Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Körfez ülkeleri mühimmat için ABD dışındaki ülkelere yöneliyor

Yayınlanma

ABD silah sistemlerinin en önemli müşterileri olan Körfez ülkeleri, alternatif füze savunma sistemleri arayışına girmiş durumda.

Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Güney Kore füze savunma sistemlerine, havada hedefleri parçalayan Ukrayna yapımı insansız hava araçlarına ve geleneksel Amerikan Gatling silahlarına yöneliyor.

Ayrıca, İngiltere’nin geçen cuma günü Körfez ülkelerine insansız hava araçlarını imha etmek üzere tasarlanmış küçük, düşük maliyetli füzeler ve diğer mühimmat tedarik edeceğini açıkladığı Cambridge Aerospace dahil olmak üzere, yeni kurulan şirketlerin ürettiği yeni ekipmanları da değerlendirmeye çalışıyorlar.

Wall Street Journal’a (WSJ) göre bu telaş, ABD ve Körfez ülkelerinin İran’ın misilleme saldırılarının boyutuyla ne kadar şaşırdıklarını ve Şahid gibi ucuz insansız hava araçlarının kitlesel saldırıları nasıl mümkün kıldığını gösteriyor.

Ayrıca, Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana talepteki artışa rağmen silah endüstrisinin kapasite eksikliğini de ortaya koyuyor. Özellikle ABD silah endüstrisi, potansiyel siparişleri kaçırabilir.

Konuya yakın kaynaklara göre Suudi Arabistan, Patriot önleme füzelerini üreten Japonya ile temasa geçti ve Güney Kore’deki Hanwha ile LIG Nex1 şirketlerine M-SAM sistemi siparişini öne almaları konusunda talepte bulundu.

Güney Koreli bir milletvekili, insansız hava araçlarını, füzeleri ve uçakları önleyebilen orta menzilli bir karadan havaya sistem olan M-SAM’ın, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından İran’a ait mühimmatları düşürmek için kullanıldığını söyledi.

Riyad ayrıca Ukrayna ile bir savunma işbirliği anlaşması imzaladı. Anlaşma, silah üretimi ve deneyim paylaşımına odaklanıyor.

Katar da Ukrayna ile bir işbirliği anlaşması imzaladı. Katarlı yetkililer kısa süre önce Ukrayna’daki bir insansız hava aracı önleme eğitim sahasını ziyaret etti ve ülkenin en büyük savunma şirketlerinden birinin temsilcileriyle görüştü.

BAE sözcüsü, ülkenin “çeşitli, entegre ve çok katmanlı hava savunma sistemlerine” ve “güçlü bir stratejik mühimmat stoğuna” sahip olduğunu söyledi.

Suudi bir yetkili, “ABD’li tedarikçilerle sorunsuz bir şekilde çalışıyoruz, fakat diğerleriyle de mükemmel ilişkilerimiz var,” dedi ve örnek olarak Ukrayna ile yakın zamanda imzalanan anlaşmayı gösterdi.

Katar, yorum taleplerine yanıt vermedi. Katarlı yetkililer, stoklarının tükenmediğini ve kendilerini savunmak için iyi hazırlandıklarını kamuoyuna açıkladı.

Ukraynalı şirketler ve askeri birimler, Körfez yetkililerinin önleyici insansız hava araçları ve elektronik savaş ekipmanı talep ettiğini belirtiyor. 

Fakat Ukraynalı silah üreticilerinin mutlaka fazladan stokları veya ihracat yapma kapasitesi bulunmuyor.

Tedarikçilerden biri olan Wild Hornets, ayda 10.000’den fazla önleme insansız hava aracı üretiyor ama bu araçların Ukrayna’daki yüksek talebi karşılamak için gerekli olduğunu belirtiyor. İhracat için ayrıca hükümet onayı gerekiyor.

Talebi yakından bilen kaynaklara göre, BAE, Kiev ile bir savunma işbirliği anlaşması için görüşüyor ve Güney Koreli şirketlerden daha fazla önleme füzesi tedarik etmelerini istedi.

Sorunun özünde, ABD’nin silah üretiminin savaş halindeki dünyanın talebini karşılayamaması yatıyor. Trump yönetimi, BAE, Kuveyt ve Ürdün’e 23 milyar dolarlık silah satışı anlaşmasını yürürlüğe koydu. Anlaşma, müttefiklerin İran saldırılarına karşı savunmasına yardımcı olmayı amaçlayan hava savunma sistemleri, radarlar ve Patriot PAC-3 füzelerini içeriyor. 

Fakat bu tedariklerin bir kısmının teslim edilmesi yıllar alacak.

Yaklaşık 20 ülke Patriot sistemini kullanıyor ve Ukrayna savaşı nedeniyle stoklar şimdiden tükenmiş durumda.

İsviçre geçen hafta, sürekli gecikmeler nedeniyle Patriot sistemleri siparişini iptal etmeyi düşündüğünü açıkladı.

Ülke, 2022 yılında beş adet sistem sipariş etmişti fakat ABD, geçen yıl Ukrayna’yı desteklemek için Patriot sistemlerine öncelik verdiğini bildirmişti.

Daha az teknoloji gerektiren ve daha hızlı teslim edilebilen seçenekler de mevcut. Raytheon’un deniz sistemleri ve sürdürülebilirlikten sorumlu başkan yardımcısı Jennifer Gauthier’e göre, RTX’in Raytheon iş kolu, Phalanx hızlı ateşli Gatling silahının tedariki konusunda talepler aldı. Kamyonlara monte edilebilen diğer mermi tabanlı silahlar, Ukrayna’da insansız hava araçlarını durdurmak için ucuz ve etkili bir yöntem olduğunu kanıtladı.

Körfez ülkeleri için çözüm, alternatifler aramak. Geçen ay, çeşitli Körfez devletlerinden yetkililer, Buckingham Sarayı yakınlarındaki bir İngiliz ordusu kışlasında savunma şirketleriyle bir araya geldi. Birleşik Krallık Savunma Hazırlığı ve Sanayi Bakanı Luke Pollard, toplanan yöneticilere bir soru yöneltti.

Toplantıya katılanlara göre, “30, 60 ve 90 gün içinde ne teslim edebilirsiniz?” diye sordu. Toplantıyı düzenleyen İngiliz yetkililer, katılan şirketlere üretimi artırmaları için “yalvardı.”

Yöneticiler ise kendi sorularıyla yanıt verdi: Birleşik Krallık, Ukrayna ve Körfez ülkelerinden gelen artan talebi aynı anda nasıl karşılayabiliriz?

Silah sektöründeki yeni şirketler de bu harekete katılıyor. Sinyal bozma ve mermi tabanlı hava savunması için yazılım ve ekipman satan Marss şirketinin sahibi Johannes Pinl, savaşın başlamasından kısa bir süre sonra bölgedeki bir yetkili tarafından arandı.

Yetkili, Pinl’e “Mümkün olduğunca çabuk daha fazlasına ihtiyacımız var, elinizde başka ne var, bana ne gönderebilirsiniz?” diye sordu.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English