Diplomasi
Kısmi ihracat yasağı, Almanya-İsrail savunma ilişkilerini etkilemeyecek

Alman silah üreticileri ile İsrail ordusu arasındaki derin ve uzun süredir devam eden bağlar, Berlin’in Tel Aviv’e silah satışını kısmen engelleme kararının ardından da devam edecek.
Denizaltılar ve deniz korvetleri de dahil olmak üzere birçok yüksek değerli ihracatın, yalnızca Gazze’de kullanılması muhtemel silahları kapsayan yasaktan muaf olduğu belirtiliyor.
Arrow-3 füze savunma sistemlerinin satın alınmasına ilişkin büyük bir anlaşma da dahil olmak üzere, Almanya’nın İsrail’den ithalatı da etkilenmeyecek.
Küresel silah ticaretini izleyen Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) silah ihracatı uzmanı Zain Hussain, “Bunun İsrail ile Almanya arasındaki savunma sanayi ilişkilerini uzun vadede etkilemesi olası görünmüyor,” dedi.
Almanya, İsrail’in ABD’den sonra en büyük ikinci “büyük silah” tedarikçisi ve Hussain, “İsrail, önemli silah kapasitelerinin çoğu için bu ülkelere güvenmeye devam edecek,” dedi.
Merz’in kısıtlamaları ‘kasıtlı olarak sınırlı tutuldu’
Cevaplanmayan bir soru, Gazze ve Batı Şeria’da yaygın olarak kullanılan İsrail zırhlı araçları için Almanya’da üretilen motor, şanzıman ve yedek parça sevkiyatlarının devam edip etmeyeceği.
Alman hükümeti sözcüsü pazartesi günü tank parçalarıyla ilgili soruları yanıtlamayı reddederek, her vakanın ayrı ayrı değerlendirileceğini söyledi.
Tedarikçiler arasında yer aldığı bildirilen motor üreticisi MTU, faaliyet gösterdiği ülkelerdeki ihracat kontrol kurallarına uyacağını fakat İsrail’e olası ihracatlar hakkında yorum yapmayacağını açıkladı.
Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) İsrail uzmanı Muriel Asseburg, Merz’in kısıtlamalarının kapsam ve süre açısından kasıtlı olarak sınırlı tutulduğunu ve bu nedenle savunma ilişkilerine uzun vadeli bir etkisi olmasının olası olmadığını söyledi ama “İsrail’in en büyük ikinci silah tedarikçisinin kısmi ambargo uygulaması yine de bir mesaj veriyor,” dedi.
Alman silah şirketleri hükümetten henüz bilgi gelmediğini söyledi
Alman savunma sanayi aktörleri de mesele hakkında karanlıkta kalmaya devam ediyor. Alman savunma sanayi lobi grubu BDSV’nin başkanı Hans Christoph Atzpodien, pazartesi günü Euractiv’e verdiği demeçte, “kamuya açık bilgiler dışında herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını” söyledi.
İsrail için deniz gemileri üreten Thyssenkrupp Marine Systems de “federal hükümetten resmi bir bilgi almadıklarını” söyledi.
SIPRI’ye göre, kısmen Thyssenkrupp Marine Systems tarafından inşa edilen İsrail’in Sa’ar 6 deniz korvetleri, Gazze’deki hedefleri vurmak için kullanılıyor.
Merz, kendi partisi CDU içinden gelen eleştirilere yönelik bir iç belgede, yasağın “İsrail’in kendini savunması için hayati önem taşıyan hava ve deniz savunma teçhizatına” uygulanmayacağını söyledi.
2024 başından bu yana İsrail’e 251 milyon avroluk silah ihracatına onay
Almanya’nın silah ihracatı hakkında ayrıntılar büyük ölçüde gizli ve ihracat lisansları Almanya’nın kabine düzeyindeki ulusal güvenlik konseyi tarafından gizlice onaylanıyor. Savunma ürünlerinin toplam ihracat değeriyle ilgili altı aylık rakamlar dışında, resmi olarak çok az bilgi açıklanıyor.
Almanya, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun ardından öncelikli onay sürecinin ardından 2023 yılında İsrail’e yaklaşık 326 milyon avro değerinde silah ihracat lisansı verdi. Bu rakam, bir önceki yılın neredeyse on katı. 2024 yılında ise 161 milyon avro daha onaylandı.
Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, 2025’in ilk yarısında Almanya İsrail’e yaklaşık 90 milyon avro değerinde silah ihraç etti.
Die Linke’nin (Sol Parti) parlamento soruşturması yoluyla elde ettiği bilgilere göre, sevkiyatlar ateşli silahlar, mühimmat, silah parçaları, özel ordu ve donanma teçhizatı, elektronik cihazlar ve özel zırhlı araçları içeriyordu.
Asseburg, kamuya açık bilgilerden Gazze’de doğrudan hangi Alman yapımı silahların kullanıldığı tam olarak belli olmadığını fakat başka yerlerde kullanılan teçhizatın bile İsrail’in askeri harekatında başka silahların kullanılmasına olanak sağladığını söyledi.
Almanya’nın “korvetler, tanksavar silahları, zırhlı araçlar için mekanik parçalar, zırhlı araç mühimmatı, küçük silahlar ve küçük silah mühimmatı” teslimatlarının “İsrail’in Gazze Şeridindeki savaşı için önemli” olduğunu söyledi.
Asseburg ayrıca, İsrail’in “ABD’nin silah teslimatlarına ve finansmanına aşırı bağımlılığı”nın, ABD Başkanı Donald Trump’ın kararlarının İsrail’in davranışlarını etkilemede “belirleyici” olduğunu da sözlerine ekledi.
Renk’ten üretimi Almanya dışına kaydırma tehdidi
Alman savunma sanayi şirketi Renk, Berlin’in ihracat ambargosu açıklamasının ardından İsrail tankları için parça satışına devam edebilmek için üretiminin bir kısmını yurt dışına kaydırmakla tehdit etti.
İsrail tankları ve zırhlı araçlarında kullanılan şanzımanlar üreten Bavyera merkezli grubun patronu, ülkenin “caydırıcılık kabiliyetini sürdürmesini” sağlamanın “sorumluluğu” olduğunu söyledi.
İcra kurulu başkanı Alexander Sagel, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Renk’in geçen hafta Şansölye Friedrich Merz’in Gazze’de kullanılabilecek askeri ürünlerin satışını askıya alacağını duyurmasının sonuçlarını hâlâ anlamaya çalıştığını söyledi.
Sagel, bir Alman şirketi olarak Renk’in ülkenin yasa ve yönetmeliklerine uyacağını belirtti.
Bununla birlikte, piyasa değeri 6,3 milyar avro olan şirketin, Almanya güvenlik konseyi tarafından yasağın onaylanması halinde sözleşmelerini yerine getirmenin başka yollarını değerlendirdiğini de sözlerine ekledi.
Sagel, daha önce analistlere Renk’in satışlarının yüzde 2 ila 3’ünün İsrail’e ait olduğunu söylemişti. Sagel, “Bir B planı üzerinde tartıştığımız da açık. B planı, bu özel şanzımanların üretimini ABD’ye taşımak,” dedi.
CEO Sagel: İsrail’in caydırıcılığını sürdürmesi bizim sorumluluğumuz
Yaygın insan hakları ihlalleriyle suçlanan İsrail’e tank parçaları tedarik etmenin ahlaki yönü sorulduğunda Sagel, bunun “zor bir tartışma” olduğunu ileri sürdü.
Sagel, “Elbette Gazze Şeridi ile ilgili tüm tartışmaları takip ediyoruz. Fakat Almanya’nın bakış açısından, İsrail’in caydırıcılık gücünü sürdürmesini sağlamak bizim sorumluluğumuzdur. Bu güç sadece Gazze’de değil, diğer sınırlarda da gereklidir,” diye ekledi.
Sagel, Renk’in İsrail’e teslim etmesi gereken şanzıman sayısını açıklamayı reddetti fakat analistlere şirketin “yüzlerce” ürün tedarik etmek için sözleşme imzaladığını söyledi.
Renk çarşamba günü, Avrupa’daki savunma harcamalarındaki artıştan yararlanarak 2025’in ilk yarısında gelirlerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artışla 620 milyon avroya yükseldiğini bildirdi. Faiz ve vergi öncesi düzeltilmiş kâr yüzde 29 artışla 89 milyon avroya yükseldi.
Sagel, ambargo devam ederse, bunun Renk’in yılın ikinci yarısında işletme karını milyonlarca avro civarında etkileyeceğini söyledi.
Kıtanın en büyük savunma şirketlerinden Rheinmetall’in CEO’su Armin Papperger ise, FT’ye verdiği demeçte, tank mühimmatı da dahil olmak üzere çeşitli ürünler üreten şirketinin İsrail’e herhangi bir silah ihracatı yapmadığını söyledi.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.
Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.
Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.
Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.
Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.
Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.
Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.
Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.
Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.
Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.
Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.
ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.
Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.
Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.
Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.
Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.
Diplomasi
The Economist: ABD, Ukrayna için Kuzey Akım ve yaptırım planı hazırladı

The Economist’in haberine göre ABD, Donbass’ta askersiz bölge kurulması, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve Ukrayna’ya yatırım yapılmasını içeren bir barış çerçevesi hazırladı. Taslakta Rus gazının Avrupa’ya sevkiyatı ve Kuzey Akım hattının açılması önerilirken, Kiev yönetiminden NATO hedefinden vazgeçmesi karşılığında AB üyeliği talep ediliyor.
ABD yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye dönük taslak önerilerinde, Donbass bölgesinde silahsızlandırılmış bir hat kurulması, Moskova’ya yönelik yaptırımların gevşetilmesi ve Kiev’e kapsamlı bir yatırım paketi sunulması öngörülüyor.
İngiliz The Economist dergisinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Washington, tarafları uzlaşmaya ikna etmek için hem ekonomik hem de siyasi başlıklardan oluşan geniş bir çerçeve üzerinde çalışıyor.
Derginin aktardığı taslak plana göre Rusya’ya ABD ile ticari anlaşmalar yapma imkanı, yaptırımlarda yumuşama ve siyasi ilişkilerin normalleşmesi teklif ediliyor.
Ukrayna’ya ise NATO üyeliği hedefinden vazgeçmesi karşılığında doğrudan yabancı yatırımlar ile Avrupa Birliği üyeliği vadediliyor.
Haberde, Ukraynalı yetkililerin masadaki son metnin bütün ayrıntılarına hakim olmadığı ancak ana çerçeveyi yakından bildiği kaydediliyor.
Kuzey Akım hattı ve doğalgaz sevkiyatı gündemde
The Economist, Moskova yönetimini ikna etmek amacıyla hazırlanan pakette Rus doğalgazının yeniden Avrupa pazarına satılması ve Kuzey Akım boru hattının tekrar faaliyete geçirilmesi gibi başlıkların da yer aldığını aktardı.
Dergi, Avrupa topraklarında yer alan bir boru hattının işletilmesine dair kararların doğrudan ABD’nin yetki alanına girmediğini de hatırlatıyor.
Ukraynalı müzakereciler ise Washington heyetinin çatışmalar resmen durmadan önce kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda ticari anlaşmalar bağlamasından endişe duyuyor.
Dergiye konuşan bir Ukraynalı yetkili, Amerikan tarafının bu yaklaşımını “Neden bekleyip vakit kaybedelim ki? Vakit nakittir” sözleriyle özetledi.
Liderler düzeyinde diplomatik temaslar sıklaştı
Müzakerelere hazır olduğunu belirten Rusya yönetimi, Washington ile yürütülen son temaslarda Ukrayna’nın da yer alacağı üçlü bir müzakere sürecinin başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını duyurdu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Bu müzakerelerin amacı, barış anlaşmalarına varılmasının ardından Ukrayna ve Rusya’nın güvenliğinin sağlanması meselesini ele almak olacaktır” açıklamasını yaptı.
Bu temaslar çerçevesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim’de Rus lider Putin ile St. Petersburg’daki Konstantinovski Sarayı’nda bir araya geldi.
Görüşmenin basına açık bölümünde barışa giden yola dair hazırlanan belgeleri getirdiğini belirten Witkoff, Putin’den bu metinleri incelemesini istedi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, devlet başkanının Amerikan önerilerini değerlendireceğini duyurdu.
St. Petersburg’daki görüşmede ateşkes için somut bir zemin oluştuğunu kaydeden Witkoff, teknik başlıkların ele alınması için Rusya, ABD ve Ukrayna arasındaki üçlü temasların başlamasını umduğunu dile getirdi.
Putin ise Trump’a barış çabalarına gösterdiği ilgi nedeniyle teşekkür ederek, ABD Başkanı’nın son telefon görüşmelerinde savaşın bir an önce sonlandırılması gerektiği üzerinde özellikle durduğunu aktardı.
Oslo’da hazırlanan çerçeve Moskova’ya taşındı
Witkoff, St. Petersburg ziyaretinden hemen önce 20 Ekim’de Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen müzakerelere katılmıştı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin katıldığı bu toplantıya Trump’ın damadı Jared Kushner rahatsızlığı nedeniyle uzaktan bağlandı.
Stubb’ın verdiği bilgiye göre Oslo’daki görüşmede taraflar, Amerikan temsilcisinin Moskova’ya sunacağı güvenlik ve ekonomi alanındaki temel unsurları netleştirdi. Masada hava savunma sistemleri, enerji tesisleri ve kısmi ateşkes başlıkları da ele alındı.
St. Petersburg’daki görüşmenin ardından değerlendirmelerde bulunan Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov ise sunulan yeni yaklaşımlarda çözüm için faydalı unsurların çok fazla olmadığını savundu.
Witkoff’un Oslo’daki temaslar hakkında Putin’e bilgi verdiğini ve Avrupalı liderler ile Kiev yönetiminin tutumundaki yeni noktaları aktardığını söyleyen Uşakov, görüşmenin kapsamlı ve açık sözlü geçtiğini belirterek çatışmanın “sona doğru ilerlediğini” ifade etti.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi










