Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB-CELAC zirvesinde hedef iktisadi işbirliğini derinleştirmek

Yayınlanma

50’den fazla Avrupa, Latin Amerika ve Karayipler ülkesinin lideri Brüksel’de ‘Barışı ve sürdürülebilir kalkınmayı güçlendirmek için iki bölgeli ortaklığın yenilenmesi’ çağrısı yapan iki günlük zirvede bir araya geldi. AB açısından, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ve Çin ile ‘riskleri azaltma’ stratejisi kapsamında Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) ile kurulacak derin iktisadi ilişkiler stratejik önem kazandı. CELAC’ın önde gelen ülkesi Brezilya için ise, Lula yönetiminin ülkeyi yeniden ‘uluslararası siyaset’e sokma ve ekonomiyi düzeltme iddiası ağır basıyor.

Nitekim Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, Avrupa, Latin Amerika ve Karayiplerin ‘hiç olmadığı kadar’ birbirine ihtiyaç duyduğuna vurgu yaptı.

COVID-19’u, Ukrayna’daki savaşı ve ‘Çin’in yurtdışında artan iddiasını’ üçlünün birlikte yüzleşmesi gereken zorluklar olarak gösteren Leyen, “Avrupa, Latin Amerika ve Karayipler için tercih edilen bir ortak olmayı arzuluyor,” dedi.

AB, Latin Amerika ve Karayipler’deki en büyük yabancı yatırımcı. Fakat Çin, ABD’nin ardından bölgenin ikinci en büyük ticaret ortağı haline geldi.

Leyen, AB’nin, Çin’in Kuşak ve Yol altyapı yatırımları programına rakip olarak görülen Global Gateway programı kapsamında Latin Amerika ve Karayipler’de 45 milyar Avroluk yatırım planladığını da sözlerine ekledi.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte de “Avrupalılar olarak kibirli davrandık,” dedi. Rutte, Avrupa’nın Rusya’yı izole etme konusunda yardım için baskı yapmakta hızlı davrandığını ama son yıllarda başkalarının endişelerine yeterince duyarlı olmadığını söyledi.

Ukrayna ve kölelik pürüzü

AB-CELAC zirvesindeki en büyük pürüz Ukrayna savaşı konusunda yaşanıyor. Zirvede ‘ortak değerler’den çokça söz edilmesine rağmen, bildiri üzerine yapılan tartışmalar Ukrayna’daki savaşın ve Avrupa’nın köle ticaretindeki tarihi rolünün nasıl ele alınacağı konusundaki farklılıkların su yüzüne çıkmasına neden oldu.

AB yetkilileri savaş nedeniyle Rusya’nın açıkça kınanmasını istediklerini söylüyorlar. Fakat CELAC ülkelerinin çoğu Şubat ayında Rus askerlerinin derhal çekilmesini talep eden bir BM kararını desteklerken, Nikaragua karşı oy kullandı ve Bolivya, Küba ve El Salvador çekimser kaldı. Latin Amerika’nın iktisadi kalkınması iiçin ABD ve AB desteği önemli olsa da, bölge Rus gübre ve tahıl ithalatına da bağımlı. Örneğin Nikaragua’nın tahıllarının yüzde 80’inden fazlası Rusya’dan geliyor.

AB-CELAC zirvesi öncesinde AB Konseyi Dönem Başkanı İspanya, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi de zirveye davet etmek istemiş ama bu öneri CELAC ülkelerinin çoğu tarafından reddedilmişti. 

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Ukrayna’ya silah verdiği için batılı ülkelere karşı daha önce dile getirdiği eleştirilerini tekrarlamadı ama savaşın kaynakları başka yerlerdeki temel önceliklerden saptırdığını söyledi.

Lula, “Avrupa’nın kalbindeki savaş dünyanın üzerine bir belirsizlik örtüsü seriyor ve ekonomi ve sosyal programlar için gerekli olan kaynakları savaş amaçlarına yönlendiriyor. Silahlanma yarışı iklim değişikliğiyle mücadeleyi daha da zorlaştırıyor,” dedi.

CELAC dönem başkanlığını yürüten Saint Vincent ve Grenadinler’in başbakanı Ralph Gonsalves, bildiride ‘yerli soykırımının ve Afrikalıların köleleştirilmesinin tarihsel mirasları ve onarıcı adalete yönelik bir şeyler’ konusunda bir dil kullanılmasını umduğunu söyledi. Gonsalves, “Bu, üzerinde olgun bir konuşma yapmamız gereken bir konu,” dedi.

Fakat diplomatlar, bazı Avrupa hükümetlerinin tazminat konusunda önerilen dile temkinli yaklaştığını söyledi.

Ekonomi ve ticaret cephesinde işler daha iyi gidiyor

Ekonomi cephesinde ise AB, Rusya ile bağlarını kopardıktan sonra yeni enerji ortaklıkları kurma arayışında. Ayrıca Çin’e olan ‘bağımlılığı’ azaltmak ve Çin’in hakim olduğu bir tedarik zinciri olan elektrikli araçlar ve düşük karbon ekonomisine geçiş için madenleri güvence altına almak istiyor.

CELAC ise, AB yatırımları için istekli olsa da, genellikle başka bir yere işlenmek üzere maden göndermenin daha küçük getirileri yerine, lityum bataryaların veya elektrikli araçların işlenmesi ve üretilmesinin ekonomik faydalarını istiyorlar.

AB, dünyanın en büyük bakır üreticisi ve ikinci en büyük lityum üreticisi Şili ile bir ticaret anlaşması için düğmeye bastı. Yetkililer anlaşmanın önümüzdeki yıl yürürlüğe girebileceğini söyledi.

Madenler, yenilenebilir enerji ve telekomünikasyon anlaşmaları

Zirvede AB ile CELAC ülkeleri arasında varılan anlaşmalar kapsamında, AB, Arjantin ve Şili’de lityum gibi kritik hammaddeler konusunda Latin Amerika ve Karayipler’deki ortaklarıyla birlikte çalışacak ve Amazon bölgesinde telekom ağlarını genişletmek için Brezilya hükümeti ve AB özel sektörüyle işbirliği yapacak. AB, Kosta Rika’da toplu taşımanın elektrifikasyonuna ve Kolombiya’da bir metro hattının inşasına katılacak.

Ayrıca Jamaika’da ada çapında geniş bant erişimine ulaşmak için 5G hizmetlerinin dağıtımına katılacak ve Paraguay’daki elektrik şebekesinin yükseltilmesinde yer alacak.

AB ile Uruguay, temiz enerjiye geçiş sürecinde işbirliklerini artırma kararı aldı. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve yenilenebilir hidrojen konularında iki ülke arasında bir Mutabakat Zaptı imzaladı. Bu kapsamda sağlık, yenilenebilir enerji, dijital bağlantı, kritik hammaddeler, araştırma ve inovasyon gibi kilit sektörlerde ‘sürdürülebilir büyümeyi teşvik eden akıllı yatırımlar’ Uruguay’a gidecek.

Mercosur anlaşmasında ilerleme beklenmiyor

Öte yandan AB ile Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay’ın oluşturduğu Mercosur ticaret bloğu arasındaki ticaret anlaşması müzakerelerinin zirvede ilerleme kaydetmesi beklenmiyor.

Ticaret anlaşması, 2019’da imzalanmasına rağmen bazı AB ülkeleri tarafından onaylanmıyor. Ülkeler, özellikle Amazon’daki ormansızlaşma ve tarımsal rekabetle ilgili çevresel kaygılar nedeniyle bu anlaşmayı onaylamayı reddediyor.

Örneğin AB’nin 2022 yılında kabul ettiği Yeşil Mutabakat, ticaret anlaşmalarının katı çevre standartlarına uyması gerektiğini savunuyor.    

Özellikle Brezilya, AB’nin taleplerini geri çeviriyor. “Hepimizin paylaştığı çevresel değerlerin savunulması korumacılığın bahanesi olamaz,” diyen Lula, halkının iktisadi kalkınmanın ‘tadını çıkarmayı’ hak ettiğini savunuyor.

Lula Temmuz ayı başında yaptığı açıklamada “Stratejik ortaklar güvensizlik ve yaptırım tehditleri temelinde pazarlık yapmazlar,” demişti. Lula ayrıca AB’nin bu anlaşmayı Mercosur ülkelerini sonsuza kadar hammadde ve mineral tedarikçisi olmaya mahkum etmek için kullanmak istediğini de sözlerine eklemişti.

Avrupa Birliği’nin en üst düzey diplomatı Josep Borrell Pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, zirvede anlaşmanın tamamlanması konusunda ‘büyük bir ilerleme beklemediğini’ söyledi. Üst düzey bir İspanyol diplomat da Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada AB-CELAC’ın ‘bir müzakere zirvesi değil, siyasi bir zirve olacağını’ söyledi.

Avrupalı sanayiciler anlaşmayı istiyor; Berlin tam saha preste

Tüm sektörlerden on dokuz Avrupa iş dünyası derneği, AB kurumlarına AB-Mercosur ticaret anlaşmasının mümkün olan en kısa sürede onaylanmasını sağlamaları çağrısında bulundu.

5 Temmuz tarihli açık mektupta, “Özellikle AB-Mercosur anlaşması, Avrupa’ya daha geniş Latin Amerika pazarında ilk hamle avantajını yakalamak için eşsiz ve zamanında bir fırsat sunuyor,” deniyor.

Halihazırda katı ticari kısıtlamalar yürürlükte olsa da, dernekler Avrupa’nın gelecekte Mercosur ve Latin Amerika’nın geri kalanıyla ticareti ilerletme konusunda öncülük etme fırsatına sahip olacağını düşünüyor.

Almanya’da AB-Mercosur anlaşması, özellikle otomotiv endüstrisi ve makine mühendisliği gibi ihracata yönelik sanayi sektörleri tarafından geniş bir destek görüyor.

Sanayinin hükümete baskı yaptığı diğer bir ülke de Avusturya. Şansölye Karl Nehammer, hükümetinin serbest ticaret anlaşmasının imzalamayı reddetmeye yönelik pozisyonunun değişmediğini söylerken, kendi partisindeki (ÖVP) ekonomiden sorumlu milletvekillerinin eleştirileri ile karşı karşıya.

Avusturya Sanayi Federasyonu (IV) Başkanı Georg Knill yaptığı açıklamada, Avusturya’nın ‘Avrupa Birliği içindeki farklılaşmamış abluka tutumuyla giderek daha fazla izole olacağı’ için Mercosur’un onaylanması yönünde sanayiden gelen baskıların da arttığını söyledi. Ayrıca, başkanı aynı zamanda ÖVP Ekonomi Birliği ve ÖVP içindeki ekonomi kanadının da başkanı olan Avusturya Ticaret Odası (WKÖ), ticaret anlaşması lehinde.

Fakat ÖVP’nin en güçlü alt örgütü olarak kabul edilen Avusturya Çiftçiler Birliği anlaşmaya hâlâ şiddetle karşı çıkarken, Tarım Bakanı Norbert Totschnig serbest ticaret anlaşmasını en çok eleştiren isim oldu.

Totschnig Nisan ayında Kurier’e verdiği demeçte, “Mercosur anlaşması aile çiftçilerimiz ve dolayısıyla Avrupa’nın arz güvenliği üzerinde baskı yaratacaktır,” demişti.

Mercosur ile ticaret anlaşmasına dönük en büyük itiraz Fransa’dan geliyor. Özellikle Fransız tarım ve hayvancılık şirketleri, ucuz Latin Amerika tahıl ve etinin Avrupa pazarına girecek olmasından endişeli.

Almanya ise anlaşmanın yıl sonuna kadar onaylanmasını istiyor. Alman Federal Ekonomi ve İklim Koruma Bakanlığı Parlamenter Müsteşarı Franziska Brantner EURACTIV’e verdiği mülakatta, Berlin’in tereddütlü Paris’i AB-CELAC zirvesinde görüşülmekte olan AB-Mercosur serbest ticaret anlaşmasının yararları konusunda ikna etmek istediğini söyledi.

Yeşiller üyesi Brantner, “Mercosur ülkeleriyle iklimi koruyan ve aramızdaki ticareti geliştiren bir anlaşma yapmak çok önemli,” dedi.

Müzakerelerin şu anki aşamasında Avrupa Birliği, yağmur ormanlarının korunmasına yönelik hükümler içeren ek bir metni müzakere etmek istiyor ve Mercosur ülkelerinin iç anlaşmazlıklar nedeniyle geciken karşı önerilerini sunmalarını bekliyor.

Lula’nın daha önce dile getirdiği ‘korumacılık’ eleştirilerinin odağında da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un olduğu belirtiliyor.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English