Ortadoğu
Gallant’ın kovulmasının perde arkası: Orduya “haddini bildirme” hamlesi

“Yargı reformu”na kadar uzanan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yoav Gallant arasındaki anlaşmazlığın Gallant’ın görevden alınmasıyla sonuçlanması Gallant’ın ötesinde bir anlam taşıyor. Joe Biden yönetiminin “konuşmayı tercih ettiği” isimlerden biri olan Gallant’ın tam da ABD’deki seçim gecesi kovulması, İsrail ordusuna da “haddini bildirme” hamlesi.

Netanyahu ile kendi partisinden bakan olan Gallant arasındaki anlaşmazlığın geçmişi neredeyse koalisyonun kurulduğu ilk günlere dayanıyor.
2023’te 7 Ekim öncesinde Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümeti Yüksek Mahkeme’yi baypas etme girişiminde bulundu. Hükümete karşı hemen her gün düzenlenen protestolar bu girişim nedeniyle zirveye ulaştı ve o süreçte Gallant, hükümetin girişimden geri adım atması gerektiğini savundu. İsrail ordusundaki yedek askerler peş peşe açıklamalar yaparak, eylemlere katılarak ve bir kısmı da istifa ederek yargı reformuna karşı çıktı. Gallant’ı endişelendiren, girişimin güvenlik güçlerinin üzerindeki olumsuz etkisiydi.
Netanyahu ve aşırı sağcı ortaklarının hedefi haline gelen Gallant’ın koltuğu ilk kez o zaman tehlikeye girdi. Netanyahu Gallat’ı görevden alma teşebbüsünde bulundu ancak ülke genelindeki yoğun protestolar nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldı.
7 Ekim 2023’teki Hamas baskını ve akabinde başlayan İsrail saldırıları anlaşmazlığın derinleşmesine yol açtı. Gazze’ye yönelik saldırıların yürütülme biçimi, Gazze’nin geleceği, Hamas’ın ne olacağı gibi konularda karşı karşıya gelen iki isim arasında tansiyon zaman zaman kamuoyuna da yansıyacak şekilde yükseldi.
Ülkede şok etkisi yaratan Hamas’ın 7 Ekim baskını sonrası Gallant, güvenlik zaaflarıyla ilgili bağımsız bir soruşturma yürütülmesini talep etti, “Hepimizi incelemeliyiz: Hükümet, ordu ve güvenlik servisleri…” dedi. Ancak daha ilk günden başarısızlığın sorumluluğunu üstünden atmaya çalışan Netanyahu soruşturma çağrılarına olumlu yanıt vermedi.
İsrail ordusu, 7 Ekim’in şokunu atlatamadan hedefi ve ne zaman sona ereceği üzerinde tartışmaların eşliğinde Gazze’de saldırılara başladı.
Netanyahu’nun “mutlak zafer” diye nitelendirdiği ve “Hamas’ın ortadan kaldırılmasını” öngören İsrail’in savaş hedefleri Gazze konusundaki anlaşmazlığın ana konularından biri oldu. Gallant’a göre Hamas zayıflatılabilir ancak ortadan kaldırılması mümkün değil, dolayısıyla “mutlak zafer” hedefi “tamamen saçmalık.”
Aslında mutlak zafer tartışmasının kökeni de Gazze’yi kimin yöneteceği ile ilgili planlara dayanıyor. Gallant, Gazze’nin Filistin Yönetimi liderliğinde Hamas’tan olmayan Filistinlilerce yönetmesi gerektiğini savunuyor. Bu aslında ABD’nin de planıydı. Bu kapsamda Filistin Yönetimi’nin “yeniden yapılandırılması” bile gündeme geldi. Ancak Netanyahu ve onun sağcı ortakları Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi yönetmesine şiddetle karşı çıkıyor. İsrail ordusunun Gazze’de kalıcı olmasının önünü açacak “Generallerin Planı” gibi formülleri gündeme getiriyor.
Ancak ABD’den gelecek tepkilerden çekinen Netanyahu, Gazze’de kalıcı varlık bulundurma niyetini açıkça beyan edemiyor. Bu da Gazze’de sonu ve gerçekçi bir hedefi olmaksızın ordunun sahaya gönderildiği eleştirilerini beraberinde getiriyor. Gallant, başta olmak üzere ordunun üst kademesindeki diğer isimler, hükümetin stratejik bir planı olmadığını, bu konuda ordunun hazırladığı planları görmezden geldiğini, başka bir plan da ortaya koymadıklarını kamuoyu önünde de dile getirdiler.
Gazze’deki savaş uzadıkça ve katledilen Filistinlilerin sayısı muazzam rakamlara ulaşırken Hamas’ın gardını düşürmemesi kayıplar veren orduyu yıprattı. Bu noktada ABD’nin girişimiyle gündeme gelen ateşkes ve esir takası önerileri, Netanyahu’nun yeni talepler öne sürmesiyle çıkmaza girdi. Gallant, büyük ölçüde İsrail ile birlikte hazırlanan ABD’nin ateşkes önerisini desteklerken Netanyahu, İsrail ordusunun Mısır ile Gazze sınırındaki 14 kilometrelik Philadelphia Koridoru kalması gibi şartlar öne sürdü. Hamas’ın reddettiği bu şartlar müzakere masasını dağıttı. Gallant, İsrail’in koridorda “bulunması ila bulunmamasının güvenlik engeli oluşturmadığı” görüşünde.
Gazze ile ilgili tartışmalar devam ederken İsrail kuzeyde Lübnan’a karşı ikinci cepheyi açtı. Hizbullah’a yönelik mücadelenin hava operasyonlarıyla devam etmesini savunan Gallant’a karşı Netanyahu, karadan işgal emrini verdi. Lübnan’ın güneyine girmeye çalışan İsrail ordusu ağır kayıplar yaşadı. Gallant, ordunun Lübnan’ın güneyinden çekilmesi için “kara operasyonunun hedefine ulaştığını” açıkladı ve ona göre artık “diplomasi devreye girebilir.” Ancak Netanyahu diplomasiye sıcak baktığını açıklasa da Gazze’de olduğu gibi Lübnan cephesinde de kabul edilmesi imkansız şartlar öne sürmekten geri durmadı.
Lübnan cephesindeki bu kamplaşma, iç cephedeki askerlik muafiyeti tartışmalarıyla eş zamanlı yaşandı.
İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Haredilerin askerlikten muaf tutulmasına ve Tevrat okullarında eğitim gören Haredilere maddi destek verilmesine yönelik yasaları iptal etmesi sonrası Netanyahu, ortaklarını koalisyon içinde tutmak için mahkeme kararını baypas etmeye yönelik girişimlerde bulundu. İsrail ordusu iki cephede açıktan savaşırken Haredilere askerlik muafiyeti sağlayacak girişimlerine Gallant karşı çıktı.
Bu tartışmanın devamı niteliğindeki son olay, Pazar günü patlak verdi. Netanyahu, askerlik hizmetini yerine getirmekle yükümlü olan ancak bunu yapmayan Haredi erkeklerin çocuklarının devlet tarafından finanse edilen kreş sübvansiyonlarından yararlanmaya devam etmesini garanti altına almayı amaçlayan yasa tasarısını Meclis’ten geçirmek için partisine baskı yaptı. Ancak Gallant bu yasa tasarısına da karşı çıktı.
Özetle, Savunma Bakanı Gallant sadece Netanyahu değil Netanyahu’ya başbakanlık koltuğunu garantileyen aşırı sağ ve ultra-Ortodoks partilerle de karşı karşıya geldi.
Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Smotrich gibi aşırı sağcılar Gazze ve Lübnan gibi savaş cephelerindeki tutumu nedeniyle Gallant’ı eleştirirken Galant askerlik muafiyeti tartışmasında ultra-Ortodoks partilerin hedefi oldu. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının hemen öncesinde Netanyahu’nun siyasi müttefiklerine söz konusu saldırılardan sonra Gallant’ı görevden alacağına dair söz verdiği ortaya çıktı.
Netanyahu’ya sert mektup: Gallant’ın bakanlıkta günleri sayılı…
Nitekim bu saldırılardan kısa bir süre sonra tam da ABD Başkanlık seçiminin olduğu gün, Gallant görevden alındı. ABD seçimlerinin olduğu gün, bu adımın atılması ayrıca anlamlı. Çünkü Joe Biden yönetiminin Netanyahu ile anlaşmazlık yaşadığı sır değil. 7 Ekim sonrası süreçte Washington, İsrail hükümeti ile Gazze’de Hamas sonrası, ateşkes, esir takası, Lübnan gibi konularda defalarca karşı karşıya geldi. Netanyahu’nun verdiği sözleri tutmadığı, söz verip geri adım attığı ve ABD planlarını geçiştirdiği bu nedenle Biden yönetiminin hükümet içindeki diğer aktörlerle görüşmeyi daha çok tercih ettiği biliniyordu. İşte Gallant, Biden yönetiminin konuşmayı tercih ettiği isimlerden biriydi.
Washington ziyaretine veto: Misillemenin ayrıntıları ABD ile paylaşmak istemiyor
Netanyahu’nun bazı konularda Biden yönetimi ile ters düşmesinin nedeni siyasi olarak hayatta kalma çabasından başka bir şey değil. Çünkü Biden’ın planları hükümet içindeki radikallerin hoşuna gitmiyor ve onlar da Netanyahu’yu bu planlara evet demesi halinde hükümetten çekilmekle tehdit ediyor.
Biden yönetiminin Gallant tercihi de Gallant’ın kişiliğinden ziyade İsrail ordusunun tarihsel olarak ABD ile ilişkileri önceleyen tutumundan ileri geliyor. İsrail ordusundan yetişen askerler ve asker kökenli siyasetçilerde ABD ile ilişkileri İsrail’in ulusal çıkarı için elzem görme eğilimi ağır basıyor. Gallant da o genel eğilimin yani ordunun eğiliminin İsrail siyasetindeki yüzü konumunda.
O yüzden bu görevden alma, Gallant’ın ötesinde de bir anlam da taşıyor. Aşırı sağcı ve ultra-Ortodoksların kontrolündeki Netanyahu hükümeti, bir anlamda orduya da “haddini bildiriyor.”
Ortadoğu
İran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı

İran ile ABD arasında varılan barış anlaşmasının 14 maddelik taslak metni İran basınında yer aldı. Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaların derhal durdurulmasını öngören anlaşma kapsamında, yaptırımların askıya alınması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılması planlanıyor.
İran’ın resmi haber ajansı Mehr, ABD ile İran arasında varılan barış anlaşması taslağının 14 maddelik içeriğini yayımladı. Belgede, tarafların askeri faaliyetleri durdurmasından yaptırımların kaldırılmasına, Hürmüz Boğazı’nın durumundan nükleer müzakerelere kadar birçok kritik başlık yer alıyor.
Mehr ajansının aktardığı 14 maddelik taslak metinde şu maddeler bulunuyor:
- Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri faaliyetlerin kalıcı ve derhal durdurulması.
- ABD’nin İran’ın iç işlerine karışmamayı ve İran’ın egemenliğine saygı duymayı taahhüt etmesi.
- Deniz ablukasının 30 gün içinde tamamen kaldırılması.
- ABD’nin İran çevresindeki bölgelerden askerlerini çekmeyi taahhüt etmesi.
- Hürmüz Boğazı’nın, İran’ın onayıyla 30 gün içinde yeniden faaliyete açılması.
- Petrol, petrokimya ürünleri ve türevlerinin satışına yönelik yaptırımların askıya alınması ve İran’ın finansal varlıklarına tam erişim sağlanması.
- ABD ve müttefiklerinin, İran’ın yeniden imarı için en az 300 milyar dolar değerinde planlar sunması.
- Nükleer konularda nihai bir anlaşmaya varmak; ABD’nin birincil ve ikincil yaptırımları ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararlarını tamamen kaldırmak amacıyla 60 gün içinde müzakerelerin yapılması.
- İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) bağlılığını teyit etmesi ve nükleer silah üretmeme taahhüdünde bulunması.
- ABD’nin bölgedeki asker sayısını artırmamayı ve yeni yaptırımlar uygulamamayı taahhüt etmesi.
- 60 günlük nihai müzakereler sürecinde İran’ın bloke edilen 24 milyar dolarlık fonunun serbest bırakılması. Bu tutarın yarısının müzakereler başlamadan önce İran’a sunulması.
- Anlaşmanın uygulanmasını denetlemek amacıyla bir izleme mekanizmasının kurulması.
- Nihai anlaşmanın BMGK kararıyla onaylanması.
- İran’ın dondurulan fonlarının yarısı serbest bırakılmadan, İran petrolüne yönelik yaptırımlar askıya alınmadan ve deniz ablukası kaldırılmadan nihai müzakerelerin başlamaması. Nihai anlaşmaya sadece zenginleştirilmiş materyallerin ve uranyum zenginleştirmenin geleceği, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın ekonomik kalkınma programı konularında varılması. İran’ın füze programı ile direniş gruplarına verdiği desteğe dair tartışmaların gündemden kesin olarak çıkarılması.
Financial Times (FT) gazetesinin bir kaynağa dayandırdığı habere göre, anlaşma koşulları uyarınca Hürmüz Boğazı, anlaşmanın imzalanmasını takip eden ilk 30 gün içinde mayınlardan temizlendikçe kademeli olarak deniz trafiğine açılacak. Ayrıca İran, 60 gün boyunca gemilerin geçişinden ücret almamayı taahhüt ederken, ABD de buna karşılık deniz ablukasını kaldıracak.
Gazete ayrıca anlaşmanın, İran’ın nükleer silah edinmekten veya geliştirmekten vazgeçmesini içerdiğini aktardı. Tahran ve Washington, İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stoklarıyla ilgili atılacak adımları belirlemek üzere 60 gün içinde müzakereler yürütecek.
FT, İran’ın elinde şu anda 9 tondan fazla zenginleştirilmiş uranyum bulunduğunu ve bunun yaklaşık 440 kilogramının silah düzeyine yakın derecede zenginleştirildiğini belirtti.
Gazeteye konuşan kaynaklar, İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesinin kademeli olacağını ve anlaşmanın imzalanmasının ardından başlayacak müzakerelerdeki ilerlemeye bağlı kalacağını ifade etti.
ABD ve İran’ın barış anlaşması imzaladığı; ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi tarafından doğrulandı. Resmi imza töreninin 19 Haziran Cuma günü gerçekleştirileceği bildirildi.
Öte yandan İran’ın Fars haber ajansı, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterliği raporuna dayandırdığı haberinde, Tahran’ın müzakereleri iptal etmeye hazırlandığını ancak Trump’ın tavizler vererek İran’ı ikna ettiğini yazdı.
Raporda, “Beyrut’a yönelik saldırının ardından İran müzakereleri iptal etmişti ve siyonist rejimi vurmaya hazırdı. Ancak nihayetinde ABD Başkanı’nın son dakikada verdiği tavizler; Lübnan’ın toprak bütünlüğünün korunması, İsrail askerlerinin Lübnan dahil olmak üzere geri çekilmesi ve ablukanın kaldırılması gibi sözler, Tahran’ı bu karardan vazgeçmeye ikna etti” ifadelerine yer verildi.
Daha önce ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın ilk olarak elektronik ortamda imzalanacağını, ardından tarafların bir hafta içinde Avrupa’da bir yerde bir araya gelerek yüz yüze imza atacaklarını açıklamıştı.
Pakistan Başbakanı Şerif ise törenin İsviçre’de yapılacağını belirtti.
Ortadoğu
Oxfam raporu: Batı Şeria’daki can kayıpları son 17 yılı geçti

Oxfam, işgal altındaki Batı Şeria’da 2023 yılından bu yana İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerce öldürülen Filistinli sayısının, önceki 17 yılın toplamını aştığını duyurdu. Birleşmiş Milletler verilerine dayandırılan raporda, son iki yılda bölgede 268’i çocuk olmak üzere en az 1244 Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, işgal altındaki Batı Şeria’da Gazze savaşıyla bağlantılı gelişmelerin başladığı 2023 yılından bu yana İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimciler tarafından öldürülen Filistinli sayısının, önceki 17 yılın toplamını geride bıraktığını açıkladı.
Birleşmiş Milletler (BM) verilerine dayanan rapora göre, son yirmi yılda bölgede hayatını kaybeden her beş Filistinliden birini çocuklar oluşturuyor.
Raporda, 2006 ile 2022 yılları arasındaki 17 yıllık dönemde İsrail askerleri ya da silahlı Yahudi yerleşimciler tarafından 225’i çocuk olmak üzere toplam 1036 Filistinlinin öldürüldüğü belirtildi.
Buna karşılık, 2023 yılından geçen yıla kadar olan iki yıllık süreçte ise 268’i çocuk olmak üzere en az 1244 Filistinlinin hayatını kaybettiği bilgisi paylaşıldı.
Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki operasyonunun ardından İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik başlattığı ve BM uzmanları ile insan hakları örgütleri tarafından “soykırım” olarak nitelendirilen askeri harekatın, Batı Şeria’daki şiddet sarmalını da benzeri görülmemiş bir düzeye çıkardığı kaydedildi.
Raporda; İsrail ordusunun mülteci kamplarını sistematik olarak yıkması, baskınlar düzenlemesi, Yahudi yerleşimcileri silahlandırarak teşvik etmesi ve Filistinlilerin hareket özgürlüğüne ağır kısıtlamalar getirmesinin bölgedeki krizi derinleştirdiği vurgulandı.
Yerinden edilen Filistinlilerin sayısı artıyor
Oxfam ve diğer insan hakları örgütleri, İsrail ordusunun yoğunlaşan operasyonları ile yerleşimci şiddetini “etnik temizlik” olarak nitelendiriyor.
Oxfam İnsani Yardım Politikaları Uzmanı Büşra Halidi konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Batı Şeria’da artan sivil ölümleri trajik ve dehşet verici. Dünyanın gözü Gazze’ye çevrilmişken, Batı Şeria’daki saldırılar hız kesmeden tırmanmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Raporda yer alan verilere göre, son üç yıl içinde Batı Şeria’da yaklaşık 46 bin Filistinli; İsrail ordusunun operasyonları, yıkımları, yerleşimci şiddeti ve erişim kısıtlamaları nedeniyle yerinden edildi.
Bu sayının, önceki 14 yıllık dönemde zorunlu göçe maruz kalan 13 bin kişinin oldukça üzerinde bir tabloya işaret ettiği aktarıldı.
Bu durumdan en çok etkilenen grupların başında göçebe Bedevi topluluklarının geldiği, BM verilerinin en az 5 bin 900 Bedevinin topraklarından zorla çıkarıldığını belgelediği ifade edildi.
Askeri kontrol noktalarında rekor artış kaydedildi
Bölge halkının yalnızca evlerinin yıkılmasıyla değil, boru hatları da dahil olmak üzere hayati önem taşıyan sivil altyapının sistematik olarak tahrip edilmesiyle karşı karşıya kaldığı bildirildi.
Oxfam, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria genelinde 3 milyon Filistinlinin hareket özgürlüğünü kalıcı veya aralıklı olarak engelleyen askeri kontrol noktası ve barikat sayısının rekor düzeye ulaşarak 925’e yükseldiğini aktardı.
Bu rakamın, önceki 20 yılın yıllık ortalaması olan 647 kısıtlama noktasına göre yüzde 43’lük bir artış anlamına geldiği kaydedildi.
İşgal altındaki topraklarda yaşanan bu sürece rağmen savunmasız topluluklara insani yardım ulaştırmaya devam ettiğini belirten yardım kuruluşu, uluslararası topluma çağrıda bulunarak İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki yasa dışı işgaline ve toprakları ilhak girişimlerine derhal son verilmesi gerektiğini vurguladı.
Ortadoğu
İran ve ABD arasında barış mutabakatı: Taslak metindeki maddeler neler?

İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirecek mutabakat muhtırasının metni neredeyse tamamlanırken, taslağın Tahran yönetiminin sunduğu 14 maddelik plan temelinde şekillendiği bildirildi. İki ülke arasında 60 günlük bir müzakere takvimi öngören taslak, nükleer programdan yaptırımların kaldırılmasına, el konulan varlıklardan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine kadar kritik başlıkları içeriyor.
İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirecek mutabakat muhtırasının metni büyük ölçüde tamamlandı ve halihazırda İranlı yetkili organların incelemesine sunuldu.
İran resmi haber ajansı IRNA, barışın sağlanması adına Tahran’ın hangi şartlar üzerinde mutabık kaldığını ayrıntılarıyla aktardı.
Savşaı sonlandıracak muhtıranın ana metni, İran’ın sunduğu 14 maddelik plan temelinde ve Tahran’ın “nükleer dosya müzakerelerinin savaşın sona ermesinden sonraya ertelenmesi” önerisi çerçevesinde hazırlandı.
IRNA’nın haberinde, Washington yönetiminin başından beri Tahran’ın önerisindeki ilkeleri kabul ettiği belirtildi.
Mutabakat taslağında yer alan maddeler
İran organlarının incelemesindeki mutabakat muhtırası taslağında şu maddeler öne çıkıyor:
- Nükleer Anlaşma: İran yeni hiçbir taahhüt altına girmiyor ve barışçıl nükleer programının çerçevesi korunuyor. Nükleer programa ilişkin her türlü müzakere, muhtıranın imzalanmasından sonraki 60 gün içinde gerçekleştirilecek. IRNA’ya göre taraflar, İran’ın uranyum zenginleştirme hakkını ve zenginleştirilmiş uranyumu ülke içinde tutmasını ele alacak.
- Hürmüz Boğazı: İran, boğazın yönetiminden feragat etme veya seyrüsefer düzenini savaş öncesi döneme döndürme taahhüdünde bulunmuyor. Belgede yalnızca çatışmanın sona ermesi durumunda seyrüseferin normalleştirilmesi, güvenliğin sağlanması, ablukanın kaldırılması ile ABD ve İsrail kaynaklı tehditlerin bertaraf edilmesi öngörülüyor. IRNA, ABD’nin gelecekte boğazın yönetiminde hiçbir rol oynamayacağını aktardı.
- Savaşın Tüm Cephelerde Sona Ermesi: Muhtıranın imzalanmasındaki temel amaç, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın durdurulması olarak belirlendi. Mevcut taslağın imzalanması halinde ABD, İsrail’i İran’daki çatışmayı durdurmaya zorlama taahhüdü altına giriyor.
- Bloke Edilen Varlıklar: Tahran, dondurulan varlıklarının serbest bırakılması konusunda, kendi önerdiği somut mekanizmalar temelinde net garantiler aldı. Muhtıranın imzalanması durumunda varlıkların bir kısmı derhal, kalan kısmı ise müzakereler sürecinde kademeli olarak serbest bırakılacak.
- Tazminat: Tahran, çatışma sırasında ülkeye verilen zararlar için üçüncü taraflardan tazminat alınması konusunda belirli garantiler elde etti. Hasar tazmin mekanizması, muhtıranın imzalanmasını takip eden 60 günlük müzakereler sırasında kararlaştırılacak.
- Yaptırımlar: Anlaşmanın imzalanmasından sonraki 60 gün içinde ABD ve uluslararası kuruluşlar tüm yaptırımların kaldırılmasını değerlendirmeyi taahhüt ediyor. Bu hususta İran nükleer dosya konusunda yeni bir garanti vermezken, karşı taraf da yaptırımların tamamen kaldırılacağına dair kesin bir taahhütte bulunmuyor.
- Gelecekteki Müzakereler: Muhtıra kapsamında 60 günlük bir müzakere planı öngörülüyor. Bu süreçte taraflar üç temel konuyu karara bağlayacak: İran’ın barışçıl nükleer programının sürdürülmesi, ABD yaptırımlarının kaldırılması ve zarar tazmin mekanizması. Müzakerelerde bu konuların dışında hiçbir başlık gündeme getirilmeyecek.
Haberde, mesaj alışverişi sürecinde Tahran’ın öngörülen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin üçüncü ülkelerden ek garantiler aldığı ve bir dizi aracıyla görüşmeler yürüttüğü kaydedildi.
Ancak IRNA, Washington’ın geçmişte ateşkes mutabakatlarını defalarca ihlal ettiğine işaret ederek, anlaşmanın imzalanmasının tarafların maddelere kesin olarak uyacağı anlamına gelmediğini vurguladı.
Daha önce İran’ın Mehr haber ajansı, kaynaklarına dayandırdığı haberinde ABD ile yürütülen mutabakat zaptı taslağındaki 14 maddeyi açıklamıştı.
Bu maddeler arasında yukarıdakilerin yanı sıra ABD’nin bölgedeki asker sayısını artırmama taahhüdü, Washington’ın İran’ın iç işlerine karışmaması ve egemenliğine saygı duyması ile anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek bir izleme mekanizmasının kurulması gibi unsurlar da yer alıyordu.
Müzakerelerin diplomatik arka planı
ABD merkezli haber portalı Axios, tarafların taslak metin üzerinde uzlaştığını ancak metnin nihai onay beklediğini aktardı. Haberde, muhtıranın “ABD’nin tüm taleplerini karşıladığı” iddia edildi.
Aynı dönemde Bloomberg ise ABD ve İran’ın çatışmayı çözmek amacıyla kuryeler ve Pakistanlı aracılar üzerinden mesajlaşarak dolaylı diplomatik yollarla müzakereler yürüttüğünü bildirdi.
Axios muhabiri Barak Ravid, bir kaynağa dayandırdığı bilgisinde, 11 Haziran akşamı ABD Hava Kuvvetleri’ne ait uçakların ekipmanlarıyla birlikte imza töreninin hazırlıkları için Cenevre’ye hareket ettiğini yazdı.
Gelişmelerin ardından açıklama yapan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, ABD ile barış anlaşması metninin temel maddeler üzerindeki çalışmalarının neredeyse tamamlandığını doğruladı.
Bekai, “Buradaki sorun, ABD’nin çelişkili pozisyonlarının bu süreçte her zaman dalgalanmalara ve kesintilere yol açmış olmasıdır” ifadelerini kullandı.
Tarafların barış anlaşmasına yakın olduklarını açıklamalarına rağmen, birkaç gün önce karşılıklı askeri saldırılar gerçekleşmişti. ABD Başkanı Donald Trump, Washington’ın İran’a yönelik yeni saldırılar düzenlemeye, İran’ın Hark Adası’nı ele geçirmeye ve Venezuela örneğinde olduğu gibi İran’ın petrol ve doğalgaz piyasalarını kontrol altına almaya hazır olduğunu beyan etmiş, ancak daha sonra bu saldırı planlarını iptal ettiğini açıklamıştı.
İran Dışişleri Bakanlığı ise ABD saldırılarının ateşkes sürecini “pratik olarak anlamsız” hale getirdiğini savunmuştu.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi









