Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Netanyahu muhalifliğinden dışişleri bakanlığına

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dışişleri bakanlığına eski rakibi, yeni müttefiki olan Ulusal Sağ Partisi lideri Gideon Saar’ı atadı.

Savunma Bakanı Yoav Gallant’ı dün görevden alan Başbakan Netanyahu, Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ı yeni Savunma Bakanı olarak görevlendirdi. Katz’ın yerine Dışişleri Bakanlığı koltuğuna ise iki devletli çözümü “saçmalık” olarak niteleyen ve siyasi bir çözümün İsrail’in yok olmasına yol açacağını düşünen Netanyahu’nun eski rakibi, yeni müttefiki Gideon Saar oturdu.

İsrail hükümeti, 29 Ekim’de Saar’ın liderliğindeki “Ulusal Sağ” partisinin koalisyona katılımını ve Saar’ın kabinede yer almasını onayladı. O dönemde, Netanyahu’nun Saar’ı Savunma Bakanı olarak atayacağına dair iddialar gündemdeydi ancak Netanyahu, Gallant ile yaşanan anlaşmazlıkların ardından Saar’ı Dışişleri Bakanı olarak görevlendirdiğini duyurdu.

Netanyahu’ya 26 Mart’ta kendisini Savaş Kabinesi’ne (daha sonra dağıtıldı) katması için verdiği sürenin dolmasının ardından hükümetten istifa ettiğini açıklayan Saar, daha önce de 7 Ekim 2023’te başlayan savaştan sonra kurulan ulusal birlik hükümetinde görev yapmıştı.

Saar, 12 Mart’ta, dönemin İsrail Savaş Kabinesi Üyesi olan Ulusal Birlik Partisi lideri Benny Gantz ile olan siyasi ortaklığını sonlandırdı.

Gideon Saar, Aralık 2020’de, Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud Partisi’nden ayrılarak “Yeni Umut” adlı bir parti kurdu; bu parti daha sonra “Ulusal Sağ” adını aldı.

1966 doğumlu bir avukat olan Saar, daha önce İsrail’de Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Eğitim Bakanı, İçişleri Bakanı ve Likud Partisi’nden Knesset üyesi olarak görev yaptı.

Yıllar boyunca Filistinlilerle herhangi bir siyasi çözüme karşı sert duruş sergileyen Saar, İsrail’in 27 Aralık 2008’de Gazze’ye başlattığı ve 23 gün sürdürdüğü “Dökme Kurşun” adlı saldırıların ardından Hamas ile yapılan ateşkes anlaşmasını eleştirmişti.

Saar, Kahire görüşmelerindeki düzenlemelerin Gazze Şeridi’ni kapatma ve kaçakçılığı durdurma konusunda etkili olup olmayacağının oldukça şüpheli olduğunu savunmuştu.

Gazze’ye 2014 yazında düzenlenen İsrail saldırılarını başarısız olarak niteleyen Saar, bu sürecin yönetim şeklini de eleştirmişti. Yeni Dışişleri Bakanı Saar, Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’ne (INSS) 2015 yılında kıdemli araştırmacı olarak katılarak siyasi analizler yayınlamaya başladı.

İsrail ve Batı için göç sorununu ele aldığı kısa bir makalesini 2016 yılında yayınlayan Saar, burada, Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler ile İsrail içindeki Araplar arasında aile birleşimini engellemeyi desteklediğini belirtti.

Saar, geçen yıl İsrail’in savaş sonunda ulaşmak istediği hedefleri, “Hamas ve İslami Cihad’ın askeri yeteneklerinin yok edilmesi, Hamas’ın yönetim yeteneklerinin ortadan kaldırılması, tehdidin bertaraf edilmesi, esirlerin iadesi ve Gazze sınırında yeni bir güvenlik düzeni kurulması” şeklinde sıraladı.

Geçici ateşkesin esirlerin serbest bırakılması anlaşmasının bir parçası olması durumuna dair Saar, şu ifadeleri kullandı: “Esirleri geri getirmek için hiçbir yöntemi dışlamıyoruz” diyen Saar, “Savaş hedeflerine ulaşmadığımız sürece geçici doğası olan herhangi bir ateşkes yapılmayacaktır.”

Hükümetin Filistin politikasına eleştiri

Şubat ayında yapılan İsrail kabine toplantısında Filistin devletinin kurulmasına karşı oy kullanan Saar, geçen ay, 7 Ekim olaylarına yönelik sivil soruşturma komitesine verdiği ifadede, “7 Ekim, 30 yıllık yanlış politikanın sonucudur. Lübnan ve Gazze’den tek taraflı çekilmeler, kontrolün kaybedilmesine yol açtı ve terör ordularının kuzey ve güney sınırlarımızı ele geçirmesine izin vererek İsrail devletine sürekli bir tehdit oluşturdu” dedi.

Mayıs ayında hükümetten istifasından iki ay sonra Maariv gazetesine verdiği röportajda ise Saar, “Bu hükümetin herhangi bir şeyde başarılı olduğunu düşünmüyorum, savaşta bile maalesef. Evet, bu hükümet değiştirilmelidir” ifadelerini kullanmıştı.

Filistin devletinin tanınması ve iki devletli çözüm konusuna dair Saar, “İki devlet saçmalığına küresel destek sağlanmasına kim neden oldu? Biz” ifadelerini kullanarak, İsrail hükümetlerini, Filistin Kurtuluş Örgütü üyelerini Lübnan’dan getirterek Filistin yönetimini kurdurmakla itham etmişti.

Ortadoğu

WSJ: Petrol piyasasındaki toparlanma İran’ın elini zayıflatıyor

Yayınlanma

The Wall Street Journal gazetesinin analizine göre, ABD ile İran arasındaki savaşın ardından petrol piyasasının hızla toparlanması Tahran yönetiminin küresel ekonomi üzerindeki diplomatik nüfuzunu kısıtlıyor. Uzmanlar Hürmüz Boğazı’ndaki tanker geçişlerinin artması ve üretimin canlanmasıyla petrol fiyatlarında yeni düşüşler öngörüyor.

Analistlerin değerlendirmelerini inceleyen The Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, petrol piyasasının ABD ile İran arasındaki savaştan önceki seviyelere doğru hızla toparlandığını, bu durumun Tahran’ın piyasa üzerindeki etki gücünü risk altına soktuğunu yazdı.

Sektör analizleri, halihazırda varil başına yaklaşık 70 dolar seviyesinde seyreden petrol fiyatlarının önümüzdeki aylarda daha da düşebileceğine işaret ediyor.

Macquarie ve Citigroup analistleri, petrolün varil fiyatının 60 dolara kadar gerileyebileceğini tahmin ediyor.

Fiyat düşüş beklentisinin yanı sıra Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan tanker taşımacılığı hızla eski seyrine dönüyor ve Basra Körfezi’ndeki petrol üreticileri atıl durumdaki kuyularını yeniden devreye sokuyor.

WSJ, küresel petrol rezervlerinin yeniden doldurulmasının ise çok daha uzun zaman alacağını belirtiyor. Gazeteye göre ülkeler rezervlerini ne kadar hızlı takviye ederse, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidiyle küresel ekonomiyi baskı altına alma ihtimali de o kadar azalacak.

WSJ tarafından görüşlerine başvurulan analistler, küresel stokların yenilenmesinin aylar, hatta yıllar alabileceğini düşünüyor.

Bu sürecin hızlanmasında fiyatlardaki düşüş ile piyasada beklenmedik bir arz fazlasının oluşması olmak üzere iki temel faktör rol oynuyor.

JPMorgan Emtia Stratejisi Grubu Başkanı Natasha Kaneva, duruma ilişkin değerlendirmesinde, “Petrol arzındaki keskin artış, en azından şu an için bu arza ihtiyaç duymayan bir piyasa ile karşı karşıya kalmak üzere” ifadelerini kullandı.

Araştırma şirketi Commodity Context’in kurucusu Rory Johnston ise piyasanın önce tehlikeli bir arz daralmasıyla burun buruna gelip ardından neredeyse bir bolluk aşamasına ulaşmasını “neredeyse komik bir gelişme” olarak nitelendirdi.

Gazetenin paylaştığı verilere göre, şu sıralar Hürmüz Boğazı’ndan günde 30 ile 60 arasında tanker geçiş yapıyor. Bu sayı savaş öncesi dönemden daha düşük olsa da küresel petrol piyasasındaki baskıyı hafifletmeye yetiyor.

Danışmanlık şirketi Vortexa’nın verileri, haziran ayında boğazdan günde ortalama 4,7 milyon varil olmak üzere toplamda yaklaşık 140 milyon varil petrol taşındığını ortaya koyuyor.

Mayıs ayında ise günlük taşınan miktar 2 milyon varil seviyesinde kalmıştı. Temmuz ayının başından itibaren bu rotadaki petrol akışı, savaş öncesi döneme ait göstergelerin yaklaşık yüzde 40’ına ulaştı.

Deniz taşımacılığının ve Hürmüz Boğazı üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) transit geçişlerinin yeniden başlaması üzerine Hindistan hükümeti, 4 Temmuz tarihinde öncelikli olmayan ekonomik sektörlere yönelik LNG tedarik kısıtlamalarını kaldırdığını açıkladı.

Boğazdaki hareketlilik, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptı imzalanmasının ardından kısmen eski haline döndü. Orta Doğu’da jeopolitik gerilimin tırmandığı mart ayı başında Brent petrolün varil fiyatı 119,5 dolara kadar yükselmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran halkı Hamaney’in cenazesi için seferber oldu

Yayınlanma

İran İslam Cumhuriyeti, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen dini lider Ayetullah Ali Hamaney için bir hafta sürecek kitlesel cenaze törenleri düzenliyor. Pazartesi sabahı Hamaney’in tabutu Azadi Meydanı’na doğru tarihi bir cenaze alayıyla taşınırken, milyonlarca İranlı Tahran sokaklarını doldurdu.

Pazartesi günü başkent Tahran’da büyük tören alayı için dev kalabalıklar toplandı. Siyahlar giyen ve yas içinde göğüslerini döven büyük kalabalıklar, cenaze konvoyuna eşlik etmek için Tahran sokaklarını doldurdu.

Yetkililer, törenlere milyonlarca kişinin katıldığını açıkladı. Bu, bir hafta süren büyük anma törenlerinin şimdiye kadarki en kitlesel günü oldu.

Sabahın erken saatlerinde başlayan törene bayrak ve posterlerle katılan milyonlarca İranlı, başkentte Demavend Caddesi’nden başlayarak İmam Hüseyin, İnkılap ve Azadi meydanlarını doldurdu.

Tahran’daki törenlere yalnızca başkentte yaşayanlar değil ülkenin farklı şehirlerinden de katılım sağlandı. Şehir dışından gelen bazı İranlılar parklarda çadır kurdu ve geceyi orada geçirdi.

Törende sık sık ABD ve İsrail aleyhine sloganlar atıldı ve “intikam” çağrıları yapıldı.

Törenin gerçekleştirildiği caddelerde halka aşırı sıcaklardan etkilenmemeleri için su ve çeşitli içecekler ikram edilirken aynı zamanda kahvaltılık dağıtıldı.

Gerçekleştirilen geniş kapsamlı veda töreninin akşam saatlerine kadar devam etmesi bekleniyor. Hamaney ve ailesinin cenazeleri, İmam Rıza Türbesi şeklinde tasarlanan özel tırın içinde halkın arasında dolaştırıldı.

Resmi tören

Hamaney için resmi devlet töreni, geçen hafta cuma günü Tahran’daki İmam Humeyni Musalla Camisi’nde gerçekleştirilmiş ve yaklaşık 100 ülkeden hükümet ve meclis başkanları, dışişleri bakanları ve hükümetlerin özel temsilcileri katılım sağlamıştı.

Hamaney için halkın katıldığı veda töreni ise cumartesi günü İmam Humeyni Musalla Camisi’nde gerçekleştirilmiş, pazar günü aynı yerde cenaze namazı kılınmıştı.

Hamaney’in naaşı, Tahran’daki son törenin ardından Kum kentine götürülecek ve yarın Kum’da da cenaze töreni düzenlenecek. Cenaze, daha sonra Irak’a götürülecek, Necef ve Kerbela kentlerinde de tören gerçekleştirilecek.

Hamaney’in naaşı, daha sonra Meşhed kentine getirilecek ve son tören 9 Temmuz Perşembe günü burada gerçekleştirilecek. Törenin ardından Hamaney’in naaşı, İmam Rıza Türbesi’nde ayrılan özel alana defnedilecek.

Pazar günü, öldürülen liderin üç oğlu Tahran’daki büyük bir namazgâhta tabutunun yanında dua etti. Ancak Hamaney’in yerine İran’ın yeni dini lideri seçilen oğlu Mücteba Hamaney törene katılmadı. İsrail’in yeni dini lideri hedef alabileceği ve güvenlik gerekçesiyle Mücteba Hamaney’in törenlere katılmayacağı düşünülüyor.

İran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran Hürmüz Boğazı’nda yeni hizmet bedeli düzenlemesine hazırlanıyor

Yayınlanma

İran’ın Pekin Büyükelçisi Abdülrıza Rahmani Fazli, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden güvenlik ve idari hizmet bedeli alınacağını, ancak Çin ve diğer dost ülkelere özel değerlendirme yapılacağını açıkladı. Umman ile yeni düzenlemeler üzerinde koordinasyon yürüttüklerini belirten Fazli, bu uygulamanın uluslararası hukuka aykırı bir geçiş ücreti olmadığını vurguladı.

İran’ın Pekin Büyükelçisi Abdülrıza Rahmani Fazli, Pekin’de düzenlenen Dünya Barış Forumu’nda yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden hizmet bedeli tahsil edileceğini bildirdi.

Büyükelçi Fazli, boğazın bir bölümünün İran kara sularında yer alması nedeniyle bu kararın alındığını kaydetti.

Alınacak bedelin uluslararası deniz hukukuna göre yasa dışı kabul edilen bir “geçiş ücreti” olmadığını vurgulayan Fazli, bu ödemenin güvenlik ve idari hizmetlerin karşılığı olacağını belirtti.

Yeni düzenlemelerin boğazdan geçiş güvenliğinin sağlanması, gemi trafiğinin denetlenmesi ve çevre kirliliğinin kontrol edilmesiyle ilgili olacağını aktaran Fazli, Umman ile bu konuda işbirliği ve koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti.

İran merkezli NourNews ajansının aktardığına göre Fazli, Çin ve diğer dost ülkelerin gemilerinden alınacak hizmet bedelinin düzeyi ve türü belirlenirken “özel değerlendirmeler” yapılacağını dile getirdi.

Çin ile enerji ilişkileri ve yaptırımlar

1990’ların başından bu yana sanayileşme süreci ve kömüre bağımlılığı azaltma politikası kapsamında İran’dan ham petrol ithal eden Çin, Tahran’ın en büyük petrol alıcısı konumunda.

Çin’in alımları, İran’ın toplam petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını oluşturarak ülke yönetimi ve ordusuna yıllık on milyarlarca dolarlık gelir sağlıyor.

ABD’nin ekonomik yaptırımları nedeniyle bu petrolün önemli bir kısmı, menşeini gizlemek amacıyla çeşitli aktarma merkezleri ve “gölge filo” aracılığıyla taşınıyor.

Hürmüz Boğazı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik askeri hamlelerinin ardından Tahran tarafından kapatılmıştı. Nisan ayında enerji fiyatlarının yükselmesi üzerine ABD, İran’ın petrol ihracatını engellemek amacıyla ülkenin güney limanlarına deniz ablukası uyguladı.

Taraflar arasında çatışmaların durdurulması amacıyla 15 Haziran’da imzalanan Mutabakat Zaptı, ticari gemilerin 60 gün boyunca boğazdan ücretsiz geçişine olanak tanıyor.

Bu süreçte Umman, boğazın merkezindeki güzergah mayınlardan temizlenirken gemilerin kendi kıyısına yakın bir güney rotası ile İran kıyısındaki bir kuzey rotasını kullanmasını önerdi.

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile hazırlanan bu plan, coğrafi yapı gereği iki ülkenin kara suları arasında seyretmek zorunda olan gemiler için alternatif olarak sunuldu.

Ancak İran, ABD denetiminde olacağı gerekçesiyle güney rotası önerisini Mutabakat Zaptı’nın 5. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle reddetti. Geçen perşembe günü İran güçlerinin bu güney rotasını kullanan Singapur bandıralı bir ticari gemiye müdahale etmesinin ardından IMO’nun bu girişimden vazgeçtiği bildirildi.

“Hürmüz’de eski statüye dönüş yok”

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, cuma günü yaptığı açıklamada, İran ve Umman’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin ortak yönetimi ve düzenlenmesi konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu.

Tahran yönetimi, ABD’nin liman ablukalarına ve su yolundaki denetimi zayıflatma girişimlerine rağmen savaş öncesindeki statüye dönülmeyeceğini yineliyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve başmüzakereci Kazım Garibabadi de konuya ilişkin açıklamasında, Hürmüz Boğazı’nın CENTCOM’un değil, İran’ın komutası altında olduğunu ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English