Bizi Takip Edin

Amerika

Microsoft’un eski CEO’su Ballmer, NBA tarihinin en büyük cezasıyla karşı karşıya

Yayınlanma

Amerikan Basketbol Ligi (NBA), Los Angeles Clippers kulübüne ve takımın sahibi Steve Ballmer’a maaş bütçesi kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle lig tarihinin en ağır cezasını verdi. Bir yıl süren soruşturmanın ardından kulübe 30 milyon dolar para cezası verilirken beş yıllık birinci tur draft hakları iptal edildi; Ballmer ise bir yıl boyunca lig ve takım faaliyetlerinden uzaklaştırıldı.

Amerikan Basketbol Ligi (NBA), Los Angeles Clippers ve kulübün sahibi Steve Ballmer hakkında lig tarihinin en ağır yaptırım kararını aldı.

New York Times gazetesinin haberine göre NBA, takımın yıldız oyuncusu Kawhi Leonard’ın sözleşme sürecinde maaş bütçesi sınırlarının dışına çıkılması nedeniyle kulübe ve yönetimine kapsamlı cezalar uyguladı.

NBA tarafından yapılan açıklamada, bir yıl süren incelemenin ardından Clippers organizasyonunun kuralları sistematik biçimde ihlal ettiğinin belirlendiği bildirildi. Açıklamada, kulübün daha önce de maaş bütçesini aşmaya yönelik benzer kural ihlallerinde bulunduğu kaydedildi.

Soruşturmayı yürütmek üzere NBA tarafından görevlendirilen hukuk firması, Steve Ballmer’ın Leonard’a saha dışı kazanç olanakları sağlamak amacıyla bilinçli girişimde bulunduğunu tespit etti.

İnceleme raporunda, basketbolcunun maaş bütçesi sınırlamalarını aşmak üzere daha düşük bedelli bir sözleşmeye imza atması karşılığında Ballmer’ın oyuncu için bir sponsorluk anlaşması ayarladığı ve bu anlaşmayı sözleşmenin ön şartı kıldığı belirtildi.

Beş yıl draft hakkı verilmeyecek

Alınan kararlar doğrultusunda Los Angeles Clippers, 2029 ile 2033 yılları arasındaki beş yıllık dönemde birinci tur draft seçim haklarından mahrum bırakıldı.

Kulübe ayrıca 30 milyon dolar para cezası verildi. Takım sahibi Steve Ballmer ise bir yıl boyunca kulüp ve lig bünyesindeki tüm faaliyetlerden uzaklaştırıldı.

Yaptırımlar takımın diğer üst düzey yöneticilerini de kapsadı. Ticari operasyonlardan sorumlu başkan Gillian Zucker maaş almaksızın bir yıl, basketbol operasyonlarından sorumlu başkan Lawrence Frank ise yine maaş almaksızın altı ay süreyle görevden uzaklaştırıldı.

Kulüp ofisinde görev yapan diğer çalışanlar için ise beş yıllık bir izleme programı yürütüleceği duyuruldu.

Steve Ballmer, NBA tarihinde bir yıl süreyle hak mahrumiyeti cezası alan üçüncü kulüp sahibi oldu. Kararın, lig tarihinde bir kulübe uygulanan en ağır yaptırım paketi olduğu vurgulandı.

Clippers yönetimi ise iddiaları reddederek kulübün ve Ballmer’ın masum olduğunu savundu. New York Times’a bilgi veren kaynaklar, kulübün NBA yönetimi ve ligin başkanı Adam Silver aleyhine dava açmaya hazırlandığını aktardı.

Clippers’ın mülkiyet geçmişi

Microsoft’un eski CEO’su olan Ballmer, Los Angeles Clippers’ı 2014 yılında 2 milyar dolar karşılığında satın almıştı.

Yeni salon inşası için de 2 milyar dolar harcayan Ballmer; yapımcı David Geffen, televizyon programcısı Oprah Winfrey ve Oracle’ın kurucusu Larry Ellison’ın yer aldığı 1,6 milyar dolarlık konsorsiyum ile 1,2 milyar dolar öneren Los Angeles merkezli yatırımcı grubunu geride bırakmıştı.

Clippers, önceki sahibi Donald Sterling’in ırkçı ifadeleri nedeniyle NBA yönetimi tarafından kulüp haklarını devretmeye zorlanmasının ardından satışa çıkarılmıştı.

Forbes verilerine göre kulübün 2026 yılındaki piyasa değeri 7,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Servetini 1980 yılında 30’uncu çalışan olarak girdiği Microsoft’ta edinen Ballmer, şirketin kurucusu Bill Gates ile Harvard Üniversitesindeki eğitimi sırasında tanışmıştı.

2000 yılındaki teknoloji krizinin ardından şirketin başına geçen Ballmer, 2013 yılında genel müdürlük görevinden ayrılmıştı.

Clippers’ı satın aldığı 2014 yılında 16 milyar dolarlık kişisel serveti bulunan Ballmer’ın varlığı, Forbes’un 2026 verilerine göre 152,7 milyar dolara ulaştı.

ABD’de uzun yıllar boyunca en zengin spor kulübü sahipleri listesinin zirvesinde yer alan Ballmer, 2026 itibarıyla üçüncü sıraya geriledi. İş insanı, 2022 ile 2025 yılları arasında Forbes’un dünyanın en zengin 10 insanı sıralamasında yer almayı sürdürmüştü.

Amerika

Trump geçici bütçe tasarısını imzaladı

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump, federal hükümetin kapanmasını en az 11 Aralık tarihine kadar önleyecek geçici bütçe tasarısını imzalayarak yasalaştırdı. Karar, kasım ayındaki ara seçimler öncesinde kamu kurumlarının finansmanını güvenceye alırken Kongre tatil dönemi öncesinde yeni bir bütçe müzakeresi takvimiyle karşı karşıya kaldı. Tasarı, Temsilciler Meclisi ve Senato’dan ezici çoğunlukla geçse de bazı Cumhuriyetçilerin itirazlarına yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump, federal kurumların kapanmasını en az 11 Aralık tarihine kadar geçici olarak önlemeye yönelik Kongre girişimini onaylayarak geçici bütçe yasa tasarısını çarşamba günü imzaladı.

Trump, “2027 Yılı Sürekli Bütçe ve Uzatmalar Yasası”nı imzalayarak federal kurumların kasım ayındaki ara seçimler boyunca ve aralık ayına kadar finanse edilmesini güvence altına aldı.

Tasarı, parlamenterlerin 30 Eylül bütçe son tarihinden haftalar önce harekete geçmesiyle Senato’da 6’ya karşı 90, Temsilciler Meclisi’nde ise 48’e karşı 370 gibi ezici çoğunluklarla kabul edildi.

Hükümetin 11 Aralık tarihine kadar finanse edilmesiyle Kongre, federal kurumları Noel’den günler önce finanse etmek için son ana kadar beklendiği iki yıl öncesinin ardından bir tatil dönemi bütçe mücadelesiyle daha karşı karşıya bulunuyor.

Geçen sonbaharda federal hükümet, Demokrat parlamenterlerin süresi dolan Uygun Bakım Yasası prim sübvansiyonlarının uzatılmasını talep etmesi üzerine 43 gün süren rekor bir kapanma yaşamıştı.

Şubat ayından mayıs ayına kadar olan 76 günlük dönemde ise İç Güvenlik Bakanlığı tahsis edilmiş fonlardan mahrum kaldı.

Bu kesinti, Minneapolis’teki operasyonlar sırasında federal görevlilerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Renee Good ve Alex Pretti’nin ölümleri üzerine Demokratların, Trump yönetiminin göçmenlere yönelik kolluk taktiklerinde reform talep etmesiyle başladı.

Her iki kapanma süreci de seyahatlerde geniş çaplı aksamalara yol açtı; 2025 sonbaharındaki kriz sırasında hava trafik kontrolörleri ile Ulaştırma Güvenlik İdaresi (TSA) görevlileri maaş alamadı, TSA görevlileri İç Güvenlik Bakanlığı bütçesinin kesintiye uğradığı dönemde de maaş ödemelerinden mahrum kaldı.

Temsilciler Meclisi Başkanı Cumhuriyetçi Mike Johnson, kendi partisinin tüm üyelerinden tasarıya destek alamadı; bu durum gelecekte bir kapanmanın önlenmesinde yaşanabilecek olası zorluklara işaret ediyor.

Temsilciler Meclisi’ndeki 19 Cumhuriyetçi milletvekili, sarhoş edici kenevir ürünlerine yönelik yasağın kısa vadeli ertelenmesi de dahil olmak üzere Senato tarafından eklenen maddelere yönelik itirazları nedeniyle hükümetin finanse edilmesine karşı oy kullandı.

Tasarı lehinde oy kullanan Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Tom Cole ise ara seçimler öncesinde bir kapanmanın önlenmesinin öncelik taşıdığını savundu.

Temsilciler Meclisi’nin tasarıyı salı günü kabul etmesinden hemen önce genel kurulda konuşan Cole, “Geçici bütçe tasarısını buradan geçirdiğimizde Senato’ya ulaştığında değişeceğini biliyorduk. Bu değişikliklerin bazılarına gerçekten katılıyorum, bazılarına katılmıyorum” dedi.

Cole konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Ancak bunlar, seçim sürecini atlatmak için ihtiyacımız olan zamanı ve umarım seçimlerin sonrasında ciddi müzakerelere başlamak için gereken zamanı satın aldığımız gerçeğinin özünü değiştirmiyor.”

Temsilciler Meclisi’ndeki dördüncü kıdemli Demokrat olan California Milletvekili Ted Lieu, grubunun büyük çoğunluğuyla birlikte tasarıyı destekledi.

Fakat hükümetin bu ayın sonuna kadar finanse edildiğine dikkat çeken Lieu, Kongre’nin bu süreyi daha uzun vadeli bir paket üzerinde çalışmak için kullanması gerektiğini savundu.

Lieu salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önümüzde koskoca bir ay daha vardı ve Temsilciler Meclisi’ni, Senato’yu ve Beyaz Saray’ı kontrol eden Cumhuriyetçiler temelde beyaz teslimiyet bayrağını sallayarak ‘Nasıl yöneteceğimizi bilmiyoruz, bütçe tahsisat yasalarını nasıl geçireceğimizi bilmiyoruz’ diyorlar.”

Lieu, “Bu, federal hükümetimizi yönetmenin iyi bir yolu değil. Ancak önümüze gelecek tek seçenek bu, bu yüzden lehte oy kullanacağım” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisinde Rusya yaptırımları için tarih netleşiyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisinin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım tasarısını 14 Eylül ile başlayan haftada ele alabileceği bildirildi. Tasarının Senatodaki ezici desteğe rağmen Temsilciler Meclisinde bazı Demokrat ve Cumhuriyetçi üyelerin itirazlarıyla karşılaştığı belirtiliyor.

ABD Temsilciler Meclisinin, Rusya’ya yönelik yeni yaptırım tasarısını 14 Eylül ile başlayan haftada gündemine alabileceği bildirildi.

The Hill gazetesinin Cumhuriyetçi Kongre üyesi Don Bacon’a dayandırdığı habere göre, milletvekiline İşçi Bayramı tatilinin ardından Kongrenin çalışmalarına başlamasıyla belgenin görüşülmesinin planlandığı aktarıldı.

Tasarının Senatodaki kabul oranına dikkat çeken Bacon, “Senato bu yasa tasarısını 11’e karşı 86 oyla kabul etti, bu nedenle bir direncin bulunmasına inanmak güç. Bu, Kongre için net bir tutum sergileme fırsatıdır ve mükemmeli iyinin düşmanı haline getirmek yanlış olur” ifadelerini kullandı.

Temsilciler Meclisinde engeller sürüyor

Senatoda geniş destek alan yasa tasarısı, Temsilciler Meclisinde çeşitli engellerle karşılaşıyor. Meclis Başkanı Mike Johnson metni oylamaya sunma niyetine dair henüz bir açıklama yapmazken, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partiden bazı milletvekilleri tasarının belirli maddelerine karşı çıkıyor.

Demokratlar, tasarıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük tarifesi koyma yetkilerinin genişletilmesinden endişe duyuyor. Bazı Cumhuriyetçiler ise yaptırım listelerinin genişletilmesine itiraz ediyor.

Kongre üyelerinden birinin danışmanı, tasarının ilerleyişindeki belirsizlik nedeniyle durumu “yeniden ölü” olarak nitelendirdi.

Bununla birlikte yasa tasarısını destekleyenler, Kongrenin çalışmalarına döneceği tarihe kadar olan süreyi düzenlemeye karşı çıkanlarla müzakere yürütmek amacıyla değerlendirmeyi planlıyor.

Temmuz ayında Donald Trump yönetiminin desteğini alan güncellenmiş “Sanctioning Russia Act” tasarısı; Rus petrol ve doğalgaz sektörüne, finans kuruluşlarına ve yaptırımların etrafından dolaşılmasıyla bağlantılı şirketlere yönelik baskının artırılmasını öngörüyordu.

Senato, Lindsey Graham’in adını taşıyan tasarıyı onaylamasının ardından belgeyi Temsilciler Meclisine sevk etmişti.

Tasarıdaki en tartışmalı düzenlemelerden birini, ABD Başkanı’na Rus enerji kaynaklarını satın alan ülkelere karşı yeni gümrük tarifesi yetkilerinin verilmesi oluşturuyor.

Moskova’dan yaptırımlara tepki

Moskova yönetimi ise yaptırım baskısının Rusya’nın politikasını değiştiremeyeceğini düzenli olarak dile getiriyor. Rus ekonomisinin kısıtlamalara uyum sağladığını belirten Kremlin, yaptırımlara karşı “belirli bir bağışıklık” geliştirildiğini kaydetmişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Rusya’nın çok sayıda yaptırım koşulları altında çalışmayı sürdürdüğünü ifade etmişti.

Kremlin ayrıca Rusya’ya yönelik yeni yaptırımların yalnızca Moskova’ya değil, bu kısıtlamaları getiren ülkelere de zarar verdiğini vurgulamıştı.

Peskov, yaptırım politikasının bir “sınırı” bulunmadığına dikkat çekerek yeni kısıtlamaların Avrupalı devletlerin kendi çıkarlarını giderek daha fazla etkilediğini savunmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da yaptırımları yasa dışı olarak nitelendirmiş ve Moskova’nın yaptırımların kaldırılmasını Batı ile etkileşim için bir şart olarak müzakere etme ihtimalini değerlendirmediğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de eyaletlere göçmenleri bildirme zorunluluğu

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı, kalıcı yasal statüsü bulunmayan ve dar gelirlilere yönelik yardım programlarına başvuran göçmenlerin federal hükümete bildirilmesi gerektiğine hükmetti. Bakanlığın yayımladığı hukuki görüş, Clinton döneminden kalma bağlayıcı olmayan kılavuzu yürürlükten kaldırarak eyalet kurumlarına bilgi paylaşımı yükümlülüğü getiriyor.

ABD Adalet Bakanlığı çarşamba günü aldığı kararla, kalıcı yasal statüsü bulunmayan ve dar gelirli ailelere yönelik sosyal yardım ile diğer destek programlarına erişmek isteyen göçmenlerin federal hükümete bildirilmesi gerektiği sonucuna vardı.

Bakanlığa bağlı Hukuki Danışmanlık Ofisi (OLC) tarafından hazırlanan hukuki görüş, bildirim zorunluluğunu çok daha dar yorumladığı belirtilen Clinton dönemi kılavuzunu yürürlükten kaldırdı. Bu adım, Trump yönetiminin göçmenleri tespit edip sınır dışı etmek için hükümetin çeşitli mekanizmalarını devreye sokma girişimlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu hukuki görüş; yoksul yetişkinlerin yanı sıra yaşlılara ve engelli Amerikalılara da destek sağlayan geniş kapsamlı sosyal güvenlik ağları niteliğindeki İhtiyaç Sahibi Ailelere Geçici Yardım (TANF) ve Ek Güvenlik Geliri programlarını yürütmek için federal fon kabul eden eyaletlerin yükümlülüklerini ele alıyor.

Adalet Bakanlığı, yeni hukuki görüşü duyurduğu basın açıklamasında, “Tüm bağlı kurumları da dahil olmak üzere bütün eyalet yönetimi, eyaletin yasal olarak ülkede bulunmadığını bildiği kişiler hakkında İç Güvenlik Bakanlığı ile bilgi paylaşmakla federal yasa gereği yükümlüdür” ifadelerine yer verdi.

Adalet Bakanlığının sıraladığı sosyal yardım programları halihazırda yalnızca ABD vatandaşlarına ve yasal göçmenlere açık bulunuyor. Eyaletler, ülkeye yeni gelmiş yasal göçmenlere daha fazla destek sağlamak amacıyla kendi bütçelerini kullanarak programın kapsamını genişletebiliyor. Ancak bu programlar yasal statüsü bulunmayan kişilere tamamen kapalı tutuluyor.

Amerikan Göç Konseyi Yönetici Direktörü Jorge Loweree konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir kişinin yasal olarak bulunup bulunmadığına eyaletlerin değil federal hükümetin karar verdiği göz önüne alındığında, bunun göçmenlik statüsünden yoksun insanlarla ilgili olduğunu söyleyemem” dedi. Loweree, “Bu durum korku salmak, kaos yaratmak ve bu süreçte muhtemelen insanları açlığa mahkum etmekle ilgilidir” değerlendirmesinde bulundu.

Hukuki Danışmanlık Ofisi, ABD Adalet Bakanına hukuki danışmanlık hizmeti veriyor. Ofisin yayımladığı görüşler yargı kararları gibi doğrudan bağlayıcı olmasa da hükümetin yaklaşımını ve hukuki çerçevesini belirliyor.

Ofisin başkanı olan Adalet Bakanı Yardımcısı T. Elliot Gaiser yaptığı açıklamada, “Kongre bu zorunluluğu açık bir biçimde kaleme almıştır. Bir eyalet TANF programına katılmayı seçtiğinde, ABD’deki yasadışı yabancıları bildirme yükümlülüğünü de kabul etmiş olur. Kırılgan durumdaki Amerikalılara yardım etmeyi amaçlayan vergi gelirleri, ABD’ye yasadışı girişi çarpık biçimde teşvik etmemeli, aksine yasalarımızı ve sınırlarımızı güçlendirmelidir” dedi.

Trump yönetimi, yasal statüsü bulunmayan göçmenleri tespit etme hedefiyle eyaletlerin veri tabanlarına erişmek için çeşitli girişimlerde bulunuyor ve farklı federal kayıtları birbirine bağlamaya çalışıyor.

Adalet Bakanlığı, eyaletleri seçmen kütüğü kayıtlarını paylaşmaya zorlamak amacıyla açtığı yaklaşık 20 davayı kaybetti. İç Güvenlik Bakanlığı da oy kullanmak için kayıt yaptırdığını iddia ettiği vatandaş olmayan kişileri bulmaya yönelik bir girişim başlatarak söz konusu listeleri talep ediyor.

ABD seçimlerinde vatandaş olmayan kişilerin oy kullanması son derece nadir görülen bir durum olarak biliniyor.

Sol eğilimli Brennan Adalet Merkezi, 2016 seçimlerini incelediğinde kullanılan 23,5 milyon oydan yalnızca 30’unun vatandaş olmayan kişilerce verildiğini saptamıştı.

Muhafazakar Heritage Vakfı ise 2003 ile 2023 yılları arasında vatandaş olmayanların oy kullandığı yalnızca 24 vaka tespit etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English