Amerika
Mamdani, NYPD şefi Tisch’in arkasında durdu

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, NYPD Komiseri Jessica Tisch’in görevden alınması yönündeki çağrıları reddetti.
Manhattan’da bir Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından bir erkeğin vurulmasının ardından protestocuların polisle çatışmasından birkaç gün sonra, Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) ve belediye başkanının bizzat desteklediği iki aday da dahil olmak üzere birçok solcu ses, polis şefinin görevden alınmasını talep etti.
Fakat Mamdani, Queens’te meydana gelen ve bu olayla ilgisi olmayan bir olayın ardından talepleri reddetti.
“Jessica Tisch polis komiseri ve bunu değiştirmeye niyetim yok,” diyen belediye başkanı bir muhabire verdiği demeçte, hem kendi liderliği hem de selefi Belediye Başkanı Eric Adams döneminde Tisch’in başarılarını övdü:
“Jessica Tisch’i polis komiseri olarak atama kararını almamın nedeni, NYPD’nin üst kademelerindeki yolsuzluğu kökünden söküp, aynı zamanda şehrimiz genelinde suç oranını düşürme konusundaki başarılarıydı.”
Kısa bir süre sonra belediye başkanı ve Tisch, ölen polis memurlarını anmak amacıyla düzenlenen bir etkinliğe birlikte katıldılar.
Bu etkinlikte belediye başkanı, onunla birlikte yer alma fırsatını “bir ayrıcalık” olarak nitelendirdi.
Bu tür söylemler, Mamdani’nin siyasi müttefiklerinin son günlerde komiseri hedef alan öfkeli tepkilerinden çok uzak.
Belediye başkanının desteğiyle Haziran ayında yapılan ön seçimlerde Temsilci Adriano Espaillat’ı mağlup eden Demokrat Kongre adayı Darializa Avila Chevalier, komiseri X üzerinden protestoları kontrol altına alarak New York’un sığınak şehir politikalarının “ruhunu ihlal etmekle” suçladı ve “Komiser Tisch istifa etmelidir” talebinde bulundu.
Bu yaz Mamdani’nin desteğiyle büyük bir başarı elde eden bir başka solcu aday olan Demokrat Meclis adayı Illapa Sairitupac ise, X hesabında “Tisch’i kovun” yazısını paylaştı.
Bu isimlerin her ikisi de DSA üyesi. Bu ulusal örgütün cumartesi günü attığı tweet’te, “Belediye Başkanı Zohran Mamdani’den NYPD Komiseri Jessica Tisch’i kovmasını talep ediyoruz,” denildi.
Mamdani’nin uzun süredir üyesi olduğu ve yönetimi ile yakın bağları bulunan DSA’nın New York Şubesi de komiserin, “federal göçmenlik uygulamalarıyla polisin suç ortaklığı” olarak görülen duruma son vermediği sürece “görevden alınması gerektiğini” belirtti.
Mamdani ise pazartesi günü NYPD’nin güç kullanımı politikalarının gözden geçirileceğini duyurarak eleştirileri yatıştırmaya çalıştı.
Belediye başkanı ve komiser, protestolarla ilgilenen ve Mamdani’nin uzun süredir lağvetmeye söz verdiği Stratejik Müdahale Grubu (SRG) konusunda kamuoyu önünde fikir ayrılığına düştü.
Tisch birimin mevcut haliyle kalması gerektiğini savunuyor.
Mamdani, bu konuda komiserin kararını geçersiz kılmak için harekete geçmedi fakat SRG’den tutuklama yapmadan önce Belediye Binası’ndan doğrudan onay almasını şart koştu.
Geçtiğimiz hafta, “demokratik sosyalist” belediye başkanı ile onu iktidara taşıyan hareket arasında bugüne kadarki en belirgin ayrılık yaşandı.
Mamdani, geçen çarşamba günü 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun kurbanlarını anmak için düzenlenen anma törenine katılması nedeniyle sol gruplardan yuhalamalara ve “hain” sloganlarına maruz kaldı.
Jessica Tisch, New York’un en önemli zenginlerinden James Tisch’in kızı.
Amerika
Cumhuriyetçiler için Temsilciler Meclisi artık “kaybedilmiş bir dava”

Kongre’deki bazı üst düzey Cumhuriyetçiler, ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’ndeki kontrolü ellerinde tutmalarının muhtemelen imkânsız olduğu sonucuna vardı.
POLITICO’ya göre parti yöneticileri şu anda yenilginin boyutunu sınırlandırmaya ve partinin Senato’daki çoğunluğunu korumaya odaklanmış durumdadırlar.
Beş üst düzey Cumhuriyetçi milletvekili, POLITICO’ya Temsilciler Meclisi’nin fiilen kaybedildiğini söyledi.
Üst düzey bir Cumhuriyetçi Kongre üyesi, bu noktada partinin hedefinin “mümkün olduğunca çok sayıda Cumhuriyetçi koltuğu kurtarmak” olduğunu söyledi.
Bu kişiye göre, başkan bu konuda yardımcı olmuyor:
“Başkan Trump bu seçimi tamamen kendisiyle ilgili hale getirdi. Şimdi bu siyasi fırtınadan sağ çıkmamız gerekiyor.”
Kongre’deki ikinci bir Cumhuriyetçi üye, seçim kampanyası reklamlarının gidişatının ara seçimlerde hangi tarafın kontrolü elinde tuttuğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.
Bu milletvekili, Demokratların yaklaşık 10 sandalye kazanacağını ve bunun Meclisi kontrol altına almak için fazlasıyla yeterli olacağını öngördü.
Bu kişi, Florida ve Teksas gibi yeniden seçim bölgeleri çizilen “kırmızı eyaletlerde” bile Cumhuriyetçi adayların “tırnaklarıyla tutunmaya çalıştıklarını” belirtti.
Cumhuriyetçiler, artık kazanılmayacağını düşündükleri birkaç çekişmeli Temsilciler Meclisi seçim bölgesinden çoktan çekildiler.
Bunlara Iowa’dan Temsilci Mariannette Miller-Meeks ve New Jersey’den Tom Kean Jr.’ın elinde bulunan bölgeler de dahil. Trump, bu bölgeleri iki yıl önce kazanmıştı.
Parti geçen hafta, emekliye ayrılan Temsilci Don Bacon’ın elinde bulunan Omaha merkezli bir seçim bölgesinden de vazgeçti.
Trump yönetimi yetkilileri ve diğer üst düzey Cumhuriyetçi parti yetkilileri, reklam bütçesini daha etkili olabilecek seçim yarışlarına kaydırmak amacıyla önümüzdeki günlerde daha fazla adayın listeden çıkarılabileceğini belirtiyor.
Cumhuriyetçi gruplar, bir zamanlar Demokratları koltuklarından etmek umuduyla girdikleri birçok yarıştan şimdiden vazgeçti.
Cumhuriyetçi Parti, Orta Batı’da aşırı baskı altında bulunuyor ve şu anda Iowa, Nebraska ve Kansas gibi bir zamanlar MAGA’ya sadık eyaletlerdeki Senato koltuklarını korumak için büyük harcamalar yapıyor.
Beyaz Saray ile sık sık çatışan Bacon, partisinin yaşadığı siyasi sıkıntılarda gizemli bir durum olmadığını söyledi.
Bacon, “Bu kararları veren bazı kişilerle konuştum: En büyük sorun, başkanın anket sonuçları ve olumsuz algısı,” dedi.
Beyaz Saray yetkilileri ise, Kongre’nin her iki meclisinde de yarışı sürdürdüklerini vurguluyor.
Beyaz Saray sözcüsü Liz Huston yaptığı açıklamada, Trump’ın “hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da Cumhuriyetçi çoğunluğu korumaya kararlı” olduğunu belirtti.
Salı günü, zor durumda olan Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan için Alaska’da seçim kampanyası yapmak üzere yola çıkan Trump, ara seçimler konusunda iyimser olduğunu dile getirdi fakat görevdeki başkanların genellikle ara seçim yıllarında partilerinin koltuk kaybettiğini kabul etti:
“Ama şu anda bir turne yapıyorum ve mitingler düzenliyorum. Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik coşku seviyesi çok yükseldi.”
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise daha da ileri giderek, Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Teksas’ta yaptığı bir seçim mitinginde, partisinin büyük bir yenilginin eşiğinde olduğunu gösteren “anketlerin yanlış olduğunu” kesin bir dille açıkladı.
Yine de taktiksel düzeyde, partinin kaynaklarını Temsilciler Meclisi’ni savunmaktan Senato’yu kurtarmaya kaydırma hamleleri yeterince açık.
Son günlerde, Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri’nin en büyük süper PAC’ı (Siyasi Eylem Komitesi) olan Kongre Liderlik Fonu (CLF), Nebraska ve Iowa’daki kilit Temsilciler Meclisi adayları için reklamları iptal etti.
Üst meclise odaklanan bir Cumhuriyetçi grup olan Senato Liderlik Fonu (SLF) devreye girerek, Nebraska Senatörü Pete Ricketts ile Iowa’da Senato’ya aday olan Temsilci Ashley Hinson’ı desteklemek üzere reklam süresini CLF’den devraldı.
Cumhuriyetçi bir başka kaynağa göre bunlar, Temsilciler Meclisi’ni elinde tutacak bir partinin hamleleri değil.
POLITICO’ya yaptıkları açıklamalarda hem CLF hem de Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi (NRCC), Temsilciler Meclisi’nin kontrolü için verilen mücadeleden vazgeçme niyetinde olmadıklarını belirtti.
NRCC sözcüsü Mike Marinella, seçim bölgelerinin “tek tek” kazanıldığını ve Cumhuriyetçi Parti’nin “kazanmak için gerekli mali güce ve sahadaki organizasyona” sahip olduğunu söyledi.
CLF Başkanı Chris Winkelman, grubunun ulusal düzeyde etkiyi en üst düzeye çıkarmak için fonları yeniden dağıtmaya devam edeceğini söyledi.
Winkelman hedefin, “en savunmasız Demokratlar üzerinde baskı kurmak ve 218 sandalyeye ulaşma yolunu korumak” olduğunu belirtti.
Sekiz yıl önce Trump’ın ilk ara seçimlerinde çekişmeli seçim bölgesindeki koltuğunu kaybeden Floridalı Cumhuriyetçi eski Temsilci Carlos Curbelo, eski meslektaşlarının seçimin nereye doğru gittiği konusunda net bir görüşe sahip olduklarını söyledi.
Curbelo, “Ortam, beklenebileceği kadar zorlu. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu koruyabileceğine inandığını özel olarak belirten kimse yok; en azından son haftalarda,” dedi.
Amerika
ABD’de federal yargı, Beyaz Saray’ın medya yasağını durdurdu

ABD’de federal mahkeme, Başkan Trump’ın CNN, Politico ve MS NOW kuruluşlarına yönelik Beyaz Saray basın yasağını engelleyen tedbir kararını uzattı. Kararda, yönetiminin ulusal güvenlik savunması kanıt yetersizliği nedeniyle reddedildi ve daimi kart iptalinin anayasal hak ihlali oluşturduğu vurgulandı.
ABD’de bir federal mahkeme, Donald Trump yönetiminin CNN, Politico ve MS NOW basın kuruluşlarına yönelik Beyaz Saray yasağını geçici tedbir kararıyla uzattı.
Kararda, söz konusu kuruluşların Beyaz Saray daimi basın kartlarının (hard badge) iptal edilmesinin anayasal hakları ihlal ettiği değerlendirmesine yer verildi.
Trump tarafından göreve atanan ABD Bölge Yargıcı Timothy Kelly, gece geç saatlerde yayımladığı ihtiyati tedbir kararında, açılan dava devam ettiği müddetçe mevcut durumun korunması gerektiğini kaydetti.
Yargıç Kelly, Beyaz Saray’a erişimi engellenen üç yayın kuruluşunun, Trump yönetiminin “bakış açısı ayrımcılığı” ve “misilleme” yaptığı yönündeki iddialarında haklı çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti.
Daha önce verdiği geçici uzaklaştırma kararına da atıfta bulunan Kelly, kuruluşlara yeterli adil yargılanma ve usul hakkının tanınmadığını yineledi.
Kelly karar metninde, “Başkan Trump’ın davacıları Beyaz Saray basın alanına erişimden men etme gerekçesinin, bu kurumların kendisine ve yönetimine yönelik haberlerini genellikle hatalı ve taraflı bulması olduğu anlaşılıyor” tespitini yaptı.
Yargıç ayrıca, “En yalın ifadeyle bu durum, hukuka aykırı bir görüş ayrımcılığıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Yargıç Kelly: “Ulusal güvenlik gerekçesi kanıtlanamadı”
Üç medya kuruluşu, geçen ay Beyaz Saray yerleşkesine girişlerinin engellenmesinin ardından yönetime dava açmıştı.
Kuruluşların avukatları, erişim kısıtlamasının Trump aleyhindeki haberleri cezalandırma amacıyla planlandığını savundu.
Avukatlar bu görüşe dayanak olarak, Trump’ın kararı tek tek haberlere değil, genel olumsuz yayın çizgisine dayandırdığı yönündeki ifadelerini mahkemeye delil sundu.
ABD Adalet Bakanlığı ise basın kısıtlamasının ulusal güvenlik gerekçeleriyle alındığını öne sürdü. Yönetim ayrıca isimsiz kaynak kullanımını eleştirerek medya kuruluşlarını “yalan haber” yapmakla suçladı.
Buna karşılık Yargıç Kelly, ulusal güvenliğin karardaki temel etken olduğu savını kabul etmedi.
Kelly, dosyada Başkan Trump’ın daimi basın kartlarını en baştan itibaren ulusal güvenlik gerekçesiyle iptal ettiğine veya bu kararın gerekçesi olarak doğrudan ulusal güvenliği gösterdiğine dair hiçbir kanıtın yer almadığını kaydetti.
Kelly, salı günkü kararının “Başkan Trump’ın medyadaki haberlerin doğruluğu ve adilliği konusundaki endişelerinin temelsiz olduğu” ya da hükümetin “gizli bilgilerin hukuka aykırı şekilde ifşa edilmesi durumunda ulusal güvenliği koruma amacıyla adım atamayacağı” şeklinde yorumlanmaması gerektiği uyarısını da yaptı.
Basın havuzu boykotuna teftiş adımı
Kuruluşların avukatı Ted Boutrous yaptığı açıklamada, “Bu yasağın müvekkillerimize, Birinci Değişiklik’e ve bir bütün olarak kamuoyuna verdiği zarar çok derin. Mahkeme, öngörülebilir bir gelecekte Beyaz Saray’ın özgür basına yönelik bu anayasaya aykırı yasağını uygulamasını engelleyerek doğru bir adım attı” ifadelerini kullandı.
Bu karar, Trump yönetiminin CNN, Politico ve MS NOW’ın erişimini derhal eski haline getirmesini hükme bağlayan geçici tedbirin ardından Yargıç Kelly’nin aynı dosyada verdiği ikinci karar oldu.
Yargının adımı, Trump ile basın kuruluşları arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde açıklandı.
Adalet Bakanlığı, yasak kararının ardından Beyaz Saray basın havuzu yayınlarını geçici olarak durduran beş büyük televizyon kanalı hakkında hafta sonu antitröst incelemesi başlatıldığını duyurdu.
Amerika
Fukuyama: Rubio benden alıntı yapmış ama pek anlamamış

Francis Fukuyama, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Atina’da yaptığı konuşmayı eleştirerek, bakanın kendisini pek anlamadığını iddia etti.
Atina’da Akropolis yakınlarındaki bir tepe olan Pniks’te 7 Ekim’de bir konuşma yapan Rubio, konuşmasının merkezinde Batı medeniyetinin temel değeri olarak thymos’tan bahsetmiş ve bu medeniyetinin “çöküş riski ile” karşı karşıya olduğunu ileri sürmüştü.
Dünyanın bir “dönüm noktasında” olduğunu söyleyen Rubio, özellikle de Avrupa’daki ülkeleri “antik Yunan değerlerine geri dönmeye” ve “bu tehditlerle birlikte yüzleşmek için kurumlarımızı ve ittifaklarımızı yeniden inşa etmeye” çağırmıştı.
“Avrupa’nın uzun uykusundan uyanabileceğine ve binlerce yıl önce burada yanan ateşi yeniden alevlendirebileceğine inanıyoruz,” deyip işbirliğinden bahseden Rubio, “ülkelerin ortak çıkarlarını tanımak için kendine özgü kimliklerinden vazgeçmelerine gerek olmadığını” da belirtmişti.
Bakan, “Eski Yunanlıların thumos [aslında thymos] olarak adlandırdığı şey –tutkunun ateşi, güç, cesaret, gurur– büyük medeniyetlerin kalbidir. Peki ya bu olmadan? Bu olmadan, uluslar mücadele etme, çabalamaya devam etme ve hayatta kalma iradelerini yitirirler,” demişti.
Fukuyama, 1992 yılında yayımladığı Tarihin Sonu ve Son İnsan adlı kitabında thymos kavramından oldukça ayrıntılı bir şekilde bahsettiğini ve yeni anı kitabı Son İnsanın Diyarında’da bu konuya yeniden değindiğini hatırlattı.
Gurur, azim, tanınma arzusu olarak thymos’un Batı medeniyeti için gerçekten de önemli olduğunu kabul eden Fukuyama, “Fakat Rubio’nun bu kavramla ilgili anlayışı oldukça sınırlı ve bunun nasıl iki ucu keskin bir kılıç olduğunu kavrayamıyor,” diye yazdı.
Thymos’un yalnızca Batı medeniyetinin değil, siyasetin tamamının da özünü oluşturduğunun altını çizen siyaset bilimci şu iddialarda bulundu ve Hegelci efendi-köle diyalektiğini hatırlattı:
“İlk insan toplulukları arasındaki ilk kanlı savaş, egemenlik ve tanınma arzusu ile kişinin hayatını tehlikeye atmaya hazır olmasıyla tetiklenmiştir. Bu egemenlik mücadelesi, hiçbir tarafın tam olarak tatmin olmadığı bir efendiler ve köleler toplumuna yol açar; köle bariz nedenlerden ötürü tatmin olmaz fakat efendi de sadece bir köle tarafından tanındığı için tatmin olmaz. Bu sorunun çözümü, tüm insanların karşılıklı ve eşit bir şekilde tanınmasına dayanan bir toplumun ortaya çıkmasıyla birlikte tarihsel zaman içinde şekillenir. Böyle bir toplum, ilk kez Fransız Devrimi’ndeki İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi’nde ve ABD Anayasası’nın Haklar Bildirgesi’nde dile getirilmiştir. Her ikisi de, Tanrı’nın huzurunda tüm insanların evrensel eşitliği gibi temel bir Hıristiyan fikrine dayanır. Liberal toplumlar, temel insan haklarını tanıyarak ve koruyarak onurun eşitliğini kabul ederler.”
Tarihin Sonu ve Son İnsan adlı kitabımda icat ettiği isothymia ve megalothymia terimlerine işaret eden Fukuyama, isothymia’yı eşit tanınma arzusu olarak tanımladı ve bunun “her türlü modern demokrasinin temelini” oluşturduğunu yazdı.
Günümüzün kutuplaşmış siyasetinin isothymia tarafından yönlendirildiğini vurgulayan yazar, “marjinalleştirilmiş grupların eşit tanınma talebine dayanan sol kimlik siyaseti ve beyazların ya da Hıristiyanların mağduriyetine dayanan bir sağ versiyonuna” işaret etti.
Buna karşılık, megalothymia’yı “iki yüzlü” (Janus-faced) olarak tanımlayan Fukuyama şöyle dedi:
“Hem insanlığın ilerlemesinin kaynağı olabilir, hem de insan toplumlarının katlanmak zorunda kaldığı en büyük suçların ve zulümlerin kaynağı olabilir. Bakan Rubio’nun, diğer insanlardan daha iyi olma çabasının sanat, spor, ekonomi veya siyasetteki tüm insani mükemmelliklerin kaynağı olduğu yönündeki görüşü doğru. Fakat diğer insanlardan daha iyi olma arzusu, egemenliğe, zulme ve tarif edilemez suçlara yol açabilir. George Washington, Abraham Lincoln ve Winston Churchill açıkça megalothymia tarafından yönlendirilmişlerdi ama Hitler, Stalin ve Pol Pot da öyle.”
ABD’li yazar, 1992 yılında Tarihin Sonu ve Son İnsan kitabında Donald Trump hakkında yazdığını belirtti:
“O zamanlar megalothymia için olumlu çıkış yolları arıyordum ve kapitalist bir ekonominin hakimiyet arzusunu hafifletip bunu iş dünyasına yönlendireceğini savunmuştum. On yıllar sonra Donald Trump’ın sadece zengin olmakla yetinmeyeceğini, aynı zamanda siyasi iktidarı da isteyeceğini hiç tahmin etmemiştim.”
Trump’ı “sınır tanımayan megalothymia’nın mükemmel bir örneği” olarak nitelendiren Fukuyama, Rubio’nun “patronunun gözüne girmek istemesi”nin, onu gerçeği “bir simit gibi bükmeye ittiğini” savundu:
“Ortak değerlere dayalı bir ABD-Avrupa ittifakından bahsediyor; fakat Vladimir Putin ve Xi Jinping’i diğer demokratik ülkelerin liderlerinden açıkça çok daha fazla takdir eden bir başkanın varlığını görmezden geliyor. Batı medeniyetinin yarattığı bilim ve teknolojinin harikalarından söz ediyor; oysa kendi yönetimi, bilimsel araştırmalara ayrılan fonları her alanda kesiyor. Grönland konusunda varılan anlaşmayı övüyor, ancak burayı Danimarka’dan elinden almak istediğinden hiç bahsetmiyor.”
Bakan Rubio’nun thymos’u, bunun hangi amaçlara yöneltildiğine bakmaksızın övdüğüne işaret eden Fukuyama, “Alcibiades’i ve Atinalıları felaketle sonuçlanan Sicilya Seferi’ne sürükleyen şeyin, megalothymia’nın aşırıya kaçması olduğunu hatırlaması yerinde olur; Thukydides’in de açıkladığı üzere, bu sefer Peloponnesos Savaşı’ndaki yenilgilerinin başlangıcı olmuştu,” dedi.
Bakanı ayrıca Bağımsızlık Bildirgesi’ndeki “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır,” sözünü hatırlamaya davet eden Fukuyama, “On yıllardır Amerikan dış politikasının temelini oluşturan, büyük şahsiyetlerin yüceltilmesi değil, işte bu insan eşitliği ilkesidir. Kurucu Babalar ve onlardan sonraki pek çok nesil Amerikalı, hayatlarını, servetlerini ve kutsal onurlarını feda etmeye yemin ettikleri ilke işte budur,” diyerek yorumunu bitirdi.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını6 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Diplomasi2 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu












