyla uyumludur. Bunlar siyasi mücadelelerdir,” dedi.

Joe Biden döneminde, piyasa gücünü sınırlamayı amaçlayan bir siyasi gündemin en net şekilde dile getirildiğini gördüklerini vurgulayan Stiglitz, Trump döneminde ise bu kısıtlamaları ortadan kaldırmaya yönelik en açık girişimin yaşandığına işaret etti.

Stiglitz, “Tartışma genellikle, sözde yeniliği engellediği iddia edilen düzenleme ile sözde yeniliği teşvik ettiği iddia edilen deregülasyon arasında bir seçim olarak çerçevelenir. Bence cevap açık: Aşırı güç yoğunlaşması, sömürüye ve çarpık bir topluma yol açar,” dedi ve ekledi:

“Elon Musk gibi insanların yönettiği bir toplum istemiyoruz. Bu onu bir trilyoner yapsa bile, bu iyi bir toplum olmaz.”

Sıradan insanların pek çoğunun kendi savunduğu türden bir gündemi desteklediğini savunan Stiglitz, zorluğn “azınlığın hâlâ orantısız bir güç kullanabilmesinde” yattığını düşünüyor.

İktisatçı, “İster servet, ister siyasi nüfuz, ister şiddet yoluyla olsun; yoğunlaşmış güç, diğer herkes için sonuçları belirleyebilir. İşte bu yüzden gelecek hâlâ belirsizliğini koruyor,” dedi.

Amerika

Amerikan zenginleri Cumhuriyetçilere bağış yağdırıyor

Yayınlanma

Amerika’nın büyük bağışçıları, bu yılki Kongre seçimlerinde Donald Trump’ın Cumhuriyetçilerini ezici bir çoğunlukla destekliyor.

Silikon Vadisi’nden Wall Street’e kadar milyarderler, partinin ara seçim kampanyasına finansal destek sağlıyor.

Financial Times’ın (FT) analizine göre, ülkenin en büyük 20 bağışçısından 16’sı Cumhuriyetçi kampanyaya para aktardı. George Soros ise Demokratların en öne çıkan destekçisi.

Diğer büyük bağışçılar ise kripto para birimi ve kumarın düzenlemelerinin kaldırılmasını savunan ya da yapay zekayı destekleyen adaylara para aktardı.

Bu bulgular, sonucu şekillendirmek için devasa meblağların aktarıldığı bir başka ABD seçimi olduğunu ortaya koyuyor.

Aynı zamanda, parti anketlerde Demokratların gerisinde kalmasına rağmen en zengin bağışçıların nasıl Cumhuriyetçilere yöneldiğini de gösteriyor.

Bu durum, Kamala Harris’in Trump’tan önemli ölçüde daha fazla para toplayıp harcadığı ama yine de kaybettiği 2024 başkanlık seçimlerinden bir tersine dönüşü de işaret ediyor.

1980’den beri ABD’li zenginlerin bağışlarını inceleyen Stanford Üniversitesi siyaset bilimci Adam Bonica, “Gördüğünüz şey, beklentilerden hafif bir sapma,” dedi.

En büyük bağışçıların Cumhuriyetçilere yönelmesi olağandışı bir durum değil fakat Bonica’ya göre bu seçimdeki denge “özellikle çarpık.”

Para çeşitli kanallardan akıyor. En büyük bağışçılardan bazıları adayları doğrudan finanse ediyor. Bazıları ise kripto para gibi sektörler etrafında devasa seçim fonları oluşturuyor.

Daha küçük bir milyarder grubu ise Super PAC (Siyasi Eylem Komitesi) ağlarını kullanarak fonları Temsilciler Meclisi ve Senato yarışlarına aktarıyor ve paranın ekstra etkiye sahip olduğu ön seçimlere öncelikle müdahale ediyor.

FT’nin en son beyanlara dayalı analizine göre, mevcut 2025-26 seçim döngüsü için toplanan 2,8 milyar doların üçte birinden fazlası, en büyük 20 mega bağışçıdan geliyor.

30’dan fazla Temsilciler Meclisi ve Senato seçim yarışında, dış kaynaklı harcamaların üçte birinden fazlası, gelirlerinin en az yüzde 80’ini her biri en az 5 milyon dolar bağışlayan kişiler olarak tanımlanan “mega bağışçılardan” alan gruplardan geldi.

Seçim kampanyası harcamalarını izleyen kâr amacı gütmeyen kuruluş OpenSecrets’in araştırma direktörü Brendan Glavin, “Artık bu ultra zengin mega bağışçılara yönelik ve onlara bağımlı bir sisteme sahibiz,” dedi.

Önde gelen Cumhuriyetçi bağışçılar, Trump’ın 2024 başkanlık kampanyasını destekleyen Süper PAC “Maga Inc.”’e de milyonlarca dolarlık bağışta bulundu.

Bu kuruluşun seçim kampanyası bütçesi şu anda 400 milyon dolara ulaşmış durumda.

Özel çıkar grupları da katkıda bulundu. Kripto girişimcileri Cameron ve Tyler Winklevoss yaklaşık 11 milyon dolar bağışladı.

Silikon Vadisi’nin önde gelen isimleri Marc Andreessen ve Ben Horowitz ile eşleri 18 milyon dolar bağışlarken, OpenAI’ın kurucu ortağı Greg Brockman ve eşi ise 25 milyon dolar bağışladı.

Maga Inc, şu ana kadar sadece 10,8 milyon dolar harcayarak Teksas, Tennessee ve Güney Carolina’da Trump’a yakın Cumhuriyetçileri destekledi.

Yeni bir grup olan No Going Back Pac Inc, 1 Eylül’de kurulduğundan bu yana onlarca Temsilciler Meclisi ve Senato yarışında 89 milyon dolardan fazla reklam harcaması yaptı. Bu tutarın en az 10 milyon doları Pazartesi gününden bu yana kullanıldı.

Maga Inc, bu grupla olan bağlarını doğrulamamış olsa da, her ikisi de aynı sayman, adres ve mevduat bankasını paylaşıyor.

Trump’ın 2024 seçim kampanyasına 250 milyon dolardan fazla harcayan Elon Musk, ara seçimlerde Cumhuriyetçilere verdiği desteği de artırıyor.

Dünyanın en zengin adamı, çoğunlukla geçen yıl olmak üzere America Pac’a yaklaşık 50 milyon dolar bağışladı ve grup bu paranın neredeyse tamamını Haziran sonuna kadar harcadı.

Super PAC, Eylül başında 8 milyon doların üzerinde bir reklam kampanyası başlattı. ABD basını, Tesla ve SpaceX patronunun 2026 seçimleri için 100 milyon dolar harcayabileceğini bildirdi.

Kripto sektörü, Trump döneminde artan etkisini kullanarak sektörü destekleyen adayları desteklemek için seçimlerin en büyük siyasi kampanya fonlarından birini oluşturdu.

Kripto para odaklı bir “Super Pac” olan Fairshake, bireysel bağışlar yoluyla 99 milyon dolardan fazla kaynak topladı.

Bu miktarın neredeyse tamamı Coinbase, Ripple ve Andreessen Horowitz gibi bir avuç şirket ve yatırımcıdan geldi.

Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü Richard Briffault, bu siyasi harcamaların, Washington’un yapay zeka, büyük teknoloji şirketleri ve dijital para birimleri konusunda hayati kararlar aldığı bir dönemde gerçekleştiğini belirtti.

Fairshake, Illinois’ten Alabama ve Teksas’a kadar uzanan seçim yarışlarında, her iki partiden de adayları destekleyen ve hepsi kripto paraları tanıtmak ve savunmak amacıyla kurulmuş olan Super PAC’lere 65 milyon dolar aktardı.

Bazı milyarderler ayrıca birden fazla Super PAC’i finanse ederek, kendileri ile seçmeye çalıştıkları aday arasına bir katman daha ekledi.

Upper Midwest bölgesinden gelen deniz taşımacılığı devleri Uihlein ailesi, Wisconsin ve Kentucky’deki Cumhuriyetçi ön seçimlere odaklanan iki kampanya grubunu neredeyse tamamen finanse etti.

Illinois’in milyarder Demokrat valisi ve potansiyel 2028 başkan adayı JB Pritzker, Demokrat Juliana Stratton’ın ABD Senatosu adaylığını desteklemek için 9 milyon dolara yakın harcama yapan bir Super Pac’ın topladığı paranın yaklaşık yüzde 80’ini sağladı.

Bir başka Cumhuriyetçi milyarder destekçi olan Citadel CEO’su Ken Griffin, ülke çapındaki seçim yarışlarına müdahale etmek için çeşitli araçlar kullandı.

Griffin, Wyoming ve Tennessee’deki adayları destekleyen “Fighting for Wyoming” ve “American Patriots” gruplarının tek destekçisi.

Ayrıca Alaska’da Cumhuriyetçi senatör Dan Sullivan’a karşı Demokrat rakibine karşı yaklaşık 2,8 milyon dolar harcayan bir grubun topladığı fonların yaklaşık üçte birini sağlamış.

Zengin bağışçıların paralarının yoğunlaşması, parti içi yarışın fiilen kimin Kongre’ye gireceğini belirleyebildiği, Demokratlar ya da Cumhuriyetçilerin kesin olarak kazandığı bölgelerdeki ön seçimlerde özellikle belirgin.

Stanford Üniversitesi’nden Bonica, bağışçıların bu ön seçimlerde erken dönemde yapılan harcamaların genel seçimlere kıyasla daha verimli olabileceğini fark etmiş olabileceğini söyledi.

Pritzker’ın sağladığı fon, Stratton’ın Illinois’ta zafere ulaşmasına yardımcı oldu. Teksas’ta ise, büyük ölçüde teknoloji milyarderi Reid Hoffman tarafından finanse edilen Lone Star Rising PAC, Demokrat Senato adayı James Talarico’yu desteklemek için 15 milyon dolar harcadı.

Bu tutarın 1,5 milyon doları, Hoffman’ın Talarico’nun ön seçim kampanyasına yaptığı katkıydı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Netflix, Stanford Hapishane Deneyi’ni dizi haline getiriyor

Yayınlanma

Netflix, 1971 tarihli kötü şöhretli Stanford Hapishane Deneyi’ni konu alan bir dizi için sipariş verdi.

Variety’nin öğrendiğine göre,“The New Stanford Prison Experiment” (“Yeni Stanford Hapishane Deneyi”) adlı dizi, 21 Ekim’de izleyicilerle buluşacak.

İlk sezon, 45 dakikalık altı bölümden oluşacak. Dizinin resmi özeti şöyle:

“Gönüllü olarak katılan otuz kişi gerçek bir hapishaneye girer ve rastgele gardiyan ya da mahkum olarak görevlendirilir. Güç, hiyerarşi ve kontrol sisteminin içine itilen bu kişiler, sıradan insanların kendilerine verilen rollere kaçınılmaz olarak uyum sağlayıp sağlamadıklarını ya da empati, ahlak ve bireyselliğin onları ters yönde iten güçlere karşı koyup koyamayacağını keşfedecekler. Baskı artıp güç dengesi değişmeye başladıkça, asıl soru her zamankinden daha acil hale geliyor: Güç yozlaştırır mı?”

“Yeni Stanford Hapishane Deneyi”, Alfred Street Industries tarafından üretiliyor. Jane Lipsitz, Dan Cutforth, Nan Strait, Dan Volpe, Jeff Grogan ve Mike Odair ise yapımcı olarak görev alıyor.

Lipsitz, “Stanford Hapishane Deneyi”nin kendisini her zaman büyülediğini söyledi. Ciddi etik kusurlarına rağmen, bu deneyin bugün daha da güncel hale gelen temel bir soruyu gündeme getirdiğini öne süren yapımcı, “İktidar, etik seçimleri nasıl etkiler?” diye soruyor.

Lipsitz, bu “sosyal deneyi” yeniden kurgulama fırsatını yakalamanın, şimdiye kadar yaşadıkları “en yoğun, en heyecan verici ve kesinlikle tırnakları yedirten” deneyimlerden biri olduğunu savundu.

Stanford Hapishane Deneyi, 1971 yılında psikoloji profesörü Philip Zimbardo’nun önderliğinde Stanford kampüsünde gerçekleştirildi.

Başlangıçta iki haftalık olarak tasarlanan deney, gardiyan rolünü üstlenen katılımcıların mahkum rolündeki katılımcılara kötü muamele etmeye başlaması ve diğer etik kaygılar nedeniyle bir haftadan kısa bir süre sonra sonlandırıldı.

Bu deney ve aynı dönemde yapılan diğer deneyler, insan katılımcılara zarar gelmesini önlemek için daha katı kuralların benimsenmesine yol açtı.

Orijinal deney hakkında çok sayıda kitap, belgesel, belgesel dizi ve senaryolaştırılmış uyarlama yapıldı.

Bunların arasında, 2015 yılında vizyona giren ve Billy Crudup’un Zimbardo rolünü üstlendiği The Stanford Prison Experiment; Moritz Bleibtreu’yu “Numara 77” rolü ile gördüğümüz 2001 yapımı Das Experiment de yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Fed faiz artırdı

Yayınlanma

Fed, üç yıl sonra ilk kez faiz oranlarını yükseltti ve yetkililer bu yıl en az bir faiz artışı daha öngördü.

Faiz artışıyla birlikte merkez bankasının gecelik fon faiz oranı hedef aralığı %3,75 ile %4 arasına çekildi. Politika yapıcılar bu artış lehinde 12’ye karşı 0 oyla karar verdiler.

Merkez bankasının para politikasındaki daha sıkı duruşu, Fed’in son dönemde petrol fiyatlarındaki toparlanma nedeniyle daha da kötüleşen inatçı enflasyonla mücadele ettiği bir dönemde ortaya çıktı.

Fed Başkanı Kevin Warsh, çeyrek puanlık bu artışın “bir miktar gevşemeyi ortadan kaldırdığını” söyledi.

Warsh düzenlediği basın toplantısında ne kendisinin ne de diğer politika yapıcıların mevcut enflasyon hızından memnun olduğunu söyledi.

Başkan, “Ana odak noktamız, görev tanımımızın fiyat istikrarı kısmı. Gerçek şu ki, enflasyon çok yüksek ve çok uzun süredir bu seviyede seyrediyor,” dedi.

Warsh, ABD ekonomisinin büyümesi için tüketici fiyatlarının istikrarının sağlanmasının önemini vurguladı ve şöyle konuştu:

“Fiyat istikrarı, iktisadi büyümenin temelidir ve bence bugün bunu sağlamak için önemli bir adım attık. Bunu kısmen, daha önce bahsettiğim gevşeme tedbirini ortadan kaldırarak başardık.”

Warsh, Fed’in petrol gibi ürünlerdeki fiyat şoklarını tek başına durduramayacağını belirtse de, merkez bankasının enflasyonist baskıların yayılmasını önlemede üstleneceği bir rol olduğunu ifade etti.

Warsh, petrol ve gıda ürünlerini iki örnek olarak göstererek, “Tek tek hiçbir fiyatı etkileyemeyiz” dedi ve şöyle devam etti:

“Fakat yapabileceğimiz ve yapacağımız şey, göreceli fiyatlardaki herhangi bir değişikliğin yayılmamasını ve ekonomi üzerinde ikinci ve üçüncü dereceden etkiler yaratmamasını sağlamak. Görevimiz budur ve biz de bunu yapıyoruz.”

Warsh, Federal Açık Piyasa Komitesi’nin faiz oranlarına ilişkin gelecekteki kararları hakkında ayrıntıları açıklamayacağını söyledi.

Gazetecilere açıklama yapan Başkan, “İleriye dönük yönlendirme işinde değilim. Bugün aldığımız karar, sağduyulu, ciddi ve sorumlu bir karardı; buradaki 110 ya da [120] gün boyunca hazırlandığımız ve üzerinde düşündüğümüz bir karardı.”

Warsh ayrıca, bu kararın piyasalar tarafından yönlendirilmediğini de ekledi:

“Bugün bu kararı, duruma ilişkin değerlendirmemize, istihdamın gidişatına ilişkin değerlendirmemize ve ekonominin gücüne dair yargımıza dayanarak aldık. Bazen piyasa, sonuçlarımızı önceden yargılamaya çalışır. Piyasa fiyatlarını izleyeceğim ve ne söyleyeceklerini göreceğim. Fakat bugünkü karar bizim kararımızdı.”

Warsh’ın bu açıklamaları, İran krizi nedeniyle akaryakıt fiyatlarının hızla yükselerek tüketiciler ve işletmeler üzerinde maliyet baskısı yaratmasının ardından geldi.

Kamyon ve trenlerde kullanılan dizel yakıtın galon başına fiyatı çarşamba günü yeni zirvelere ulaştı.

İşçi Bayramı tatili sırasında seyahat edenler, ABD’de bu tatil için kaydedilen en yüksek tutarı ortalama bir galon benzin için ödedi.

Warsh, son aylarda faiz oranlarının düşürülmesi çağrısında bulunan Başkan Donald Trump ile olan görüşmelerine ilişkin bir soruyu yanıtlamayı reddetti.

Warsh, “Başkanla yaptığımız görüşme hakkında size verecek hiçbir bilgim yok,” dedi.

Beyaz Saray Ekonomi Danışmanları Konseyi Başkanı Christopher Phelan, salı günü CNBC’ye yaptığı açıklamada, faiz oranlarının yükseltilmesinin bir “hata” olacağını söylemişti.

Başkan Trump, ise Warsh’ın arkasında olduğunu ve merkez bankasının oybirliğiyle faiz oranlarını artırma kararı almasından hemen önce kendisiyle görüştüğünü söyledi.

Trump, çarşamba günü gazetecilerin Warsh’a güvenip güvenmediğine dair bir sorusuna yanıt olarak, “Kevin’a güveniyorum. Fakat yönetim kurulu ona çok baskı uyguluyor. Kevin ile konuştum. Ona, ‘Yönetim kuruluyla aynı yönde oy versen de fark etmez’ dedim. Ona ‘Ne istersen onu yap’ dedim,” diye ekledi.

Beyaz Saray sözcüsü Kush Desai, Fed’in faiz oranlarını artırma kararının iktisadi açıdan haklı bir dayanağı olmadığını ve yüksek enflasyona katkıda bulunan ana faktörü çözmeyeceğini söyledi.

Desai, Fox News’e verdiği röportajda, “Federal Rezerv’in bugün aldığı, faiz oranlarını artırmaya yönelik bu oldukça talihsiz karar, yönetimin bakış açısına göre, özellikle ikna edici bir iktisadi gerekçeyle desteklenmiyordu,” dedi ve şöyle devam etti:

“Başkan ve diğerlerinin de belirttiği gibi, halen enflasyonun var olduğu ölçüde, bu durum tamamen enerji arzındaki şoktan, yani Orta Doğu’daki petrol fiyatlarındaki gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Bunlar faiz oranlarıyla hiçbir ilgisi olmayan ve yüksek faiz oranlarından gerçek anlamda etkilenmeyen unsurlardır.”

Trump, iki gün önce küresel dizel fiyatlarındaki hızlı artışın “büyük ölçüde İran’dan değil, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan kaynaklandığını” ileri sürmüştü.

Desai, “Şu anda faiz oranlarının yükseltilmesinin tek yapacağı şey, ABD’nin bu başkanın yönetiminde kaydettiği önemli iktisadi ilerlemeyi engellemek olacak,” dedi.

Desai, Fed’in kararı hakkında Trump ile şahsen konuşmadığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English