Diplomasi
Kishida enerji arzını güvenceye almak için Körfez turunda

Japonya Başbakanı Fumio Kishida, Ukrayna savaşıyla kızışan enerji rekabetinin ortasında enerji arzını güvence altına almaya ve Japon yeşil teknolojisini sunmaya odaklanan Körfez turunun ikinci durağı için pazartesi günü Birleşik Arap Emirlikleri’ne geldi.
Devlet haber ajansı WAM, Kishida’nın Abu Dabi’ye indikten sonra Emirlik Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed el-Nahyan ile bir araya geldiğini ve iki liderin BAE ile Japonya arasında “kapsamlı bir stratejik ortaklığı” tartıştığını bildirdi. WAM, farklı sektörleri kapsayan çeşitli anlaşmalar imzaladıklarını da ekledi.
Kishida ayrıca, salı günü büyük gaz üreticisi Katar’a gitmeden önce BAE-Japonya iş forumuna katıldı.
Japonya aktif olarak yenilenebilir enerji teknolojilerini geliştiriyor ve 2050 yılına kadar karbon nötr olmayı hedefliyor. Kasım ayında Dubai’de yapılacak iklim zirvesi öncesi Kishida’nın “Japon bilgi birikimini teşvik etmeye” çalışacağı belirtildi.
Daha önce devlet petrol devi Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi, Japonya’nın ham petrolünün yaklaşık %25’ini BAE’den ithal ettiğini ve bunun da onu ADNOC’un en büyük uluslararası petrol ve gaz ürünleri ithalatçısı yaptığını söyledi.
BAE devlet haber ajansı WAM tarafından pazar günü yayınlanan bir yazıda Kishida, “BAE’den gelen güvenli enerji arzı, Japonya’nın ekonomik büyümesini yıllardır destekledi” denildi.
BAE ziyareti ise, Riyad’ın Japonya’ya petrol arzını güvence altına almaya kararlı olduğunu ve temiz hidrojen, amonyak ve geri dönüştürülmüş karbon yakıtları konusunda Tokyo ile işbirliğini sürdüreceğini söylediği pazar günkü Suudi Arabistan ziyaretinin ardından geldi.
Suudi Arabistan ile 26 anlaşma imzalandı
Suudi devlet haber ajansı SPA’nın pazartesi günü bildirdiğine göre, Kishida ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin net sıfır geçişlerine ulaşmalarına yardımcı olacak “Manar” girişimini başlatma konusunda anlaştılar.
Japonya Dışişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü yayınlanan açıklamaya göre, Tokyo ve Riyad ayrıca dışişleri bakanı düzeyinde yeni bir stratejik diyalog başlatmaya hazırlanıyor.
Açıklamada, “Her iki lider de iki ülke arasındaki siyaset, diplomasi ve güvenliği kapsayan alışverişleri daha fazla canlandırma konusunda anlaştılar” denildi.
Kishida ayrıca, Suudi Yatırım Bakanı Halid el-Falih ile bir araya geldi.
Bakan Falih, imzalanan anlaşmalar ve protokollerin iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirmeye katkı sağlayacağını, ortaklığı genişleteceğini söyledi.
Yapılan 26 anlaşma ve protokolün temiz enerji alanlarında yoğunlaştığını kaydeden Bakan Falih, bunların yenilenebilir enerji, hidrojen enerjisi, uzay, teknoloji, tarım, eğlence, yapay zeka gibi bir alanı kapsadığını belirtti.
Falih, “İki ülke arasında imzalanan anlaşmalar gelecek dönemde ekonomik ortaklığı yeni düzeylere taşıyacaktır” dedi.
Japonya Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili de bu hafta gazetecilere verdiği demeçte, Kishida’nın gezisi sırasında enerji piyasalarını tartışmayı planladığını ve aynı zamanda net sıfıra geçiş için Japon teknolojileri sunmayı hedeflediğini söyledi.
Katar ile LNG işbirliği
Japon liderin salı günü ise dünyanın en büyük LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) ihracatçısı Katar’a geçmesi bekleniyor. Doha ziyareti öncesi Katar Haber Ajansı’na (QNA) konuşan Kishida, Katar’ı Japonya için “önemli bir ortak” olarak nitelendirerek, Japonya ve Katar’ın ilişkilerini sadece enerji sektöründe değil, çeşitli alanlarda da istikrarlı bir şekilde geliştirdiğini söyledi.
Göreve başlamasından bu yana ülkeye yaptığı ilk ziyaretin önemini vurgulayan Kishida, mevcut ziyaretin, işbirliğini genişletme potansiyeli olan iki ülke arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesini tartışmak için harika bir fırsat olacağını da sözlerine ekledi.
Uzun yıllardır Katar’dan gelen istikrarlı LNG ve petrol arzının Japonya’nın ekonomik büyümesini desteklediğini ve Japonya ile Katar’ın istikrarlı bir şekilde karşılıklı yarar sağlayan bir ilişki geliştirmesine izin verdiğini söyleyen Kishida, 1990’lardan beri Japon şirketlerinin, Katar’da tam ölçekli LNG tesislerinin inşasına katkıda bulunduğunun altını çizdi:
“Katar’ın refahının mihenk taşı olarak görülen Kuzey Sahası Genişletme Projesi’nde, Şubat 2021’de bir Japon şirketi ile LNG tesislerinin geliştirilmesi ve inşası için sözleşme imzalandı. Ayrıca Japon şirketleri, Katar’daki önemli altyapının inşasına katkıda bulundu. Doha Metrosu ve Hamad Uluslararası Havalimanı’nın inşası gibi. Japon yüksek teknoloji şirketlerinin Katar’ın daha da gelişmesine katkıda bulunmaya devam etmesinden çok memnunum.”
Japonya Başbakanı, ayrıca Katar’ın 11 Mart 201’deki büyük deprem sırasında 4 milyon tonluk ek LNG tedariki ve 100 milyon $’lık destek fonunu içeren cömert yardımı için takdirini yineledi.
“Yeşil bir toplumun gerçekleştirilmesine yönelik küresel hareket hızlanırken, Japonya’nın Ekim 2020’de duyurduğu 2050 yılına kadar karbon nötr ve karbondan arındırılmış bir topluma ulaşma hedefinden” bahseden Kishida, nispeten düşük çevresel etkiye sahip bir enerji kaynağı olan LNG’yi kullanırken, enerji tasarrufu, hidrojen ve amonyak dahil olmak üzere temiz enerji alanındaki işbirliğinin önemini vurguladı. İki ülkenin temiz enerji alanındaki işbirliği kapsamında Katar’daki ilk büyük ölçekli güneş enerjisi üretim projesine bir Japon firmasının katıldığına dikkat çekti.
Bölgede ve dünyada barış, istikrar ve refahı sağlamak için “Özgür ve Açık Hint-Pasifik” vizyonunu savunduklarını öne süren Kishida, bu kapsamda Katar’la daha yakın çalışmayı arzu ettiklerini vurguladı.
Katar ile Japonya arasındaki ilişkinin enerji işbirliğinin ötesine geçtiğini kaydeden Kishida, Ortadoğu’da, Körfez’de barış gündemini, “Çin ve Kuzey Kore gibi Doğu Asya meseleleri” konusunda da görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.
Japonya Başbakanı, “Uluslararası arenada, Afganistan’daki durum da dahil olmak üzere uluslararası toplumdaki durumun istikrara kavuşturulması ve gerilimlerin hafifletilmesinde hayati bir rol oynayan Katar ile yakın bir şekilde çalışmak niyetindeyim” dedi.
Tokyo’da LNG Konferansı
Japonya, yarın Tokyo’da LNG Üretici-Tüketici Konferansı 2023’e ev sahipliği yapacak.
Bilgi sahibi kaynaklara göre hükümet, bu konferansta, Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) üyesi ülkeler için bir gaz stoklama çerçevesi oluşturulmasını önerecek.
Japonya sunacağı gaz stoku önerisinin şubat ayında yapılacak UEA bakanlar toplantısının gündemine dahil edilmesini hedefliyor.
UEA halihazırda ABD ve Japonya gibi üye ülkelerin acil durumlarda en az 90 günlük net ithalata eşdeğer bir acil durum petrol rezervine sahip olmasını şart koşuyor ve Japonya’nın önerisi gaz için benzer bir strateji oluşturmayı hedefliyor.
Kishida’nın Körfez ziyaretinin bu önerinin sunulacağı toplantıyla aynı zamanda denk gelmesi dikkat çekti.
Japonya enerji ihtiyacının yüzde 90’nını Ortadoğu’dan karşılıyor.
Ziyaret öncesi Japan Times’a konuşan Japonya Enerji Ekonomisi Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Shıji Hosaka, “Gelecekte enerji ithalatı azalmaya devam etse de Japonya’nın 2050’den sonra bile Ortadoğu’dan petrol ve doğal gaz almaya devam edeceğini düşünüyorum” yorumunu yaptı.
Japonya Gaz Birliği Başkanı Takahiro Honjo da bu ziyaretin, LNG ve diğer yakıt türlerinin istikrarlı bir şekilde tedariğinin sağlanmasına yardımcı olmasını beklediklerini belirtmişti.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











