Bizi Takip Edin

Diplomasi

Kısmi ihracat yasağı, Almanya-İsrail savunma ilişkilerini etkilemeyecek

Yayınlanma

Alman silah üreticileri ile İsrail ordusu arasındaki derin ve uzun süredir devam eden bağlar, Berlin’in Tel Aviv’e silah satışını kısmen engelleme kararının ardından da devam edecek.

Denizaltılar ve deniz korvetleri de dahil olmak üzere birçok yüksek değerli ihracatın, yalnızca Gazze’de kullanılması muhtemel silahları kapsayan yasaktan muaf olduğu belirtiliyor.

Arrow-3 füze savunma sistemlerinin satın alınmasına ilişkin büyük bir anlaşma da dahil olmak üzere, Almanya’nın İsrail’den ithalatı da etkilenmeyecek.

Küresel silah ticaretini izleyen Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) silah ihracatı uzmanı Zain Hussain, “Bunun İsrail ile Almanya arasındaki savunma sanayi ilişkilerini uzun vadede etkilemesi olası görünmüyor,” dedi.

Almanya, İsrail’in ABD’den sonra en büyük ikinci “büyük silah” tedarikçisi ve Hussain, “İsrail, önemli silah kapasitelerinin çoğu için bu ülkelere güvenmeye devam edecek,” dedi.

Merz’in kısıtlamaları ‘kasıtlı olarak sınırlı tutuldu’

Cevaplanmayan bir soru, Gazze ve Batı Şeria’da yaygın olarak kullanılan İsrail zırhlı araçları için Almanya’da üretilen motor, şanzıman ve yedek parça sevkiyatlarının devam edip etmeyeceği.

Alman hükümeti sözcüsü pazartesi günü tank parçalarıyla ilgili soruları yanıtlamayı reddederek, her vakanın ayrı ayrı değerlendirileceğini söyledi.

Tedarikçiler arasında yer aldığı bildirilen motor üreticisi MTU, faaliyet gösterdiği ülkelerdeki ihracat kontrol kurallarına uyacağını fakat İsrail’e olası ihracatlar hakkında yorum yapmayacağını açıkladı.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) İsrail uzmanı Muriel Asseburg, Merz’in kısıtlamalarının kapsam ve süre açısından kasıtlı olarak sınırlı tutulduğunu ve bu nedenle savunma ilişkilerine uzun vadeli bir etkisi olmasının olası olmadığını söyledi ama “İsrail’in en büyük ikinci silah tedarikçisinin kısmi ambargo uygulaması yine de bir mesaj veriyor,” dedi.

Alman silah şirketleri hükümetten henüz bilgi gelmediğini söyledi

Alman savunma sanayi aktörleri de mesele hakkında karanlıkta kalmaya devam ediyor. Alman savunma sanayi lobi grubu BDSV’nin başkanı Hans Christoph Atzpodien, pazartesi günü Euractiv’e verdiği demeçte, “kamuya açık bilgiler dışında herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını” söyledi.

İsrail için deniz gemileri üreten Thyssenkrupp Marine Systems de “federal hükümetten resmi bir bilgi almadıklarını” söyledi.

SIPRI’ye göre, kısmen Thyssenkrupp Marine Systems tarafından inşa edilen İsrail’in Sa’ar 6 deniz korvetleri, Gazze’deki hedefleri vurmak için kullanılıyor.

Merz, kendi partisi CDU içinden gelen eleştirilere yönelik bir iç belgede, yasağın “İsrail’in kendini savunması için hayati önem taşıyan hava ve deniz savunma teçhizatına” uygulanmayacağını söyledi.

2024 başından bu yana İsrail’e 251 milyon avroluk silah ihracatına onay

Almanya’nın silah ihracatı hakkında ayrıntılar büyük ölçüde gizli ve ihracat lisansları Almanya’nın kabine düzeyindeki ulusal güvenlik konseyi tarafından gizlice onaylanıyor. Savunma ürünlerinin toplam ihracat değeriyle ilgili altı aylık rakamlar dışında, resmi olarak çok az bilgi açıklanıyor.

Almanya, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun ardından öncelikli onay sürecinin ardından 2023 yılında İsrail’e yaklaşık 326 milyon avro değerinde silah ihracat lisansı verdi. Bu rakam, bir önceki yılın neredeyse on katı. 2024 yılında ise 161 milyon avro daha onaylandı.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, 2025’in ilk yarısında Almanya İsrail’e yaklaşık 90 milyon avro değerinde silah ihraç etti.

Die Linke’nin (Sol Parti) parlamento soruşturması yoluyla elde ettiği bilgilere göre, sevkiyatlar ateşli silahlar, mühimmat, silah parçaları, özel ordu ve donanma teçhizatı, elektronik cihazlar ve özel zırhlı araçları içeriyordu.

Asseburg, kamuya açık bilgilerden Gazze’de doğrudan hangi Alman yapımı silahların kullanıldığı tam olarak belli olmadığını fakat başka yerlerde kullanılan teçhizatın bile İsrail’in askeri harekatında başka silahların kullanılmasına olanak sağladığını söyledi.

Almanya’nın “korvetler, tanksavar silahları, zırhlı araçlar için mekanik parçalar, zırhlı araç mühimmatı, küçük silahlar ve küçük silah mühimmatı” teslimatlarının “İsrail’in Gazze Şeridindeki savaşı için önemli” olduğunu söyledi.

Asseburg ayrıca, İsrail’in “ABD’nin silah teslimatlarına ve finansmanına aşırı bağımlılığı”nın, ABD Başkanı Donald Trump’ın kararlarının İsrail’in davranışlarını etkilemede “belirleyici” olduğunu da sözlerine ekledi.

Renk’ten üretimi Almanya dışına kaydırma tehdidi

Alman savunma sanayi şirketi Renk, Berlin’in ihracat ambargosu açıklamasının ardından İsrail tankları için parça satışına devam edebilmek için üretiminin bir kısmını yurt dışına kaydırmakla tehdit etti.

İsrail tankları ve zırhlı araçlarında kullanılan şanzımanlar üreten Bavyera merkezli grubun patronu, ülkenin “caydırıcılık kabiliyetini sürdürmesini” sağlamanın “sorumluluğu” olduğunu söyledi.

İcra kurulu başkanı Alexander Sagel, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Renk’in geçen hafta Şansölye Friedrich Merz’in Gazze’de kullanılabilecek askeri ürünlerin satışını askıya alacağını duyurmasının sonuçlarını hâlâ anlamaya çalıştığını söyledi.

Sagel, bir Alman şirketi olarak Renk’in ülkenin yasa ve yönetmeliklerine uyacağını belirtti.

Bununla birlikte, piyasa değeri 6,3 milyar avro olan şirketin, Almanya güvenlik konseyi tarafından yasağın onaylanması halinde sözleşmelerini yerine getirmenin başka yollarını değerlendirdiğini de sözlerine ekledi.

Sagel, daha önce analistlere Renk’in satışlarının yüzde 2 ila 3’ünün İsrail’e ait olduğunu söylemişti. Sagel, “Bir B planı üzerinde tartıştığımız da açık. B planı, bu özel şanzımanların üretimini ABD’ye taşımak,” dedi.

CEO Sagel: İsrail’in caydırıcılığını sürdürmesi bizim sorumluluğumuz

Yaygın insan hakları ihlalleriyle suçlanan İsrail’e tank parçaları tedarik etmenin ahlaki yönü sorulduğunda Sagel, bunun “zor bir tartışma” olduğunu ileri sürdü.

Sagel, “Elbette Gazze Şeridi ile ilgili tüm tartışmaları takip ediyoruz. Fakat Almanya’nın bakış açısından, İsrail’in caydırıcılık gücünü sürdürmesini sağlamak bizim sorumluluğumuzdur. Bu güç sadece Gazze’de değil, diğer sınırlarda da gereklidir,” diye ekledi.

Sagel, Renk’in İsrail’e teslim etmesi gereken şanzıman sayısını açıklamayı reddetti fakat analistlere şirketin “yüzlerce” ürün tedarik etmek için sözleşme imzaladığını söyledi.

Renk çarşamba günü, Avrupa’daki savunma harcamalarındaki artıştan yararlanarak 2025’in ilk yarısında gelirlerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artışla 620 milyon avroya yükseldiğini bildirdi. Faiz ve vergi öncesi düzeltilmiş kâr yüzde 29 artışla 89 milyon avroya yükseldi.

Sagel, ambargo devam ederse, bunun Renk’in yılın ikinci yarısında işletme karını milyonlarca avro civarında etkileyeceğini söyledi.

Kıtanın en büyük savunma şirketlerinden Rheinmetall’in CEO’su Armin Papperger ise, FT’ye verdiği demeçte, tank mühimmatı da dahil olmak üzere çeşitli ürünler üreten şirketinin İsrail’e herhangi bir silah ihracatı yapmadığını söyledi.

Diplomasi

Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Yayınlanma

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.

Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.

Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.

Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.

Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.

Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.

Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”

BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.

Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.

Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.

FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.

Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.

Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.

Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.

Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.

Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna, 2022’den bu yana en zorlu kışına hazırlanıyor

Yayınlanma

CNBC kanalına konuşan Ukraynalı yetkililer, hava savunma sistemlerindeki eksiklikler ve enerji altyapısına yönelik artan tehditler nedeniyle ülkenin 2022’den bu yana en zorlu kış sezonuna hazırlandığını bildirdi. Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında enerji tesislerine yönelik saldırılarını artırmasını beklerken füze mühimmatı temininde ve yerli savunma teknolojilerinde ciddi güçlüklerle karşılaşıyor.

Ukraynalı yetkililer, insansız hava aracı üreticileri ve güvenlik uzmanları, yaklaşan kış mevsiminin çatışmaların başladığı 2022 yılından bu yana ülke için en ağır dönem olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

CNBC’nin haberine göre Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırmasını bekliyor.

Ülkede hava savunma araçlarının, özellikle de ABD yapımı Patriot sistemleri için kullanılan önleme füzelerinin yetersizliği endişe yaratıyor.

Ukraynalı insansız hava aracı üreticisi Fire Point şirketinin başkanı Irina Tereh, CNBC’ye yaptığı açıklamada Ukrayna’nın tehdidin boyutunu gerçekçi biçimde değerlendirmesi gerektiğini belirtti.

Tereh, Ukraynalı şirketlerin kendi füze savunma teknolojilerini geliştirmek için çalışmaları hızlandırdığını, ancak bu tür sistemlerin oluşturulmasının genellikle onlarca yıl aldığını ifade etti.

Tereh, bu nedenle söz konusu görevin ısıtma sezonu başlamadan tamamlanmasının imkansız olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, ABD’ye karşı kullanılma endişesi gerekçesiyle Kiev’e Patriot lisansı verme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.

ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Mike Turner ise ABD ile Ukrayna’nın şu anda Kiev’e teknoloji transferi konusunda görüşmeler yürüttüğünü kaydetti.

CNBC’nin aktardığına göre Ukraynalı yetkililer bir yandan enerji tesislerinin korumasını artırırken, diğer yandan yakıt ile ekipman stoku oluşturuyor.

Kiev yönetimi aynı zamanda Avrupa Birliği’nin (AB) 90 milyar euroluk finansal destek programından aktarılacak kaynaklar da dahil olmak üzere Avrupalı ortaklarından ek finansman temin etmeyi hesaplıyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, temmuz ayı sonunda vatandaşlara “çok zorlu bir kışa” hazırlanma çağrısında bulunarak, sürecin sonucunun hem Kiev’in adımlarına hem de Batılı müttefiklerin desteğine bağlı olacağını vurguladı.

Zelenski, Serhiy Koretskiy’nin başbakan olarak atanmasını, yeni hükümet başkanının enerji konularına hakim olması ve ülkenin soğuk hava şartlarına hazırlanmasını sağlaması gerekliliğiyle açıkladı.

Gelecek kışın öncekilerden daha ağır geçebileceği yönündeki değerlendirmeler daha önce Başbakan Koretskiy, Enerji Bakanı Denıs Şmıhal ve Çernihiv Bölgesel Yönetimi Başkanı Vyaçeslav Çaus tarafından da dile getirildi.

Yetkililerin açıklamalarına göre Ukrayna’nın 10 gigavattan fazla üretim kapasitesini restore etmesi, yaklaşık 3 gigavatlık yeni merkezsiz üretim tesisi kurması, enerji altyapısının korunmasını güçlendirmesi ve yeraltı depolarındaki gaz stokunu yaklaşık 14,6 milyar metreküpe çıkarması gerekiyor.

Geçen kış Ukrayna’da elektrik ve ısıtma sunumunda kesintiler yaşandı. Bazı bölgelerde elektrik kesintileri günde 12 ila 16 saat sürerken, bazı yerleşim yerleri günlerce ısıtmasız kaldı.

Zelenski, ocak ayında yaptığı açıklamada Ukrayna enerji sisteminin ülkenin ihtiyaçlarının yalnızca yüzde 60 kadarlık bölümünü karşılayabildiğini, gerekli olan 18 gigavatlık üretim kapasitesine karşılık sistemin yaklaşık 11 gigavat üretebildiğini bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg uyardı: Dünyayı yeni gıda krizi dalgası vurabilir

Yayınlanma

Dünya, küresel çatışmalar ve aşırı hava koşullarının kıskacında yeni bir gıda fiyatı artışı dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Karadeniz’deki savaş ve İran gerilimi tedarik zincirini vururken, Avrupa’dan Avustralya’ya kadar uzanan aşırı sıcaklar rekolteyi tehdit ediyor. Asya’da ise El Nino iklim olayı ve eksik muson yağmurları pirinç üretimini krizin eşiğine getirdi.

Dünya küresel boyutta yeni bir gıda fiyatı artışı dalgası tehdidiyle karşı karşıya. Bloomberg’in haberine göre, silahlı çatışmalar ve zorlu hava koşulları dünyanın en kritik tarım bölgelerini kıskaca almış durumda.

Savaşın sürdüğü Karadeniz bölgesinde Ukrayna’dan yapılan sevkiyatlar büyük aksamalarla karşılaşıyor.

Dünya buğday pazarının dörte birinden fazlasını, ayçiçeği yağı ihracatının yaklaşık üçte ikisini ve mısır tedarikinin onda birini tek başına Rusya ve Ukrayna karşılıyor. Buğday fiyatları temmuz ayında yüzde 10’dan fazla artış gösterdi.

Bu da 2024 yılından bu yana görülen en büyük aylık sıçrama olarak kayıtlara geçebilir.

Odessa limanlarında sevkiyat kilitlendi

The Economist dergisi bu hafta yayımladığı haberde, Rusya’nın Odessa bölgesindeki liman altyapısına düzenlediği saldırılar nedeniyle Ukrayna’nın tarım ihracatının felç olabileceğini yazdı.

Ukrayna’nın tahıl ve yağlı tohum ihracatının yüzde 90’ı bu bölgeden geçiyor. Ülke bu yıl 81 milyon tonluk rekor bir tahıl ve yağlı tohum rekoltesi bekliyor. Aksamalar nedeniyle Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk, gemilerinin tahliye noktasını Çornomorsk’tan Romanya’nın Köstence Limanı’na kaydırdığını duyurdu.

Odessa merkezli Trident Maritime şirketinin direktörü Oleksiy Smolyar ise dev denizcilik şirketlerinin Ukrayna limanlarına uğramayı durdurduğunu açıkladı.

Ukrayna Tahıl Konfederasyonu (UAK) temmuz ayında yaptığı açıklamada sevk rakamlarını paylaştı. Kremlin’in 2023 yazında Türkiye ve BM arabuluculuğunda kurulan tahıl koridoru anlaşmasından Rusya ile ilgili şartların yerine getirilmediği gerekçesiyle çekilmesinin ardından kapasitenin düştüğü kaydedildi.

Anlaşma yürürlükteyken Odessa, Çornomorsk ve Pivdennıy limanlarından ayda 6 milyon tona kadar ürün gönderilebilirken, günümüzde aylık sevkiyat ortalama 4 milyon metrik tona geriledi.

Financial Times’ın haberine göre Ukraynalı tüccarlar, Odessa limanlarındaki kesintiler nedeniyle tahıl ihracatının bir kısmını Tuna Nehri ve Romanya üzerinden alternatif rotalara kaydırmayı planlıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı ise Ukrayna limanlarındaki hedeflere yönelik saldırılar düzenlediğini defalarca rapor etti.

Bakanlık son olarak 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Odessa Limanı’nda Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için hazırlanan yakıt ve yağ depolarının vurulduğunu, Mıkolayiv’de ise insansız deniz araçları kullanmak üzere dönüştürülen bir römorkörün hedef alındığını bildirdi.

Aşırı sıcaklar rekolteyi vuruyor

Tahıl üreten diğer ana bölgeler de aşırı hava koşullarıyla boğuşuyor. Çiftçiler, İran etrafındaki gerilim sebebiyle fırlayan akaryakıt ve gübre fiyatlarının baskısı altında üretim yapmaya çalışıyor.

Aşırı sıcaklar, kuraklık ve orman yangınlarıyla boğuşan Avrupa, son on yılların en büyük tahıl rekoltesi düşüşüne hazırlanıyor. Kurak havanın Avustralya’daki buğday rekoltesini de düşürmesi bekleniyor.

Pirinç üretimi yapılan Vietnam’dan Filipinler’e kadar uzanan coğrafyada da Pasifik Okyanusu’ndaki su sıcaklıklarını artıran El Nino iklim olayı nedeniyle kriz derinleşiyor.

Dünyanın en büyük pirinç üreticisi ve ihracatçısı konumundaki Hindistan ise mevsimlik muson yağmurlarının yetersiz kalması sebebiyle kuraklık tehlikesi yaşıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English