Bizi Takip Edin

Diplomasi

Larry Fink: Yapay zeka, kapitalizmin bir sonraki büyük başarısızlığı olabilir

Yayınlanma

BlackRock CEO’su ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) geçici başkanı Larry Fink, Davos’ta yaptığı açılış konuşmasında kapitalizm ve geleceği hakkında uyarılardan bulundu.

Davos ve onun temsil ettiği iktisadi sistemin meşruiyet kriziyle karşı karşıya olduğunu kabul eden Fink, herkesin kutladığı refahın çok fazla insanı geride bıraktığı konusunda uyardı.

Fink salı günkü açılış konuşmasında, Birleşmiş Milletler hariç, bu yılki konferansın “COVID sonrası dönemin en büyük küresel liderler toplantısı” olacağını söyledi ve “Ama şimdi daha zor bir soru var. Bu odanın dışında kimse umursayacak mı?” diye sordu ve şöyle cevap verdi:

“Burada bahsettiğimiz konulardan en çok etkilenen insanların çoğu bu konferansa asla gelmeyecek. Refah sadece toplam büyüme değildir. GSYİH veya dünyanın en büyük şirketlerinin piyasa değerleri ile ölçülemez. Kaç kişinin onu görebildiği, dokunabildiği ve üzerine bir gelecek inşa edebildiği ile değerlendirilmelidir.”

İşbirliği yapmazsak Çin kazanır

Fink, Davos gezinti yolundaki hemen hemen her pavyonun teması olan “AI devrimi”nin, kapitalizmin geleneksel kazananların ötesinde refah sağlayıp sağlayamayacağının nihai sınavı olacağına inandığını belirtti.

Fink, büyük başarısızlıklar olacağını fakat bir balon içinde olduğumuzu düşünmediğini vurgularken, yapay zeka yatırım dalgasını, özellikle büyük ekonomiler arasında, daha geniş bir küresel rekabet ortamı içinde değerlendirdi.

Fink, “Batı ekonomileri için, işbirliği yapmazsak, ölçeklendirmezsek, Çin kazanır,” dedi.

WEF lideri, Çin’in nüfus büyüklüğü ve farklı “gizlilik rejiminin” önemli bir veri avantajı sağlayabileceğini söyledi. Fink, bu dinamik nedeniyle ABD ve müttefikleri arasında işbirliğinin çok önemli olduğunu savundu ve “Çin ile doğru bir şekilde rekabet edebilmek için daha fazla para harcamamız gerektiğini söylemek isterim,” dedi.

Yine de Fink, AI patlamasının faydaları küçük bir grup dominant firma arasında yoğunlaşmaya devam ederse hayal kırıklığı yaratabileceği konusunda uyarıda bulundu:

“Bunun anahtarı, teknolojinin daha fazla uygulama ve kullanım için yaygınlaşması durumunda talebin ortaya çıkmasını sağlamak. Teknoloji sadece altı hiper ölçekli şirketin alanı olursa, başarısız olacağız.”

“Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana yaratılan servet, Davos’a katılan türdeki insanlara gitti”

“Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana, insanlık tarihinin tamamında yaratılan servetten daha fazlası yaratıldı,” diyen dünyanın en güçlü varlık yöneticisi, bunun çoğunun “Davos’a katılan türden insanlara” gittiğini kabul etti.

“Şimdi yapay zeka aynı modeli tekrarlamakla tehdit ediyor,” diye uyaran Fink, “Yapay zeka beyaz yakalı işlere küreselleşmenin mavi yakalı işlere yaptığını yaparsa, bununla doğrudan yüzleşmemiz gerekir,” diye ekledi.

Fink ayrıca daha fazla diyalog çağrısında bulundu ve forumun geleneksel olarak dışladığı insanları ve bakış açılarını dinlemesi gerektiğini, onlara ders vermemesi gerektiğini savundu.

“Davos, evet. Ama aynı zamanda Detroit ve Dublin gibi yerler de,” diyen Fink, WEF’in görüşmelerini Alp dağlarının ötesine taşıyacağına söz verdi ve “Dağ yeryüzüne inecek,” dedi.

Fink, WEF’i Davos dışındaki kentlere de taşımak istiyor

Financial Times çarşamba günü, konuyla ilgili bilgisi olan kişilere atıfta bulunarak, Fink’in forumun amiral gemisi niteliğindeki toplantısını dönüşümlü olarak başka yerlere taşımak için seçenekleri özel olarak tartıştığını bildirdi.

WEF sözcüsü, forumun “bu yıl Davos’ta olmaktan memnun olduğunu ve İsviçre ile her düzeyde bu işbirliği ve ortaklığın devam etmesini beklediğini” söyledi.

Fink, forumun tasarımını yeniden düşünüyor ve erişimin siyasi ve iş dünyası liderlerinin ötesine genişletilmesini istiyor.

İlaç devi Roche’nin yönetim kurulu başkan yardımcısı olan eş başkan Andre Hoffmann da bu görüşe katılıyor.

Forbes, Fink’in daha önceki “kapitalizm eleştirilerini” hatırlattı

Öte yandan Forbes, Fink’in Davos’u daha önce de “kapitalizm eleştirileri” için kullandığına dikkat çekiyor. Ağustos 2025’te kurucu Klaus Schwab’ın yerine WEF’in geçici eş başkanı olarak atanan Fink, uzun süredir kapitalizmin yeniden şekillendirilmesini savunuyor ve bunu kendisi gibi büyük varlık yöneticilerinin sorumluluğu olarak görüyor.

Fink, daha önce çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) yatırımlarının önemini yüksek sesle dile getirmiş ve iklim değişikliğinin finansı yeniden şekillendirdiğini, bu nedenle yöneticilerin krizi uygun şekilde ele almak için sermayelerini yeniden tahsis etmeleri gerektiğini savunmuştu.

Davos zirvesinden bir gün önce yayınlanan 2022 tarihli mektubunda Fink, bir işletmenin sadece hissedarlara değil, çalışanlara, tüketicilere ve kamuya da hizmet etme görevini içeren “paydaş kapitalizmi” modelini vurgulamıştı.

BlackRock CEO’su, zirvenin meşruiyetini kısmen, sadece şirketlerin ve ülkelerin büyümesinden değil, aynı zamanda çalışanlarının ve vatandaşlarının iktisadi refahından da endişe duyduğunu göstererek kanıtlaması gerektiğini vurguladı.

Diplomasi

Türkiye, Rusya yerine ABD’den petrol ithalatını artırıyor

Yayınlanma

Türkiye, Ukrayna’daki savaş ve bölgesel çatışmaların enerji sevkiyatını aksatması üzerine ham petrol ve işlenmiş ürün ithalatında ABD’ye yöneldi. Middle East Eye portalının haberine göre haziran ayında Türkiye’nin bir numaralı ham petrol tedarikçisi konumuna yükselen ABD, Rusya’yı geride bıraktı.

Middle East Eye (MEE) portalının aktardığı güncel gümrük verilerine göre Türkiye, Ukrayna’nın Rus enerji altyapısına yönelik artan saldırıları nedeniyle Rusya’dan yapılan sevkiyatların aksamasının ardından ham petrol ve rafine ürün tedarikinde ABD’ye yöneliyor.

ABD, yaklaşık 570 bin tonluk sevkiyatla, 425 bin tonda kalan Rusya’yı haziran ayında geride bırakarak Türkiye’nin ana ham petrol tedarikçisi oldu. Bu veriler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Moskova’nın en büyük alıcılarından biri haline gelen Ankara’nın Rus ham petrolüne olan bağımlılığını azalttığını gösteriyor.

Türkiye’nin Rus ham petrolü ithalatındaki düşüş, aynı zamanda ABD ve Hindistan’dan daha fazla dizel satın aldığı bir döneme denk geliyor.

Enerji analitiği şirketi Kpler’in verilerine göre Türkiye, ağustos ayından bu yana Hindistan’dan günlük 120 bin varilin, ABD’den ise günlük 90 bin varilin üzerinde dizel ithal etti.

Şirketin 2017’den bu yana tuttuğu kayıtlara göre bu hacimler, söz konusu ülkelerden yapılan en yüksek seviyedeki ithalat olarak kayıtlara geçti.

İthalat rotasındaki değişimin nedenleri

Türkiye’nin enerji ithalatındaki değişim üç temel faktörden kaynaklanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Ankara’ya Amerikan enerjisi alımlarını artırması yönünde baskı yaparken, Ukrayna’nın enerji altyapısına düzenlediği insansız hava aracı ve füze saldırıları Rus enerji sektörünü sekteye uğrattı. Bu saldırılar Rusya içinde benzin ve diğer rafine petrol ürünleri için kuyruklar oluşmasına yol açtı.

Rusya, Ukrayna’nın hava saldırıları sonucunda temmuz ayında dizel ihracatını yasakladı. Kiev yönetimi, Rusya’nın Sibirya’daki en büyük petrol rafinerisinin yanı sıra Novgorod ve Tataristan’daki rafinerileri de vurarak ülkenin enerji altyapısına ağır darbeler indirdi.

Öte yandan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı da Türkiye’deki rafinerilerin Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden sağladığı tedarik süreçlerinde aksamalara neden oldu.

Washington’ın Ankara’ya baskısı

Trump yönetimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül 2025’teki Beyaz Saray ziyareti sırasında, Türkiye’nin Rusya’dan enerji alımlarını azaltması için lobi yürüttü.

Eski bir ABD’li yetkili, söz konusu ziyaret sırasında Middle East Eye’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin büyük kısmı boru hatlarıyla uzun vadeli sözleşmeler kapsamında tedarik edilen doğalgaza kıyasla Rus petrolünden uzaklaşma ihtimalinin daha yüksek olduğunu söyledi.

Türkiye, 2024 yılında doğalgaz ithalatının yüzde 41’ini Rusya’dan karşıladı.

Ankara, imalat sektörüne enerji sağlamak ve çift haneli enflasyonu dengelemek amacıyla Rus doğalgazını uygun ödeme koşullarıyla temin ediyor.

Türkiye ayrıca TürkAkım boru hattını, yaptırımlar altındaki Rusya’nın Avrupa pazarlarına açılan arka kapısı olarak konumlandırdı.

Ankara, geçen yılın aralık ayında süresi dolan Rus doğalgazı ithalat sözleşmesini bir yıl daha uzattı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kiev’de iki Ukrayna istihbarat birimi çatıştı: Üç yaralı

Yayınlanma

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de iç istihbarat servisi SBU ile askeri istihbarat teşkilatı HUR mensupları arasında silahlı çatışma çıktı. Çarşamba sabahı sokakta yaşanan ve üç kişinin yaralanmasına yol açan çatışmanın ardından askerler bölgeye sevk edildi. Gerilimin Rus Gönüllüler Birliği Komutan Yardımcısı Stepan Kaplunov’un kaçırılması vakasından kaynaklandığı bildiriliyor.

Ukrayna’nın iki ana istihbarat teşkilatının mensupları arasında başkent Kiev sokaklarında silahlı çatışma çıktı. Çarşamba sabahı Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Başmüdürlüğü (HUR) personeli arasında karşılıklı ateş açıldı.

Çatışmada üç kişi yaralanırken, olay sonrasında askerlerin sokakları doldurduğu anlara ait video görüntüleri paylaşıldı.

Anlaşmazlığın kesin nedeni henüz netlik kazanmadı; ancak Kyiv Independent’ta yer alan habere göre gerilim, Rus Gönüllüler Birliği Komutan Yardımcısı Stepan Kaplunov bağlantılı gelişmelerden kaynaklandı. Ukrayna saflarında savaşan ve muhalif Rus vatandaşlarından oluşan birlik, Salı günü yaptığı açıklamada Kaplunov’un kimliği belirsiz kişilerce evinin önünden kaçırıldığını duyurmuştu.

Birlik yöneticileri yardım için hem iç istihbarat ve terörle mücadeleden sorumlu SBU’ya hem de ordunun bünyesinde yer alan ve dış istihbarata odaklanan HUR’a başvurmuştu.

SBU Çarşamba sabahı bir açıklama yaparak personelinin “Rus muhalif siyasi hareketinin liderlerinden birine” yönelik bir Rus suikast planını engellediğini duyurdu. Ukrayna medyası daha sonra bu ifadenin Kaplunov’u kastettiğini aktardı.

Söz konusu açıklamadan birkaç saat sonra yeni bir bildiri yayımlayan SBU, suikast planına ilişkin soruşturma yürüten personelinin saldırıya uğradığını bildirdi.

Teşkilatın Telegram hesabından yapılan açıklamada, SBU soruşturma ekibinin başkentteki bir binada arama yapmaya çalıştığı sırada silahlı kişilerin ateş açtığı belirtildi.

Açıklamada, bu kişilerin “soruşturma işlemlerini engellemeye çalıştığı” ve “güvenlik güçlerinin geçişini kapattığı” kaydedildi.

SBU, söz konusu şahısların daha sonra “Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı birliklerden birine mensup olduklarının” anlaşıldığını ifade etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin iletişim danışmanı Dmitro Litvin, gazetecilere yaptığı açıklamada ateş açan kişilerin HUR mensubu olduğunu söyledi.

Litvin, Devlet Başkanı Zelenskiy’nin her iki teşkilata da olayın nedenini kamuoyuna açıklama talimatı verdiğini sözlerine ekledi.

Stepan Kaplunov’un nerede olduğu ise belirsizliğini koruyor.

Eski HUR Başkanı olan ve şu anda Zelenskiy’nin Özel Kalem Müdürlüğü görevini yürüten Kirilo Budanov, “Kapsamlı ve tarafsız bir soruşturmanın sağlanması kritik önem taşıyor” dedi.

Budanov, “Hiç kimse askerleri cezasız kalarak kaçırma, şehirlerimizin sokaklarında ateş açma, suç teşkil eden emirler verme ve bunları uygulama hakkına sahip değildir” değerlendirmesinde bulundu.

İki teşkilat geçmişte de karşı karşıya gelmişti. 2023 yılında dönemin HUR Başkanı olan Budanov, SBU’yu banker Denis Kireyev’i öldürmekle suçlamıştı.

Kireyev’in HUR ile çalıştığı ve Moskova’nın Kiev’i ele geçirmeye yönelik ilk planlarına dair istihbarat temin ettiği belirtiliyordu. Çift taraflı ajanlık suçlamalarıyla karşılaşan Kireyev, başı vurularak öldürülmüş ve ardından Kiev’in merkezinde bir minibüsten dışarı atılmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Blair, ders kitaplarından “Filistin” sözcüğünün çıkarılmasını istemiş

Yayınlanma

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair, Filistin Yönetimi’nden okul kitaplarındaki “Filistin” kelimesine yapılan tüm atıfların, Yahudilerin kullandığı “Samiriye” adıyla değiştirilmesini talep etti.

1998 ile 2003 yılları arasında İngiltere’nin BM Büyükelçisi olarak görev yapan Jeremy Greenstock, Middle East Eye’a (MEE) verdiği demeçte Blair’in Filistin Yönetimi üzerinde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.

Greenstock’un iddiasına göre İngiliz siyasetçi, “Barış Konseyi” tarafından Ramallah’a gönderildi. Blair Filistin Yönetimi’ne, İsrail ile Gazze’deki savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varabilecek bir taraf olarak görülmek istiyorsa, ders kitaplarından “Filistin” kelimesinin çıkarılması gerektiğini söyledi.

David Hearst Podcast’te verdiği kapsamlı röportajda Greenstock, bu talebin Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas tarafından reddedildiğini belirtti.

Greenstock ayrıca, eski patronunun Kurul adına Gazze’nin savaş sonrası yönetimini denetleyen yeni görevinde “zorluklar” yaşadığını da ifade etti.

Greenstock, bilgilerini bakanlık düzeyinde bir kaynaktan edindiğini söyleyerek şöyle devam etti:

“Anladığım kadarıyla, Barış Kurulu kısa süre önce kendisinden Ramallah’a gidip, 7 Ekim’den bu yana süren mevcut çatışmayı sona erdirmek için İsrail ile bir anlaşmaya varabilecek bir taraf olarak Barış Kurulu tarafından değerlendirilmek istiyorlarsa, Filistin müfredatından ‘Filistin’ kelimesine yapılan tüm atıfların kaldırılmasını talep etmesini istedi. Başkan Mahmud Abbas böyle bir şey yapmayacağını söyledi. Fakat Barış Kurulu’nun Filistin eğitim müfredatında bunun yer almasını talep edebilmesi bile, Barış Kurulu’nun hangi ilkeler doğrultusunda çalıştığını ve adalet, hakkaniyet duygusu ve tüm bu olayların tarihine dair nasıl bir anlayışa sahip olduklarını merak etmeme neden oluyor.”

Tony Blair: Finoluktan kayyumluğa

Blair’in sözcüsü, eski Birleşik Krallık başbakanının böyle bir talepte bulunduğu iddiasını yalanlayarak, “Bu doğru değil ve tamamen uydurma” dedi.

Blair’in Ağustos ortasında Trump’ın damadı Jared Kushner ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ile birlikte İsrail’e gittiği biliniyor.

Üçlü, Gazze için hazırlanan yol haritasını reddeden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile kritik görüşmeler yaptıktan sonra Kahire’ye geçerek, Gazze’nin kontrolünü devralması beklenen Filistinli teknokratik bir grupla ve Hamas yöneticileriyle toplantılar gerçekleştirdi.

Röportaj sırasında Greenstock, Blair’in Irak işgalindeki rolünü savundu ve işgalden önce dönemin ABD Başkanı George W. Bush’u BM’den yetki almaya ikna etmesini Blair’in başarısı olarak nitelendirdi.

Öte yandan eski diplomat, ABD Başkanı tarafından Gazze’nin yeniden inşasını denetlemek üzere kurulan Barış Kurulu’ndaki Blair’in mevcut rolüne ilişkin sert eleştirilerde bulundu.

Greenstock, Blair’in her iki tarafla da eşit bir saygı çerçevesinde müzakere edebilecek bir konumda olduğuna inanmadığını söyledi:

“Hükümetten ayrıldığından bu yana Irak ve Filistin konusunda sergilediği tutum nedeniyle, önyargılı olarak algılanacaktır. Bu yüzden, zorluklar yaşayacağını ve şu anda da yaşadığını düşünüyorum.”

Mart 2004’te görevinden ayrılan Greenstock, Barış Kurulu’nu, Filistin meselesinde ne İsrail ne de Arap tarafı üzerinde sahada gerçek bir etkiye sahip olabilecek “soyut ve keyfi bir komite” olarak nitelendirdi.

Diplomat, “Barış Kurulu’nun, Filistin topraklarının geleceği hakkında alınması gereken zor kararların yükünü taşıyacak kadar güçlü bir yapı olduğunu düşünmüyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English