Bizi Takip Edin

Amerika

Michigan Senato yarışında başabaş mücadele: Demokratlar belirsizlikte

Yayınlanma

Decision Desk HQ verilerine göre Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde Abdul El-Sayed, Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens karşısında yüzde 1’den az farkla liderliğini sürdürüyor. Salı günü gerçekleştirilen seçimler, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde partinin geleceğine yönelik iç çekişmeleri ve kilit eyaletlerdeki Temsilciler Meclisi ile valilik yarışlarını netleştirdi.

ABD’nin Michigan eyaletinde Demokrat Partinin Senato adayını belirleyecek ön seçim, oyların baş başa gitmesi nedeniyle sonuçlanamadı.

Seçim sonuçları, kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Demokrat Parti içinde geleceğe dönük politik hat konusundaki rekabeti yeniden görünür kıldı.

Decision Desk HQ (DDHQ) verilerine göre, Doğu Yakası Saatiyle (EDT) 06.15 itibarıyla Abdul El-Sayed, Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens’ın (Demokrat) bir puandan az farkla önünde yer aldı.

Michigan’daki Senato yarışı, bu seçim döneminde Demokrat Parti içi yönelim mücadelesinin en belirgin sahnesi olarak değerlendiriliyor. Yılın ilk döneminde partinin sol kanadı bazı önemli ön seçimleri kazanmış ve uzun süredir görevde olan bazı milletvekillerini liste dışı bırakmıştı.

Partideki bazı kesimler, 2024 seçimlerinde yaşanan kayıpların ardından yeni liderlik için ilerici veya demokratik sosyalist figürlere yönelirken, merkez kanat temsilcileri El-Sayed gibi adayların kasım ayındaki ara seçimlerde genel seçmenden oy almasının zor olacağını savunuyor.

Salı günü yapılan ön seçimlerle birlikte Michigan, Virginia ve Washington eyaletlerinde Temsilciler Meclisi seçimleri için eşleşmeler kesinleşti. Görevdeki Demokrat valilerin görev sürelerinin dolduğu Kansas ve Michigan’da ise Donald Trump’ın desteklediği adaylar ön seçimleri kazandı.

Michigan’daki Senato yarışında baş başa mücadele

Michigan’da EDT 06.15 itibarıyla El-Sayed yüzde 49’a yakın oy oranıyla yarışı önde götürürken Stevens yüzde 47 seviyesinde kaldı. Düşük anket sonuçları nedeniyle temmuz ayı başında kampanyasını askıya alan Mallory McMorrow ise yüzde 4 oranında oy aldı.

Yarışın henüz sonuçlanmamasıyla birlikte McMorrow, çarşamba sabahı El-Sayed’e desteğini açıkladı.

McMorrow yaptığı yazılı açıklamada, “Kasım ayına birleşmiş bir parti olarak birlikte ilerlerken Abdul’e tam desteğimi sunmaktan gurur duyuyorum” ifadesini kullandı. Sert bir ön seçim süreci yaşandığını belirten McMorrow, adaylar arasındaki görüş ayrılıklarının kasım ayındaki genel seçimde ortaya çıkacak tabloyla kıyaslanamayacağını kaydetti.

Ön seçimi kazanacak aday, Cumhuriyetçi Parti cephesinde rakipsiz girdiği yarışı kazanan ve Trump tarafından desteklenen eski Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Rogers ile karşı karşıya gelecek.

Rogers, 2024 yılındaki Senato seçiminde Demokrat Senatör Elissa Slotkin’e az bir farkla kaybetmişti.

Stevens, taraftarlarına yaptığı konuşmada yarışın gidişatından memnun olduğunu belirterek oy sayımının çarşamba günü de sürebileceğini aktardı. Stevens, EDT 01.00 öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu yarışın baş başa geçeceğini biliyorduk. Tam olarak da böyle bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

El-Sayed de Michigan’da oy sayım süreçlerinin zaman aldığını kabul etmekle birlikte genel seçim hedefine işaret etti. El-Sayed, “Bu gece ne olursa olsun, bir araya gelerek Mike Rogers’ın ABD Senatosuna girmesini engellemek gibi bir sorumluluğumuz var” değerlendirmesinde bulundu.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşaltacağı Michigan koltuğu, Senatoda çoğunluğu sağlamak isteyen her iki parti için de kritik önem taşıyor.

Cook Political Report bu yarışı şansı eşit görünen “baş başa” bir mücadele olarak sınıflandırıyor.

DDHQ tahminlerine göre yarış Demokratlara daha yakın duruyor; ancak Cumhuriyetçilerin bu koltuğu kazanması halinde Senatodaki çoğunluğu koruma olasılıklarının yüzde 86’ya yükseleceği öngörülüyor.

DDHQ baş seçim analisti Geoffrey Skelley, geçtiğimiz ay The Hill’e yaptığı değerlendirmede, “Demokratlar bir çoğunluk yolu bulacaksa Michigan’ı kaybetme lüksüne sahip değiller” demişti.

Demokrat Partideki iç tartışmalar belirginleşti

Salı gecesi sonuçlanan ön seçimler, son başkanlık seçiminde kayıplar yaşayan Demokrat Parti içindeki geleceğe dair tartışmaları gündeme getirdi.

Ara seçimlere 100 günden az bir süre kala, DDHQ tahminlerine göre Demokratların Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanma şansı yüksek görünürken, Senato mücadelesinde zayıf taraf konumunda bulundukları aktarılıyor.

Demokratların, iktidarda olmayan partinin ara seçimlerde mevzi kazandığı tarihsel eğilimden yararlanabileceği, Cumhuriyetçilerin ise ekonomi ve İran savaşı eksenindeki seçmen kaygılarıyla karşı karşıya olduğu belirtiliyor.

Ancak Demokratlar, Washington’da yeniden denge kurmak için izlenecek yol haritası konusunda farklı görüşlere sahip. Demokratik sosyalist ve yerleşik düzene karşı çıkan adayların elde ettiği ön seçim galibiyetleri sol kanadı hareketlendirirken, merkez sol kanat bu adayların genel seçimde aşırı olarak algılanabileceği yönünde endişe taşıyor.

Eyaletteki bazı yarışlar, kararsız seçmenleri çekmeye çalışan merkez sol Demokratlar açısından tartışma yarattı. Çekişmeli geçen 7’nci Kongre Bölgesinde, Sunrise Movement’ın kurucu ortaklarından Will Lawrence’ın, iki ılımlı adayın oyları bölmesinin ardından Demokrat Parti ön seçimini kazanarak Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Tom Barrett’ın rakibi olması bekleniyor.

AIPAC’in harcamaları

Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), ön seçimlerde etkisini sürdürürken Michigan Senato yarışı da bu durumun örneklerinden biri oldu.

AIPAC’in süper PAC’i United Democracy Project, Gazze’de yaşananları soykırım olarak niteleyen ve ABD’nin İsrail’e yardımını eleştiren El-Sayed aleyhine ve bu nitelendirmeye karşı çıkarak İsrail’e desteğin sürmesini savunan Stevens lehine 30 milyon dolardan fazla harcama yaptı.

Öte yandan Missouri eyaletinde Temsilciler Meclisi Üyesi Wesley Bell (Demokrat), Kongredeki ilerici gruptan eski Temsilciler Meclisi Üyesi Cori Bush’un (Demokrat) koltuğunu geri alma girişimini sonuçsuz bıraktı. Senatör Bernie Sanders’ın desteklediği Bush, 1’inci Kongre Bölgesinde yarışıyordu.

Bell, 2024 ön seçiminde AIPAC ile bağlantılı bir grubun desteğiyle İsrail politikalarını sert şekilde eleştiren Bush’u liste dışı bırakmıştı. Bu seçim döneminde Bush, Gazze’deki savaş nedeniyle yönetime yönelik eleştirilerin arttığı bir ortamda Bell’in İsrail’e verdiği desteğe odaklandı ancak ön seçimi kazanamadı.

Cumhuriyetçilerin eyalet yönetimleri hedefi

Başkan Trump’ın desteklediği aday, Görevdeki Vali Gretchen Whitmer’ın (Demokrat) görev süresinin dolduğu Michigan’da Cumhuriyetçi Parti ön seçimini kazandı.

Temsilciler Meclisi Üyesi John James (Demokrat-Michigan), sonbahardaki seçimde Michigan Dışişleri Bakanı Jocelyn Benson (Demokrat) ile karşı karşıya gelecek. Benson’ın yarıştaki konumu, eski Detroit Belediye Başkanı Mike Duggan’ın ilkbaharda bağımsız adaylıktan çekilmesiyle güçlenmişti.

Trump, Kansas eyaletinde de desteklediği adayın galibiyetiyle sonuç elde etti. Trump’ın işaret ettiği eyalet Senatosu Başkanı Ty Masterson, diğer altı Cumhuriyetçi adayı geride bırakarak ön seçimi kazandı.

James ve Masterson’ın galibiyetleri, Iowa, Georgia ve Güney Karolina’da desteklediği valilik adayları ön seçimleri kaybeden Trump’ın onay karnesine katkı sağladı. Trump’ın Kongre adaylarına yönelik desteklerinin başarı oranı ise yüksek kalmayı sürdürdü.

Cumhuriyetçiler, iki kez eyalet genelinde seçim kazanan Demokrat Vali Laura Kelly’nin görev süresinin dolması nedeniyle Kansas valiliğini alma şanslarını yüksek görüyor.

Cook Political Report, Kelly’nin koltuğunu “Cumhuriyetçilere yakın” olarak değerlendiriyor.

Trump’ın 2016 ve 2024’te kazandığı Michigan’daki yarış yakından takip ediliyor. Trump, hem James’e valilik yarışında hem de Rogers’a Senato yarışında açık destek verdi.

Temsilciler Meclisi seçim bölgeleri netleşti

Salı günü yapılan ön seçimler, sonbaharda Temsilciler Meclisindeki dengeyi etkileyebilecek bölgelerdeki adayları belirledi.

Virginia Beach’te Demokrat Parti eski Temsilciler Meclisi Üyesi Elaine Luria, Cumhuriyetçi rakibiyle yeniden karşı karşıya gelecek.

Eski deniz kuvvetleri komutanı Luria’nın, 2022’de kendisini mağlup eden Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Jen Kiggans ile yarışmak üzere ön seçimi rahat kazanması bekleniyor.

Cook Political Report bu yarışı “baş başa” olarak nitelendiriyor. Trump, 2’nci Kongre Bölgesini 2024’te yüzde 1’den az farkla kazanmış, Virginia Valisi Abigail Spanberger (Demokrat) ise 2025’te burada 8 puan farkla öne geçmişti.

Virginia’nın 1’inci Kongre Bölgesinde ise yerel savcı Shannon Taylor’ın, Temsilciler Meclisi Üyesi Rob Wittman (Cumhuriyetçi-Virginia) ile kasım ayında karşılaşmak üzere Demokrat Parti adaylığını kazanması bekleniyor.

Trump, Wittman’ın bölgesini 2024’te yaklaşık 5 puan farkla kazanmıştı. Cook Political Report bu koltuğu “Cumhuriyetçilere yakın” olarak sınıflandırıyor.

Tom Barrett’ın temsil ettiği 7’nci Kongre Bölgesi, 2024’te bir puandan biraz fazla farkla Trump’a oy vermişti. Lawrence’ın ön seçim galibiyeti, onu genel seçimde daha zayıf bir aday olarak gören Cumhuriyetçiler açısından avantaj olarak değerlendiriliyor.

Punchbowl News’un aktardığına göre, Michigan Sunrise PAC adlı grup, Lawrence’ı desteklemek ve Maasdam’ı eleştirmek amacıyla Demokrat Parti ön seçimine mali kaynak aktardı.

Trump’ın desteklediği aday, 8’inci Kongre Bölgesinde kaybetti. Kampanyasını geçen ay askıya alan Thomas Smith, Cumhuriyetçi ön seçimde Amir Hassan’ı mağlup etti.

Smith, sonbaharda Demokrat Kristen McDonald Rivet ile yarışacak.

Bir diğer çekişmeli yarış ise Washington eyaletinde şekillendi. Görevdeki Temsilciler Meclisi Üyesi Marie Gluesenkamp Perez (Demokrat) ve eyalet Senatosu Azınlık Lideri John Braun (Cumhuriyetçi), tarafsız ve ilk iki adayın çıktığı ön seçimden üst sıradan ayrıldı. Gluesenkamp Perez, 2024 yılında bu bölgeyi 4 puan farkla kazanmıştı.

Amerika

Brezilya’da yeniden Lula zaferi

Yayınlanma

Lula, Trump’ın müttefiki Flavio Bolsonaro’yu yenerek Brezilya’da ikinci turda geriden gelip kazanan ilk aday oldu.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, pazar günü yapılan seçimlerin ikinci turunda ilk turdaki yenilgisini tersine çevirerek yeniden seçildi.

Yüksek Seçim Mahkemesi, oyların yüzde 99,83’ü sayıldığında Lula’nın geçerli oyların yüzde 51,76’sını, sağcı Senatör Flavio Bolsonaro’nun ise yüzde 48,24’ünü aldığını açıkladı. Brezilya’nın 1989’da iki turlu seçim sistemine geçmesinden bu yana ilk turu geride tamamlayan hiçbir aday ikinci turda seçimi kazanamamıştı.

Aşırı sağcı Flavio Bolsonaro ise, sonuçları tanımadığını ve seçimlerin iptali için yargıya başvuracağını açıkladı.

Ulusal basında çıkan habere göre, Bolsonaro, talebine gerekçe olarak Federal Yüksek Mahkeme (STF) Yargıcı Cristiano Zanin’in oy verme süresini 2 saat uzatma kararını gösterdi.

Kararı, 2023’te Yüksek Mahkemeye atanmadan önce Lula’nın avukatlığını yapan Yargıç Cristiano Zanin verdi. Zanin, Lula’nın kampanya ekibinin, Bahia eyaletinde Flavio Bolsonaro’nun müttefikleri tarafından yönetilen kentlerde otobüslerin garajlarda tutulduğu ve bu nedenle yoksul seçmenlerin sandıklara ulaşamadığı yönündeki şikâyeti üzerine harekete geçti.

Flavio Bolsonaro’nun avukatları da üç eyalette selden etkilenen 17 belediyede oy verme süresinin uzatılması için seçim mahkemesine ayrı bir başvuruda bulunmuştu.

Zanin’in kararı sandıklara ulaştığında birçok sandık kurulunda oy verme cihazları çoktan kapatılmıştı. Sistem, kapatılan bir cihazın yeniden açılmasına izin vermiyordu. Bunun üzerine Yüksek Seçim Mahkemesi, bölgesel seçim mahkemelerine yalnızca hâlâ açık olan sandıklarda saat 19.00’a kadar oy kullanılmasına izin verilmesi talimatını verdi. Zanin de kararının kapsamını buna uygun şekilde daralttı.

Bazı seçmenler saat 17.00’de oy kullanamadan evlerine gönderilirken, diğerleri saat 19.00’a kadar oy verebildi. Her iki adayın kampanyası da bu durumu gerekçe göstererek seçimin iptalini talep edebilir. Böyle bir başvuru, Jair Bolsonaro’nun Yüksek Mahkemeye atadığı ilk yargıç olan Kassio Nunes Marques’in başkanlığındaki Yüksek Seçim Mahkemesi tarafından değerlendirilecek.

Seçim sonucu, Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi ve Çin sermayesinin yurt dışında en fazla yöneldiği ülke olan Brezilya’nın, Arjantin, Şili ve Kolombiya’nın da aralarında bulunduğu Trump yanlısı hükümetler grubuna katılmasını engelledi. Böylece Washington’ın Çin’in Batı Yarımküre’deki varlığını sınırlandırma çabaları da sekteye uğradı.

ABD ile gümrük tarifeleri ve kritik mineraller konusunda yürütülen görüşmeler, Amerikan şirketlerine nadir toprak elementlerine erişim imkânı sunan ancak ayrıcalıklı muameleyi reddeden bir hükümetle devam edecek.

Seçim programları

Lula’nın seçim programı ayrıca kritik minerallerin haritalandırılması ve işlenmesine yönelik bölgesel bir strateji geliştirilmesini ve Trump’ın ek gümrük tarifeleriyle cezalandırmakla tehdit ettiği BRICS gündeminin sürdürülmesini öngörüyor.

80 yaşındaki Lula, Brezilya tarihinde görevdeki en yaşlı devlet başkanı olma unvanını taşıyor. İlk kez iktidara gelişinden 20 yılı aşkın süre sonra, ocak ayında dördüncü görev dönemine başlayacak.

2003-2010 yılları arasında ülkeyi yöneten Lula, 2022 seçimlerinde Senatör Flavio Bolsonaro’nun babası Jair Bolsonaro’yu az farkla yenerek 2023’te yeniden iktidara gelmişti. Jair Bolsonaro ise bu yenilginin ardından seçim sonuçlarını tersine çevirmeye yönelik bir komplo kurmaktan aldığı 27 yıllık hapis cezasını çekiyor.

 

Flavio Bolsonaro, seçim kampanyasını Trump yönetimiyle kurduğu ilişkiler üzerine inşa etti. Mayıs ayında Oval Ofis’te kabul edilen Bolsonaro, Amerika kıtasında ABD öncülüğünde kurulacak bir güvenlik ittifakına katılma sözü verdi ve Çin tedarikine alternatif olarak Brezilya’nın nadir toprak elementlerini Washington’a sunmayı vadetti.

Lula, yılın büyük bölümünde seçimin favorisi olarak görülüyordu. Kamuoyu araştırma şirketi Quaest, ocak ayında yaptığı bir ankette Lula’nın olası bir ikinci turda rakibine yedi puan fark attığını ortaya koymuştu.

İlk tur öncesinde araştırma yayımlayan yedi şirketten altısı Lula’yı önde gösteriyordu. Ancak Lula, ilk turu rakibinin 2,2 milyon oy gerisinde tamamladı.

İkinci tur öncesindeki anketlerin çoğu ise Flavio Bolsonaro’nun küçük bir farkla önde olduğunu ya da iki adayın hata payı içinde başa baş gittiğini gösteriyordu. Lula’nın ekibi, seçmenlerin rakibine yönelik olumsuz tutumunu güçlendirmeye ve ilk turda sandığa gitmeyen seçmenleri oy kullanmaya ikna etmeye çalıştı.

Lula, siyasi saldırılarını Jair Bolsonaro’nun Kovid-19 salgınını yönetme biçimine ve Flavio Bolsonaro’nun hâlen cezaevinde bulunan bankacı Daniel Vorcaro ile ilişkilerine yoğunlaştırdı.

Senatör Bolsonaro, merkez bankasının söz konusu finans kuruluşunu dolandırıcılık şüphesiyle kapatmasından aylar önce, babasının hayatını konu alan biyografik bir filmin finansmanı için bankacıdan 24 milyon dolar istemişti.

Flavio Bolsonaro ise Lula’nın oğlu Fabio Luis hakkında yürütülen polis soruşturmasını gündeme taşıyarak karşılık verdi.

Yüksek Mahkeme yargıçlarından biri, Fabio Luis’in emeklilerin maaşlarından usulsüz şekilde para kesildiği iddia edilen bir planla bağlantılı bir şirket adına kamu görevlileri nezdinde lobi yapıp yapmadığının araştırılması için temmuz ayında soruşturmaya izin vermişti. Lula ise bu ay televizyonda yayımlanan bir tartışmada, söz konusu dolandırıcılığın Jair Bolsonaro hükümeti döneminde başladığını söyledi.

Egemenlik ve Washington

Lula, Brezilya’nın yeni bir gümrük tarifesi dalgasını önlemeye çalıştığı mayıs ayında Beyaz Saray’da yaklaşık üç saat görüştüğü Trump ile ilişkiyi sürdürmeye çalışmıştı.

Washington, geçen yıl Jair Bolsonaro’nun yargılanmasını protesto etmek amacıyla Brezilya ürünlerine yüzde 50’ye varan gümrük vergileri uygulamıştı.

Lula, görüşmede ABD Başkanı’na, Brezilya’nın kritik minerallerinin bunları ülke içinde işlemeye istekli bütün ülkelere açık olduğunu söyledi.

Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Lula, “Amerikalılar, Çinliler, Almanlar, Japonlar, Fransızlar… Bizimle birlikte bu nadir toprak elementlerini çıkarmak, ayrıştırmak ve sundukları zenginliği üretmek isteyen herkes davetlidir” ifadelerini kullandı.

Ancak görüşmeler, Washington’ın temmuz ayında Brezilya ürünlerinin büyük bölümüne yüzde 25 gümrük vergisi uygulamasını engelleyemedi. Lula, bu durumdan Bolsonaro ailesini sorumlu tuttu. Senatörün kardeşi Eduardo, geçen yıl babalarının yargılanması nedeniyle Brezilyalı yetkililere yaptırım uygulanması için Washington’da lobi faaliyetleri yürütmüştü.

Lula, seçim kampanyasının merkezine ulusal egemenlik meselesini yerleştirdi. Eylül ayında televizyonda yayımlanan bir konuşmasında, Brezilya’nın nadir toprak elementi rezervlerini başka ülkelere teslim etmeye hazır olanların “vatanın asıl hainleri” olduğunu söyledi.

Brezilya, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementi rezervine sahip ülkesi konumunda.

Lula, “Yurt dışında bu kaynaklara göz dikenler, burada da her şeyi altın tepside sunmaya hazır olanlar var” dedi. “Bu kez yalnızca kaya ihraç edip karşılığında teknoloji satın almayacağız” diye ekledi.

İki hafta sonra Lula, nadir toprak elementlerini de kapsayan ulusal kritik mineraller politikasını oluşturan yasayı imzaladı.

Seçim kampanyasının son haftasında ABD hükümetini Flavio Bolsonaro lehine müdahalede bulunmakla suçladı. Lula’nın kampanya ekibi ayrıca Meta Platforms’un Bolsonaro’nun internetteki görünürlüğünü artırdığı iddialarını gerekçe göstererek senatörün adaylığının iptal edilmesini Yüksek Seçim Mahkemesinden talep etti.

Pekin ile ilişkiler

Lula, Nisan 2023’te Pekin’i ziyaret etti. Hükümeti, bu ziyareti Jair Bolsonaro döneminde soğuyan ilişkileri yeniden canlandırma çabası olarak tanımladı.

Şanghay’da Huawei Technologies’in araştırma merkezini gezen Lula, iki ülke arasındaki ticarette ABD dolarına alternatif bir para birimi kullanılması çağrısında bulundu.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Kasım 2024’te Brezilya’nın başkenti Brasília’ya resmî bir ziyaret gerçekleştirerek Lula’nın ziyaretine karşılık verdi. İki hükümet bu ziyaret sırasında 37 anlaşma imzaladı ve ikili ilişkileri “ortak geleceğe sahip bir topluluk” düzeyine yükseltti.

Brezilya, Çin’in küresel altyapı stratejisi olan Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmaktan kaçındı. Bunun yerine girişimi kendi yatırım programlarıyla ilişkilendirmeyi tercih etti.

Lula, geçen yıl mayıs ayında Latin Amerikalı liderlerle düzenlenen bir zirve için yeniden Pekin’e gitti. Great Wall Motor ve Meituan gibi şirketlerden toplam 27 milyar real (4,7 milyar dolar) tutarında yatırım taahhüdü alarak ülkesine döndü.

Brezilya-Çin İş Konseyi verilerine göre Çinli şirketler geçen yıl Brezilya’ya diğer bütün ülkelerden daha fazla yatırım yaptı. Toplam 52 projeye yayılan yatırımlar, 6,1 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı.

İran’daki savaşın Körfez bölgesinden yapılan petrol sevkiyatını aksatmasının ardından Brezilya’nın petrol satışlarının hızla artmasıyla, iki ülke arasındaki ticaret hacmi bu yılın ilk dokuz ayında 143 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı.

Brezilya Hazinesi ise Çin’de ilk kez yuan cinsinden tahvil ihraç etmeye hazırlanıyor. Brezilya, bu adımla Çin piyasasından düzenli olarak borçlanmayı hedefliyor.

BRICS

BRICS’in dönem başkanlığını gelecek yıl Çin devralacak. Lula hükümetinin programı, yükselen ekonomilerden oluşan bu blokla ilişkilerin daha da geliştirilmesini öngörüyor. Flavio Bolsonaro ise Washington’ın zayıflatmaya çalıştığı BRICS’ten Brezilya’yı çekebileceğini söylemişti.

Washington’ın gümrük tarifelerini açıklamasından iki haftadan kısa süre sonra Xi Jinping, Lula ile yaptığı telefon görüşmesinde Çin’in Brezilya’yı “egemenliğini ve bağımsızlığını koruma ve dış müdahaleye karşı çıkma” konusunda desteklediğini söyledi.

İki lider arasında bu yıl gerçekleşen ikinci telefon görüşmesi yaklaşık bir saat sürdü. Görüşmede, Çin ile Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur arasında bir ticaret anlaşmasına yönelik müzakerelerin hızlandırılması konusunda mutabık kalındı. Ancak anlaşmanın ayrıntılarına ilişkin bilgi verilmedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English