Bizi Takip Edin

Diplomasi

Kısmi ihracat yasağı, Almanya-İsrail savunma ilişkilerini etkilemeyecek

Yayınlanma

Alman silah üreticileri ile İsrail ordusu arasındaki derin ve uzun süredir devam eden bağlar, Berlin’in Tel Aviv’e silah satışını kısmen engelleme kararının ardından da devam edecek.

Denizaltılar ve deniz korvetleri de dahil olmak üzere birçok yüksek değerli ihracatın, yalnızca Gazze’de kullanılması muhtemel silahları kapsayan yasaktan muaf olduğu belirtiliyor.

Arrow-3 füze savunma sistemlerinin satın alınmasına ilişkin büyük bir anlaşma da dahil olmak üzere, Almanya’nın İsrail’den ithalatı da etkilenmeyecek.

Küresel silah ticaretini izleyen Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) silah ihracatı uzmanı Zain Hussain, “Bunun İsrail ile Almanya arasındaki savunma sanayi ilişkilerini uzun vadede etkilemesi olası görünmüyor,” dedi.

Almanya, İsrail’in ABD’den sonra en büyük ikinci “büyük silah” tedarikçisi ve Hussain, “İsrail, önemli silah kapasitelerinin çoğu için bu ülkelere güvenmeye devam edecek,” dedi.

Merz’in kısıtlamaları ‘kasıtlı olarak sınırlı tutuldu’

Cevaplanmayan bir soru, Gazze ve Batı Şeria’da yaygın olarak kullanılan İsrail zırhlı araçları için Almanya’da üretilen motor, şanzıman ve yedek parça sevkiyatlarının devam edip etmeyeceği.

Alman hükümeti sözcüsü pazartesi günü tank parçalarıyla ilgili soruları yanıtlamayı reddederek, her vakanın ayrı ayrı değerlendirileceğini söyledi.

Tedarikçiler arasında yer aldığı bildirilen motor üreticisi MTU, faaliyet gösterdiği ülkelerdeki ihracat kontrol kurallarına uyacağını fakat İsrail’e olası ihracatlar hakkında yorum yapmayacağını açıkladı.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) İsrail uzmanı Muriel Asseburg, Merz’in kısıtlamalarının kapsam ve süre açısından kasıtlı olarak sınırlı tutulduğunu ve bu nedenle savunma ilişkilerine uzun vadeli bir etkisi olmasının olası olmadığını söyledi ama “İsrail’in en büyük ikinci silah tedarikçisinin kısmi ambargo uygulaması yine de bir mesaj veriyor,” dedi.

Alman silah şirketleri hükümetten henüz bilgi gelmediğini söyledi

Alman savunma sanayi aktörleri de mesele hakkında karanlıkta kalmaya devam ediyor. Alman savunma sanayi lobi grubu BDSV’nin başkanı Hans Christoph Atzpodien, pazartesi günü Euractiv’e verdiği demeçte, “kamuya açık bilgiler dışında herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını” söyledi.

İsrail için deniz gemileri üreten Thyssenkrupp Marine Systems de “federal hükümetten resmi bir bilgi almadıklarını” söyledi.

SIPRI’ye göre, kısmen Thyssenkrupp Marine Systems tarafından inşa edilen İsrail’in Sa’ar 6 deniz korvetleri, Gazze’deki hedefleri vurmak için kullanılıyor.

Merz, kendi partisi CDU içinden gelen eleştirilere yönelik bir iç belgede, yasağın “İsrail’in kendini savunması için hayati önem taşıyan hava ve deniz savunma teçhizatına” uygulanmayacağını söyledi.

2024 başından bu yana İsrail’e 251 milyon avroluk silah ihracatına onay

Almanya’nın silah ihracatı hakkında ayrıntılar büyük ölçüde gizli ve ihracat lisansları Almanya’nın kabine düzeyindeki ulusal güvenlik konseyi tarafından gizlice onaylanıyor. Savunma ürünlerinin toplam ihracat değeriyle ilgili altı aylık rakamlar dışında, resmi olarak çok az bilgi açıklanıyor.

Almanya, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun ardından öncelikli onay sürecinin ardından 2023 yılında İsrail’e yaklaşık 326 milyon avro değerinde silah ihracat lisansı verdi. Bu rakam, bir önceki yılın neredeyse on katı. 2024 yılında ise 161 milyon avro daha onaylandı.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, 2025’in ilk yarısında Almanya İsrail’e yaklaşık 90 milyon avro değerinde silah ihraç etti.

Die Linke’nin (Sol Parti) parlamento soruşturması yoluyla elde ettiği bilgilere göre, sevkiyatlar ateşli silahlar, mühimmat, silah parçaları, özel ordu ve donanma teçhizatı, elektronik cihazlar ve özel zırhlı araçları içeriyordu.

Asseburg, kamuya açık bilgilerden Gazze’de doğrudan hangi Alman yapımı silahların kullanıldığı tam olarak belli olmadığını fakat başka yerlerde kullanılan teçhizatın bile İsrail’in askeri harekatında başka silahların kullanılmasına olanak sağladığını söyledi.

Almanya’nın “korvetler, tanksavar silahları, zırhlı araçlar için mekanik parçalar, zırhlı araç mühimmatı, küçük silahlar ve küçük silah mühimmatı” teslimatlarının “İsrail’in Gazze Şeridindeki savaşı için önemli” olduğunu söyledi.

Asseburg ayrıca, İsrail’in “ABD’nin silah teslimatlarına ve finansmanına aşırı bağımlılığı”nın, ABD Başkanı Donald Trump’ın kararlarının İsrail’in davranışlarını etkilemede “belirleyici” olduğunu da sözlerine ekledi.

Renk’ten üretimi Almanya dışına kaydırma tehdidi

Alman savunma sanayi şirketi Renk, Berlin’in ihracat ambargosu açıklamasının ardından İsrail tankları için parça satışına devam edebilmek için üretiminin bir kısmını yurt dışına kaydırmakla tehdit etti.

İsrail tankları ve zırhlı araçlarında kullanılan şanzımanlar üreten Bavyera merkezli grubun patronu, ülkenin “caydırıcılık kabiliyetini sürdürmesini” sağlamanın “sorumluluğu” olduğunu söyledi.

İcra kurulu başkanı Alexander Sagel, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Renk’in geçen hafta Şansölye Friedrich Merz’in Gazze’de kullanılabilecek askeri ürünlerin satışını askıya alacağını duyurmasının sonuçlarını hâlâ anlamaya çalıştığını söyledi.

Sagel, bir Alman şirketi olarak Renk’in ülkenin yasa ve yönetmeliklerine uyacağını belirtti.

Bununla birlikte, piyasa değeri 6,3 milyar avro olan şirketin, Almanya güvenlik konseyi tarafından yasağın onaylanması halinde sözleşmelerini yerine getirmenin başka yollarını değerlendirdiğini de sözlerine ekledi.

Sagel, daha önce analistlere Renk’in satışlarının yüzde 2 ila 3’ünün İsrail’e ait olduğunu söylemişti. Sagel, “Bir B planı üzerinde tartıştığımız da açık. B planı, bu özel şanzımanların üretimini ABD’ye taşımak,” dedi.

CEO Sagel: İsrail’in caydırıcılığını sürdürmesi bizim sorumluluğumuz

Yaygın insan hakları ihlalleriyle suçlanan İsrail’e tank parçaları tedarik etmenin ahlaki yönü sorulduğunda Sagel, bunun “zor bir tartışma” olduğunu ileri sürdü.

Sagel, “Elbette Gazze Şeridi ile ilgili tüm tartışmaları takip ediyoruz. Fakat Almanya’nın bakış açısından, İsrail’in caydırıcılık gücünü sürdürmesini sağlamak bizim sorumluluğumuzdur. Bu güç sadece Gazze’de değil, diğer sınırlarda da gereklidir,” diye ekledi.

Sagel, Renk’in İsrail’e teslim etmesi gereken şanzıman sayısını açıklamayı reddetti fakat analistlere şirketin “yüzlerce” ürün tedarik etmek için sözleşme imzaladığını söyledi.

Renk çarşamba günü, Avrupa’daki savunma harcamalarındaki artıştan yararlanarak 2025’in ilk yarısında gelirlerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artışla 620 milyon avroya yükseldiğini bildirdi. Faiz ve vergi öncesi düzeltilmiş kâr yüzde 29 artışla 89 milyon avroya yükseldi.

Sagel, ambargo devam ederse, bunun Renk’in yılın ikinci yarısında işletme karını milyonlarca avro civarında etkileyeceğini söyledi.

Kıtanın en büyük savunma şirketlerinden Rheinmetall’in CEO’su Armin Papperger ise, FT’ye verdiği demeçte, tank mühimmatı da dahil olmak üzere çeşitli ürünler üreten şirketinin İsrail’e herhangi bir silah ihracatı yapmadığını söyledi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English