Avrupa
Burnham kabinesini açıkladı

Yeni Britanya Başbakanı Andy Burnham, pazartesi günü hiç vakit kaybetmeden yeni bakanlar kurulunu açıkladı.
Telefon görüşmesi yoluyla yapılan görevden almalar sırasında, Maliye Bakanı Rachel Reeves’ten Başbakan Yardımcısı David Lammy’ye kadar eski Başbakan Keir Starmer yanlıları kızağa çekildi.
Burnham, onların yerine, partinin ana akım kanatlarını kapsayan, kuzeydeki kilit müttefikleri ve Starmer ile arası bozulan bakanları da içeren bir üst düzey ekip kuruyor.
En büyük sürpriz, John Healey’nin maliye bakanı olması. Hükümetteki ikinci en önemli görev, beş haftadan biraz fazla bir süre önce savunma bakanlığından istifa ederek Starmer’ın mücadeleye devam etme şansını tamamen ortadan kaldıran milletvekili için büyük bir ödül oldu.
Healey, Starmer yönetiminin savunma harcamalarını yeterince artırmamasını gerekçe göstererek istifa etmişti.
Öte yandan Healey, o dönem “isteksiz” bulduğu Reeves yönetimindeki Hazine Bakanlığı’nı da iğnelemişti.
Yeni Maliye Bakanı Healey, Blair döneminde de bakanlıktaydı
İstifasından sonra nihayetinde kabul edilen Savunma Yatırım Planı’nın hükümetin bütçe tablolarında yarattığı milyarlarca sterlinlik açıkları kapatmak ve talep ettiği gibi 2030 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 3’üne çıkarmak için gerekli adımları atmak zorunda kalacak.
POLITICO’ya göre asıl soru, “Vergileri artırmak mı, yoksa mevcut bütçeleri kesmek mi?”
Healey şimdilik, 2000’li yıllarda Tony Blair yönetimi döneminde Hazine Bakanlığı’nda da görev yapmış olması da dahil olmak üzere, hükümetin çeşitli kademelerinde deneyime sahip, güvenilir bir isim olarak görülecek.
Burnham, zaman zaman bu yeni başbakanın göreve gelmesi ihtimalinden tedirgin olan tahvil piyasalarını ürkütmeyecek kadar güvenilir bir isim olduğunu umuyor.
Bir başbakanlık yetkilisi, Burnham ve Healey’in, yeni başbakanın planlarının temel unsurları olan yeniden sanayileşme, yetki devri ve yaşam maliyeti konularında, ayrıca iktisadi istikrarı sağlamayı amaçlayan hükümetin “mali kurallarına” bağlı kalma gerekliliği konusunda “aynı bakış açısına” sahip olduklarını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Ed Miliband
Dışişleri Bakanı ise Ed Miliband oldu. 2015 genel seçimlerini kazanamayan İşçi Partisi’nin eski liderlerinden biri olan Miliband, enerji bakanlığı görevinden alınmayı reddedene kadar Starmer’ın müttefikiydi.
Ardından, Starmer’a istifa etmesi gerektiğini söyleyen ilk kabine üyelerinden biri oldu. Şimdi ise Burnham’ın sözcüsü konumunda.
Yeni lider, tüm dikkatini iç meselelere yoğunlaştırmak istiyor. Dolayısıyla, İşçi Partisi’nin sol kanadından önemli bir ismin dışişleri görevini üstlenmesi, bu süreci daha sorunsuz hale getirebilir.
Öte yandan, Miliband’ın Beyaz Saray ile ilişkileri yürütmesi gerekecek. Miliband’ı enerji bakanlığı görevinden almak, İngiltere’nin Kuzey Denizi’nde biraz daha fazla petrol ve doğalgaz çıkarma yolunu açabilir.
Fakat çevre savunucusu olarak sahip olduğu itibar, İngiltere’yi defalarca Kuzey Denizi’nde petrol sondajı yapmaya teşvik eden Donald Trump ile gerginliğe neden olabilir.
Üstelik Miliband, defalarca Amerika’nın yoluna taş koydu. 2013 yılında muhalefet lideriyken, İngiliz hükümetinin Suriye’deki askeri harekâta katılmasını başarıyla engelledi ve Barack Obama için durumu zorlaştırdı.
Ayrıca, bu yılın başlarında İngiltere’nin Trump’ın İran’a yönelik saldırı saldırıları için Diego Garcia’daki Hint Okyanusu üssünü kullanmasına izin vermemesi yönünde özel kanallardan baskı yapan öncü isimlerden biriydi. Bu da onu ABD yönetimi nezdinde sevimli bir figür haline getirmeyebilir.
Miliband, Dışişleri Bakanlığı’na atandığında yaptığı açıklamada, ebeveynlerinin Nazilerden kaçan Yahudi mülteciler olarak İngiltere’ye nasıl geldiklerine değindi.
Açıklamasında ayrıca, İsrail ile komşuları arasında sürdürülebilir bir barış sağlanması için “yorulmadan” çalışacağına söz verdi. Bu konu, İşçi Partisi için ele alınması zor bir mesele olmaya devam edecek.
Streeting savunmaya gitti, Mahmood içişlerinde kaldı
Miliband’ın adı, Wes Streeting ile birlikte haftalar boyunca maliye bakanlığı ile anılmıştı. Eski Sağlık Bakanı Streeting’in yeni görevi savunma bakanlığı olacak.
Streeting, savunma harcamaları konusunda hükümet içinde yaşanan şiddetli bir tartışmanın ortasında atanan ve Burnham’ın selefi Starmer tarafından göreve getirilen selefi Dan Jarvis’in ayrılmasından altı haftadan az bir süre sonra görevi devraldı.
Jarvis, hükümetin uzun zamandır beklenen Savunma Yatırım Planı’nı hayata geçirmekten sorumluydu.
Streeting, geçtiğimiz bahar Starmer hükümetinden istifa ettiğinden bu yana savunma harcamaları konusunda çeşitli açıklamalarda bulundu.
Kaynak yaratmak amacıyla “savaş tahvilleri” fikrini destekledi ve modası geçmiş askeri programların iptal edilmesi için lobi yaptı.
Shabana Mahmood ise içişleri bakanı olarak görevine devam edecek. Mahmood’un müttefikleri, onun birçok “ilerici” kesim tarafından tartışmalı bulunan göç reformlarını hayata geçirmeye devam etmek için bakanlıkta kalmak istediğini her zaman vurgulamışlardı.
Burnham’ın onu görevde tutmasıyla Mahmood’un dileği gerçekleşecek. Fakat müttefiklerinden biri, son haftalarda POLITICO’ya yaptığı açıklamada, göçmenlik reformları konusunda “ılımlı sol kesime bir tür taviz verilmesi gerekeceğini” öngördü.
Miliband gibi Mahmood da Starmer’a süresinin dolduğunu söyleyen ilk isimlerden biriydi.
Miatta Fahnbulleh ise Miliband’ın yerine enerji güvenliği ve net sıfırdan sorumlu devlet bakanı olarak atanacak.
Eski enerji bakanı ve düşünce kuruluşu başkanı, Burnham’a politika konusunda danışmanlık yapıyordu.
Fahnbulleh, mayıs ayında Starmer’ı istifaya zorlamak amacıyla istifa eden ilk kişi olmadan önce, önce enerji bakan yardımcısı, ardından da yerel yönetimler bakanı olarak görev yapmıştı.
Burnham’dan “umudu geri getirme” sözü
Burnham, Thatcher döneminde topluluklara verilen uzun vadeli zararı telafi etme sözü vererek, iktidara gelmesinin İngiltere’ye “umudu geri getireceğini” söyledi.
Yeni Birleşik Krallık başbakanı, Downing Street’te Keir Starmer’ın yerine geçtikten sonra ulusa seslenirken, halkın siyasetten “bıkmış” olduğunu kabul etti ve gerçek bir değişim sağlamak için hükümetin “daha iyisini yapması” gerektiğini söyledi.
Toplanan kalabalığa seslenen yeni başbakan, “Yeni bir ulusal birlik duygusu, ortak bir amaç ve pozitiflik duygusu oluşturalım. Bu anı, Britanya’nın yeniden inanmaya başladığı, umudu geri kazandığımız an haline getirelim,” dedi.
10 Numara’nın önünde yaptığı konuşmada, hükümetin salı günü halk için yaşam maliyetleri konusunda “biraz nefes alma alanı” sağlayacağını belirtti; tam olarak finanse edilmiş bir paket kapsamında enerji faturalarında ve otobüs ücretlerinde indirim planlarının yapılması bekleniyor.
Burnham daha sonra gazetecilere, altyapıya yatırım yapmak üzere milyarlarca sterlinlik ek borçlanma sağlamak için hükümetin mevcut mali kuralları dahilinde “her türlü esnekliği” değerlendireceğini ama ekonomiye karşı “çok ihtiyatlı” bir yaklaşım sergileyeceğini söyledi.
Burnham’ın açıklamalarının ardından, daha yüksek borçlanma ve artan borç riskleri nedeniyle zaten gergin olan piyasalarda İngiltere’nin 10 yıllık devlet tahvili fiyatları düştü. Fakat “güvenilir bir isim” olarak görülen 66 yaşındaki Healey’in atandığı duyurulduğunda piyasalar kapanmıştı.
Yeni başbakanın telefon trafiği, Trump, von der Leyen, Zelenskiy
Burnham, bir dünya lideriyle yaptığı ilk telefon görüşmesinde, daha önce kendisinin sadece “bir kasabanın” belediye başkanı olduğunu ima eden Donald Trump ile görüştü ve onu gelecek yılki G20 zirvesi için Manchester’a davet etti.
Trump daha sonra sosyal medyada, iki liderin İran, ABD-İngiltere askeri ittifakı ve ticaret konularını ele alarak “çok iyi bir görüşme” yaptıklarını yazdı. Trump, Burnham ile “çok da uzak olmayan bir gelecekte” bir araya gelmeyi planladıklarını belirtti.
Burnham ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i de aradı.
Avrupa
Euroclear dondurulan Rus varlıklarından 3,6 milyar euro gelir sağladı

Belçikalı menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından 2026’nın ilk dokuz ayında 3,6 milyar euro faiz geliri elde etti. Faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle geçen yıla göre yüzde 6 gerileyen bu gelirlerden kesilen 2,4 milyar euroluk olağanüstü katkı payı Ukrayna’ya destek mekanizmasına aktarılıyor.
Belçika merkezli merkezi menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından Ocak-Eylül 2026 döneminde 3,6 milyar euro faiz geliri elde ettiğini açıkladı.
Şirketin yayımladığı finansal rapora göre bu tutar, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6 azaldı. Moskova yönetimi ise hem dondurulan varlıkların hem de bu varlıklardan doğan faiz gelirlerinin iadesini talep ediyor.
Euroclear raporunda, faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle gelirlerin geçen yıla göre yüzde 6 gerilediği belirtildi. Şirket ayrıca şu değerlendirmeyi paylaştı:
“Gelecekteki faiz gelirleri, faiz oranlarının seyrine paralel olarak değişmeye devam edecek.”
Verilere göre kuruluş, eylül ayı itibarıyla 2,4 milyar euro olağanüstü gelir (windfall contribution) kaydetti.
Söz konusu varlıkların getirileri üzerinden hesaplanan bu olağanüstü katkı payı, Avrupa’nın Ukrayna’yı destekleme mekanizması kapsamında aktarılıyor.
Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve karşı tedbirler ise şirketin 27 milyon euro gelir kaybına uğramasına ve 233 milyon euro doğrudan maliyetle karşılaşmasına yol açtı.
Bu tutarın 162 milyon euroluk kısmını Rus mahkemelerinde açılan davalara ilişkin ayrılan karşılıklar oluşturdu.
Euroclear verilerine göre, Eylül 2026 sonu itibarıyla şirketin bilançosunda toplam 244 milyar euro değerinde varlık yer alıyor. Bunun 204 milyar euroluk kısmı dondurulmuş Rus varlıklarından oluşuyor.
Kuruluşun dondurulan Rus varlıklarından elde ettiği faiz geliri, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 26 düşüşle 5 milyar euro seviyesinde gerçekleşmişti.
Euroclear, o dönemdeki gerilemeyi de faiz oranlarının düşmesine bağlamıştı.
Şirket, 2025 yılı genelinde olağanüstü gelirlerden kesilen katkı payı olarak toplam 3,3 milyar euro karşılık ayırdı.
Bu meblağın 1,6 milyar euroluk dilimini Temmuz 2025’te Avrupa Komisyonu’na devreden kuruluş, yaklaşık 1,4 milyar euroluk kısmını ise 2026’nın başında ödemeyi planlıyordu.
Tüm bu kaynaklar Ukrayna’ya destek amacıyla yönlendiriliyor.
2025 döneminde Rusya yaptırımları ve karşı önlemler, Euroclear’ın 34 milyon euro faaliyet geliri kaybetmesine ve 113 milyon euro doğrudan gider yazmasına neden oldu.
Buna ek olarak şirket, Rusya bağlantılı riskleri gözeterek 342 milyon euro karşılık ayırdı ve toplam doğrudan faaliyet giderleri 455 milyon euroya ulaştı.
Aralık 2025 sonu itibarıyla Euroclear Bank bilançosunda bloke edilmiş 222 milyar euro tutarında varlık yer alıyordu. Bu meblağın 195 milyar euroluk bölümü yaptırım kapsamındaki Rus varlıklarına aitti.
Rusya Merkez Bankası ile yargı süreci
Avrupa Birliği, Aralık 2025’te 210 milyar euro tutarındaki Rus varlığını süresiz olarak dondurma kararı aldı.
Bu adımın üzerine Rusya Merkez Bankası, ülkenin uluslararası rezervlerinin bloke edilmesinden doğan zararın tazmini talebiyle Euroclear’a dava açtı.
Moskova’daki mahkeme, Mayıs 2026’da verdiği kararla Rusya Merkez Bankası’nın Belçikalı kuruluşa açtığı davayı tamamen haklı buldu ve 18,17 trilyon ruble (yaklaşık 200 milyar euro) tutarındaki zararın tahsil edilmesine hükmetti.
Avrupa
Beretta CEO’su: AB fonlarını AB silahları satın almak için kullanın

Beretta CEO’su Carlo Ferlito, AB tarafından finanse edilen savunma kredilerinde ateşli silahlar için %100 Avrupa tercihinin uygulanması çağrısında bulundu.
Venedik merkezli silah üreticisinin yöneticisi, Avrupalı üreticilerin Amerikan tedarikçilere bağımlı kalmadan talebi karşılayabileceklerini savundu.
Ferlito’nun bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu’nun ilk turdan sonra tahsis edilmemiş 21 milyar avrodan fazla SAFE kredisi için ek alıcılar bulmak üzere koşturduğu bir dönemde geldi.
Ferlito, Avrupa’ya öncelik verme şartlarının sektöre göre değişmesi gerektiğini savunuyor.
Ona göre Avrupa, talebi karşılayabildiği alanlarda kendi üreticilerine öncelik verirken, yetkinlik eksikliği olduğu alanlarda daha fazla esneklik sağlamalı.
Avrupa Savunma ve Güvenlik Konferansı’nın kenarında Rapporteur’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti ve Belçika, dünyanın önde gelen ateşli silah üreticilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Avrupalı vergi mükelleflerinin parasını bu ürünleri ABD’den satın almak için kullanmak tamamen anlaşılmaz ve haklı gösterilemez.”
Geçen Nisan ayında Beretta, AB’nin SAFE savunma kredisi programı kapsamında Romanya için tüfek, tabanca ve el bombası fırlatıcıları üretmeyi önermiş ve şeffaf, rekabetçi bir seçim süreci çağrısında bulunmuştu.
Romanya ise daha sonra, SAFE fonlu piyade silahları programı için ABD kontrolündeki SIG Sauer ile bir anlaşma yolunda ilerlemişti.
Ferlito ayrıca, Avrupa’nın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yetenekleri geliştirmeden önce standartlaştırma peşinde koşarak askeri inovasyonu yavaşlatma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti:
“Önce yetenek, sonra standartlaştırma. Herkes için tek bir ortak çözüm belirlemeye çalışarak başlarsak, standartlar üzerinde anlaşmak için on yılımızı harcarız. Şu an hız gerektiren bir dönem.”
Ferlito, NATO’nun belirlemiş olduğu kalibre sınırlarının ötesine geçmesine rağmen, delme gücü ve öldürücülüğü artırmak amacıyla ABD ordusunun yeni bir 6,8 mm mühimmat sistemine geçişini örnek gösterdi.
“Mevcut mühimmatın sağlayamadığı bir yeteneğe ihtiyaçları olduğu için bu adımı attılar,” diyen Ferlito, Avrupa’nın önce operasyonel eksiklikleri gidermesi ve ardından çözümleri standartlaştırması gerektiğini savundu.
Ferlito’ya göre bu, birlikte çalışabilirlikten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Fakat silahlı kuvvetlerin daha etkili teknolojileri hızla benimsemesini engelleyen bir süreçten kaçınmak anlamına geliyor.
Beretta CEO’su, robotlar ve otonom sistemlerin askerlere giderek daha fazla destek sağlayabileceğini ama askerlerin askeri operasyonlar ve sivil nüfusa yardım etme gibi görevler açısından vazgeçilmez olmaya devam edeceğini savundu.
Ferlito, “Ne kısa ne de uzun vadede askerlerin savaş alanından kaybolacağını düşünmüyorum,” dedi.
Bu ilke, Beretta’nın insansız hava araçlarına (İHA) yaklaşımını da şekillendiriyor. Grup, öncelikle İHA geliştirmeye odaklanmak yerine, hava hedeflerini vurmak için tasarlanmış özel mühimmat da dahil olmak üzere, askerleri İHA’lara karşı korumak için çeşitli yöntemler üzerinde çalışıyor.
Şirket ayrıca bir insansız hava aracı üreticisiyle ortaklık kurarak, askeri eğitim için ucuz ve onarılabilir hedef insansız hava araçları geliştiriyor.
Böylece birlikler, sürekli yeni ekipman satın almak zorunda kalmadan hareket halindeki hava tehditlerine müdahale etme tatbikatları yapabiliyor.
Ferlito, “İnsansız hava aracının bulunduğu yere değil, bulunacağı yere ateş edersiniz,” diyerek, yörüngeleri öngörülemeyen hızlı hareket eden hedeflere eğitimi uyarlama ihtiyacını vurguladı.
Son olarak Ferlito, Ukrayna’daki savaşın Avrupa’nın gelecekteki savunma duruşunun tamamını belirlemesine izin verilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu:
“Ukrayna, Avrupa’nın savunmasını şekillendiriyor fakat bir sonraki savaşın mutlaka Ukrayna’daki gibi olması gerekmez.”
Ferlito, gelecekteki tehditlerin niteliğinin belirsizliğini koruduğu için “hiçbir alandan vazgeçemeyeceklerini” vurgulayarak, Avrupa’nın kara, hava, deniz, uzay, siber ve sualtı alanlarında yeteneklerini sürdürmesi çağrısında bulundu.
Ona göre Avrupa, yalnızca Ukrayna’da etkili olduğu kanıtlanan teknolojilere odaklanmak yerine, farklı operasyonel ortamlara uyarlanabilen ve bu ortamlarda kullanılabilen çözümler geliştirmeli.
Ferlito, asıl zorluğun, savaşın Avrupa’nın askeri hazırlık düzeyinin sınırlarını belirlemesine izin vermeden bu savaştan ders çıkarmak olduğunu savundu.
Avrupa
Avrupa başkentleri Moskova ile kimin konuşacağı konusunda bölündü

Financial Times gazetesinin haberine göre Avrupa ülkeleri, Ukrayna müzakerelerinde ABD ve Rusya’nın kendi güvenliklerini ilgilendiren kararları AB olmadan alabileceği endişesiyle Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağını tartışıyor.
Financial Times’ın (FT) diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, Avrupa ülkeleri Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek amacıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki görüş ayrılıkları yüzünden bir “ikilem” yaşıyor.
Avrupa başkentlerindeki kaygılar, Rusya, ABD ve Ukrayna’nın Abu Dabi’de yürüteceği üçlü müzakereler öncesinde arttı.
Gazetenin vurguladığı üzere Avrupa’da, Washington ile Moskova’nın НАТО’ya kısıtlamalar getirilmesiyle sonuçlanabilecek Rusya’ya güvenlik garantileri meselesi dahil, Avrupa Birliği’nin (AB) güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda AB’nin katılımı olmadan anlaşabileceği endişesi hakim.
FT’ye konuşan kaynaklara göre yaptırımlar, 200 milyar avrodan fazla dondurulmuş Rus varlığı ve Ukrayna’nın AB’ye üyelik perspektifi gibi kozlara rağmen Avrupa hükümetleri şimdilik müzakerelerin dışında kalıyor.
Bu kaygı, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ile Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’yi, öncesinde Avrupa Birliği’nin desteğini almadan Putin ile telefon görüşmesi yapmaya yöneltti.
İki liderin girişimi Danimarka, İtalya ve Litvanya dahil bir dizi Avrupa ülkesinin eleştirilerine yol açtı.
Rusya Devlet Başkanı ile temas kurmanın gerekliliğini açıklayan Støre, “[Putin’in] fikrini değiştireceğini sanmıyorum ama bizim tutumumuzu çok net duyacak. Amerikalılar onunla konuşurken bu sinyallerin bazılarının kendisine ulaşmamasından endişe duyuyorum” dedi.
Buna karşılık Litvanya Dışişleri Bakanı Kęstutis Budrys, Rusya ile kurulacak her türlü temasın ortak bir Avrupa tutumuna, gerçek kozlara ve somut bir talep listesine dayanması gerektiğini söyledi.
Budrys, “Putin ile tek başına ve net bir gündem olmadan temas kurmak Avrupa’ya hiçbir zaman fayda sağlamadı. Bir kez bile” diye vurguladı.
Kıtayı kimin temsil edeceği konusunda da çatlak var
FT’ye konuşan dört Avrupalı diplomat, ABD ve Ukrayna’nın müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu gördüğünü anlattı.
Ancak gazetenin belirttiğine göre küçük devletler kendi çıkarlarının gözetilmeyeceğinden endişe ettiği için bu seçenek Avrupa içinde anlaşmazlık yaratıyor.
Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını daha önce The Guardian da yazmıştı.
Gazete bu tabloyu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurmanın gerekliliği konusunda değil, kendi adlarına kimin konuşması gerektiği üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Politico’nun ocak ayındaki haberine göre AB ülkeleri, Ukrayna konusunda Moskova ile müzakereler için özel bir temsilci atanmasını tartışıyor.
Bu girişime Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni destek verdi.
Daha sonra ekim ayında The Telegraph, Avrupalı müzakereci rolü için beş olası adayın adını sıraladı: Meloni, Stubb, Støre, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen.
Kremlin ise barışçıl çözüme odaklıysa Avrupa Birliği’nden bir müzakereci atanmasını Moskova’nın destekleyeceğini açıkladı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise yalnızca Rusya, Ukrayna ve ABD temsilcilerinin katılacağı üçlü müzakerelerin yeniden başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını, Avrupa’nın bu görüşmelerde yer almasının öngörülmediğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha önce Moskova’nın Avrupa ülkeleriyle teması reddetmediğini söylemişti.
Putin, tercih ettiği Avrupalı müzakereci olarak eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in adını vermişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi6 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı








