Bizi Takip Edin

Diplomasi

Keir Starmer ile Donald Trump görüştü

Yayınlanma

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Ukrayna barış müzakereleri ve ticaret savaşı tehditleri sürerken ABD Başkanı Donald Trump’la Washington’da görüştü.

Görüşmenin ana gündemi, Rusya ile doğrudan müzakerelere başlayan Trump’ı, Ukrayna’da olası bir Avrupa barış gücüne Amerikan ateş desteğine ikna etmekti.

Birleşik Krallık ve Fransa, Washington’un savaştan sonra bir barış gücünü destekleyeceğine dair garanti istiyor.

Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, savaş sonrası Ukrayna’daki İngiliz birliklerinin “kendi başlarının çaresine bakabileceklerini” söyledi.

“İhtiyaç olursa her zaman İngilizlerin yanındayım”

İki lider arasındaki görüşmeler öncesinde ABD Başkanı’na Oval Ofis’te gazeteciler tarafından, Starmer’ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da istediği barışı koruma anlaşmasının bir parçası olarak gündeme getirdiği Ukrayna’da konuşlu İngiliz askerlerinin Rusya tarafından saldırıya uğraması halinde yardıma gelip gelmeyeceği soruldu.

Trump, “Eğer yardıma ihtiyaçları olursa her zaman İngilizlerin yanında olacağım, tamam mı? Ama onların yardıma ihtiyacı yok. İngilizlerin inanılmaz askerleri, inanılmaz orduları var ve kendi başlarının çaresine bakabilirler,” cevabını verdi.

Britanya Trump’tan Ukrayna’ya Amerikan askerleri göndermesini istemese de, Starmer’ın inandığı gibi Rusya’nın Ukrayna’ya tekrar saldırması halinde havadan istihbarat gözetimi ve desteği ve son çare olarak da hava koruması talep etmeyi planlıyordu.

Trump, cuma günü Beyaz Saray’ı ziyaret eden Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından imzalanması beklenen, Ukrayna’dan kritik minerallerin çıkarılmasına yönelik bir ABD-Ukrayna anlaşmasının “kendi başına bir destek” olacağını öne sürdü.

Başkan, Vladimir Putin’in “sözünü tutacağını” ve Ukrayna’yı yeniden işgal etmeyeceğini düşündüğünü de sözlerine ekledi ve “Onu uzun zamandır tanıyorum ve sözünden döneceğine inanmıyorum… Anlaşmanın geçerli olacağını düşünüyorum,” dedi.

Trump’a göre kritik mineral anlaşması sayesinde Rusya bir daha saldıramayacak

Mineral anlaşması konusunda ise Trump, kendilerinin bir dayanak noktası olduğunu “çünkü orada olacaklarını, Ukrayna’da çalışıyor olacaklarını” vurgulayarak, “Bu onlar için ekonomik olarak harika bir şey çünkü … orada çok sayıda insanımız olacak … bu yüzden bir sorun yaşayacağınızı düşünmüyorum,” dedi.

ABD lideri, Ukrayna’da çok sayıda işçiyle birlikte bulundukları durumda “kimsenin oyun oynayacağını” sanmadığını da sözlerine ekledi.

İngiliz yetkililer de bu nedenle mineral anlaşmasını desteklemiş ve Londra’nın ABD’nin Avrupa’daki mevcut varlığına ek olarak ne kadar daha talep ettiğini tam olarak netleştirmemişti. Fakat Starmer yönetimi Amerika’nın NATO’ya olan bağlılığının devam etmesini istiyor.

Oval Ofis’te ABD Başkanının karşısında oturan Starmer, Trump tarafından birkaç dakika önce “özel bir adam” olarak selamlanmasının ardından, “Ukrayna gibi konularda, artık bir barış anlaşması yapabileceğimiz ihtimalini ortaya çıkaracak şekilde konuşmayı değiştirdiğiniz için teşekkür ederim. Bu barış anlaşmasının kalıcı olmasını, uzun ömürlü olmasını ve kimsenin ihlal etmediği tarihi bir anlaşma olarak tarihe geçmesini sağlamak için sizinle birlikte çalışmak istiyoruz,” dedi.

İlişkileri yumuşatmak amacıyla Starmer, Trump’a Kral III. Charles’tan gelen devlet ziyareti davetini de içeren kişisel bir mektup sundu.

ABD-Britanya ticaret anlaşması ihtimali artıyor

Trump, Başbakan Starmer’ın müzakere becerilerine övgüler yağdırırken Birleşik Krallık’ın küresel ticaret savaşından sıyrılabileceğini öne sürdü ve “çok iyi bir [ticari] anlaşma” ihtimalini dile getirdi.

Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Starmer’ın kendisini Birleşik Krallık’a gümrük vergisi koymamaya ikna edip etmediği sorusuna Trump, “Denedi. Çok çalışıyordu. Size söyleyeyim, orada ona ne kadar ödüyorlarsa onu hak ediyor ama denedi.. Bence bu iki büyük, dost ülke söz konusu olduğunda, tarifelerin gerekli olmayacağı gerçek bir ticaret anlaşması yapmamız için çok iyi bir şans var. Göreceğiz,” cevabını verdi.

Trump “çok iyi bir anlaşmaya varmak için çok iyi bir şans olduğunu” söyedi ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in “her iki ülke için de müthiş, gerçekten müthiş olabilecek” bir anlaşma üzerinde çalışan kişiler arasında olduğunu belirtti.

Trump’ın yanında duran Starmer ise, “Trilyon dolarlık teknoloji sektörlerine sahip tek iki Batılı ülkeyiz; yapay zeka alanında liderleriz. Bu nedenle bugün daha da ileri giderek merkezinde ileri teknoloji olan yeni bir ekonomik anlaşma üzerinde çalışmaya karar verdik,” dedi.

Birleşik Krallık’ın ABD Büyükelçisi Peter Mandelson, bu ortak çalışmayı özel olarak “Ekonomilerimizi Yeniden Büyük Yapın” olarak adlandırdı.

Britanya bu çalışmanın biyobilim, sentetik biyoloji ve kuantum bilişim gibi alanları kapsamasını öngörüyor.

Trump da, “Bence iki anlaşma yapacağız. Bence savaşı sona erdirecek bir anlaşma yapacağız ve bence sizinle harika bir ticaret anlaşması yapacağız,” dedi.

Trump Britanya’nın AB’den “çok farklı bir yer” olduğunu söylerken İngiliz yetkililer, iki tarafın tam bir serbest ticaret anlaşması yerine aşamalı bir ekonomi ve teknoloji anlaşması hedeflediğini söyledi.

ABD-Birleşik Krallık ticaret anlaşmaları yapma girişimleri geçmişte Londra’nın bazı Amerikan tarım ürünlerini kabul etmeyi reddetmesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Böyle bir ticaret anlaşması fikri neredeyse on yıl önce Brexit yanlılarının  temel argümanıydı.

Trump’tan Chagos Adaları anlaşmasına destek sinyali

Donald Trump ayrıca ABD’nin, Birleşik Krallık’ın gizli bir ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Chagos Adaları’nın egemenliğini Mauritius’a devretme yönündeki tartışmalı planını destekleyebileceğini ima etti.

Beyaz Saray’da gazetecilere konuşan Trump, “Çok yakında bu konuda bazı görüşmeler yapacağız ve içimden bir ses bunun çok iyi sonuçlanacağını söylüyor,” dedi.

Birleşik Krallık geçtiğimiz ekim ayında Hint Okyanusu’ndaki uzun süredir tartışmalı olan takımadaların Mauritius’a verilmesini öngören bir anlaşmaya varmıştı. Bu, Birleşik Krallık’ın şu anda Birleşik Krallık-ABD ortak Diego Garcia hava üssüne ev sahipliği yapan sömürgeci bir mülkten vazgeçmesi anlamına geliyor.

Joe Biden yönetimi anlaşmaya destek çıksa da İngiliz muhafazakârlar ve Amerikan Cumhuriyetçiler pek olumlu bakmıyordu. İngiltere üssün en az 99 yıllığına kiralanması ve bu sürenin uzatılabilmesi için müzakerelerde bulundu ama yurtiçi ve yurtdışındaki muhafazakârlar Starmer hükümetini adalardan gereksiz yere vazgeçmekle suçladı ve anlaşmanın Çin’in bölgede söz sahibi olmasına olanak sağlayabileceği uyarısında bulundu.

Trump perşembe günü olumlu mesajlar verdi ve kira anlaşmasının “uzun zamana yayılan şekilde” yapıldığını söyledi ve “Sanırım ülkenizle birlikte hareket etme eğiliminde olacağız,” diye ekledi.

Starmer ile JD Vance arasında gerilim

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İngiltere’nin ifade özgürlüğü konusundaki tutumunun Amerikan şirketlerini ve vatandaşlarını “boğduğunu” iddia etmesinin ardından Starmer Oval Ofis’te Vance’e doğrudan meydan okudu.

Başkan Trump ile görüşmesinde Starmer’ın karşısında oturan Vance, gazetecilere Britanya ile ABD arasındaki “özel ilişkinin” önemli olduğunu söyledi, fakat “aşırı zorlayıcı teknoloji regülasyonları” konusunda bir uyarıda bulundu.

Vance, “İfade özgürlüğüne yönelik ihlallerin sadece İngilizleri değil (elbette İngilizlerin kendi ülkelerinde ne yapacakları kendilerine kalmış) aynı zamanda Amerikan teknoloji şirketlerini ve dolayısıyla Amerikan vatandaşlarını da etkilediğini biliyoruz,” dedi.

Starmer, koltuğunda öne doğru eğilerek başkan yardımcısına bir cevap verdi ve hükümetinin “ABD vatandaşlarına ulaşmak istemeyeceğini ve istemediğimizi ve bunun kesinlikle doğru olduğunu” söyledi.

Starmer, “Fakat Birleşik Krallık’taki ifade özgürlüğü ile ilgili olarak, oradaki tarihimizle gurur duyuyorum,” diye ekledi.

Starmer Oval Ofis’te ABD Başkan Yardımcısına, “Birleşik Krallık’ta çok çok uzun bir süredir ifade özgürlüğümüz var ve bu çok çok uzun bir süre daha devam edecek,” dedi.

Diplomasi

Türkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor

Yayınlanma

Bloomberg’ün haberine göre Türkiye ve Birleşmiş Milletler, Karadeniz’de seyrüsefer ve liman güvenliğini sağlamak amacıyla Rusya ve Ukrayna ile ekim ayı başında yeni görüşmeler yapmayı planlıyor. Hazırlıkları New York’taki kapalı toplantıda ele alınan sürecin, 2022’deki tahıl koridoru modeline dayanması öngörülüyor.

Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM), Karadeniz’de ateşkes sağlanması ve ticari seyrüsefer güvenliğinin tesis edilmesi amacıyla Rusya ve Ukrayna ile yeni müzakereler yürütmeye hazırlanıyor.

Bloomberg’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre tarafların katılımıyla planlanan temaslar ekim ayı başında gerçekleşecek. Girişimin temel hedefini ise limanların, sivil gemilerin ve enerji altyapısının korunması oluşturuyor.

Diplomatik sürecin zeminini oluşturmak üzere eylül ayı sonunda BM Genel Kurulu kapsamında basına kapalı bir toplantı yapıldı. Söz konusu görüşmede Türkiye, ABD, Avrupa ülkeleri, Mısır ve Hindistan’dan yetkililer yer aldı.

Toplantıya ait belgelerde, tarafların ticari seyrüsefer özgürlüğünü, limanların ve enerji altyapısının güvenliğini kapsayan, “dar çerçeveli ve karşılıklı fayda sağlayan bir anlaşmayı” ele aldıkları kaydedildi.

Planlanan sürecin, 2022 yılında varılan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması modelini izlemesi öngörülüyor.

Söz konusu dönemde, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin güvenli sevkiyatını sağlayan sözleşmenin yanı sıra Rusya ile BM Sekretaryası arasında Rus gıda ve gübre ihracatının kolaylaştırılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalanmıştı.

Kremlin, kendi ürün ve gübre ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasına dair maddelerin yerine getirilmediğini savunarak 2023 yılında anlaşmayı askıya almıştı.

Moskova yönetimi, kendi şartları karşılanana kadar tahıl koridoruna dönmeyeceğini belirtiyor.

Ekonomim gazetesi de ağustos ayı sonunda Ankara’nın Karadeniz’deki tahıl girişimini yeniden canlandırmak adına temaslarını yoğunlaştırdığını yazmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise 1 Ekim’de düzenlenen Valday Forumu’ndaki konuşmasında, Rus rafinerilerine yönelik saldırıların durdurulması karşılığında Ukrayna gemilerini vurmama yönündeki teklifleri kabul etmeyeceğini dile getirdi.

Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Karadeniz’deki askeri çatışmalara değinen Putin, yalnızca askeri gemileri veya askeri kargo taşıyan tekneleri hedef aldıklarını savundu. İsabet alan gemilerde ikincil patlamalar yaşandığını ve bunun askeri yüke işaret ettiğini öne süren Rus lider, Ukrayna ordusunun sivil yük taşıyan Rus tanker ve gemilerine saldırmaya başladığını iddia etti.

Putin, Ukrayna’nın ilk 10 günde 40 Rus gemisini devre dışı bıraktığını, süreç boyunca hasar gören toplam gemi sayısının ise 100’ü aştığını belirtti.

Rus lider, Moskova’nın bu eylemlere karşılık verdiğini ifade ederek her taraftan gelen saldırıları durdurma çağrılarına tepki gösterdi.

Öte yandan Estonya, Rusya ve Belarus menşeli tahıl ürünlerinin kendi toprakları üzerinden transit geçişini yasakladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Mısır’a askeri yardım konusunda insan hakları şartını kaldırdı

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’a verilecek 300 milyon dolardan fazla tutardaki askeri yardım için insan hakları şartlarından feragat ettiğini belirtti.

Açıklamada bu kararın, İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana Kahire’nin “yardımcı rolünü” göz önünde bulundurularak alındığı vurgulandı.

Mısır, 1979 yılında İsrail ile barış antlaşması imzaladıktan sonra ABD’den önemli ölçüde destek almaya başlamıştı.

Ülke, 1980’lerin sonlarından bu yana her yıl yaklaşık 1,3 milyar dolarlık ABD askeri yardımı alıyor.

Bu yardımın bir kısmı, ulusal güvenlik gerekçesiyle feragat edilebilen insan hakları ve demokrasi ile ilgili koşullara tabi.

Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde de dahil olmak üzere fonların kesilmesi, geçmişte Kahire ile Washington arasında gerginliklere yol açmıştı.

Reuters’ın eline geçen, 21 Eylül tarihli ve çeşitli Kongre komitelerine hitaben yazılmış bir mektupta, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “2025 mali yılı Mısır’a yönelik 320 milyon dolarlık Yabancı Askeri Finansman programı kapsamında sertifika şartından feragat etme kararı aldığı” belirtildi.

Bu muafiyet daha sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından da doğrulandı.

Kararı gerekçelendiren ek notta, askeri yardımın bu kısmının “terörle mücadele, sınır güvenliği veya nükleer silahların yayılmasının önlenmesi programları için gerekli olduğu ya da başka şekillerde ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları açısından önemli olduğu” belirtildi.

4 Eylül tarihli ve Rubio’nun imzasını taşıyan notta, “Bu muafiyet yetkisinin kullanılması, özellikle ‘Epic Fury Operasyonu’ sonrasında Mısır’ın üstlendiği yardımcı rol göz önüne alındığında, ABD-Mısır ilişkileri ve ABD’nin ulusal güvenlik öncelikleri açısından hayati önem taşımaktadır,” denildi.

“Epic Fury Operasyonu”, ABD ordusunun Şubat ayı sonlarında İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı harekât için kullandığı isim.

Washington’daki mektubu bilen iki kaynağın gerçekliğini doğruladığı Dışişleri Bakanlığı notunda, Mısır’ın “yardımcı rolü” olarak adlandırılan konuya ilişkin ayrıntılı bilgi verilmedi.

Dışişleri Bakanlığı’nın Mısır’a yönelik askeri yardıma ilişkin yıllık kararı, genellikle 30 Eylül’de sona eren bir önceki mali yıl için ayrılan fonları kapsar.

Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Rubio’nun ABD’nin güvenliği adına bu onaydan feragat ettiğini ve ABD’nin Mısır hükümetiyle çeşitli konularda işbirliğini sürdürdüğünü belirtti.

Sözcü, e-posta yoluyla gönderilen bir açıklamada, “Bu feragat kararı, bölgedeki önemli güvenlik sorunlarının yaşandığı bir dönemde Mısır ile güvenlik işbirliğini sürdürmenin önemini kabul etmektedir,” dedi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili hemen bir yorumda bulunmadı.

İran savaşının yayılma etkisi, Mısır da dahil olmak üzere ABD’nin güvenlik ortaklarına yüksek bir bedel ödettirdi.

Artan yakıt fiyatları ve diğer aksaklıklar nedeniyle Mısır ekonomisi zorlu bir dönemden geçiyor.

Biden yönetimi altında ABD, Mısır’ın insan hakları sicili nedeniyle yıllık askeri ödeneğin bir kısmını birçok kez geri çekmişti.

2024 yılında, Hamas’ın liderliğinde 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen saldırı ve bunun sonucunda Gazze’de çıkan savaşın ardından, Biden yönetimi insan hakları şartlarını bir kenara bırakarak, 1,3 milyar dolarlık tahsisatın tamamını, yönetiminin ilk kez Mısır’a aktarmıştı.

İnsan hakları örgütleri, Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi yönetimi altında Mısır’ı işkence ve zorla kayıplar da dahil olmak üzere yaygın insan hakları ihlalleriyle uzun süredir suçluyor.

Bu hafta Mısır polisi, bir doğrulama ve araştırmacı medya kuruluşundan altı gazeteciyi, yasaklanmış Müslüman Kardeşler adına yanlış bilgi yaymakla suçlayarak gözaltına aldı.

Mısırlı yetkililer, insan hakları sorunlarını ele almak için adımlar attıklarını belirtiyor. Sisi, istikrarın her şeyden önemli olduğunu ve hükümetin temel ihtiyaçları karşılamaya çalışarak insan haklarını desteklediğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English