Avrupa
Burnham kabinesini açıkladı

Yeni Britanya Başbakanı Andy Burnham, pazartesi günü hiç vakit kaybetmeden yeni bakanlar kurulunu açıkladı.
Telefon görüşmesi yoluyla yapılan görevden almalar sırasında, Maliye Bakanı Rachel Reeves’ten Başbakan Yardımcısı David Lammy’ye kadar eski Başbakan Keir Starmer yanlıları kızağa çekildi.
Burnham, onların yerine, partinin ana akım kanatlarını kapsayan, kuzeydeki kilit müttefikleri ve Starmer ile arası bozulan bakanları da içeren bir üst düzey ekip kuruyor.
En büyük sürpriz, John Healey’nin maliye bakanı olması. Hükümetteki ikinci en önemli görev, beş haftadan biraz fazla bir süre önce savunma bakanlığından istifa ederek Starmer’ın mücadeleye devam etme şansını tamamen ortadan kaldıran milletvekili için büyük bir ödül oldu.
Healey, Starmer yönetiminin savunma harcamalarını yeterince artırmamasını gerekçe göstererek istifa etmişti.
Öte yandan Healey, o dönem “isteksiz” bulduğu Reeves yönetimindeki Hazine Bakanlığı’nı da iğnelemişti.
Yeni Maliye Bakanı Healey, Blair döneminde de bakanlıktaydı
İstifasından sonra nihayetinde kabul edilen Savunma Yatırım Planı’nın hükümetin bütçe tablolarında yarattığı milyarlarca sterlinlik açıkları kapatmak ve talep ettiği gibi 2030 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 3’üne çıkarmak için gerekli adımları atmak zorunda kalacak.
POLITICO’ya göre asıl soru, “Vergileri artırmak mı, yoksa mevcut bütçeleri kesmek mi?”
Healey şimdilik, 2000’li yıllarda Tony Blair yönetimi döneminde Hazine Bakanlığı’nda da görev yapmış olması da dahil olmak üzere, hükümetin çeşitli kademelerinde deneyime sahip, güvenilir bir isim olarak görülecek.
Burnham, zaman zaman bu yeni başbakanın göreve gelmesi ihtimalinden tedirgin olan tahvil piyasalarını ürkütmeyecek kadar güvenilir bir isim olduğunu umuyor.
Bir başbakanlık yetkilisi, Burnham ve Healey’in, yeni başbakanın planlarının temel unsurları olan yeniden sanayileşme, yetki devri ve yaşam maliyeti konularında, ayrıca iktisadi istikrarı sağlamayı amaçlayan hükümetin “mali kurallarına” bağlı kalma gerekliliği konusunda “aynı bakış açısına” sahip olduklarını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Ed Miliband
Dışişleri Bakanı ise Ed Miliband oldu. 2015 genel seçimlerini kazanamayan İşçi Partisi’nin eski liderlerinden biri olan Miliband, enerji bakanlığı görevinden alınmayı reddedene kadar Starmer’ın müttefikiydi.
Ardından, Starmer’a istifa etmesi gerektiğini söyleyen ilk kabine üyelerinden biri oldu. Şimdi ise Burnham’ın sözcüsü konumunda.
Yeni lider, tüm dikkatini iç meselelere yoğunlaştırmak istiyor. Dolayısıyla, İşçi Partisi’nin sol kanadından önemli bir ismin dışişleri görevini üstlenmesi, bu süreci daha sorunsuz hale getirebilir.
Öte yandan, Miliband’ın Beyaz Saray ile ilişkileri yürütmesi gerekecek. Miliband’ı enerji bakanlığı görevinden almak, İngiltere’nin Kuzey Denizi’nde biraz daha fazla petrol ve doğalgaz çıkarma yolunu açabilir.
Fakat çevre savunucusu olarak sahip olduğu itibar, İngiltere’yi defalarca Kuzey Denizi’nde petrol sondajı yapmaya teşvik eden Donald Trump ile gerginliğe neden olabilir.
Üstelik Miliband, defalarca Amerika’nın yoluna taş koydu. 2013 yılında muhalefet lideriyken, İngiliz hükümetinin Suriye’deki askeri harekâta katılmasını başarıyla engelledi ve Barack Obama için durumu zorlaştırdı.
Ayrıca, bu yılın başlarında İngiltere’nin Trump’ın İran’a yönelik saldırı saldırıları için Diego Garcia’daki Hint Okyanusu üssünü kullanmasına izin vermemesi yönünde özel kanallardan baskı yapan öncü isimlerden biriydi. Bu da onu ABD yönetimi nezdinde sevimli bir figür haline getirmeyebilir.
Miliband, Dışişleri Bakanlığı’na atandığında yaptığı açıklamada, ebeveynlerinin Nazilerden kaçan Yahudi mülteciler olarak İngiltere’ye nasıl geldiklerine değindi.
Açıklamasında ayrıca, İsrail ile komşuları arasında sürdürülebilir bir barış sağlanması için “yorulmadan” çalışacağına söz verdi. Bu konu, İşçi Partisi için ele alınması zor bir mesele olmaya devam edecek.
Streeting savunmaya gitti, Mahmood içişlerinde kaldı
Miliband’ın adı, Wes Streeting ile birlikte haftalar boyunca maliye bakanlığı ile anılmıştı. Eski Sağlık Bakanı Streeting’in yeni görevi savunma bakanlığı olacak.
Streeting, savunma harcamaları konusunda hükümet içinde yaşanan şiddetli bir tartışmanın ortasında atanan ve Burnham’ın selefi Starmer tarafından göreve getirilen selefi Dan Jarvis’in ayrılmasından altı haftadan az bir süre sonra görevi devraldı.
Jarvis, hükümetin uzun zamandır beklenen Savunma Yatırım Planı’nı hayata geçirmekten sorumluydu.
Streeting, geçtiğimiz bahar Starmer hükümetinden istifa ettiğinden bu yana savunma harcamaları konusunda çeşitli açıklamalarda bulundu.
Kaynak yaratmak amacıyla “savaş tahvilleri” fikrini destekledi ve modası geçmiş askeri programların iptal edilmesi için lobi yaptı.
Shabana Mahmood ise içişleri bakanı olarak görevine devam edecek. Mahmood’un müttefikleri, onun birçok “ilerici” kesim tarafından tartışmalı bulunan göç reformlarını hayata geçirmeye devam etmek için bakanlıkta kalmak istediğini her zaman vurgulamışlardı.
Burnham’ın onu görevde tutmasıyla Mahmood’un dileği gerçekleşecek. Fakat müttefiklerinden biri, son haftalarda POLITICO’ya yaptığı açıklamada, göçmenlik reformları konusunda “ılımlı sol kesime bir tür taviz verilmesi gerekeceğini” öngördü.
Miliband gibi Mahmood da Starmer’a süresinin dolduğunu söyleyen ilk isimlerden biriydi.
Miatta Fahnbulleh ise Miliband’ın yerine enerji güvenliği ve net sıfırdan sorumlu devlet bakanı olarak atanacak.
Eski enerji bakanı ve düşünce kuruluşu başkanı, Burnham’a politika konusunda danışmanlık yapıyordu.
Fahnbulleh, mayıs ayında Starmer’ı istifaya zorlamak amacıyla istifa eden ilk kişi olmadan önce, önce enerji bakan yardımcısı, ardından da yerel yönetimler bakanı olarak görev yapmıştı.
Burnham’dan “umudu geri getirme” sözü
Burnham, Thatcher döneminde topluluklara verilen uzun vadeli zararı telafi etme sözü vererek, iktidara gelmesinin İngiltere’ye “umudu geri getireceğini” söyledi.
Yeni Birleşik Krallık başbakanı, Downing Street’te Keir Starmer’ın yerine geçtikten sonra ulusa seslenirken, halkın siyasetten “bıkmış” olduğunu kabul etti ve gerçek bir değişim sağlamak için hükümetin “daha iyisini yapması” gerektiğini söyledi.
Toplanan kalabalığa seslenen yeni başbakan, “Yeni bir ulusal birlik duygusu, ortak bir amaç ve pozitiflik duygusu oluşturalım. Bu anı, Britanya’nın yeniden inanmaya başladığı, umudu geri kazandığımız an haline getirelim,” dedi.
10 Numara’nın önünde yaptığı konuşmada, hükümetin salı günü halk için yaşam maliyetleri konusunda “biraz nefes alma alanı” sağlayacağını belirtti; tam olarak finanse edilmiş bir paket kapsamında enerji faturalarında ve otobüs ücretlerinde indirim planlarının yapılması bekleniyor.
Burnham daha sonra gazetecilere, altyapıya yatırım yapmak üzere milyarlarca sterlinlik ek borçlanma sağlamak için hükümetin mevcut mali kuralları dahilinde “her türlü esnekliği” değerlendireceğini ama ekonomiye karşı “çok ihtiyatlı” bir yaklaşım sergileyeceğini söyledi.
Burnham’ın açıklamalarının ardından, daha yüksek borçlanma ve artan borç riskleri nedeniyle zaten gergin olan piyasalarda İngiltere’nin 10 yıllık devlet tahvili fiyatları düştü. Fakat “güvenilir bir isim” olarak görülen 66 yaşındaki Healey’in atandığı duyurulduğunda piyasalar kapanmıştı.
Yeni başbakanın telefon trafiği, Trump, von der Leyen, Zelenskiy
Burnham, bir dünya lideriyle yaptığı ilk telefon görüşmesinde, daha önce kendisinin sadece “bir kasabanın” belediye başkanı olduğunu ima eden Donald Trump ile görüştü ve onu gelecek yılki G20 zirvesi için Manchester’a davet etti.
Trump daha sonra sosyal medyada, iki liderin İran, ABD-İngiltere askeri ittifakı ve ticaret konularını ele alarak “çok iyi bir görüşme” yaptıklarını yazdı. Trump, Burnham ile “çok da uzak olmayan bir gelecekte” bir araya gelmeyi planladıklarını belirtti.
Burnham ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i de aradı.
Avrupa
Finlandiya, NATO nükleer tatbikatında karargah subaylarıyla yer alacak

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerindeki yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını açıkladı. Karargah subaylarıyla temsil edilecek olan Finlandiya, tatbikatın belirli bir ülkeyi hedef almadığını bildirdi.
Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını duyurdu.
Bakanlığın açıklamasına göre Finlandiya, bu yılki tatbikatta karargah subaylarıyla temsil edilecek. Savunma Bakanı Antti Häkkänen, bu katılım biçiminin ülkenin ulusal hedeflerine en uygun model olduğunu ifade etti.
Häkkänen, “Nükleer caydırıcılık tatbikatı, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor. Nükleer caydırıcılık, Finlandiya dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasındaki en üst düzey güvencedir” değerlendirmesinde bulundu.
Steadfast Noon tatbikatı, gerçek nükleer silahların kullanımı veya nakli söz konusu olmadan icra ediliyor.
İttifak üyesi ülkeler tatbikata farklı biçimlerde iştirak edebiliyor; bu çerçevede NATO’nun nükleer operasyonlarına destek amacıyla konvansiyonel askeri unsurlar da görevlendirilebiliyor.
Finlandiya Savunma Bakanlığı, söz konusu tatbikatın mevcut uluslararası konjonktürle bağlantılı olmadığını ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını kaydetti.
Finlandiya daha önce de Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik sunduğu girişime dahil olma kararı almıştı.
Häkkänen, bu işbirliğinin Finlandiya ve Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi amaçladığını aktardı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Mart 2026’da gündeme getirilen girişime Finlandiya dahil 10 ülke katıldı.
Fransa’nın nükleer doktrininin müzakere edilmesini, ortak tatbikatları ve stratejik hava kuvvetlerine ait bazı unsurların ortak ülkelerde geçici konuşlanmasını içeren girişim, NATO’nun nükleer caydırıcılığının yerini almıyor ve ittifaktaki gibi ortak savunma taahhüdü taşımıyor. Fransız nükleer silahları ve kullanımına dair kararlar Paris yönetiminin kontrolünde kalmaya devam ediyor.
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesinin” güçlendirilmesinin Rusya açısından stratejik tehdit oluşturduğunu savunmuştu. Kremlin, stratejik istikrar görüşmelerinde Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin hesaba katılması gerektiğini vurgulamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili elçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gözetmeksizin nükleer kapasitelerini artırdığını öne sürmüştü.
Avrupa
Söder, Berlin’de “sol koalisyon”u finansal akışların kesilmesi ile tehdit etti

CSU lideri Markus Söder, Berlin’deki sol koalisyon gerçekten hayata geçerse önemli mali karşı önlemler alacağını açıkladı.
Bild gazetesine konuşan Bavyera Başbakanı, “Bizim için durum açık: Böyle bir koalisyona ek finansman sağlanmamalı. Bu nedenle Başkent Anlaşması durdurulmalı,” dedi.
Bu sert açıklamasıyla, bir kez daha federal-eyalet mali dengeleme sistemini hedef alan Söder şöyle devam etti:
“Berlin’in vatandaşların korunması konusunda önemli meseleleri ele almadan bırakması ve aynı zamanda diğer eyaletlerin karşılayamayacağı şüpheli yardımlar için milyarlarca harcaması kabul edilemez. Buna bir son verilmeli.”
Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Sol Parti’nin seçim zaferi sonrasında Söder, devam eden koalisyon görüşmelerini de sert bir şekilde eleştirdi.
CSU lideri, başkentte öncelikle SPD ve Yeşiller’i hedef aldı ve onları “demokratik değerlere ihanet etmek” ile suçladı.
Berlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Söder şöyle devam etti:
“Berlin’de bir Kırmızı-Yeşil-Kırmızı [Sol-Yeşiller-SPD] koalisyonu, tabuların tam anlamıyla ihlali olur. Bu Sol Parti üyeleriyle birlikte, ülkemizin savaş sonrası tarihinde ilk kez, kısmen antisemitik ve polise karşı eleştirel bir parti bir eyalet hükümetine liderlik edecek. Berlin SPD’si ve Yeşiller’in buna razı olması utanç verici. Antisemitizm konusunda taviz verilemez, yarı yürekli tavizler de. Bu, demokrasimizin temel değerlerine ihanettir.”
Bavyera Başbakanı, potansiyel koalisyon ortaklarını, “partizan siyasi çıkarlar uğruna iç güvenlikle ilgili temel meseleleri ve temel toplumsal uzlaşmayı bir kenara itmek” ile suçladı:
“Antisemitizm, kamulaştırma konusundaki sosyalist fanteziler, suç aşiretleriyle bağlantılar ve polis memurlarını organize suçla eşdeğer gören bir gençlik örgütü: Bunların hiçbiri, Berlin’deki SPD ve Yeşiller için bir koalisyonun önünde engel teşkil etmiyor gibi görünüyor. Böylece Kırmızı ve Yeşil, bir ‘Kızıl Cephe’ için basamak görevi görecek.”
Avrupa
Makam aracı teklifi iptal edilen AfD’li başkan kasımda yaya kalabilir

BMW, Almanya’da Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen ilk AfD’li siyasetçi Tobias Rausch için sunduğu makam aracı teklifini geri çekti. Şirket teklifini Rausch’un seçildiği gün iptal ederken, mevcut aracın süresi kasımda dolacak olan meclis yönetimi henüz diğer Alman üreticilerden teklif alamadı.
Alman otomotiv üreticisi BMW, Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen Tobias Rausch için hazırlanan makam aracı kiralama teklifini geri çekti.
Die Zeit gazetesinin parlamento yönetimine dayandırdığı habere göre, otomobil üreticisinin genel merkezi teklifi, Rausch’un eyalet meclisi başkanı seçildiği 6 Ekim’de iptal etti. Rausch, bir eyalet parlamentosuna başkanlık eden ilk AfD’li siyasetçi oldu.
Eyalet parlamentosu başkanının şoförlü bir makam aracı kullanma hakkı yer alıyor. Rausch halihazırda selefinden devraldığı BMW 7 serisi aracı kullanıyor. Mevcut aracın kiralama süresi kasım ayında sona eriyor.
Parlamento yönetimi bu tarihe kadar yeni bir tedarikçi bulamazsa Rausch makam aracından yoksun kalacak.
Eyalet parlamentosu idaresi, Rausch’un makam aracı ihtiyacı için tanınmış Alman üreticiler arasından yalnızca BMW’nin teklif sunduğunu aktardı. Mercedes ve Audi markalarından bu süreçte herhangi bir teklif gelmedi.
İş dünyasından AfD politikalarına tepki
AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de düzenlenen seçimlerin ardından mecliste grup kurdu.
Eyalet seçimleri tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşan parti, yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli mecliste 39 üyelik kazandı.
AfD, salt çoğunluk için gereken sandalye sayısının 3 altında kaldı. Seçimlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy elde etti.
BMW Yönetim Kurulu Üyesi Milan Nedeljkovic, daha önce Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülkiyette, sağ popülizm ve milliyetçiliği “dünya ticaretiyle yaşayan, dışa açık bir ekonomi merkezi için zehir” olarak nitelendirmişti.
Alman Sanayi Federasyonu (BDI) da Rausch’un seçildiği gün yayımladığı değerlendirmede, AfD’nin eyalette yönetime gelmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulundu.
BDI Başkanı Tanja Gönner, partinin bölgenin ekonomik başarısını oluşturan ilkeleri desteklemediğini, dolayısıyla olası bir AfD iktidarında ekonomik canlanma beklenemeyeceğini kaydetti.
Gönner, AfD’nin iş dünyasını temsil eden bir parti olmadığını belirterek ekonominin dışa açıklığa, küresel ticarete, ihracat olanaklarına ve yurt dışından nitelikli iş gücü çekilmesine dayandığını ifade etti.
Her yatırımcının yurt dışından sağlanan uzman personele ihtiyaç duyduğunu aktaran Gönner, “Bu kişiler burada hoş karşılanmadıklarını hissederse bu durum bölgenin tercih edilmemesi için derhal bir gerekçeye dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını6 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor







