Bizi Takip Edin

Rusya

Miroşnik: ‘Batı, Ukrayna’yı Rusofobik bir intihar devletine dönüştürdü’

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanlığı Kiev Rejimi Suçları Özel Temsilcisi Rodyon Miroşnik, Ankara’daki Rus Evi’nde düzenlenen ‘Ukrayna Krizi: Doğuşu ve Çözüm Yolları’ başlıklı etkinlikte, Kiev rejimini insanlık suçları işlemekle suçladı ve Batı’nın Ukrayna’ya müdahalesini eleştirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Kiev Rejimi Suçları Özel Temsilcisi Rodyon Miroşnik, pazartesi günü Ankara’daki Rus Evi’nde düzenlenen “Ukrayna krizi: Doğuşu ve çözüm yolları” başlıklı bir etkinlikte konuştu.

Etkinlikte Ukrayna krizi ve çözüm yolları ele alındı.

Miroşnik, konuşmasında Kiev rejimini sivillere karşı suç işlemekle itham etti. “5 binden fazla insan yaralandı ve bu insanlar sivil. Yani asker değiller. Sadece o bölgede yaşayan yerli insanlar arasında bu kadar çok insan yaralandı,” diyen Miroşnik, dron saldırıları sonucu binlerce insanın hayatını kaybettiğini belirtti. Miroşnik, Belgorod, Kursk ve Donetsk oblastında binlerce insanın dron saldırıları sonucu yaralandığını da sözlerine ekledi.

Fotoğrafların gerçeği yansıttığını vurgulayan Miroşnik, “Fotoğraflarda bulunan her bir fotoğraf gerçek olduğu için, bu yüzden binlerce kilometre öteye bu gerçeği taşımakla mükellefiz. Kiev rejimini, işledikleri insanlık suçlarını, temel insan haklarını ihlal edip verdikleri suçları, hepsini bu etrafımızda fotoğraflarda görebilirsiniz,” diye konuştu.

Miroşnik, Ukrayna krizinin 3 yıl önce başladığını belirterek, “Tam 3 yıl önce Rusya, Ukrayna topraklarından gelen bu ordudan tehdit ve Donbass halkına, Ruslara, Rusça konuşanlara, Rus destekçilerine ve Ukrayna’da orduda zarar edip ayrımcılık nedeniyle ve soykırım nedeniyle özel askeri operasyonu başlattı,” dedi.

Batı’nın Ukrayna’daki rolüne de değinen Miroşnik, “Batı tarafından desteklenen ve finanse edilen devlet darbesi sonucu iktidara gelen Kiev rejimi, aktif şekilde bu insanlık dışı politikayı izledi. Ancak bu sadece buzdağının görünen kısmıydı. Bu, en az 25 yıl boyunca Batı’nın Ukrayna’nın iç işlerine pervasızca müdahale ederek devleti kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmasının bir sonucuydu,” ifadelerini kullandı.

‘Batı, Ukrayna’yı Rusofobik bir intihar devletine dönüştürdü’

Batı’nın Ukrayna ile ilgili temel amacının Ukrayna’yı Rusya’nın etkisinden çıkarmak olduğunu savunan Miroşnik, “Onu aynı zamanda Rusofobik bir intihar devletine dönüştürerek kendi çıkardığı neo-Nazileri Rusya’ya zarar vermeye hazır hale getirdi,” diye konuştu.

1999 yılında Viktor Yuşçenko’nun Ukrayna başbakanı olduğunu hatırlatan Miroşnik, Yuşçenko’nun eşi aracılığıyla Amerikan istihbarat servisleriyle bağlantılı olduğunu iddia etti.

Miroşnik, “Eşi Amerikalı Catherine Clary’de uçakta tanışmış ve kısa süre sonra evlenmişler. Eşinin CIA’yla bağlantıları olduğu aşikar,” diye konuştu.

2004 yılında Batı’nın Ukrayna’da Maydan adlı büyük ölçekli protesto eylemlerini hazırlayıp finanse ettiğini öne süren Miroşnik, “Yuşçenko için başarısız geçen seçimlere doğrudan müdahale etti. Bu müdahale sözde bağımsız yapılar olan Demokrasi ve İnsan Hakları Bürosu ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşların katılımıyla, seçimlerin yasa dışı bir üçüncü turunu organize ederek, aslında Yuşçenko’nun Ukrayna Cumhurbaşkanlığına atanmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirdik,” ifadelerini kullandı.

2014 yılında Batı’nın Ukrayna’da askeri-milliyetçi birliklerin ve radikal siyasi örgütlerin desteğiyle bir darbe organize etmeye karar verdiğini söyleyen Miroşnik, “Halkın iradesine karşı muhalefetin şiddet kullanarak, silah zoruyla iktidarı ele geçirmesinin hemen ardından Batılı partnerler bunu devlet darbesi olarak deyip, demokrasi ve özgürlüğün zaferi olarak adlandırdılar,” dedi.

Miroşnik, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Victoria Nuland’ın Ukrayna’da demokrasinin teşvikine 5 milyar dolar harcandığını itiraf ettiğini belirtti.

Bu miktarın büyük bir kısmının ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı bütçesinden Ukrayna muhalefetine yönlendirildiğini ifade eden Miroşnik, Batı’da eğitim almış ve George Soros’un Yeniden Doğuş Fonu gibi yapılar tarafından yetiştirilmiş kişilerin Ukrayna’da iktidara geldiğini savundu.

Kiev rejiminin, iktidara gelişinden iki ay sonra Ukrayna anayasasını ihlal ederek ordu ve radikal milliyetçi birlikleri kullanarak Donbass’ta savaş başlattığını ifade eden Miroşnik, 14 Nisan 2014’te Ukrayna geçici cumhurbaşkanı Turçinov’un kendi halkına karşı terörle mücadele operasyonu başlatılmasına dair anayasaya aykırı bir kararname imzaladığını söyledi.

Yetkili, “Bu tarih, Ukrayna’daki savaşın resmi olarak başladığı an,” dedi. 11 yıldır süren savaşta Donbass ve Rusya’da 15 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini, 30 binden fazla insanın ise yaralandığını aktaran Miroşnik, Ukrayna yönetiminin bu sayıları tam olarak açıklamadığını belirtti.

Miroşnik, Rusya ve Ukrayna arasındaki müzakerelere de değinerek, dışişleri bakanları düzeyinde Suudi Arabistan’da hazırlık görüşmelerinin gerçekleştiğini ve taraflar arasında temas sağlandığını söyledi.

Şu anda tarafların müzakerelerle krizden çıkış yollarını ele aldığını belirten Miroşnik, Rusya’nın müzakereler sırasında krizden kurtulmanın pek çok yolunu tartıştığını ancak haziran ayından beri Rusya’nın kendi duruşunu net bir şekilde belli ettiğini ve bu duruşa bağlı kaldığını ifade etti.

Yetkili, Rusya’nın duruşunun tüm Rusya halkının güvenliğinin sağlanması ve geri alınan topraklardaki halkın korunması olduğunu vurguladı.

‘Ukrayna, neo-Nazi düşünce şeklinden vazgeçmediği sürece krizin çözülmesinin mümkün değil’

Ukrayna ordusunun askeri gücünün 80-100 bin seviyesine indirilmesi, uzun menzilli silahların ve hava kuvvetlerinin ortadan kaldırılması gerektiğini savunan Miroşnik, Ukrayna’nın neo-Nazi düşünce şeklinden vazgeçmediği sürece krizin çözülmesinin mümkün görünmediğini dile getirdi.

Rusya’nın kendi anayasal topraklarından vazgeçmesinin söz konusu olmadığını vurgulayan Miroşnik, bu bölgelerin tamamen Rusya Federasyonu’nun kontrolüne geçmesi gerektiğini söyledi.

Rusya’nın çatışmanın gerekçesiz bir şekilde dondurulmasını kabul etmediğini belirten Miroşnik, bunun ilerleyen süreçte daha büyük tırmanışlara ve zorluklara yol açacağını ifade etti.

Miroşnik, Kiev rejimi liderliğinin işlediği suçların ve kanlı savaşı başlatmanın sorumluluğunu üstlenmesi ve hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini söyledi. Müzakerelerin henüz başlangıç aşamasında olduğunu ve sürecin önemli destekçileri olduğu gibi karşı çıkanların da mevcut olduğunu belirten Miroşnik, adil bir çözüm yolu bulmanın zaman gerektireceğini dile getirdi.

Miroşnik, Batı’nın Ukrayna’ya karşılıksız destek vereceği ilüzyonunun ortadan kalktığını ve ABD Başkanı’nın Kiev’den verilen destek karşılığında 500 milyar dolar talep ettiğini iddia etti. Ayrıca Ukrayna’nın doğal kaynaklarını ABD’ye devretmesi karşılığında bir anlaşma yapıldığını öne süren Miroşnik, AB’nin ise anti-Trump koalisyonu oluşturmaya çalışarak Kiev’e finansal desteği sürdürmek ve Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaş sonuna kadar kullanmak istediğini savundu.

Fakat AB’nin desteği olmadan imkanlarının sınırlı olduğunu belirten Miroşnik, Avrupa Birliği ülkelerinin Ukrayna’ya aktardıkları her şeyin kanlı bir savaşa destek olmaktan başka bir şey yapmadığını bildiklerini söyledi.

Miroşnik, bu sebeple Amerika ve Rusya arasındaki müzakerelerde Avrupa ülkelerinin yer almadığını, çünkü sergiledikleri duruşun Rusya’nın sergilediği duruşla örtüşmediğini ifade etti.

Ukrayna yönetiminin kendi halkına baskı uyguladığını ve muhalif partileri yasakladığını kaydeden Miroşnik, Ukrayna hapishanelerinde siyasi gerekçeli maddeler uyarınca yaklaşık 10 bin kişinin tutulduğunu ve baskı ve tutuklamalardan kaçınmak için 10 binlerce kişinin ülkesini terk etmek zorunda kaldığını belirtti.

Ukrayna’da televizyon kanallarında sansür uygulandığına dikkat çeken Miroşnik, Ukrayna’da medya üzerinde ciddi sansür uygulamaları başlatıldığını ve hükümete bağlı olmayan bağımsız medya kuruluşlarının kapatıldığını belirtti.

Ukrayna nüfusunun neredeyse yarı yarıya azaldığını söyleyen Miroşnik, 2014 yılında gerçekleşen darbe öncesinde Ukrayna’nın nüfusunun 40 milyonun üzerinde olduğunu ancak şu anki Kiev hükümetinin nüfus sayımı yapmadığını veya verileri gizlediğini iddia etti.

Birleşmiş Milletler verileri de dahil olmak üzere kesin olarak bilinenin, Ukrayna topraklarından Avrupa Birliği’ne en az 6,5 milyon kişinin göç ettiği olduğunu belirten Miroşnik, sınırlar henüz açıkken Rusya’ya en az 3,5 milyon kişinin geçtiğini ve referandumların düzenlendiği bölgelerle birlikte yaklaşık 10 milyon kişinin ise Rusya’ya katılımı gönüllü olarak kabul ettiğini aktardı.

‘Ukrayna, Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline geldi’

Ukrayna’nın Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline geldiğini söyleyen Miroşnik, Ukrayna’nın 2024 devlet bütçesinin yüzde 50’sinden fazlasını diğer devletlerden veya uluslararası kuruluşlardan alınan dış yardımların oluşturduğunu belirtti.

Ukrayna’nın barış döneminde dahi kendini bağımsız bir şekilde geçindirebilecek durumda olmadığını ifade eden Miroşnik, Ukrayna’da silah zoruyla seferberlik sürecinin başlatıldığını ve askeri personel alım merkezlerine halkı yakalama ve zorla cepheye gönderme yetkisi verildiğini söyledi. Miroşnik, şu an Ukrayna’nın 18 yaşından itibaren bütün erkekleri de seferber etmek için şartları kabul ettiğini dile getirdi.

Miroşnik, Kiev rejiminin 3 yıl önce Donbass’taki sorunu askeri yolla çözmeye kalkışarak durumu daha da kötüleştirdiğini ve Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetlerine saldırıda bulunduğunu belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Donbass halkını koruma kararı aldığını ve Lugansk Halk Cumhuriyeti ve Donetsk Halk Cumhuriyeti’ni tanıdığını söyleyen Miroşnik, bu cumhuriyetlerle imzalanan anlaşmalar temelinde özel askeri operasyonun başlatıldığını ifade etti.

Miroşnik, Rusya’nın askeri operasyonun başlangıcında Ukrayna’nın ele geçirdiği ancak şimdi Rusya’nın tekrar kontrolüne geçtiği bölgeleri harita üzerinde gösterdi.

Ukrayna ordusunun Rusya’nın Kursk oblastına yönelik Batılı ülkelerin desteğiyle gerçekleştirdiği saldırının amacının Rusya’yı Donbass yönündeki taarruzunu durdurmaya ve Kursk bölgesine güç sevk etmeyi durdurmaya zorlamak, Ukraynalı militanların bazı başarılarını öne sürerek Kiev rejiminin finansman ve desteğinin devamını sağlamak ve ABD başkanlık seçimlerinde başkan adayı Kamala Harris’i desteklemek olduğunu öne sürdü.

Kursk’taki çatışmalar

Fakat Zelenskiy tarafından belirlenen hedeflerin hiçbirinin gerçekleştirilemediğini belirten Miroşnik, Rusya’nın Donbass yönündeki taarruzunu sürdürerek 2 bin kilometrekareden fazla alanı kurtardığını ve Ukrayna birliklerinin Kursk oblastında daha önce ele geçirdikleri toprakların üçte ikisi üzerindeki kontrolü kaybettiğini söyledi.

Miroşnik, Ukrayna’nın bu saldırının bedelini 60 binden fazla askerin hayatıyla ödediğine işaret etti.

Kursk oblastında birkaç gün önce bulunduğunu belirten Miroşnik, Ukrayna silahlı oluşumlarının işlediği suçlara dair bilgiler paylaştı.

Ukrayna birlikleri tarafından ele geçirilen yerleşim yerlerinin tamamen yağmalandığını, yakıldığını ve sivil konutları ile altyapıların tahrip edildiğini söyleyen Miroşnik, savaş bölgesinden ayrılmaya çalışan sivillerin ateş açıldığını ve şiddete maruz kaldıklarını belirtti.

Miroşnik, çatışma bölgesinden yaklaşık 150 bin sivilin tahliye edildiğini, işgal altında kalan sivillerin ise Ukraynalı militanların şiddetine, infazlarına ve yağmalarına maruz kaldığını ifade etti.

Yetkili, tahliye edilen sivillerden biriyle konuştuğunu ve söylenene göre orada kalmak zorunda kalan sivillerin yani tahliye edilemeyen sivillerin sadece yarısının hayatta kalabildiğini aktardı.

Son bir yıl içinde Ukraynalı militanlar tarafından Rusya’nın sivil hedeflerine Batılı ülkelerin sağladığı 90 binden fazla mühimmat ateşlendiğini söyleyen Miroşnik, kullanılan silahlar arasında yasaklı kümülatif mühimmatlar, mayınlar, uzun menzilli füzeler ve çok namlulu roket sistemleri yer aldığını belirtti.

Rusya

Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Valday Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada Batı merkezli küresel güvenlik sisteminin çöktüğünü belirterek nükleer felaket ve dijital denetim risklerine dikkat çekti. Ukrayna’daki çatışmanın sorumluluğunun Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratmak isteyen güçlere ait olduğunu kaydeden Putin, 1983 yılında nükleer faciayı önleyen Yarbay Stanislav Petrov örneğiyle yapay zekanın askeri karar alma süreçlerinden uzak tutulması gerektiğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya merkezli düşünce kuruluşu Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Kalkınma ve Destekleme Vakfı Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov’un moderatörlüğünü üstlendiği geleneksel genel kurul oturumunda konuştu.

Dünya siyasetinde köklü bir kırılma yaşandığını dile getiren Putin, uluslararası güvenlik mimarisinin çöktüğü ve eski hukuki normların terk edildiği bir dönemde insanlığın en büyük tehlikelerle yüz yüze kaldığını belirtti.

Oturumun açılışını yapan Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov, üç günlük forum çalışmalarında değişim, sorumluluk ve sükunet kavramlarının öne çıktığını aktardı. Bu yıl hazırladıkları yıllık raporun “Panik Yok” başlığını taşıdığını hatırlatan Lukyanov, “Böylesi karmaşık koşullarda en yanlış adımı atmaktan, yani gereksiz telaşa kapılmaktan kaçınmayı öneriyoruz” dedi.

Lukyanov, uluslararası plandaki çalkantıların her geçen gün hız kazandığını kaydederek sözü Rusya liderine devretti.

“Savaşla karşı karşıya bırakıldık”

Uluslararası kamuoyunun gündemindeki en sıcak başlık olan Ukrayna savaşına değinen Putin, krizin kökenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kimi çevrelerin Moskova’nın barış söylemlerini sorguladığını hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Putin, “Birçok uzmanın kafasında ‘Rusya barıştan söz ediyor ama savaşı kendisi başlattı’ sorusu yer alıyor. Bu kürsüden bir kez daha gerçeği dile getirmek istiyorum. Gerçek şu ki, savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık; bizimle savaşmaya başladılar” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın yıllar boyunca Rusya karşıtı bir araç haline getirilmek istendiğini belirten Putin, Batı ittifakının adımlarına işaret etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, “Ukrayna’da saldırgan milliyetçiliği ve Rus karşıtlığını körüklememek gerekiyordu. NATO’nun kendi amaçları doğrultusunda tarihi topraklarımıza askeri olarak yerleşmeye kalkışmaması, orada üsler planlamaması gerekirdi. Kiev’deki radikalleri hükümet darbesine teşvik etmemek ve ardından bu yasa dışı yönetimi taarruz silahlarıyla donatmamak lazımdı” şeklinde konuştu.

Kırım ve Donbass bölgelerindeki sivil nüfusun hedef alındığını söyleyen Rusya lideri, askeri müdahalenin kaçınılmaz hale getirildiğini kaydetti.

Putin, “Donbass ve Kırım sakinleri için kamplar kurma planları yapılmamalıydı. İnsanları yalnızca etnik ve kültürel aidiyetleri nedeniyle tanklarla ezmemek, füzelerle vurmamak, uçaklarla taramamak ve diri diri yakmamak gerekirdi. Rusya, bu bariz saldırı karşısında kendisini silahla savunmak zorunda kalacağı bir noktaya kasten getirildi. Bizi bilerek bu çizgiye sürüklediler” dedi.

“Gelin dostça yaşayalım”

Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratma hedefinin açıkça ilan edildiğini hatırlatan Vladimir Putin, karşı karşıya kalınan tehdidin büyüklüğüne dikkat çekti.

Putin, “Rusya’yı yok etmeyi bir devlet ideolojisi haline getirmemek ve karşımıza stratejik yenilgi hedefini koymamak gerekirdi. Bunların hepsi söylendi, kimse unutmadı. Biz kesinlikle unutmuyoruz. Eğer hepimiz hayatta kalmak istiyorsak, daha önce de söylediğim gibi, gelin dostça yaşayalım ve bunu nasıl başaracağımızın yollarını birlikte arayalım” değerlendirmesinde bulundu.

Güven tesis etmenin son derece kırılgan ve meşakkatli bir süreç olduğunu ifade eden Rusya Devlet Başkanı Putin, çıkarların en yakın ortaklar arasında bile bütünüyle örtüşemeyeceğine işaret etti.

Rekabet ve cepheleşme içindeki ülkeler için dengenin ancak karşılıklı tavizlerle kurulabileceğini kaydeden Putin, “Eski egemen güç, çok kutuplu dünyanın gerçeklerini kabullenmek zorunda kalacak. Küresel ekonomideki yönelimler bunu açıkça gösteriyor. Batı’nın, dünya çoğunluğunu oluşturan ülkelerle onların temel çıkarlarına saygı duyarak işbirliği yapmayı öğrenmesi gerekecek” sözlerini kullandı.

“Sovyet liderlerinin saflığı büyük zarar verdi”

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine ve son 35 yılda yaşanan köklü sarsıntılara değinen Rusya lideri Putin, tarihten ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Milyonlarca insanın bir gecede kendisini sınırların ötesinde bulduğunu hatırlatan Putin, o dönemin Moskova yönetimine yönelik eleştirilerini paylaştı. Putin, “Sovyet döneminin son yıllarında devleti yöneten isimlerin belirli bir saflık, aşırı iyi niyet ve belki de kaygısızlık içinde hareket ettiğini kabul etmek gerekir. Batılı ortaklara duyulan körü körüne güven ve sözlü anlaşmaların yeterli olacağına dair inanç, Sovyetler Birliği’ne büyük zarar verdi” diye konuştu.

Geçmiş liderlerin hatalarını ayrıntılandıran Vladimir Putin, “Sovyet liderleri Batı’nın hoşuna gitmek istiyordu; Batılı liderler ise dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirip Sovyet mirasından olabildiğince büyük pay koparma peşindeydi. Dağılma, her şeyden önce içeride biriken dengesizliklerin ve nesiller boyu yapılan yönetim hatalarının sonucudur. Pragmatizm yerine dar ideolojik kalıpların benimsenmesi, sorunların halının altına süpürülmesi ve mesleki yetersizlik sistemi çöküşe götürdü” ifadelerini kullandı.

Almanya Sosyal Demokrat Partisi yöneticilerinden Egon Bahr’ın 1990 yılındaki öngörülerini salondakilerle paylaşan Putin, o dönemde yapılan uyarılara dikkat çekti.

Egon Bahr’ın Soğuk Savaş sonrası Avrupa’daki bölünmeyi engellemek adına sunduğu teklifleri anlatan Putin, “Bahr, Almanya’nın birleşmesinden sonra Avrupa’da cepheleşmenin sürmesinden ve NATO içindeki işbirliği karşıtı çevrelerin güç kazanmasından endişe duyuyordu. Bahr, ‘Eğer Avrupa’nın düşman bloklara bölünmesini aşacak kararlı adımlar atılmazsa, gelişmeler Sovyetler Birliği’ni uluslararası tecride mahkum edecek olumsuz bir yöne evrilebilir’ uyarısını yapmıştı” bilgisini verdi.

“Amaç Rusya Federasyonu’nu da parçalamaktı”

Egon Bahr’ın Doğu ve Orta Avrupa’yı kapsayan, hem Moskova’nın hem Washington’ın geniş yetkilerle yer alacağı bir ortak güvenlik konseyi önerdiğini belirten Putin, Batı’nın bu yolu seçmediğini kaydetti.

Rusya lideri, “Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batı’da ipleri eline alan güçler, Rusya’daki iç siyasi dönüşümleri hiçe sayarak bu ülkeyi tarihi Rus İmparatorluğu’nun ana omurgası olarak görmeyi sürdürdü. Amaç, Rusya Federasyonu’nu tamamen tecrit etmek ve parçalamaktı. Bugün Avrupa’da ve dünyada karşılaştığımız tehlikeli tablonun temelinde bu zihniyet yer alıyor” açıklamasını yaptı.

Tarihsel miras ile gelecek tasavvuru arasındaki ilişkiyi değerlendiren Putin, milletlerin geçmişine saygı duymasının bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte geçmişe takılıp kalınamayacağını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Milletimizin geleceğe dönük bir perspektife ihtiyacı var. Atalarımızın başarıları ne kadar görkemli olursa olsun, geçmişin büyüklüğünü sergileyen bir müzeye dönüşemeyiz. Gerçek devlet büyüklüğü, zamanın ruhunu yakalamak ve mümkünse çağın önüne geçmekle mümkündür. Tarihsel köklerimizi korurken geleceğin canlı üretim ortamına odaklanmalıyız” değerlendirmesini yaptı.

“Nükleer silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır”

Dünya siyasetindeki gerilimin denetimden çıkma ihtimaline işaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kriz yönetiminde sağduyulu diplomasinin terk edildiğini aktardı.

Gerilimi tırmandırma politikalarının iki taraflı sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Putin, “Gerçekçi diplomasiye yanaşmayanlar gerilimi tırmandırıyor, rest çekiyor ve karşı tarafı ezme umuduyla kırmızı çizgileri çiğniyor. Ancak tırmanma hiçbir zaman tek taraflı kalmaz; kışkırtıcı adımlara karşı adımlar verilir. Kibir ve aşırı özgüven insanlığı uçurumun kenarına sürüklüyor” uyarısında bulundu.

Nükleer ve kitle imha silahlarının mevcudiyetine atıfta bulunan Putin, tiyatro edebiyatının bilinen kuralını hatırlattı.

Putin, “Büyük güçlerin cephaneliğinde yeryüzündeki tüm yaşamı yok edebilecek güçte silahlar yer alıyor. Bu silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır. Hepimizin bildiği bir kural vardır: Eğer tiyatro oyununun başında sahnede bir tüfek asılıysa, o tüfek eninde sonunda patlar. Çatışma ne kadar uzlaşmaz hale gelirse ve stratejik yenilgi hedefleri ne kadar açık dile getirilirse, mücadelenin en yıkıcı evreye taşınma ihtimali o kadar artar” diye konuştu.

“BM daha az demokratik yönetiliyor”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel denetim mekanizmalarının günümüz ihtiyaçlarını karşılayamadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı, uluslararası kurumlarda kapsamlı reform ihtiyacı olduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler teşkilatının mevcut yapısını eleştiren Putin, “Birleşmiş Milletler en geniş temsile sahip yapı olmasına rağmen, uygulamada tasarlandığından çok daha az katılımcı ve demokratik yöntemlerle yönetiliyor. Sayıca dünya azınlığını oluşturan Batılı ülkeler, örgüt mekanizmalarına orantısız biçimde hükmediyor ve yönetimi tekellerine almaya çalışıyor” görüşünü dile getirdi.

Dünya genelinde ağırlık merkezinin değiştiğine işaret eden Putin, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin karar alma süreçlerinde hak ettikleri konuma gelmeleri gerektiğini aktardı.

Rusya’nın adil bir Birleşmiş Milletler reformunu desteklediğini hatırlatan Putin, “Örgütün dönüşümü yalnızca Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesinden ibaret değildir. Faaliyetlerin içeriğinin yenilenmesi, coğrafi adaletin sağlanması ve küresel çoğunluğun iradesinin kurumlara yansıması şarttır. Ancak böylesi bir uzlaşı günümüz şartlarında kolay görünmüyor” sözlerini sarf etti.

“Yapay zeka dijital totalitarizme dönüşebilir”

Teknolojik ilerlemenin insanlığın geleceği açısından doğurduğu tehditlere geniş yer ayıran Vladimir Putin, yapay zekanın kontrolsüz kullanımına yönelik uyarılarda bulundu.

Algoritmaların insan ahlakı ve kültürel miras üzerindeki etkisinin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Rusya lideri, “Yapay zekanın yaygınlaşması, tüm toplumu belirli merkezlerce programlanan algoritmalara bağımlı kılarak tek tipleştirme tehlikesi taşıyor. Böyle bir dijital totalitarizm, geçmişin karanlık ve insanlık dışı totaliter rejimleri kadar tehlikeli bir çıkmaz sokak yaratacaktır” ifadelerini kullandı.

Biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmelerin insan doğasını kökten değiştirebilecek seviyeye ulaştığını belirten Putin, küresel ölçekte etik kuralların belirlenmesi gerektiğini kaydetti.

İnsanın yaratılış alanına müdahale eden teknolojilere değinen Putin, “Kişilik gelişimi, davranışların yönlendirilmesi ve düşünce biçimlerinin programlanması gibi varoluşsal konularda ortak ilkeler oluşturulmalıdır. Ne var ki mevcut uluslararası yapılar, tüm insanlığın ilerlemesinden ziyade kendi iktidarını korumaya odaklanan dar bir kesimin kontrolü altındadır” değerlendirmesinde bulundu.

“Stanislav Petrov şüphe etmeseydi facia kaçınılmazdı”

Askeri alanda yapay zeka kullanımının yaratacağı riskleri tarihi bir hadiseyle örneklendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Sovyet subayı Yarbay Stanislav Petrov’un 1983 yılındaki tutumunu anlattı. Erken uyarı sistemlerinin yarattığı yanılgıya işaret eden Putin, “Eylül 1983’te Yarbay Stanislav Petrov nöbet görevindeyken erken uyarı sisteminden ABD’nin beş adet kıtalararası balistik füze fırlattığına dair sinyal aldı. O dönemde herhangi bir algoritma bunu derhal karşı nükleer saldırı gerekçesi sayardı. Ancak deneyimli bir subay olan Petrov teknik bir arıza olabileceğinden şüphe etti ve haklı çıktı. Onun yerinde bir yapay zeka bulunsaydı sonuç bambaşka olabilirdi” dedi.

Savaş teknolojilerinin otomatikleşmesinin yıkıcı sonuçlar doğuracağını aktaran Putin, makinelerin insan vicdanının yerine geçemeyeceğini vurguladı. Putin, “İnsan sezgisi, vicdanı ve beklenmedik anlarda en doğru kararı alma yeteneği makinelerde yoktur. Güvenlik sahasında yapay zekanın sınırlarını belirlemek insanlığın hayatta kalma meselesidir. Çatışmaların bilgisayar oyununa dönüştürülmesi, kan dökülmesinin sıradan bir mekanik rutine indirgenmesi insanlığın vahşileşmesine yol açar” uyarısını yaptı.

“Gözler küresel felaketlere kapatıldı”

Dünya siyasetindeki derin kutuplaşmanın ortak insanlık sorunlarını arka plana ittiğini söyleyen Rusya lideri, iklim krizi, çevre kirliliği, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi başlıkların göz ardı edildiğini belirtti.

Vladimir Putin, “Uluslararası gerilim ortamında tüm insanlığı ilgilendiren acil küresel meseleler feda edildi. Yakın zamana kadar sürekli tartışılan iklim, ekoloji ve yoksulluk başlıkları kenara itildi. Mevcut uluslararası toplumun bu sorunları küresel ölçekte çözeceğine dair umut kalmadı. Eğer bu meseleler küresel düzeyde ele alınamıyorsa, bölgesel zeminlerde çözümler üretilmelidir” ifadelerini kullandı.

Geniş anlamıyla Avrasya bölgesinin Rusya’nın temel yaşam alanı olduğunu vurgulayan Vladimir Putin, çok kutuplu düzene geçişin sancılı olacağını kaydetti.

Konuşmasının sonunda yeni bir denge kurulmasının zaman alacağını yineleyen Putin, “Ortak evimiz Avrasya başta olmak üzere kendi coğrafyamızın güvenliği ve refahı için çalışmayı sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreç belirsizliklerle dolu olsa da Rusya, eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde işbirliğine hazır tüm ülkelerle ortak geleceği inşa etmeye kararlıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Yayınlanma

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.

Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.

2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.

Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.

Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.

Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.

Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.

Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.

Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.

Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.

Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.

Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.

Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.

Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.

Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.

Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.

Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Duma yeni döneme başladı: Putin’den sosyal taahhüt ve kalite vurgusu

Yayınlanma

Rusya Devlet Duması dokuzuncu yasama dönemine başlarken Vladimir Putin milletvekillerinden sosyal vaatlerin karşılanmasını ve yasa kalitesinin korunmasını istedi. Seçimlerde 349 sandalye ile anayasal çoğunluğu koruyan Birleşik Rusya’nın yanı sıra dört parti daha meclise girdi. Putin genel kurulun ardından Kremlin’de parlamento temsilcilerini kabul etti.

Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, dokuzuncu yasama döneminin ilk genel kurul toplantısını gerçekleştirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, genel kurula hitabında milletvekillerine seslenerek seçmenlerin güvenini boşa çıkarmama ve vatandaşlara yönelik sosyal taahhütleri eksiksiz yerine getirme çağrısı yaptı.

Putin, devletin temel kalkınma alanlarında öncü konuma ulaşması için kamu kurumlarının mevzuatı geliştirmek üzere eş güdüm içinde çalışması gerektiğini söyledi.

Hızlı teknolojik dönüşüm çağında Rusya’nın bu tür değişimlerin ön saflarında yer alması gerektiğini savunan Putin, ülkenin bunun için gereken olanaklara, birikime ve iç kaynaklara sahip olduğunu dile getirdi.

Devlet Duması’nın hükümet, bölgesel parlamentolar ve uzman çevrelerle ortaklık temelinde çalışacağını belirten Rus lider, anayasal çoğunluğu elde eden Birleşik Rusya partisinin diğer gruplarla ilişkilerinde demokratik ilkelere bağlı kalacağına inandığını kaydetti.

Milletvekillerinin öncelikli görevleri arasında demografi ve ailelerin refah düzeyini yükseltme hedeflerini öne çıkaran Putin, bütçe hazırlıklarında kalıcı ekonomik büyüme ile yeni yatırım döngüsünün esas alınmasını istedi.

Yasa yapım sürecinde farklı görüşlerin ve toplumun taleplerinin gözetilmesi gerektiğini belirten Putin, “Süreler elbette mühim, hiçbir şeyi geciktirmemek gerekir. Ancak her yasanın niteliği ve işlerliği bundan da mühimdir” dedi.

18-20 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen Devlet Duması seçimlerinin kesin sonuçlarına göre, yüzde 5’lik seçim barajını beş parti aştı.

Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre Birleşik Rusya 349 sandalye kazanırken, Rusya Federasyonu Komünist Partisi (KPRF) 37, Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) 23, Yeni İnsanlar 19, Adil Rusya ise 17 milletvekilliği elde etti. Tek sandalyeli seçim bölgelerinden gelen dört bağımsız aday ile Rodina partisinden bir temsilci de meclise girdi.

Putin, genel kurulun ardından mecliste temsil edilen siyasi partilerin yöneticileriyle Kremlin’de bir araya geldi. Toplantıya Devlet Duması Başkanlığı görevine yeniden aday gösterilen Vyaçeslav Volodin, Birleşik Rusya Genel Başkanı Dmitriy Medvedev, KPRF lideri Gennadiy Zyuganov, LDPR Genel Başkanı Leonid Slutskiy, Yeni İnsanlar Genel Başkan Yardımcısı Vladislav Davankov ve Adil Rusya Birinci Genel Başkan Yardımcısı Aleksandr Babakov katıldı.

Görüşmede seçim sürecini değerlendiren Putin, seçim komisyonlarının sınır bölgelerinde ve çatışma şartlarında görev yaptığını belirterek, üç günlük oylama yöntemi ile elektronik sistemlerin katılımı kolaylaştırdığını ve sandığa giden on milyonlarca seçmenin sonuçlara tartışmasız meşruiyet sağladığını söyledi.

Toplantıda söz alan KPRF lideri Zyuganov, partinin Devlet Başkanı ve Başkomutanın talimatlarını yerine getireceğini ifade etti.

Sandalye sayısını artıran LDPR’nin Genel Başkanı Slutskiy, 2021 seçimlerine kıyasla 2 milyon daha fazla oy aldıklarını ve askeri harekat katılımcılarına destek sağlayacaklarını kaydetti.

Adil Rusya temsilcisi Babakov meclisteki diyalog zeminini överken, Yeni İnsanlar temsilcisi Davankov katılım oranının neredeyse yüzde 60 düzeyine ulaştığını vurguladı.

Birleşik Rusya lideri Medvedev ise oylamayı sabote etme girişimlerinin ters teptiğini öne sürerek, 2032 yılına kadar ilhak edilen bölgelerin kalkınma düzeyini ülke geneline ulaştırmayı hedeflediklerini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English