Avrupa
Merkel’in askeri danışmanı Erich Vad: Alman ordusu perişan halde

Almanya’nın eski Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanı olarak görev yapmış olan Tuğgeneral Erich Vad, NachDenkSeiten’e verdiği mülakatta, Avrupa’da izlenen politikanın Ukrayna’daki savaşı tırmandırdığını ve bunun tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Vad, ABD ve Rusya’nın savaşı bitirmek istediğini ve bu konuda görüşmeler yürüttüğünü ifade etti. Almanya’daki bazı siyasi ve entelektüel kesimlerin savaş söylemlerini eleştiren Vad, “Savaş, siyasi bir karar gerektirir. Ve bu karar Washington ve Moskova’da alınacak, Avrupa’da veya Almanya’da değil,” dedi.
Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanı Erich Vad, NachDenkSeiten portalından gazeteci Marcus Klöckner’e verdiği mülakatta, Avrupa Birliği’nin (AB) izlediği politikaların mevcut durumu nasıl etkilediği ve olası bir savaş senaryosunda Almanya’nın rolü gibi önemli konulara değindi.
Klöckner’in “Medya Ukrayna’daki savaşla ilgili haberlerle dolu. Sıklıkla NATO ve Rusya arasında bir savaşa doğru tırmanıştan bahsediliyor. Birçok kişi ‘Burada neler oluyor?’ diye soruyor. Cevabınız nedir?” sorusuna Erich Vad şu yanıtı verdi:
“Batı’da, Avrupa’da, politikalar Ukrayna’da askeri bir çözümün olmayacağı çıkmaz bir savaşı şiddetlendiriyor ve tırmandırıyor. Bu tehlikeli. Bu, önlemek istediğimiz şeye yol açabilir: Avrupa’da ve Avrupa ile savaş. Öte yandan, görünen o ki ABD ve muhtemelen Rusya da Ukrayna savaşını sona erdirmek istiyor. Bu konudaki açıklamalar net görünüyor. Her iki ülke de ateşkes müzakereleri için arabulucularla çalışıyor. Bu umut veriyor.”
Klöckner’in “Yani ABD ve Rusya savaşın bitmesini istediğini söylerse, bu böyle midir?” sorusu üzerine Vad, “Aynen böyle ve Avrupalılar, aksini iddia eden siyasi söylemlere rağmen bunu etkileyemeyecekler. Temelde durum şu: Avrupa’da ve Ukrayna’da savaş ve barış konusunda gerçekten söz sahibi olanlar yalnızca ABD ve Rusya. Bu, 1945’ten beri, yani 80 yıldır böyle. Putin, bunu 9 Mayıs’ta Kızıl Meydan’da büyük bir askeri geçit töreniyle ifade edecek. Belki Trump bile orada olacak ve İkinci Dünya Savaşı’nın her iki galip gücü, Avrupa’da kimin söz sahibi olduğunu birlikte vurgulayacak,” dedi.
Medyanın ve siyasilerin savaş korkusu yaydığını ve Rusya’nın NATO’ya ve Avrupa’ya olası saldırısından bahsettiğini belirten Klöckner’e cevaben Vad, “Pek çok gözlemci, analist ve uzman, devam eden gelişmeleri kendi beklenen veya istenen durumlarına uyacak şekilde yorumlama hatası yapıyor. Bu, Ukraynalıların bölgesel ve yerel sınırlı başarılı askeri saldırılarının medyada kutlandığı ve sürdürülebilir, hatta genel durumu değiştiren, savaşın kaderini belirleyen ve zafere götüren gelişmeler olarak tasvir edildiği savaşın son iki yılında da böyleydi. Bu arada, askeri durumun Ukrayna için felaket olduğunu sıradan insanlar bile görüyor,” değerlendirmesinde bulundu.
‘Bunlar ‘domino teorileri’, ‘kendini gerçekleştiren kehanetlere’ ve dolayısıyla ölümcül ve yanlış gelişmelere yol açabilir’
Vad, “Şu anda siyasi ve medyatik olarak kullanılan anlatı, Donbass’ı işgal etmekte zorlanan ve yalnızca çok yavaş ilerleyen Rusların, NATO’ya ve Avrupa’ya saldırmak için tüm Ukrayna’yı işgal etme yolunda olduğu yönünde. Bunlar tehlikeli ‘domino teorileri’, ‘kendini gerçekleştiren kehanetlere’ ve dolayısıyla ölümcül ve yanlış gelişmelere yol açabilir. Örneğin, ABD’nin ülkenin büyük ölçüde yıkılmasına ve yaklaşık 3 milyon insanın ölümüne yol açan on yıl süren Vietnam Savaşı, böyle bir domino teorisine dayanmaktadır. Bu tür domino teorileri, Soğuk Savaş sırasında ABD’nin Latin Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki çok sayıda diğer açık ve gizli rejim değişikliği operasyonunu meşrulaştırdı,” diye konuştu.
Ayrıca Vad, “Benzer şekilde, kısa süre önce kamu yayıncılarında dile getirilen, Rusya’nın Belarus ile sonbaharda rutin olarak gerçekleştirdiği Zapad-2025 askeri tatbikatından Baltık ülkelerine saldırılacağı, böylece Avrupa’da geniş çaplı bir savaşın tetikleneceği ve bu nedenle barış içinde geçireceğimiz son yaz olacağı yönündeki korkular için de geçerli,” ifadelerini kullandı.
‘Washington ve Moskova, Riyad veya Cidde’de beni rahatlatan yakın bir ateşkesin siyasi olarak hazırlandığını görüyorum’
Klöckner’in “Çıkarımınız bu mu?” sorusuna Vad, “Elbette neredeyse her şey mümkün ve komşu ülkelerin endişelerini çok ciddiye alıyorum. Ancak aynı zamanda, en iyi kamu yayıncılığı zamanında panik yaratmamaya ve bunu zaten devam eden ateşkes görüşmeleri sırasında yapmamaya dikkat etmelisiniz. Elbette, Rusya’nın askeri tatbikatları, özellikle savaş zamanlarında tırmandırıcı siyasi mesajlar gönderiyor. Bu, NATO’nun Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en büyük askeri tatbikatı olan ‘Steadfast Defender’da da böyleydi. Orada da -bu sefer Rus- medya propagandacıları bir şekilde yakın bir savaşı körüklemek istedi. Bu, bir anlamda sözde bilgi cephesinin bir parçası, fakat askeri tatbikatlardan otomatik olarak savaşa yol açacakları sonucu çıkarılamaz. Her savaş, ilgili bir siyasi karar gerektirir. Şu anda Washington ve Moskova, Riyad veya Cidde’de büyük bir savaş görmüyorum, aksine beni rahatlatan yakın bir ateşkesin siyasi olarak hazırlandığını görüyorum,” cevabını verdi.
Klöckner’in “Yine de Alman askerleri ‘dünyayı kurtarmalı’ mı? Neden böyle?” sorusuna ise Vad, “Bu çok abartılı bir soru. Sahiden de Almanya’da, kısmen savaşa hazır görünen bir siyasi, entelektüel ve medya zümremiz var, zira bu onları varoluşsal olarak etkilemiyor ve bu tür durumları hiç gerçekçi bir şekilde değerlendiremiyorlar. Erich Maria Remarque bunu bir keresinde çok güzel bir şekilde ifade etmişti: ‘Her insanın savaşa karşı olduğunu sanıyordum, ta ki bazı insanların, özellikle de cepheye gitmek zorunda olmayanların savaştan yana olduğunu öğrenene kadar,'” yanıtını verdi.
‘Almanya’da mevcut siyasi söylemin dışında askeri hazırlık düzeyi oldukça düşük’
Ayrıca Vad, “Almanya’da mevcut siyasi söylemin dışında askeri hazırlık düzeyi oldukça düşük. Özel varlıklara ve silahlanmaya ayrılan fonlara rağmen, Alman ordusunun operasyonel hale gelmesi yıllar alacak. Askeri komiser Eva Högl’ün son raporu, Alman ordusunun gerçekte ne durumda olduğunu bir kez daha gösteriyor. Özellikle savaş retoriğiyle kendilerini süslemek isteyen bazı politikacılar, vicdani retçiydi ve dahası, daha önce politikacı olarak Alman ordusunu kısa kesmek ve küçük tutmak için her şeyi yaptılar. Şimdi beni endişelendiren bir savaş histerisi yayıyorlar. Siyasette ve medyada savaşı körüklerken, buna yetenekleri yoksa bunu ciddiye alamam,” diye ekledi.
Klöckner’in “Almanya’da şu anda devasa bir silahlanma programı başlatılmaya çalışılıyor. Rusya ile bir savaş durumunda ne olurdu? Kitabınızda bir senaryo tanımladınız,” sorusu üzerine Vad, “Ukrayna savaşı tırmanırsa, Avrupa’da savaş yaşarız ve bu şu anlama gelir; savaş kendi ülkemizde olur. Almanya, hem ABD ile hem de ABD olmadan NATO için bir toplanma alanı ve lojistik merkezidir. Almanya’da hala dünya çapında askeri operasyonların yanı sıra askeri ve istihbarat operasyonlarının yürütüldüğü düzinelerce önemli Amerikan askeri tesisi ve karargahı var,” dedi.
Vad, “Sadece coğrafi konumumuz nedeniyle, Almanya’nın yanı sıra Polonya da savaşın ortasında olur. Dolayısıyla savaş, Almanya için rasyonel bir seçenek olamaz. Caydırıcılığa odaklanmalıyız. Bu, hayati çıkarlarımızın bir ifadesi olarak seçeneğimizdir: Avrupa’nın merkezinde bir savaş olmamalı. Eğer bu yaşanırsa, ulusal çıkar konumumuzdan bakıldığında her şeyi yanlış yapmış oluruz,” ifadelerini kullandı.
‘Avrupa’da bir savaş durumunda, ülkemiz 80 yıl önceki İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda olduğu haline döner’
ABD’nin hiçbir zaman ülkesinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir savaş yürütmediğini belirten Vad, “Coğrafi olarak ABD, Avrupa’dan 5 bin kilometreden daha uzakta. Avrupa’da bir Avrupa savaşı veya hatta sınırlı bir nükleer savaş ABD’yi daha fazla etkilemez ve ABD açısından rasyonel, planlanabilir bir seçenek olurdu. Fakat Almanya’nın Amerikalıların görüşüne değil, kendi görüşüne dikkat etmesi gerekiyor. Bizim açımızdan varoluşumuz tehlikede olur. Avrupa’da bir savaş durumunda, ülkemiz 80 yıl önceki İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda olduğu haline döner, hatta daha da kötüsü,” dedi.
Klöckner’in “Sadece o zaman nükleer silahlar gerçekten devrede değildi,” demesi üzerine Vad, “Doğru. 1942’ye kadar Alman ve Amerikan nükleer planları kabaca aynı seviyedeydi. Tanrıya şükür ki, ABD hızla ilerledi, özellikle de Almanlar kendilerini Sovyetler Birliği ile güç tüketen bir imha savaşına soktukları ve öncelikle roketlere ve seyir füzelerine, yani V2 ve V1’e odaklandıkları ve ABD’nin daha sonra Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı ve böylece İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdirdiği atom bombasına öncelik vermedikleri için,” diye ekledi.
Bu nedenle Alman dış ve güvenlik politikasının en önemli ilkesinin askeri caydırıcılık yoluyla bir savaşı önlemek olması gerektiğini vurgulayan Vad, “Bunun nedeni korku, korkaklık veya pasifizm değil, rasyonel tehlike bilinci ve Avrupa’nın merkezindeki ve Avrupa’da gelecekteki bir savaşının merkezindeki jeopolitik durumumuzun gerçekçi bir değerlendirmesidir,” yorumunu yaptı.
‘Alman ordusu perişan halde’
Buna rağmen, zorunlu askerliğin yeniden getirilmesinin yanı sıra, “savaşa hazırlık” siyasi büyük projesi gündemde.
Vad bu konuda, “Prensip olarak savaşa hazır silahlı kuvvetlere karşı değilim, zira savaşa hazır olmayan bir orduyu kurtarabilirsiniz. Alman ordusuna bakalım: Perişan halde. Bu sadece bir para sorunu değil ve bu olası para yağmuruyla da bugünlerden yarına sona erdiremezsiniz. Küçük bir bitkiyi üzerine 100 litre su dökerek daha güzel hale getiremezsiniz. Silahlı kuvvetlerimizi Soğuk Savaş’ta sahip olduğumuz seviyeye geri getirmemiz yıllar alacak. Yine de, ABD’nin uzun zamandır haklı olarak talep ettiği savunmamız için daha fazlasını yapmamız gerektiği talebine katılıyorum,” şeklinde konuştu.
Klöckner’in gülerek “Şimdi emekli Tuğgenerali duyuyoruz. ‘Savaşa hazır’ terimini çok sorunlu buluyorum. Pozitif yüklü ‘hazır’ kelimesi ve negatif yüklü ‘savaş’ kelimesinden oluşuyor. Toplumumuzda ‘hazır’ olmak arzu edilen bir şey olarak görüyoruz. Ama bir savaş için ‘hazır’ olmak mı? Anayasa tarafından emredilen barış görevini yerine getirmekle ilgili olmamalı mı? Bunun için topa değil, daha çok barış çubuğuna ihtiyacımız var, değil mi?” sorusu üzerine Vad, şöyle devam etti:
‘Harmel Doktrini’ne uygun olarak Avrupa’da yeni bir askeri caydırıcılık tanımına ihtiyacımız var’
“Evet, bu doğru. Almanya’dan çıkan barış politikasının temel emrini kelimesi kelimesine ve ciddiye alıyorum. Siyaset barışa ve uzlaşmaya yönelik olmalı. Yine de ve bu nedenle güçlü bir Alman ordusuna ihtiyaç var. Bence ikisi birbirini hiç dışlamıyor. ‘Savaşmamak için savaşabilmek’, Soğuk Savaş sırasında bir düsturdu. Bu düstur, genç bir subay olarak birkaç yıl görev yaptığım Munster’deki Freiherr-von-Boeselager kışlasının tabelasında yazıyordu. NATO tarihindeki raison d’etre olan ve olmaya devam etmesi gereken Harmel Doktrini’ne uygun olarak Avrupa’da yeni bir askeri caydırıcılık tanımına ihtiyacımız var. Savaş yanlılığı, siyasi anlayışın reddi ve retorik silahlanma çılgınlıkları değil, diyalog, çıkar dengesi, anlayış ve barış politikası ile bağlantılı olarak güçlü, operasyonel silahlı kuvvetlerle askeri caydırıcılık,” dedi.
Vad, “O kadar güçlü olmalıyız ki kimse bize saldırmaya cesaret edemesi ve şu anda öyle değiliz. Bunun üzerinde çalışmalıyız, bu yüzden bunu doğru buluyorum,” ifadelerini kullandı.
Klöckner’in “Yani yine de: Düşman imgesi Rusya mı?” sorusuna Vad, şu yanıtı verdi:
“Hayır. Bu yönelimle kimseye, Rusya’ya bile düşman olarak ihtiyacım yok. Bir düşman imgesi yaratmayı mantıksız buluyorum, tek kelimeyle buna karşıyım. Mesele, kimden gelirse gelsin, bir saldırı durumuna prensip olarak hazırlıklı olmak. Almanya ve Avrupa’da kendimizi daha iyi korumalıyız ve buna askeri caydırıcılık da dahil; ancak bu sadece diyalog, çıkar dengesi, güven oluşturma, silahsızlanma politikası ile bağlantılı olarak.”
Klöckner’in “Çıkar dengesi mi? Güven oluşturma mı? Diyalog politikası mı? Rusya’ya karşı yıllardır pek bir şey görülmüyor, değil mi?” sorusu üzerine Vad, “Bu kısım da bende eksik. Bunun nedenleri arasında Rusya’nın uluslararası hukuka aykırı bir saldırı savaşı başlatmış olması da var. Son üç yıldaki tüm tartışmalarda, Almanya’da yine müzakerelere değil, diyaloğa değil, silah teslimatlarına odaklanıldı, siyasi bir hedef belirlenmedi, bu bileşenler ihmal edildi. ABD şimdi bunu durdurdu. Ruslarla görüşüyorlar, barış hedefiyle ateşkes istiyorlar,” dedi.
Klöckner’in “Doğru hatırlıyorsam, siz de bir barış gösterisine katıldınız, değil mi?” sorusuna Vad, “İki yıl önce Berlin’de Alice Schwarzer ve Sahra Wagenknecht tarafından başlatılan bir gösteriye katıldım ve Brandenburg Kapısı’nda bir konuşma yaptım. Kadın dergisi Emma, Alice Schwarzer’in net, örnek bir duruşu sayesinde, bazı küçük röportajlar dışında, konuşmamı basan tek dergiydi. Bir eski generalin o zamanlar tutumunu ‘kadınlara özel’ bir dergide ifade edebilmesi garip görünüyor ve ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in Münih Güvenlik Konferansı sırasında haklı olarak eleştirdiği Almanya’daki fikir çeşitliliği hakkında bir şeyler söylüyor,” yanıtını verdi.
‘Barış mitinginden sonra Putin ve Rusya’yı anlayan biri olarak yoğun bir şekilde eleştirildim ve karalandım’
Vad, “Daha geçen hafta Avusturya’da -bazı Alman talk şovlarının aksine- Ukrayna savaşı hakkında dengeli bir televizyon sohbetinde, o zamanki konuşmamın her cümlesini, cümle cümle, bugün tekrar aynı şekilde söyleyeceğimi söyledim. Her ifade doğru ve kanıtlandı. Sadece Emma sayesinde bu doğrulanabilir ve okunabilir. Yine de, ciddi bir gazetede, bu gösteriye katılımımın bir sonucu olarak, bana iyi davranan pek çok insanı, eski meslektaşımı kaybettim ve iddiaya göre ‘itibarımı zedeledim’, diye edildi. Gösteriden sonra Putin ve Rusya’yı anlayan biri olarak yoğun bir şekilde eleştirildim ve karalandım,” dedi.
Klöckner’in “O zamanlar bu konuşmayı yapmak için gösteriye nasıl geldiniz?” sorusu üzerine Vad, “Nedeni şuydu: Söylemek istediğim şeyi başka hiçbir yerde yayımlayamadım. Emma konuşmama izin verdi. Bir Alman kadın dergisinin eski generalin konuşmasına izin vermesinden dolayı bugün hala minnettarım,” diye ekledi.
Alman medyasının neredeyse oybirliğiyle Ukrayna’da hala bir vekalet savaşından bahsetmediğini belirten Klöckner’e Vad, “Büyük bir medyadaki bir makale biliyorum, burada çocuk adıyla anılıyor: Vekalet savaşı. Aksi takdirde: Bir vekalet savaşıyla karşı karşıya olduğumuz inkar ediliyor. Siz bunu nasıl görüyorsunuz? Vekalet savaşı, evet mi hayır mı?” sorusunu ise Vad, şu şekilde yanıtladı:
“Elbette bu bir vekalet savaşı. Bunu iki yıldır söylüyorum, bunun için şiddetle eleştirildim. Artık değil, zira ABD ve Rusya’nın yıpranmış ülkeyi [Ukrayna, ed.n.] siyasi ve iktisadi olarak zaten bölmeye başladığı açıkça ortaya çıktı. Anahtar kelime: Hammadde anlaşması. Elbette Ukraynalıların meşru bir savunma savaşı var, bunun bir geçmişi var, daha önceki bir iç siyasi çatışmadan çıktı ve aynı zamanda ABD ile Rusya arasında bir vekalet savaşının siyasi karakterine sahip. Bunu işitmek kimsenin hoşuna gitmiyor.”
‘Rusların orada Amerikalılardan farklı çıkarları var’
Vad, “Her şeyden önce, belirli bir bölgedeki rekabet nedeniyle ABD ve Rusya arasında bir savaş. Gerçek basit: Rusların orada Amerikalılardan farklı çıkarları var. Devletlerin çıkarlarını stratejik çerçeve koşulları olarak daha fazla dikkate almak benim için önemli: Ruslar için Karadeniz bölgesindeki etkilerini, Kırım üzerindeki kontrolü ve Donbass üzerinden Kırım’a kara bağlantısını kaybetmek düşünülemez, burada çok sayıda etnik Rus yaşıyor veya yaşamış,” dedi.
Vad, “Bu, 1962’deki Küba Füze Krizi’ne benziyor. Kennedy, Sovyetlerin Küba’da askeri olarak yerleşmesine izin veremezdi; Amerikan güvenlik perspektifinden bir ‘olmaz’. Bir nükleer savaş tehlikesi vardı. Amerikalılar, günümüze kadar Amerikan olmayan bir gücün Karayipler’de, Panama’da veya Latin Amerika’da yerleşmesine izin vermiyor. Amerikalı arkadaşlarıma Rusların ikilemini, kendilerini hayal etmeleri gerektiğini açıklayarak anlattım: Meksika, Putin’in Avrasya Ekonomi Birliği’ne üye olmak istiyor, Rus ve Çin askeri üslerini onlarla tartışıyor ve Amerikalıların Ukrayna savaşından önce Karadeniz’de yaptığı gibi sürekli olarak Meksika Körfezi’nde askeri tatbikatlar yapıyor ve Trump’ın jeopolitik renkli ve uluslararası hukuk açısından son derece şüpheli Kanada, Panama veya Grönland ile ilgili gevezeliği, Ukrayna savaşının özünde ne olduğunu açıkça ortaya koyuyor,” ifadesini kullandı
Vad, “Amerikalılar Ukrayna’da çok ileri gittiler. Bu ve Ukrayna’nın NATO üyeliğini zorlama girişimleri stratejik bir hataydı. İşe yaramadı. Şimdi, Afganistan, Suriye, Libya veya Irak’ta olduğu gibi, biz Avrupalıların ödeyeceği bir felaket bırakıyorlar,” diye konuştu.
‘Avrupalılar, istediklerini elde edemedikleri için huysuzlanan ergen çocuklar gibi davranıyorlar’
Klöckner’in “Ve ülkelerdeki insanlar da… Bu noktada ‘Neden’ sorusunu sormak istiyorum. Avrupa neden şimdi bu kadar büyük ölçüde silahlanmak istiyor? Avrupa politikası neden Rusya’ya karşı söylemini bu kadar sertleştiriyor? Neden bu çatışmacı yaklaşım? Sözde ‘tırmanma hakimiyeti’ sonuçta Rusya’da yatıyor. Siz bunu nasıl görüyorsunuz?” sorusu üzerine Vad, “Bu doğru. Ukrayna savaşında tırmanma hakimiyeti Rusya’da idi ve hala orada. Avrupalılar, Amerikan-Rus anlayışı karşısında, istediklerini elde edemedikleri için huysuzlanan ergen çocuklar gibi davranıyorlar. Yetişkinler, şu anda Amerikalılar ve Ruslar ve görünüşe göre savaştan çıkmak istiyorlar. Fakat Avrupalılar mevcut halleriyle hiçbir savaş yürütemedikleri için, duruma biraz rahat bakıyorum,” değerlendirmesini yaptı.
Vad, “Uluslararası güvenlik politikası her zaman tehlikeli olmuştur. ABD ve Rusya’nın birbirine yaklaştığı şu anda da tehlikeler ve riskler devam ediyor,” diyerek sözlerini tamamladı.
Avrupa
İngiltere ve Almanya askeri ortaklıkta yeni döneme giriyor

İngiltere ve Almanya, Rusya’ya karşı ortak savunma adımları kapsamında 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli yeni bir silah sistemi geliştirmeyi planlıyor. Gizli yürütülen Deep Precision Strike programı kapsamında hayata geçirilecek 35 milyar avro bütçeli projede, seyir füzesi ve hipersonik füze seçenekleri değerlendiriliyor.
İngiltere ve Almanya, savunma alanındaki ortaklıklarında yeni bir döneme adım atıyor. İngiliz The Telegraph ve Alman Die Welt gazetelerinin savunma kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Londra yönetimi, Soğuk Savaş döneminden kalan “pasif ve yetersiz Almanya” algısını geride bırakarak, Berlin’i Rusya’ya karşı koyma sürecinde hayati bir ortak olarak değerlendirmeye başladı.
İngiltere’de Başbakanlık görevine gelen Andy Burnham döneminde iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin daha da hız kazanması öngörülüyor.
İngiliz askeri kaynaklarından biri, Londra’nın uzun yıllardır Berlin’in savunma alanında üstlenmesini istediği ancak siyasi nedenlerle mümkün olmayan bu rolün artık gerçeğe dönüştüğünü ve ilişkilerde tamamen yeni bir başlangıç yapıldığını ifade etti.
35 milyar avroluk gizli füze projesi
İki ülkenin askeri ortaklığının en önemli adımı, “Deep Precision Strike” (DPS) adlı gizli füze programı oldu. Yaklaşık 35 milyar avro bütçesi bulunan bu amiral gemisi proje kapsamında, 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli bir füze geliştirilmesi hedefleniyor.
Çalışmalarda şu anda iki farklı alternatif üzerinde duruluyor. Bu seçeneklerden birincisini alçaktan uçan bir seyir füzesi, ikincisini ise ses hızının beş katını aşabilen bir hipersonik füze modeli oluşturuyor.
Mayıs ayında Financial Times gazetesi, Fransa’nın da İngiltere ve Almanya tarafından yürütülen uzun menzilli füze programına dahil olmak istediğini yazmıştı.
Ancak Die Welt gazetesinin analizine göre, Berlin ile Londra arasındaki DPS projesi, Avrupa savunmasında geleneksel olarak öne çıkan Almanya-Fransa ortaklığından bir kopuşu temsil edebilir.
Fransa ile ortak projeler sekteye uğradı
Almanya ile Fransa’nın haziran ayında sonlandırıldığını duyurduğu ortak savaş uçağı projesi FCAS’ın başarısızlıkla sonuçlanmasının arkasında, Berlin yönetiminin duyduğu memnuniyetsizlikler yer alıyor.
Alman tarafı, Paris’in projeyi öncelikle Almanya’nın finansal kaynaklarını kullanmak amacıyla tasarladığını ve askeri teknolojileri eşit düzeyde paylaşmaya yanaşmadığını savunuyor.
Gazetede yer alan değerlendirmelere göre, Fransız yetkililerin süreçteki yaklaşımları da iki ülke arasındaki ortaklığı zayıflatan unsurlardan biri oldu.
Avrupa
Almanya, tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklıyor

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, yolcuları ve personeli saldırılardan korumak amacıyla 15 Ekim itibarıyla ülkedeki tüm tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamayı planlıyor. Güvenlik tedbirlerini artıran bu karar, 17 Temmuz’da alkollü bir yolcunun saldırısına uğrayan bir güvenlik görevlisinin hareket halindeki trenden düşerek ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hadisenin ardından alındı.
Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, hem yolcularını hem de çalışanlarını yönelik saldırılardan korumak amacıyla ülkedeki bütün tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamaya hazırlanıyor.
Bild gazetesinin aktardığına göre, söz konusu yeni uygulama 15 Ekim tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek.
Deutsche Bahn Yönetim Kurulu Başkanı Evelyn Palla, kuralların sıkılaştırılmasına ilişkin karar hakkında yaptığı açıklamada, garlarda ve trenlerde düzen ile güvenliği tesis etmek istediklerini vurguladı.
Palla, kendisi için tek önemli hususun çalışanların ve yolcuların korunması olduğunu ifade etti.
Söz konusu yasağın yürürlüğe konulması kararı, 17 Temmuz akşamı Offenburg ile Karlsruhe arasındaki demiryolu hattında meydana gelen bir hadisenin ardından alındı. Bölgesel bir trende gerçekleştirilen bilet kontrolü esnasında, alkollü bir yolcu ile görevliler arasında tartışma çıktı.
Trenin Ettlingen-Bruchhausen durağı yakınlarında seyrettiği sırada bir güvenlik görevlisi saldırıya uğrayarak hareket halindeki trenden aşağı düştü ve ağır yaralandı.
Bild gazetesinin haberinde, yaşanan bu son olayın federal polisin istatistiklerini de doğruladığı kaydedildi.
Emniyet verilerine göre, tren istasyonlarında meydana gelen tüm suçların yaklaşık üçte biri alkolün etkisi altındaki kişiler tarafından işleniyor.
İstasyonlarda alkol tüketimine artık müsaade etmeyeceklerini belirten Palla, yüksek miktarda alkol tüketilen noktalarda şiddet eğiliminin de arttığını çok sık gözlemlemek durumunda kaldıklarını dile getirdi.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin aktardığı ve Alman Bağımlılıkla Mücadele Merkezi (DHS) tarafından hazırlanan “Bağımlılık 2025” (Jahrbuch Sucht 2025) raporundaki veriler de ülkedeki tablonun boyutunu ortaya koyuyor.
Rapora göre Almanya’da nüfusun yüzde 20’sinden fazlası, sağlık açısından risk teşkil edecek düzeyde alkol tüketiyor.
Araştırma sonuçları, ülkede her yıl 47 bin 500 kişinin alkol kullanımıyla bağlantılı nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini gösteriyor.
Avrupa
Spahn’ın istifası Merz için fırsat olabilir

Friedrich Merz’in Berlin’deki en sadık destekçilerinden Jens Spahn’ın istifası, Almanya Şansölyesi için beklenmedik bir siyasi fırsat haline geldi.
Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) meclis grubu başkanı Spahn, kendisi ve eşinin Almanya’da yasak olmasına rağmen ebeveyn olmak için ABD’de bir taşıyıcı anne kullandıklarını itiraf etmelerinin ardından cumartesi günü istifa etti.
Bu ayrılış ilk başta bir aksilik gibi görünse de Merz, istifayı kendi lehine çevirmek için hemen harekete geçti ve pazar günü kabine değişikliği olasılığını gündeme getirdi.
Kabine değişikliği Merz için cazip bir seçenek çünkü Spahn zaman zaman onun önünde bir engel teşkil ediyordu: 46 yaşındaki eski sağlık bakanı, sadece zaman zaman planlarına karşı çıkan bir parti içi rakip olmakla kalmayıp, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içindeki daha sol eğilimli politikacılar tarafından da sevilmeyen bir isimdi.
Spahn’ın ayrılmasıyla Merz, koalisyonu istikrara kavuşturmak için yeni bir CDU parlamento grubu başkanı seçebilir.
Kabine değişikliği ayrıca, sonbaharda yapılacak ve Almanya için Alternatif’in (AfD) iyi bir performans sergilemesi ve eylül ayında doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyaletinde mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen kritik eyalet seçimleri öncesinde siyasi bir “resetleme” yapmasına olanak tanıyacak.
Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, başbakanın şu anda bir sonraki hamlesini değerlendirdiğini söyledi.
Merz ve diğer üst düzey muhafazakarların önümüzdeki günlerde somut bir öneri sunması bekleniyor.
POLITICO’nun eline geçen ve milletvekillerine gönderilen bir mesaja göre, pazartesi günü yapılan CDU liderlik toplantısının ardından, muhafazakâr milletvekillerinden, devam eden yaz tatiline rağmen, önümüzdeki hafta çarşamba günü Bundestag’da yeni bir parlamento grup başkanı seçmek üzere bir toplantıya hazırlanmaları istendi.
Yeni bakan atamalarını da içeren daha kapsamlı bir kabine değişikliği olması durumunda, Bundestag’da tam bir oturum düzenlenmesi gerekecek.
Fakat bir kabine değişikliği siyasi açıdan da zorlayıcı olabilir. Eylül ayında Almanya’nın üç eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri göz önünde bulundurulduğunda, Merz’in temel hedeflerinden biri iktidar mücadelelerini önlemek olacak.
Mecklenburg-Batı Pomeranya eyaletinde CDU’nun önde gelen ismi Daniel Peters, pazartesi günü POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte şunları söyledi:
“Yakında yeni personel kararları almalıyız. Bunu son derece önemli buluyorum. Eğer [Merz] kabine içinde de personel değişikliklerinin gerekli olduğuna inanıyorsa, o kararları verecektir. Şu an bunu yapmak için kesinlikle uygun bir zaman.”
Merz hükümetinin ve başbakanın kendisinin tarihsel olarak en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, kabine değişikliği faydalı olabilir.
Bu ayın başlarında yayınlanan en son ARD-DeutschlandTrend anketi sonuçlarına göre, Almanların yalnızca yüzde 13’ü Merz’in performansından memnun.
Bu, anketin yaklaşık 30 yıllık tarihinde görevdeki bir başbakan için kaydedilen en düşük destek oranı.
Merz’in stratejisi, bu sonbaharda parlamentodan örneğin emeklilik sisteminde gibi çok ihtiyaç duyulan reformları geçirerek destek oranlarını artırmak ve AfD’nin iktidara gelmesini önlemek.
Böylece seçmenlere, işleri halletmek için siyasi merkezin gerçekten de tek geçerli seçenek olduğunu gösterecektir; en azından hükümet içinde düşünce bu yönde.
Fakat bu önerilerin birçoğu “merkezci” seçmenler için de sancılı olacak ve Merz’in sadece 12 sandalye farkla sahip olduğu çok ince parlamento çoğunluğundaki yeterli sayıda üyeyi ikna ederek bu önerileri onaylatmak için yine de ciddi bir ikna çabası gerekecek.
Bu nedenle Merz’in, parlamento grup başkanı olarak yeni ve güçlü bir pozisyona yakın bir müttefikini önermesi bekleniyor.
Ortaya atılan isimler arasında şu anki başbakanlık ofisi şefi Thorsten Frei, CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt yer alıyor.
Spahn, 2018’de CDU liderliği için Merz’e karşı yarışmış ama her ikisi de kaybetmişti. Üç yıl sonra, Merz’i yenmek için Armin Laschet ile güçlerini birleştirdi ve Laschet’in parti liderliğini kazanmasına yardımcı oldu.
Geçen yıl iktidara geldikten sonra Merz, Spahn’ı milletvekili grubu başkanı olarak atadı; bu hamle, hırslı bir rakibi ve stratejik bir siyasi düşünürü, yeni şansölyeye karşı parti içi muhalefeti yönetmekten alıkoyma çabası olarak değerlendirildi.
Ne var ki Spahn, SPD’nin daha sol kanadında da son derece sevilmeyen bir isimdi; oysa Merz’in reformlarını hayata geçirebilmesi için bu kesimin oylarına ihtiyacı vardı.
SPD’nin gençlik örgütü lideri Philipp Türmer, bir sosyal medya paylaşımında Spahn’ın ayrılışına bir bardak bira kaldırarak, kutlamalarının nedeni olarak Spahn’ın ABD’li teknoloji milyarderi Peter Thiel ile yakın olduğu iddialarını ve koronavirüs dolandırıcılığı iddialarını gösterdi.
Türmer, “Şampanya yoktu. Ama karşınıza çıkan her türlü kutlamadan en iyi şekilde yararlanmak gerekir,” dedi.
Spahn’ın adı, internete sızan Thiel’in gizli cemiyeti “Dialog”un katılımcı listesinde de yer alıyordu.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









