Diplomasi
Mearsheimer: ABD, İran’daki rejim değişikliğinde başarısız oldu

Uluslararası ilişkiler teorisyeni Prof. John Mearsheimer, Trump yönetiminin İran’daki rejim değişikliği girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını ve Washington’ın 12 Gün Savaşı’ndaki zaafiyetini ifşa etti. Beyaz Saray’ın Grönland talebini “tarihsel bir miras arayışı” olarak niteleyen Mearsheimer, Trump’ın Avrupa ile köprüleri atarak “tek taraflı ve ben merkezci” bir dış politika izlediğini vurguladı.
Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ünlü siyaset bilimci Prof. John Mearsheimer, Yargıç Andrew Napolitano’nun programına konuk olarak ABD’nin 2026 başındaki dış politika hamlelerini ve Başkan Trump’ın stratejik vizyonunu değerlendirdi.
Soğuk Savaş ve sonrasındaki tek kutuplu dönemde ABD’nin kendi lehine kurduğu “kurallara dayalı uluslararası düzenin” Trump döneminde terk edildiğini belirten Mearsheimer, mevcut yönetimin uluslararası hukuku “külfetli ve yararsız” gördüğünü ifade etti.
Mearsheimer, Trump’ın yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
“Büyük güçler kuralları sever ve genellikle onlara uyar çünkü o kuralları kendileri yazmıştır. Ancak Trump, uluslararası hukuka ve kurumlara ilgi duymuyor. Yönetimi yakın zamanda 66 uluslararası kurumdan çekildi. Ortaya attığı ‘Barış Kurulu‘ fikri Birleşmiş Milletler’in altını oymak için tasarlandı. Davos’ta ve öncesinde yaşananlara bakıldığında, NATO’yu yok etmeye çalıştığı görülüyor.”
“İran’da rejim değişikliği girişimi çöktü”
Programda, İran’da son dönemde yaşanan protestolar ve ABD istihbaratının bu süreçteki rolü detaylı bir şekilde ele alındı. Mearsheimer, ABD’nin İran’da bir rejim değişikliği hedeflediğini ancak bu girişimin başarısızlıkla sonuçlandığını açıkladı.
CIA ve diğer istihbarat örgütlerinin operasyonlarını doğrulayan Mearsheimer, sahadaki başarısızlığın teknik ve stratejik nedenlerine işaret etti.
Mearsheimer, İran’daki iletişim ağının çökertilmesi ve Starlink hamlesi hakkında şu bilgileri verdi:
“İranlıların interneti ve telefon hatlarını keseceğini biliyorduk. Bu nedenle, protestolar başlamadan önce, 2025’in sonlarında on binlerce Starlink terminalini ülkeye soktuk. Protestocuların bu terminaller üzerinden iletişim kurarak rejimi devirebileceğini düşündük. Ancak İran hükümeti 8 Ocak civarında harekete geçerek Starlink terminallerini hızla etkisiz hale getirdi. Protestocuların iletişimi kesilince hareket sönümlendi.”
Trump’ın 14 Ocak’ta İran’ı bombalamaktan vazgeçmesinin temel nedeninin bu başarısızlık olduğunu vurgulayan Mearsheimer, “Hükümet protestoculara üstünlük sağladı ve bizim müdahale etmemiz için geçerli bir zemin kalmadı. Protestolar eriyip gittiği için ‘öldürücü darbeyi’ (coup de grâce) indiremedik” diye konuştu.
Mülakatın en çarpıcı bölümlerinden biri, Haziran 2025’te İsrail ve İran arasında yaşandığı belirtilen “12 Gün Savaşı”na ilişkin analizlerdi.
Mearsheimer, İsrail’in hava savunma sistemlerinin İran füzelerine karşı yetersiz kaldığını ve bu durumun Washington’ın mevcut kararlarını doğrudan etkilediğini belirtti.
Mearsheimer süreci şu ifadelerle aktardı:
“Geçen Haziran ayındaki savaşta biz nükleer tesisleri sadece bir gün bombaladık, İsrailliler ise diğer 12 gün boyunca saldırdı. Ancak İranlılar İsrail’e balistik füzeler ve seyir füzeleri fırlatmaya başladığında, çatışma uzadıkça İran’ın vuruş gücü arttı. Savaşın sonunda, çatışmanın durmasını isteyen İranlılar değil, İsraillilerdi. İsrail basını da bunu yazdı. İran’ın üstünlüğü ele geçirdiği ve savaşı sürdürmesi gerektiği bile tartışıldı.”
Trump’ın İran’a saldırmaktan vazgeçmesinde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun uyarısının etkili olduğunu belirten Mearsheimer, “Netanyahu Trump’ı arayıp ‘İran’a saldırma, çünkü bize karşılık verirlerse kendimizi savunmaya hazır değiliz’ dedi. İsrailliler, İran’ın balistik ve seyir füzesi saldırılarını savuşturma kapasitesine sahip değil” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump kendi mirasını satın almak istiyor”
Trump’ın Grönland’ı satın alma veya ilhak etme girişimi hakkında konuşan Mearsheimer, bu adımın stratejik bir zorunluluktan ziyade kişisel bir miras arayışı olduğunu savundu.
Mearsheimer, Trump’ın kendisini Thomas Jefferson gibi toprak satın alan tarihi figürlerle kıyaslamak istediğini belirtti:
“Bence bunu özgeçmişine eklemek istiyor. ‘Jefferson Fransızlardan Louisiana’yı aldı, ben de Grönland’ı alıp ABD’nin parçası yaptım’ diyebilmek amacında. Grönland’ın biz almazsak savunmasız kalacağı iddiası ciddiye alınır bir argüman değil. Danimarkalılar ve Grönland halkı buna karşı. Trump, Davos’ta gördüğü tepkiler üzerine hem satın alma hem de işgal söyleminden geri adım attı.”
“Trump Avrupalılara çok öfkeli”
Mearsheimer, Trump’ın Davos Zirvesi’ndeki tavrını ve Avrupa liderlerine yönelik tutumunu, Ukrayna savaşı üzerinden yaşanan anlaşmazlığın bir rövanşı olarak nitelendirdi.
Trump’ın Putin ile anlaşıp Ukrayna savaşını bitirmek istediğini ancak Avrupalıların Zelenskiy ile işbirliği yaparak bu planı bozduğunu hatırlatan Mearsheimer, şunları kaydetti:
“Trump Avrupalılara çok öfkeli. Grönland meselesini ve diğer fırsatları, Avrupalıları cezalandırmak için kullanıyor. Transatlantik ilişkilere ve NATO’ya hiç saygısı yok; aksine bu ilişkiyi yıpratmak için her fırsatı değerlendiriyor. Davos’taki konuşmasında karşısında oturan Avrupa elitlerine karşı ne kadar küçümseyici olduğunu gördünüz.”
Mearsheimer, Trump’ın dış politikasını “zorbalık” olarak tanımlayarak, ABD Başkanı’nın Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle çatışmaktan kaçındığını, bunun yerine Venezuela, İran ve Kanada gibi daha zayıf ülkelere veya “zayıf” gördüğü Avrupalı müttefiklerine baskı uyguladığını ifade etti.
Trump’ın önerdiği ve kendisinin ömür boyu başkanlığını yapacağı iddia edilen “Barış Kurulu” projesini sert bir dille eleştiren Mearsheimer, bu girişimi Trump’ın diktatoryal eğilimlerinin bir yansıması olarak yorumladı.
Mearsheimer sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu, Trump’ın kendisini dünya lideri, hatta ‘iyi huylu bir diktatör’ olarak gördüğünün en net kanıtı. Ülkelerin ömür boyu üyelik için 1 milyar dolar ödemesini istiyor ve bu parayı muhtemelen kendisi kontrol edecek. ABD içinde mahkemeleri, Kongre’yi veya medyayı umursamadığı gibi, uluslararası alanda da hiçbir denetimi kabul etmiyor. Kendi aklına ve sağduyusuna güveniyor, ancak bu gidişatın sonu tehlikeli.”
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4








