Diplomasi
Mearsheimer: ABD, İran’daki rejim değişikliğinde başarısız oldu

Uluslararası ilişkiler teorisyeni Prof. John Mearsheimer, Trump yönetiminin İran’daki rejim değişikliği girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını ve Washington’ın 12 Gün Savaşı’ndaki zaafiyetini ifşa etti. Beyaz Saray’ın Grönland talebini “tarihsel bir miras arayışı” olarak niteleyen Mearsheimer, Trump’ın Avrupa ile köprüleri atarak “tek taraflı ve ben merkezci” bir dış politika izlediğini vurguladı.
Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ünlü siyaset bilimci Prof. John Mearsheimer, Yargıç Andrew Napolitano’nun programına konuk olarak ABD’nin 2026 başındaki dış politika hamlelerini ve Başkan Trump’ın stratejik vizyonunu değerlendirdi.
Soğuk Savaş ve sonrasındaki tek kutuplu dönemde ABD’nin kendi lehine kurduğu “kurallara dayalı uluslararası düzenin” Trump döneminde terk edildiğini belirten Mearsheimer, mevcut yönetimin uluslararası hukuku “külfetli ve yararsız” gördüğünü ifade etti.
Mearsheimer, Trump’ın yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
“Büyük güçler kuralları sever ve genellikle onlara uyar çünkü o kuralları kendileri yazmıştır. Ancak Trump, uluslararası hukuka ve kurumlara ilgi duymuyor. Yönetimi yakın zamanda 66 uluslararası kurumdan çekildi. Ortaya attığı ‘Barış Kurulu‘ fikri Birleşmiş Milletler’in altını oymak için tasarlandı. Davos’ta ve öncesinde yaşananlara bakıldığında, NATO’yu yok etmeye çalıştığı görülüyor.”
“İran’da rejim değişikliği girişimi çöktü”
Programda, İran’da son dönemde yaşanan protestolar ve ABD istihbaratının bu süreçteki rolü detaylı bir şekilde ele alındı. Mearsheimer, ABD’nin İran’da bir rejim değişikliği hedeflediğini ancak bu girişimin başarısızlıkla sonuçlandığını açıkladı.
CIA ve diğer istihbarat örgütlerinin operasyonlarını doğrulayan Mearsheimer, sahadaki başarısızlığın teknik ve stratejik nedenlerine işaret etti.
Mearsheimer, İran’daki iletişim ağının çökertilmesi ve Starlink hamlesi hakkında şu bilgileri verdi:
“İranlıların interneti ve telefon hatlarını keseceğini biliyorduk. Bu nedenle, protestolar başlamadan önce, 2025’in sonlarında on binlerce Starlink terminalini ülkeye soktuk. Protestocuların bu terminaller üzerinden iletişim kurarak rejimi devirebileceğini düşündük. Ancak İran hükümeti 8 Ocak civarında harekete geçerek Starlink terminallerini hızla etkisiz hale getirdi. Protestocuların iletişimi kesilince hareket sönümlendi.”
Trump’ın 14 Ocak’ta İran’ı bombalamaktan vazgeçmesinin temel nedeninin bu başarısızlık olduğunu vurgulayan Mearsheimer, “Hükümet protestoculara üstünlük sağladı ve bizim müdahale etmemiz için geçerli bir zemin kalmadı. Protestolar eriyip gittiği için ‘öldürücü darbeyi’ (coup de grâce) indiremedik” diye konuştu.
Mülakatın en çarpıcı bölümlerinden biri, Haziran 2025’te İsrail ve İran arasında yaşandığı belirtilen “12 Gün Savaşı”na ilişkin analizlerdi.
Mearsheimer, İsrail’in hava savunma sistemlerinin İran füzelerine karşı yetersiz kaldığını ve bu durumun Washington’ın mevcut kararlarını doğrudan etkilediğini belirtti.
Mearsheimer süreci şu ifadelerle aktardı:
“Geçen Haziran ayındaki savaşta biz nükleer tesisleri sadece bir gün bombaladık, İsrailliler ise diğer 12 gün boyunca saldırdı. Ancak İranlılar İsrail’e balistik füzeler ve seyir füzeleri fırlatmaya başladığında, çatışma uzadıkça İran’ın vuruş gücü arttı. Savaşın sonunda, çatışmanın durmasını isteyen İranlılar değil, İsraillilerdi. İsrail basını da bunu yazdı. İran’ın üstünlüğü ele geçirdiği ve savaşı sürdürmesi gerektiği bile tartışıldı.”
Trump’ın İran’a saldırmaktan vazgeçmesinde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun uyarısının etkili olduğunu belirten Mearsheimer, “Netanyahu Trump’ı arayıp ‘İran’a saldırma, çünkü bize karşılık verirlerse kendimizi savunmaya hazır değiliz’ dedi. İsrailliler, İran’ın balistik ve seyir füzesi saldırılarını savuşturma kapasitesine sahip değil” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump kendi mirasını satın almak istiyor”
Trump’ın Grönland’ı satın alma veya ilhak etme girişimi hakkında konuşan Mearsheimer, bu adımın stratejik bir zorunluluktan ziyade kişisel bir miras arayışı olduğunu savundu.
Mearsheimer, Trump’ın kendisini Thomas Jefferson gibi toprak satın alan tarihi figürlerle kıyaslamak istediğini belirtti:
“Bence bunu özgeçmişine eklemek istiyor. ‘Jefferson Fransızlardan Louisiana’yı aldı, ben de Grönland’ı alıp ABD’nin parçası yaptım’ diyebilmek amacında. Grönland’ın biz almazsak savunmasız kalacağı iddiası ciddiye alınır bir argüman değil. Danimarkalılar ve Grönland halkı buna karşı. Trump, Davos’ta gördüğü tepkiler üzerine hem satın alma hem de işgal söyleminden geri adım attı.”
“Trump Avrupalılara çok öfkeli”
Mearsheimer, Trump’ın Davos Zirvesi’ndeki tavrını ve Avrupa liderlerine yönelik tutumunu, Ukrayna savaşı üzerinden yaşanan anlaşmazlığın bir rövanşı olarak nitelendirdi.
Trump’ın Putin ile anlaşıp Ukrayna savaşını bitirmek istediğini ancak Avrupalıların Zelenskiy ile işbirliği yaparak bu planı bozduğunu hatırlatan Mearsheimer, şunları kaydetti:
“Trump Avrupalılara çok öfkeli. Grönland meselesini ve diğer fırsatları, Avrupalıları cezalandırmak için kullanıyor. Transatlantik ilişkilere ve NATO’ya hiç saygısı yok; aksine bu ilişkiyi yıpratmak için her fırsatı değerlendiriyor. Davos’taki konuşmasında karşısında oturan Avrupa elitlerine karşı ne kadar küçümseyici olduğunu gördünüz.”
Mearsheimer, Trump’ın dış politikasını “zorbalık” olarak tanımlayarak, ABD Başkanı’nın Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle çatışmaktan kaçındığını, bunun yerine Venezuela, İran ve Kanada gibi daha zayıf ülkelere veya “zayıf” gördüğü Avrupalı müttefiklerine baskı uyguladığını ifade etti.
Trump’ın önerdiği ve kendisinin ömür boyu başkanlığını yapacağı iddia edilen “Barış Kurulu” projesini sert bir dille eleştiren Mearsheimer, bu girişimi Trump’ın diktatoryal eğilimlerinin bir yansıması olarak yorumladı.
Mearsheimer sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu, Trump’ın kendisini dünya lideri, hatta ‘iyi huylu bir diktatör’ olarak gördüğünün en net kanıtı. Ülkelerin ömür boyu üyelik için 1 milyar dolar ödemesini istiyor ve bu parayı muhtemelen kendisi kontrol edecek. ABD içinde mahkemeleri, Kongre’yi veya medyayı umursamadığı gibi, uluslararası alanda da hiçbir denetimi kabul etmiyor. Kendi aklına ve sağduyusuna güveniyor, ancak bu gidişatın sonu tehlikeli.”
Diplomasi
İsrail-Türkiye geriliminde Azerbaycan devrede

İsrailli kaynaklar, Azerbaycan’ın İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliği hafifletmek için perde arkasında çalıştığını doğruladı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Nisan 2025’te İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir diyalog başlatmıştı.
O dönemde, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın başkanlık ettiği bir Türk heyeti ile dönemin ulusal güvenlik danışmanı Tzachi Hanegbi’nin başkanlık ettiği bir İsrail heyeti, Aliyev’in himayesinde Bakü’de görüşmelerde bulunmuştu.
Bu görüşmeler, Suriye’de iki ülke arasında uzun bir süre boyunca etkili bir şekilde işleyen bir operasyonel koordinasyon mekanizmasının kurulmasıyla sonuçlanmıştı.
Şu anda, gerginliğin tırmanmasına yol açabilecek yanlış hesaplamaları önlemek amacıyla bu mekanizmayı yeniden canlandırmak ve doğrudan diyaloğu yeniden başlatmak için çabalar sürüyor gibi görünüyor.
Ynet’e konuşan bir kaynak, Azerbaycanlı yetkililerin, her ikisi de Bakü’nün yakın müttefikleri olan İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bozulmasından derin endişe duyduklarını söyledi.
Bir Azerbaycanlı yetkili, “Siz [İsrail] ve Türkiye aklınızı mı kaçırdınız? Siz bizim dostumuzsunuz, Türkiye de bizim dostumuz. Allah korusun, siz savaşmaya başlarsanız biz ne yapacağız? İşte bu yüzden gerilimi derhal azaltmak önemli,” dedi.
ABD de gerilimi azaltmak için perde arkasında çaba gösteriyor fakat İsrail’de ABD temsilcisi Tom Barrack’a karşı belirgin bir güvensizlik var. Cuma günü verdiği bir röportajdaki açıklamaları, hafta sonu boyunca Savunma Bakanı Israel Katz’dan alışılmadık bir tepkiye yol açtı.
Bu durum, Azerbaycan’ı özellikle avantajlı bir konuma getiriyor. Bakü, hem İsrail’in hem de Türkiye’nin güvenini kazanmış durumda ve daha önce bu iki ülke arasındaki uçurumları kapatabileceğini kanıtlamıştı.
Azerbaycan halihazırda Suriye’ye insani yardım gönderiyor, ülkedeki normalleşme sürecini destekliyor ve Suriye’yi önemli bir enerji potansiyeline sahip bir ülke olarak görüyor.
Sonuç olarak, Bakü’nün İsrail ile Türkiye arasında bir çatışmanın önlenmesi ve daha önce Suriye’deki gerginliğin kontrol altında tutulmasına yardımcı olan koordinasyon mekanizmalarının yeniden kurulmasında açık bir stratejik çıkarı bulunuyor.
Azerbaycan’ın gerginliği azaltma çabalarının yanı sıra, Axios’un haberine göre Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin Suriye üssüne düzenlenen saldırının ardından Mossad Başkanı Roman Gofman ile bir araya geldiğini bildirdi.
Konuya yakın kaynaklar, görüşmenin olumlu geçtiğini belirtti.
Şeybani pazar günü Reuters’a yaptığı açıklamada, saldırının ardından İsrail ile temasların askıya alındığını fakat Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşması konusunda müzakerelerin yakında yeniden başlamasını beklediğini söyledi.
Şeybani, “Suriye şu anda İsrail’e güvenmiyor, ancak diplomasiye el uzatıyor ve İsrail’i bu tarihi fırsatı değerlendirmeye çağırıyor,” dedi.
Öte yandan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gerilim hakkında açıklamalarda bulundu.
Barrack, Türkiye’nin İsrail ile gerginliğin tırmanmasına rağmen itidal sergilediğini ve askeri bir çatışma peşinde olmadığını söyledi.
Diplomat şöyle konuştu:
“Türklerin, istihbarat teşkilatının, üst düzey yetkililerinin, dışişleri bakanının, cumhurbaşkanının ve istihbarat başkanının hepsinin itidale odaklandığını biliyorum. Onlar saldırgan değiller.”
Barrack, Suriye konusunda ilişkilerin hızla bozulmasına ve gerginliğin artmasına rağmen Ankara’nın “İsrail’e saldırmak ya da herhangi bir tür fiziksel çatışma ya da düşmanca ilişkiye girmekle ilgilenmediğini” de sözlerine ekledi.
İsrail’in kamu yayın kuruluşu KAN, ismi açıklanmayan bir savunma yetkilisine atıfta bulunarak, İsrail ve Türkiye’nin Suriye konusunda gerginlikleri önlemek amacıyla gizli arka kanal temasları kurduğunu bildirdi.
Kaynak, “İsrail’in Türkiye’yi düşman haline getirme gibi bir niyeti yok. [Fakat] mesajlar işe yaramadığında, İsrail harekete geçmek zorunda kalıyor,” dedi.
Habere göre İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını, özellikle de hava üstünlüğünü tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları ve füzelerin konuşlandırılmasını bir kırmızı çizgi olarak görüyor.
Bu açıklamalar, cumartesi gecesi İsrail’in “Türkiye ile gerginliğin tırmanmasından yana olmadığını” belirterek, İdlib’deki Ebu Zuhur üssüne düzenlediği saldırının ardından tırmanan gerginliği yatıştırmaya çalışan Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın sözlerini yansıtıyor.
Sa’ar, “Mevcut durumu korumaya kararlıyız. Suriye’de Türk üslerinin kurulmasını kabul etmeyeceğiz,” diye ekledi.
Diplomasi
Trump dev ekonomik yaptırımlarla tehdit etti, İran tüm petrol ihracatını durdurmakla yanıt vereceğini söyledi

ABD, pazartesi günü İran’ın ticaret ortaklarını hedef alan ekonomik yaptırımları devreye sokmaya hazırlanırken, Tahran’ı kendi ifadesiyle “şimdiye kadar seferber edilmiş en büyük mali saldırı” ile tehdit etti.
İran ise buna karşılık, “ekonomik savaşın devam etmesi halinde” Körfez’den yapılan tüm petrol ihracatını durdurma sözü verdi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana neredeyse kesintisiz ekonomik yaptırımlara maruz kalan İran’a karşı daha da ağır önlemler açıklama vaatleri eşliğinde pazartesi günü ABD doğu saatiyle 13.00’te (17.00 GMT) basın toplantısı düzenleyecek.
Bessent, pazar günü Financial Times’ta yayımlanan görüş yazısında, “Şafakla birlikte ekonomik D-Day başlıyor — bir düşmana karşı şimdiye kadar seferber edilmiş en büyük mali saldırı,” diye yazdı.
Savaşan taraflar haftalardır birbirlerine karşı askeri saldırı düzenlemedi ancak altı aydır devam eden çatışmayı sona erdirmek için anlamlı müzakerelere de girişmedi.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta saldırılara başlamasından bu yana çoğu İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti. Saldırılar İran’ın konvansiyonel askeri kapasitesinin büyük bölümünü zayıflatırken ekonomiye de ağır zarar verdi ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesiyle sonuçlandı.
Ancak İran, Körfez’deki ABD müttefiklerine ve ABD üslerine saldırabilecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki petrol tankerlerini tehdit edebilecek ölçüde füze ve insansız hava aracı kapasitesini korudu. Bu durum, kritik önemdeki su yolundaki deniz taşımacılığını neredeyse durma noktasına getirirken küresel akaryakıt fiyatları üzerinde de baskı oluşturdu. Amerikalılar ve İsraillilerin tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediği İran’ın nükleer programının mevcut durumu ise tam olarak bilinmiyor.
Bessent, alınacak belirli önlemlere ilişkin ayrıntı vermeden, ABD’nin İran ekonomisi ve finans sistemiyle ilişki kurarak “yatıştırma” politikası izleyen “korkak ülkeleri” hedef alacağını söyledi.
Financial Times’taki yazısında, “Onu ayakta tutmanın sonuçlarını iyi düşünseler yerinde olur,” ifadelerini kullandı.
İran ise günlerdir yaptırımlara hazırlanıyor ve büyük çaplı bir askeri karşılığa işaret eden sert ifadeli bir dizi açıklama yayımlıyor.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günü ekonomik misilleme ihtimalini gündeme getirdi.
Rızai sosyal medya paylaşımında, “Ekonomik savaş devam ederse ne Hürmüz Boğazı’ndan ne de Basra Körfezi’nin herhangi bir yerinden tek damla petrol ihraç edilecek,” dedi. “İran, herhangi bir ülkenin Amerika’nın İran halkına karşı yürüttüğü ekonomik savaşa katılmasını veya destek vermesini savaş eylemi olarak değerlendirecektir” diye ekledi.
Bessent daha önce Çin’e ABD ile işbirliği yapması çağrısında bulunmuş, Çin’in tarihsel olarak petrol ithalatının yarısını Körfez bölgesinden karşıladığına dikkat çekmişti. Çin’in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü ise buna, “yaptırımlar ve baskının sorunun çözümüne yardımcı olmadığını” belirten ve diplomasi çağrısı yapan bir açıklamayla karşılık verdi.
İran ekonomisi, ABD ve İsrail saldırılarının altyapının bazı bölümlerini tahrip etmesinden önce de uluslararası yaptırımların baskısı altındaydı.
Ancak İran savaşa yüksek enflasyon, değer kaybeden para birimi, enerji kıtlığı ve yaptırımlarla girdi. Şimdi ise bunlara hasar görmüş altyapı, kesintiye uğrayan ticaret, üretim kayıpları ve yeniden inşa maliyetleri de eklendi.
ABD ile İran arasında, en son haziran ayında İsviçre’de gerçekleştirilen resmi yüz yüze görüşmelerin ardından yeni bir doğrudan müzakere yapılmaması üzerine Katar, Pakistan ve Türkiye dahil diğer ülkeler diplomatik süreci teşvik etmeye çalıştı.
İran, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in bölgede barış ve güvenliğin yeniden sağlanmasına yönelik çabalar kapsamında pazartesi günü Tahran’ı ziyaret edeceğini açıkladı.
Pakistan çatışmada arabuluculuk yapıyor. Pakistan hükümetinden bir kaynak da Münir’in, ABD’nin yeni yaptırım tehdidi dahil son gelişmeleri ele alacağını söyledi.
Savaş sırasında ABD ve İsrail’in İran’a, İsrail’in de Lübnan’a düzenlediği saldırılarda binlerce kişi hayatını kaybetti ve milyonlarca kişi yerinden edildi. ABD ise 18 askeri personelinin öldüğünü ve 750’den fazla personelinin yaralandığını açıkladı.
Diplomasi
İran savaşı, ABD’nin enerji alanındaki liderliğini ortadan kaldırdı

ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik askerî harekatı, küresel enerji tedarikinde yaşanan aksamalar nedeniyle ülkenin enerji alanındaki üstünlüğünü ve iç piyasadaki fiyat dengesini zora soktu. Financial Times’ın değerlendirmesine göre Ortadoğu’daki çatışmaların ardından tırmanan akaryakıt fiyatları, rekor kamu borcu ve yükselen faizler, iktidardaki Cumhuriyetçilerin kasım ayındaki ara seçimlerdeki konumunu ciddi biçimde tehdit ediyor.
İran savaşı nedeniyle enerji üstünlüğü sarsılan ABD’de tırmanan akaryakıt fiyatları, Trump yönetimini ekonomik baskıya soktu.
The Financial Times gazetesinin aktardığına göre, Amerikalı enerji danışmanı Art Berman, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşın Washington’ın enerji alanındaki liderliğini fiilen ortadan kaldırdığını dile getirdi.
Berman, Ortadoğu’daki çatışmaların yol açtığı enerji arzı kesintilerinin, Beyaz Saray’ın iç piyasada fiyatları dizginleme aracı olarak öne sürdüğü ABD yerli petrol üretimindeki mütevazı artışı gölgede bıraktığını belirtti.
Trump’ın başlattığı savaşı ABD’nin enerji avantajını heba etmek olarak nitelendiren Berman, “Mevcut yönetimin ve muhtemelen Franklin Roosevelt’ten bu yana görev yapan her yönetimin enerjiyle ilgili sorunları anlamadığını düşünüyorum. Bu alandan kesinlikle anlamıyorlar” değerlendirmesini yaptı.
ABD dünyanın en büyük petrol üreticisi olma konumunu sürdürse de Enerji Enformasyon İdaresi cari yıl sonunda üretimdeki artışın günlük yalnızca 200 bin varil düzeyinde kalacağını öngörüyor.
Analistler ise Ortadoğu’daki çatışmalar neticesinde Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilen günlük yaklaşık 20 milyon varillik sevkiyatın kesintiye uğradığına işaret ediyor.
Haberde aktarıldığı üzere Trump’ın ekonomi programı ağır sınamalarla karşı karşıya bulunuyor. ABD kamu borcu 40 trilyon dolarla tarihi zirvesine ulaşırken akaryakıt fiyatları hızla tırmanıyor ve konut kredisi faizleri yüzde 6,6 seviyesini aşıyor.
İran ile yaşanan savaş, Trump’ın enerji fiyatlarını düşürme vaatlerini de boşa çıkardı. Ülkede benzin fiyatları yüzde 40 artışla galon başına 4,11 dolara, dizel yakıt ise 5,58 dolara fırladı.
Yıllık tüketici enflasyonu mayıs ayında yüzde 4,2 ile son üç yılın en yüksek seviyesine çıktıktan sonra temmuz ayında yüzde 3,4 düzeyine geriledi.
Tüketici harcamaları ve teknoloji devlerinin yapay zeka altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlarıyla desteklenen ekonomik büyümenin direncini korumasına karşın fiili gayrisafi yurt içi hasıla verileri beklentilerin belirgin şekilde altında kalıyor.
ABD ekonomisi geçen yılı yüzde 2,1 büyüme ile tamamlarken 2026 yılının ikinci çeyreğinde yıllık bazda yüzde 1,5 büyüdü. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise bu oran için yüzde 3 seviyesini hedefliyordu.
Financial Times adına Focaldata tarafından gerçekleştirilen bir anket, Trump döneminde seçmenlerin maddi durumunun kötüleştiğini ortaya koydu.
Araştırma sonuçlarına göre seçmenler enflasyonla ve hayat pahalılığıyla mücadele konusunda Cumhuriyetçilerden ziyade Demokratlara güven duyuyor.
Bu veriler, akaryakıt, mal ve kredi fiyatlarını artıran İran savaşına yönelik seçmen tepkisinin gölgesinde, Trump ve partisinin kasım ayındaki ara seçimlerde büyük zorluklarla karşılaşacağına işaret ediyor.
Analiz kuruluşu Decision Desk HQ (DDHQ) tarafından yapılan projeksiyona göre Demokrat Parti, Kongre’de Temsilciler Meclisi çoğunluğunu elde edecek ve Cumhuriyetçilerin Senato’daki gücünü zayıflatacak düzeyde sandalye kazanabilir.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya7 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







