Avrupa
Kuzey İrlanda’da bıçaklı saldırının ardından göçmen karşıtı pogrom girişimi

Belfast’ta maskeli göstericiler, bir Sudanlı sığınmacının bıçaklı saldırı ile cinayete teşebbüs suçlamasıyla yargılanmasının ardından göçmenlerin evlerini hedef aldı.
Kuzey İrlanda’da protestocular, sükunet çağrılarını görmezden geldikten sonra evlere, bir Orta Doğu süpermarketine ve bir otobüs ile bir polis arabası da dahil olmak üzere birçok araca ateş açtı.
Kargaşanın görüntüleri, alevlerin evleri sarması üzerine komşu evlerden bebeklerin dışarı taşındığını gösteriyor.
Bir papaz BBC’ye, insanların “siyah oldukları için” evlerinden zorla çıkarıldığını söyledi.
Olaylar, pazartesi gecesi 30 yaşındaki bir Sudanlı sığınmacının “kafa kesmeye” teşebbüs ettiği iddiasıyla gözaltına alınmasının ardından patlak verdi.
İnternette paylaşılan görüntülerde, Kinnaird Caddesinde bıçaklı bir adamın başka bir adamı yere yatırıp kafasına defalarca bıçak sapladığı görülüyor.
40’lı yaşlarındaki ve yerel kaynaklarda Stephen Ogilvie olarak adı geçen kurban, yüzünde, boynunda ve sırtında “ciddi yaralanmalar” yaşadı. Hastaneye kaldırılan kurbanın durumunun ciddi olduğu belirtiliyor.
Polise göre, şüphelinin Şubat 2023’te bir otobüse binerek Belfast’a gitmeden önce Sudan’dan Paris’e, oradan da Dublin’e seyahat ettiği düşünülüyor. Orada sığınma talebinde bulunan şüpheli, o yılın eylül ayında Birleşik Krallık’ta kalma izni aldı.
“İrlanda rotası” adı verilen bu güzergahta göçmenler, bazen sahte belgelerle Avrupa’dan Dublin’e uçtuktan sonra, sığınma talebinde bulunmak üzere karayoluyla Kuzey İrlanda’ya geçiyorlar.
Birleşik Krallık ve İrlanda, rutin göçmenlik kontrolleri olmaksızın sınır ötesi serbest dolaşımı sağlayan ortak bir seyahat anlaşmasına sahip.
İçişleri Bakanlığı, şüphelinin Birleşik Krallık’a vardıktan sonra mülteci statüsü aldığını ve 2028 yılına kadar kalma izni verildiğini doğruladı.
Şüpheli ayrıca, kamuya açık bir yerde bıçak veya sivri uçlu bir nesne bulundurmak ve ölüm tehdidinde bulunmakla suçlanıyor ve çarşamba günü Belfast sulh mahkemesinde yargılanacak.
The Telegraph tarafından yapılan coğrafi konum tespitine göre, protesto sırasında ateşe verilen evlerin üçü Belfast’ın kuzeybatısında, Oakley Caddesi, Legann Caddesi ve Crumlin Yolu üzerinde bulunuyordu.
Protestocular ayrıca şehir merkezinin güneyindeki Donegal Yolu üzerinde bulunan Ortadoğu ürünleri satan Sham Süpermarketi ateşe vermeye çalıştı.
Akşamın erken saatlerinde, Newtownards Road’da bir polis arabası ve bir Glider otobüsü de dahil olmak üzere birkaç araç alevler içinde kaldı.
Kuzey İrlanda İtfaiye ve Kurtarma Servisi, çoğunluğu Büyük Belfast bölgesinde olmak üzere 62 olaya müdahale ettiğini açıkladı.
Başbakan Keir Starmer tarafından “mide bulandırıcı” olarak nitelendirilen pazartesi günkü bıçaklı saldırıya gösterilen şiddetli tepki, siyasi yelpazenin her kesiminde geniş çapta kınandı.
Kuzey İrlanda Bakanı Hilary Benn, “bu tür yıkım ve zorbalığın hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini” söyledi.
Kuzey İrlanda Başbakanı Michelle O’Neill, evlerin yakılmasını “iğrenç bir korkaklık” olarak nitelendirerek, “Irkçılık, sindirme ve şiddet, nerede olursa olsun yanlıştır,” diye ekledi.
Onun selefi Arlene Foster ise, yaşanan olayları “büyük bir üzüntüyle” izlediğini söyledi.
Kuzey İrlanda Adalet Bakanı Naomi Long, insanların sükunet çağrılarına kulak asmadıklarını belirterek şunları ekledi:
“Korumaya çalıştıklarını iddia ettikleri topluluklara zarar vermeye kararlılar. İnsanların hissettiği gerçek acıyı, endişeyi ve öfkeyi kendi yanlış amaçları için birer silah olarak kullanıyorlar. Maskeli haydutların sokaklara çıkıp tehdit, sindirme, kargaşa çıkarma ve kasıtlı hasara yol açmalarına yer yok; bunun Kuzey İrlanda’nın iyiliği için yapıldığını iddia etmek tamamen samimiyetsiz bir tutum.”
Belfast Milletvekili ve Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi lideri Claire Hanna, “çevrimiçi ortamdaki olumsuz aktörlerin ve kuzey Belfast’taki toplulukların yaşadıklarını gerçekten umursamayan yerel politikacıların” bıçaklı saldırıyı “ırk temelli bir pogrom” başlatmak için kullandığını iddia etti.
Hanna BBC Newsnight’a şunları söyledi:
“Şu anda tanık olduğunuz şey, ırk temelli bir pogromdur. Erkeklerin kapı kapı dolaşarak, sırf ten rengi nedeniyle yabancıların buradan gönderilmesini talep ettiklerini görüyoruz. Bu, onların topluma ne gibi katkılarda bulunduklarına ya da buradaki statülerine dayalı değil; bu tür bir siyasetin kendilerinden çok uzak olmasını isteyen Belfastlılar için ise korkutucu bir durum.”
İşçi Partisi Başkanı Anna Turley de Times Radio’ya yaptığı açıklamada protestoları kınadı ve “Barışçıl protesto sorun değil ama şu anda sokaklarda gördüğümüz şey bu değil. Bunun yaptığı şey daha fazla kurban, daha fazla hoşnutsuzluk, daha fazla korku yaratmak. Toplulukları bölüyor ve masum insanlar kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan bir şeyin bedelini ödüyorlar. İnsanlara sakin kalmaya devam etmelerini ve adalet sisteminin işini yapmasına izin vermelerini tavsiye ediyorum,” dedi.
Avrupa
Alman patronlar Merz’in planını yetersiz buldu

Alman şirket yöneticileri, Şansölye Friedrich Merz’in 10 milyar avroluk vergi indirimlerinin, ülkenin durgun ekonomisini canlandırmak için yeterli olmayabileceği endişesini dile getirdiler.
Merz’in koalisyon hükümeti geçen perşembe günü, ekonomiyi canlandırmak ve seçmenler arasında artan hoşnutsuzlukla mücadele etmek amacıyla, orta sınıfa yönelik vergi indirimleri, işgücü piyasası reformları, daha sıkı hastalık izni kuralları ve bürokrasiyi azaltmaya yönelik girişimler içeren bir dizi önlemi açıkladı.
Financial Times’a (FT) göre yöneticiler bu adımları olumlu karşıladılar fakat bu önlemlerin, iş dünyası liderlerinin ülkenin “kayıp on yıl” riskiyle karşı karşıya olduğu yönündeki endişelerini gidermek için yeterli olmadığı konusunda uyarıda bulundular.
Piyasa değeri açısından Almanya’nın en büyük şirketi olan Siemens’in CEO’su Roland Busch, reform paketinin “büyüme ve rekabet gücünü yeniden kazanma yolunda önemli bir adım” olduğunu fakat “daha fazla önlemin alınması gerekeceğini” belirtti.
Busch, yasal sosyal güvenlik primleri ve diğer sosyal yardımlar gibi ücret dışı işgücü maliyetlerini “Almanya için önemli bir rekabet dezavantajı” olarak nitelendirdi.
Ayrıca, esnekliği artırmak amacıyla bazı şirketlerin günlük sınırlardan haftalık sınırlara geçmek istediği ülkenin azami çalışma süresi kuralları konusunda da endişelerini dile getirdi.
10 milyar avroluk vergi indirimi, 2025 yılında Almanya’nın GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 0,21’ine denk geliyor.
Bu rakam, Merz’in koalisyonundaki partilerin Nisan ayında tartıştığı 27 milyar avroya varan vergi indirimlerinin yarısından az.
Alman yazılım grubu TeamViewer’ın CEO’su Oliver Steil, “Bu önlemlerin bir etki yaratacak kadar büyük olup olmadığından emin değilim. Fakat olumlu bir sinyal veriyorlar,” dedi.
Almanya’nın en büyük şirketlerinden bazılarının yöneticileri, özel görüşmelerinde daha az diplomatik davrandılar.
Bir yönetici, ülkedeki işletmelerin “değişim talep ettiklerini ya da tepkilerini yükselttiklerini” belirtti.
Diğerleri ise şirketlerin yurt içindeki planlı yatırımlarını iptal ettiklerini, iç pazardan uzaklaşarak çeşitlilik sağlamak amacıyla ABD’de şirket satın aldıklarını ya da genel merkezlerini yurt dışına taşımayı düşündüklerini söyledi.
Yerli ilaç üreticisi Boehringer Ingelheim, geçen ay sağlık reformlarını ve bütçe kesintilerini gerekçe göstererek, 2030 yılına kadar Almanya’da planladığı 900 milyon avroluk altyapı ve laboratuvar yatırımlarını iptal etti.
Avrupa’nın en büyük çevrimiçi moda perakendecisi Zalando ise ocak ayında, lojistik ağını rasyonelleştirme ve maliyetleri düşürme çabalarının bir parçası olarak, Erfurt’taki lojistik merkezini kapatma planlarını duyurdu. Bu karar yaklaşık 2.700 çalışanı etkileyecek.
Merz, paketi açıkladığında bunu “Almanya için iyi bir gün” olarak nitelendirirken, “her şeyi çözecek tek bir ‘Büyük Patlama’ çözümü olmadığını” da kabul etti.
Merz’in Hıristiyan Demokratları ile Sosyal Demokratlardan oluşan iktidar koalisyonu, düşen destek oranları, zayıf iş dünyası güveni ve sağcı Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artması karşısında baskı altında bulunuyor.
Geçen ay koalisyon, çalışanların maaşlarının bir kısmını sermaye piyasalarına yatıracak İsveç tarzı bir kamu emeklilik fonunu da onayladı.
Almanya’nın en büyük ikinci bankası Commerzbank’ın CEO’su Bettina Orlopp, “Benim için bu, paketteki en önemli reform,” dedi ve özel konut inşaatını teşvik etmek amacıyla alınan ipotek kredisi önlemlerini de övdü.
Orlopp, “Almanya’da büyümeyi daha da artırmak için hâlâ yapılacak çok şey var ama bu iki nokta gerçekten olumlu,” dedi.
Reform paketi, 2020’nin başlarında pandeminin başlamasından bu yana fiilen büyümeyi durdurmuş olan ekonomiyi canlandırmak için Merz’in en son çabası.
Enflasyona göre düzeltildiğinde, GSYİH, ekonomistlerin eşi benzeri görülmemiş bir durgunluk dönemi olarak nitelendirdiği bu dönemde 2019 seviyesinde seyrediyor.
Berlin’in milyarlarca avroluk, borçla finanse edilen yatırım hamlesine rağmen, İran savaşının başlamasından bu yana enerji fiyatlarındaki keskin artışın Avrupa’nın en büyük ekonomisini vurması nedeniyle, 2026 yılının büyümedeki yükselişin başlangıcı olacağına dair umutlar suya düştü.
Alman ekonomisinin geleneksel güçlü olduğu imalat sektöründe durum daha da kötü. Bundesbank verilerine göre, sanayi üretimi 2017’nin sonlarında zirveye ulaşmıştı ve şu anda on yıl öncesine göre yüzde 9 daha düşük seviyede bulunuyor.
Son zamanlarda ortaya çıkan haberler, Alman yönetim kurullarındaki karamsar havayı daha da artırdı.
Geçen ay ortaya çıkan Volkswagen’in 100.000 kişiye kadar işten çıkarma planı, küresel şirket tarihindeki en büyük işten çıkarma programlarından biri olacakken, uzun süredir beklenen Alman-Fransız tank üreticisi KNDS’nin halka arzı, sektöre yönelik yatırımcı hevesinin azalması nedeniyle geçen hafta ertelendi.
Büyük çaplı işten çıkarmalar ve sektördeki gerilemeler, Berlin’in harekete geçmesi yönündeki baskıyı artırıyor.
Birçok yönetici, ekonomiyi canlandırmaya yönelik önceki adımların sonuçsuz kalması veya uygulamaya geçirilmesinin yavaş olması nedeniyle Merz’in reformlarının hızla hayata geçirilmesinin hayati önem taşıdığını belirtti.
Heidelberg Materials CEO’su Dominik von Achten, konut inşaatını teşvik etme ve bürokrasiyi azaltma adımlarını överek, “Gerçekten bir şeyler değiştirmemiz gerekiyor ve bunu, insanlar farkı hissedecekleri noktaya kadar hayata geçirmeliyiz. Hız ve uygulama kilit öneme sahip olacak,” dedi.
Almanya’nın en büyük inşaat malzemeleri şirketinin patronu olan von Achten, geçen hafta açıklanan önlemlerden önce, demiryolu, otoyol ve köprü projelerinin tamamlanmasının çok uzun sürdüğünü belirtti ve “Bütçede para var, ancak altyapı iyileştirmeleri henüz hayata geçirilemedi,” dedi.
Almanya’nın başlıca sanayi lobi örgütü BDI’nın başkanı Tanja Gönner, geçen hafta gelir vergisi reformunun kurumsal yatırımları canlandıramayacağını ve bu önlemlerin “büyümeye güçlü bir ivme kazandırmadığını” belirtti.
Alman şirketleri, ABD’li varlık yönetimi şirketi BlackRock’un Almanya biriminin eski başkanının iş dünyasına daha dostane bir yaklaşım sergileyeceği algısı nedeniyle, Merz’in Mayıs 2025’te liderliği devralmasından bu yana Berlin’deki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
Siemens, Deutsche Bank ve Volkswagen dahil 60’tan fazla Alman şirketi, Temmuz 2025’te “Made for Germany” girişimine katıldı ve ülkeye daha fazla yatırım çekmek için toplu olarak yüz milyarlarca avro yatırım yapma sözü verdi.
136 üyeye ulaşan girişimin bir sözcüsü, grubun bu yılın ilerleyen dönemlerinde, 2028 yılına kadar taahhüt edilen 800 milyar avrodan fazla yatırımı da içeren ilerleme durumunu değerlendireceğini belirtti.
Bazı yöneticiler, geçen haftaki açıklamanın, büyümeyi yeniden canlandırma, kitlesel işten çıkarmaları önleme ve “aşırı sağı” püskürtme yönündeki baskının, değişimi tetikleyecek kadar güçlü olduğunu gösterdiğini söyledi.
Berlin’in kriz zamanında bürokratik engelleri aşıp harekete geçebildiğinin bir örneği olarak, Alman hükümetinin 2022’de Kuzey Denizi’nde 200 gün içinde bir sıvılaştırılmış doğalgaz terminali inşa etmesini gösterdiler.
TeamViewer’ın başkanı Steil, “Koalisyon ortakları nihayet kırmızı çizgileri aşmaya ve bir ekip olarak bir araya gelip zor kararlar almaya ve uzlaşmaya hazır görünüyor,” dedi.
Avrupa
Temyiz mahkemesi Le Pen kararını açıkladı

Marine Le Pen ve 10 sanık, Avrupa Parlamentosu fonlarını usulsüz olarak kullanmaktan suçlu bulundu.
Yargıç, Marine Le Pen’in suçlamalardan suçlu bulunduğunu teyit etti.
Fransız siyasetçiye 100.000 avro para cezası ve üç yıl hapis cezası onandı; bu cezanın iki yılı ertelendi, bir yılı ise elektronik kelepçe takılarak infaz edilecek.
BBC’nin aktardığına göre kararın açıklanmasının ardından Le Pen, ifadesiz bir yüzle koltuğuna geri döndü.
Hüküm kapsamında, sanıkların hepsi Avrupa Birliği (AB) Parlamentosu’na tazminat ödemekle yükümlü kılındı.
Asistanlarına ödenen sözleşme bedellerini geri ödemek üzere toplam tutar 2 milyon avroya yakın.
Sanıklar ayrıca AB’ye 150.000 avro manevi tazminat ve avukatlık ücretlerini de ödeyecekler.
Bunun yanı sıra, sanıkların her birine ayrı ayrı para cezaları da verildi; Le Pen’e ise 100.000 avro para cezası verildi.
Yargıç Michèle Agi, “vakaların ciddi olduğunu” savunarak, Avrupa Parlamentosu’nun uyarılarına rağmen bu olayların 11 yıl boyunca üç parlamento dönemi boyunca yaşandığını da ekledi.
Hâkimlerin, cezanın bir yılını elektronik kelepçe takarak çekmesini şart koşması üzerine Le Pen, aday olmayacağını açıkladı.
Le Pen, kelepçe takılı olduğu süre boyunca her seçim mitingi düzenlemeden önce izin almak zorunda kalacağı için seçim kampanyasını düzgün bir şekilde yürütemeyeceğini öne sürdü.
45 aylık cezasının 30 ayı ertelendiği için, kamu görevinden men edilme süresi fiilen sadece 15 aya indirildi; bu durumda Le Pen hâlâ cumhurbaşkanlığına aday olabilir.
Kendisinin aday olmaması durumunda, cumhurbaşkanlığı adaylığı için en güçlü aday Ulusal Birlik (RN) Başkanı Jordan Bardella.
Avrupa
Belçika, Hamas çekilirse Filistin devletini tanıyacak

Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, kabinesine Filistin devletini tanıma konusunda bir karara varmaları yönünde talimat verdiğini söyledi.
Bu adım, Hamas’ın günün dün Gazze’yi 20 yılın büyük bir bölümünde yöneten hükümeti feshedeceğini duyurmasının ardından geldi.
Hamas’ın iktidardan çekilmesi, Belçika’nın Filistin’i tanıması için Prévot’un ön koşullarından biri.
VRT’ye konuşan Prévot, “Cuma gününe kadar hazır olup olmayacağımızı bilmiyorum,” diyerek planlanan bakanlar kurulu toplantısına atıfta bulundu ve bu konunun yakında gündeme geleceğini ekledi.
İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da artan şiddet ve İsrailli yerleşimcilerin yayılması, diplomatik olaylar, Avrupa ülkeleriyle yaşanan gerginlikler, seçimlere müdahale, komşu ülkelere karşı İsrail’in askeri harekatları ve İsrailli politikacıların saldırgan söylemleri de Avrupa ile ilişkileri bozdu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un öncülüğünde, 2025 yılında Fransa, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya Filistin devletini tanıdı. Bu adım, ABD ve İsrail tarafından kınandı.
İspanya, İrlanda ve Norveç, 2024 yılında Filistin devletini tanıdı.
Hamas’ın Gazze’deki yönetim rolünden uzaklaşması, BM gibi gözlemciler tarafından temkinli bir şekilde memnuniyetle karşılanırken, örgütün silahsızlandırılması konusu hâlâ belirsizliğini koruyor.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor
Avrupa2 hafta önceRomanya parlamentosunda Moldova ile birleşme adımı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor












