Bizi Takip Edin

Avrupa

Donald Tusk: Ukrayna’ya AB yolunda imtiyaz tanımayacağız

Yayınlanma

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Kiev ile Varşova arasında yaşanan son gerilime rağmen Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliğini desteklemeyi sürdüreceklerini ancak bu süreçte Ukrayna’ya hiçbir imtiyaz tanınmayacağını açıkladı. Kiev yönetiminin bazı açıklamalarının kendisini öfkelendirdiğini belirten Tusk, iki ülke arasındaki ilişkilerin eşit düzeyde yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Varşova ile Kiev arasında son dönemde tırmanan gerilime rağmen Polonya’nın, Ukrayna’nın Avrupa Birliği (AB) üyeliğine destek vermeyi sürdüreceğini açıkladı.

Tusk, buna karşın üyelik sürecinde Ukrayna için herhangi bir kolaylaştırma veya imtiyaz sağlanmayacağını vurguladı.

Portal Samorządowy’nin aktardığına göre dün gazetecilerin sorularını yanıtlayan Tusk, “Polonya, Ukrayna’nın Avrupa yolundaki sürecini, Avrupa standartlarına uygun olmasının yanı sıra Polonya için güvenli ve faydalı olacak koşullarla destekleyecektir” dedi.

Varşova’nın Ukrayna’nın AB hedeflerine verdiği desteği “pazarlık konusu yapmayacağını” belirten Başbakan, ancak Polonya tarafından Ukrayna’ya yönelik hiçbir imtiyazın söz konusu olmayacağını kaydetti.

Gerilimin düşürülmesinin ve Ukrayna’nın desteklenmesinin Polonya’nın milli çıkarlarına uygun olduğunu ifade eden Tusk, Kiev’in yenilmesi durumunda Varşova’nın çok daha zor bir durumda kalacağına işaret etti.

Tusk, “Ukrayna tarafının, bizim hassasiyetlerimizi kimsenin küçümseyemeyeceğini anlayacağını umuyorum” diye konuştu.

İki ülke arasındaki ilişkiler, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin mayıs ayı sonunda Ukrayna ordusuna bağlı bir birliğe, Polonya’da katliamlarla ilişkilendirilen Ukrayna İsyancı Ordusu’na atıfla “UPA Kahramanları” unvanını vermesiyle gerildi.

Zelenski, bu kararı “ulusal ordunun tarihi geleneklerini ihya etmek” amacıyla aldığını belirtmişti. Varşova yönetimi ise karara sert tepki göstererek Zelenski’yi özür dilemeye çağırmıştı.

Wiadomosci’nin aktardığı habere göre de Tusk, düzenlediği basın toplantısında Kiev’den gelen bazı açıklamaların kendisini öfkelendirdiğini gizlemedi.

Ukrayna makamlarının zaman zaman mantık dışı açıklamalar yaptığını söyleyen Tusk, şu ifadeleri kullandı:

“Sınırın diğer tarafından gelen mantıksız açıklamalar bazen beni de öfkelendiriyor. Cumhurbaşkanı Zelenski’ye uzun süre şunu anlattım: Unutmayın, sizin kendi duygularınız var, bizim de kendimize ait duygularımız var. Biz size nasıl özen gösteriyorsak, siz de bize öyle özen gösterin. Bu ilişkiler eşit düzeyde olmalıdır.”

Tusk, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski’den, son gelişmelerin ardından zorlaşan ikili ilişkileri yumuşatmanın bir yolunu bulmalarını talep ettiğini açıkladı. Cumhurbaşkanlarının görevinin mükemmel olanı değil, iyi bir çözümü bulmak olduğunu belirten Tusk, “Çünkü mükemmel bir çözüm hiçbir zaman olmayacak. UPA’nın Polonyalılara karşı işlediği suçları hafızamızdan silemeyiz” dedi.

Tusk, geçen hafta yaptığı açıklamada da yaşanan krizin sorumluluğunun tamamen Kiev yönetimine ait olduğunu ve çözümün de Ukrayna hükümetinin elinde bulunduğunu savunmuştu.

Ukrayna’nın başta Polonya olmak üzere Avrupa ülkelerinden gelen yardımların değerini bilmesi gerektiğini kaydeden Tusk, Varşova’nın argümanlarının karşılık bulmaması halinde iki ülke arasındaki ilişkilerin sempatiyle değil, “katı iş kuralları çerçevesinde” (jestki business) yürütüleceği uyarısında bulunmuştu.

Krizin ardından Polonya Cumhurbaşkanı Nawrocki, Ukrayna lideri Zelenski’ye verilen ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’nın geri alınması önerisine destek verdiğini açıklamıştı.

Polonya’nın eski cumhurbaşkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibi Lech Walesa ise protesto amacıyla artık göğsünde Ukrayna bayrağı taşımayacağını duyurmuştu.

Diğer yandan, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da Ukrayna’da Andriy Melnik’in naaşının askeri törenle mezardan çıkarılıp başka bir yere nakledilmesi nedeniyle Lüksemburg’un Moskova Büyükelçisi Thomas Reisen’in bakanlığa çağrıldığını bildirdi.

Zaharova, Ukrayna’nın ulusal kahraman iade etme adı altında, milliyetçi gerekçelerle sivil nüfusa yönelik kitlesel katliamlardan sorumlu bir “Nazi işbirlikçisi ve savaş suçlusunun” küllerini ülkeye taşıdığını iddia etti.

Avrupa

Alman patronlar Merz’in planını yetersiz buldu

Yayınlanma

Alman şirket yöneticileri, Şansölye Friedrich Merz’in 10 milyar avroluk vergi indirimlerinin, ülkenin durgun ekonomisini canlandırmak için yeterli olmayabileceği endişesini dile getirdiler.

Merz’in koalisyon hükümeti geçen perşembe günü, ekonomiyi canlandırmak ve seçmenler arasında artan hoşnutsuzlukla mücadele etmek amacıyla, orta sınıfa yönelik vergi indirimleri, işgücü piyasası reformları, daha sıkı hastalık izni kuralları ve bürokrasiyi azaltmaya yönelik girişimler içeren bir dizi önlemi açıkladı.

Financial Times’a (FT) göre yöneticiler bu adımları olumlu karşıladılar fakat bu önlemlerin, iş dünyası liderlerinin ülkenin “kayıp on yıl” riskiyle karşı karşıya olduğu yönündeki endişelerini gidermek için yeterli olmadığı konusunda uyarıda bulundular.

Piyasa değeri açısından Almanya’nın en büyük şirketi olan Siemens’in CEO’su Roland Busch, reform paketinin “büyüme ve rekabet gücünü yeniden kazanma yolunda önemli bir adım” olduğunu fakat “daha fazla önlemin alınması gerekeceğini” belirtti.

Busch, yasal sosyal güvenlik primleri ve diğer sosyal yardımlar gibi ücret dışı işgücü maliyetlerini “Almanya için önemli bir rekabet dezavantajı” olarak nitelendirdi.

Ayrıca, esnekliği artırmak amacıyla bazı şirketlerin günlük sınırlardan haftalık sınırlara geçmek istediği ülkenin azami çalışma süresi kuralları konusunda da endişelerini dile getirdi.

10 milyar avroluk vergi indirimi, 2025 yılında Almanya’nın GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 0,21’ine denk geliyor.

Bu rakam, Merz’in koalisyonundaki partilerin Nisan ayında tartıştığı 27 milyar avroya varan vergi indirimlerinin yarısından az.

Alman yazılım grubu TeamViewer’ın CEO’su Oliver Steil, “Bu önlemlerin bir etki yaratacak kadar büyük olup olmadığından emin değilim. Fakat olumlu bir sinyal veriyorlar,” dedi.

Almanya’nın en büyük şirketlerinden bazılarının yöneticileri, özel görüşmelerinde daha az diplomatik davrandılar.

Bir yönetici, ülkedeki işletmelerin “değişim talep ettiklerini ya da tepkilerini yükselttiklerini” belirtti.

Diğerleri ise şirketlerin yurt içindeki planlı yatırımlarını iptal ettiklerini, iç pazardan uzaklaşarak çeşitlilik sağlamak amacıyla ABD’de şirket satın aldıklarını ya da genel merkezlerini yurt dışına taşımayı düşündüklerini söyledi.

Yerli ilaç üreticisi Boehringer Ingelheim, geçen ay sağlık reformlarını ve bütçe kesintilerini gerekçe göstererek, 2030 yılına kadar Almanya’da planladığı 900 milyon avroluk altyapı ve laboratuvar yatırımlarını iptal etti.

Avrupa’nın en büyük çevrimiçi moda perakendecisi Zalando ise ocak ayında, lojistik ağını rasyonelleştirme ve maliyetleri düşürme çabalarının bir parçası olarak, Erfurt’taki lojistik merkezini kapatma planlarını duyurdu. Bu karar yaklaşık 2.700 çalışanı etkileyecek.

Merz, paketi açıkladığında bunu “Almanya için iyi bir gün” olarak nitelendirirken, “her şeyi çözecek tek bir ‘Büyük Patlama’ çözümü olmadığını” da kabul etti.

Merz’in Hıristiyan Demokratları ile Sosyal Demokratlardan oluşan iktidar koalisyonu, düşen destek oranları, zayıf iş dünyası güveni ve sağcı Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artması karşısında baskı altında bulunuyor.

Geçen ay koalisyon, çalışanların maaşlarının bir kısmını sermaye piyasalarına yatıracak İsveç tarzı bir kamu emeklilik fonunu da onayladı.

Almanya’nın en büyük ikinci bankası Commerzbank’ın CEO’su Bettina Orlopp, “Benim için bu, paketteki en önemli reform,” dedi ve özel konut inşaatını teşvik etmek amacıyla alınan ipotek kredisi önlemlerini de övdü.

Orlopp, “Almanya’da büyümeyi daha da artırmak için hâlâ yapılacak çok şey var ama bu iki nokta gerçekten olumlu,” dedi.

Reform paketi, 2020’nin başlarında pandeminin başlamasından bu yana fiilen büyümeyi durdurmuş olan ekonomiyi canlandırmak için Merz’in en son çabası.

Enflasyona göre düzeltildiğinde, GSYİH, ekonomistlerin eşi benzeri görülmemiş bir durgunluk dönemi olarak nitelendirdiği bu dönemde 2019 seviyesinde seyrediyor.

Berlin’in milyarlarca avroluk, borçla finanse edilen yatırım hamlesine rağmen, İran savaşının başlamasından bu yana enerji fiyatlarındaki keskin artışın Avrupa’nın en büyük ekonomisini vurması nedeniyle, 2026 yılının büyümedeki yükselişin başlangıcı olacağına dair umutlar suya düştü.

Alman ekonomisinin geleneksel güçlü olduğu imalat sektöründe durum daha da kötü. Bundesbank verilerine göre, sanayi üretimi 2017’nin sonlarında zirveye ulaşmıştı ve şu anda on yıl öncesine göre yüzde 9 daha düşük seviyede bulunuyor.

Son zamanlarda ortaya çıkan haberler, Alman yönetim kurullarındaki karamsar havayı daha da artırdı.

Geçen ay ortaya çıkan Volkswagen’in 100.000 kişiye kadar işten çıkarma planı, küresel şirket tarihindeki en büyük işten çıkarma programlarından biri olacakken, uzun süredir beklenen Alman-Fransız tank üreticisi KNDS’nin halka arzı, sektöre yönelik yatırımcı hevesinin azalması nedeniyle geçen hafta ertelendi.

Büyük çaplı işten çıkarmalar ve sektördeki gerilemeler, Berlin’in harekete geçmesi yönündeki baskıyı artırıyor.

Birçok yönetici, ekonomiyi canlandırmaya yönelik önceki adımların sonuçsuz kalması veya uygulamaya geçirilmesinin yavaş olması nedeniyle Merz’in reformlarının hızla hayata geçirilmesinin hayati önem taşıdığını belirtti.

Heidelberg Materials CEO’su Dominik von Achten, konut inşaatını teşvik etme ve bürokrasiyi azaltma adımlarını överek, “Gerçekten bir şeyler değiştirmemiz gerekiyor ve bunu, insanlar farkı hissedecekleri noktaya kadar hayata geçirmeliyiz. Hız ve uygulama kilit öneme sahip olacak,” dedi.

Almanya’nın en büyük inşaat malzemeleri şirketinin patronu olan von Achten, geçen hafta açıklanan önlemlerden önce, demiryolu, otoyol ve köprü projelerinin tamamlanmasının çok uzun sürdüğünü belirtti ve “Bütçede para var, ancak altyapı iyileştirmeleri henüz hayata geçirilemedi,” dedi.

Almanya’nın başlıca sanayi lobi örgütü BDI’nın başkanı Tanja Gönner, geçen hafta gelir vergisi reformunun kurumsal yatırımları canlandıramayacağını ve bu önlemlerin “büyümeye güçlü bir ivme kazandırmadığını” belirtti.

Alman şirketleri, ABD’li varlık yönetimi şirketi BlackRock’un Almanya biriminin eski başkanının iş dünyasına daha dostane bir yaklaşım sergileyeceği algısı nedeniyle, Merz’in Mayıs 2025’te liderliği devralmasından bu yana Berlin’deki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırdı.

Siemens, Deutsche Bank ve Volkswagen dahil 60’tan fazla Alman şirketi, Temmuz 2025’te “Made for Germany” girişimine katıldı ve ülkeye daha fazla yatırım çekmek için toplu olarak yüz milyarlarca avro yatırım yapma sözü verdi.

136 üyeye ulaşan girişimin bir sözcüsü, grubun bu yılın ilerleyen dönemlerinde, 2028 yılına kadar taahhüt edilen 800 milyar avrodan fazla yatırımı da içeren ilerleme durumunu değerlendireceğini belirtti.

Bazı yöneticiler, geçen haftaki açıklamanın, büyümeyi yeniden canlandırma, kitlesel işten çıkarmaları önleme ve “aşırı sağı” püskürtme yönündeki baskının, değişimi tetikleyecek kadar güçlü olduğunu gösterdiğini söyledi.

Berlin’in kriz zamanında bürokratik engelleri aşıp harekete geçebildiğinin bir örneği olarak, Alman hükümetinin 2022’de Kuzey Denizi’nde 200 gün içinde bir sıvılaştırılmış doğalgaz terminali inşa etmesini gösterdiler.

TeamViewer’ın başkanı Steil, “Koalisyon ortakları nihayet kırmızı çizgileri aşmaya ve bir ekip olarak bir araya gelip zor kararlar almaya ve uzlaşmaya hazır görünüyor,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Temyiz mahkemesi Le Pen kararını açıkladı

Yayınlanma

Marine Le Pen ve 10 sanık, Avrupa Parlamentosu fonlarını usulsüz olarak kullanmaktan suçlu bulundu.

Yargıç, Marine Le Pen’in suçlamalardan suçlu bulunduğunu teyit etti.

Fransız siyasetçiye 100.000 avro para cezası ve üç yıl hapis cezası onandı; bu cezanın iki yılı ertelendi, bir yılı ise elektronik kelepçe takılarak infaz edilecek.

BBC’nin aktardığına göre kararın açıklanmasının ardından Le Pen, ifadesiz bir yüzle koltuğuna geri döndü.

Hüküm kapsamında, sanıkların hepsi Avrupa Birliği (AB) Parlamentosu’na tazminat ödemekle yükümlü kılındı.

Asistanlarına ödenen sözleşme bedellerini geri ödemek üzere toplam tutar 2 milyon avroya yakın.

Sanıklar ayrıca AB’ye 150.000 avro manevi tazminat ve avukatlık ücretlerini de ödeyecekler.

Bunun yanı sıra, sanıkların her birine ayrı ayrı para cezaları da verildi; Le Pen’e ise 100.000 avro para cezası verildi.

Yargıç Michèle Agi, “vakaların ciddi olduğunu” savunarak, Avrupa Parlamentosu’nun uyarılarına rağmen bu olayların 11 yıl boyunca üç parlamento dönemi boyunca yaşandığını da ekledi.

Hâkimlerin, cezanın bir yılını elektronik kelepçe takarak çekmesini şart koşması üzerine Le Pen, aday olmayacağını açıkladı.

Le Pen, kelepçe takılı olduğu süre boyunca her seçim mitingi düzenlemeden önce izin almak zorunda kalacağı için seçim kampanyasını düzgün bir şekilde yürütemeyeceğini öne sürdü.

45 aylık cezasının 30 ayı ertelendiği için, kamu görevinden men edilme süresi fiilen sadece 15 aya indirildi; bu durumda Le Pen hâlâ cumhurbaşkanlığına aday olabilir.

Kendisinin aday olmaması durumunda, cumhurbaşkanlığı adaylığı için en güçlü aday Ulusal Birlik (RN) Başkanı Jordan Bardella.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Belçika, Hamas çekilirse Filistin devletini tanıyacak

Yayınlanma

Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, kabinesine Filistin devletini tanıma konusunda bir karara varmaları yönünde talimat verdiğini söyledi.

Bu adım, Hamas’ın günün dün Gazze’yi 20 yılın büyük bir bölümünde yöneten hükümeti feshedeceğini duyurmasının ardından geldi.

Hamas’ın iktidardan çekilmesi, Belçika’nın Filistin’i tanıması için Prévot’un ön koşullarından biri.

VRT’ye konuşan Prévot, “Cuma gününe kadar hazır olup olmayacağımızı bilmiyorum,” diyerek planlanan bakanlar kurulu toplantısına atıfta bulundu ve bu konunun yakında gündeme geleceğini ekledi.

İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da artan şiddet ve İsrailli yerleşimcilerin yayılması, diplomatik olaylar, Avrupa ülkeleriyle yaşanan gerginlikler, seçimlere müdahale, komşu ülkelere karşı İsrail’in askeri harekatları ve İsrailli politikacıların saldırgan söylemleri de Avrupa ile ilişkileri bozdu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un öncülüğünde, 2025 yılında Fransa, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya Filistin devletini tanıdı. Bu adım, ABD ve İsrail tarafından kınandı.

İspanya, İrlanda ve Norveç, 2024 yılında Filistin devletini tanıdı.

Hamas’ın Gazze’deki yönetim rolünden uzaklaşması, BM gibi gözlemciler tarafından temkinli bir şekilde memnuniyetle karşılanırken, örgütün silahsızlandırılması konusu hâlâ belirsizliğini koruyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English