Bizi Takip Edin

Amerika

New York’ta ulaşım grevi etkili oldu

Yayınlanma

Long Island Demiryolları’nın (LIRR) 1994’ten bu yana ilk grevi devam ederken, New York bölgesindeki yüz binlerce kişi eylemden etkilendi.

Cumartesi günü saat 00:01’de başlayan grev uzun süredir bekleniyordu. New York Times’a göre, sözleşme müzakereleri üç yıl boyunca başarısızlıkla sürdü ve iki federal müdahale de anlaşmaya varılmasını sağlamadı.

Grevdeki sendikalara üye yaklaşık 3.500 makinist, sinyalci, vagoncu ve diğer çalışan, 2022’den beri zam almadı.

Bu çalışanlar, geriye dönük %9,5’lik bir zam talep ediyor: 2023 için %3, 2024 için %3 ve 2025 için %3,5.

Metropolitan Ulaşım İdaresi (MTA) bu talebi kabul etti.

Grevde yer alan LIRR sendikaları ayrıca 2026 için %5 zam talep etti. Lokomotif Mühendisleri ve Tren Görevlileri Kardeşliği sendikasının üyesi Steve Ammirati, CBS’e verdiği demeçte, “Enflasyonu hesaba kattığınızda, bu zamlar gerçekte zam sayılmaz,” dedi.

MTA, bunun kendi yetki alanındaki diğer sendikalarla yaptığı anlaşmaları aşacağı için mümkün olmadığını söyledi.

Diğer 80 sendikanın öfkesini çekmemek için MTA, %3’lük bir zam ve toplu nakit ödeme teklifiyle karşılık verdi ama bu teklif reddedildi.

MTA, grevdeki beş sendikanın çalışanlarına 2025 için ödenecek nakit tazminatın ortalama 136.000 dolar olduğunu belirtti.

İşçilerin sağlık sigortası primlerine ilişkin önerdiği değişiklikler ise yanıt bulmadı.

Ayrıca MTA, sendikalı çalışanlara daha yüksek ücret sağlayan birkaç çalışma kuralını kaldırmaya çalıştı.

New York Times’ın verdiği örneğe göre, bir işçi güne dizel tren sürerek başlamış ama aynı gün elektrikli trene geçmesi istenmişse, o işçiye iki günlük ücret ödenmesi gerekir.

Bölgedeki yaklaşık 300.000 günlük Long Island Demiryolu yolcusu için aksaklıklar devam ediyor. Cumartesi sabahı başlayan grev nedeniyle tren seferleri askıya alınmış durumda ve bu durum, ülkenin en yoğun banliyö demiryolu sistemini durma noktasına getirdi.

Şu anda başka bir müzakere planlanmıyor.

New York Valisi Kathy Hochul, grevdeki işçilerin üç gün grevde kalarak yeni sözleşmeden elde edecekleri kazanımları tehlikeye atacaklarını ileri sürdü.

Pazar sabahı düzenlenen basın toplantısında, New York Valisi Kathy Hochul sendikalara müzakere masasına dönmeleri çağrısında bulundu:

“Sadece üç günlük bir grev, işçilerin yeni sözleşme kapsamında alacağı her bir dolarlık zamı silip süpürür. Bu noktaya gelmemiz gerekmiyordu. İşçiler daha iyisini hak ediyor ama New Yorklular da daha iyisini hak ediyor. Bu yüzden bugün tüm tarafları bir kez daha masaya oturup bir anlaşmaya varmaları için çağırıyorum.

Sendika temsilcisi Mike Carlucci, valinin kamuoyuna yaptığı açıklamaları takdir ettiğini ama doğrudan müzakerelerin yapılmamasını eleştirdi.

Carlucci, “Şu anda görüşmüyor olmamızdan dolayı hâlâ hayal kırıklığına uğramış durumdayım. Bu işi halletmek için masada değiliz,” dedi.

Carlucci’ye göre, iki bağımsız başkanlık kurulu anlaşmazlığı inceledi ve sendikanın taleplerinin makul olduğu sonucuna vardı. Sendikacı, karar vericileri müzakere masasına dönmeye ve süreci ilerletmeye çağırdı.

Grev, Long Island genelinde işe gidip gelenleri önemli ölçüde etkiledi ve birçok kişinin New York City’ye seyahat etmesini engelledi. Carlucci, grevin yaygın etkisini kabul ederek, sendika üyelerinin de bu zorluğu hissettiğini belirtti.

Carlucci, “Bu durum, biz dahil herkesi etkiliyor. Şu anda parasız çalışıyoruz. Fakat bir arada kalmalı ve adil ve eşit olduğuna inandığımız şey için mücadele etmeliyiz,” diye konuştu.

Vali, Pazartesi günü saat 04.00’ten itibaren MTA’nın, temel hizmet çalışanları için Queens’teki metro istasyonlarına servis otobüsleri seferleri düzenleyeceğini söyledi.

Hochul, Citi Field’daki otoparkın açık olacağını ve insanların araçlarını park edip 7 numaralı trene binebileceklerini belirtti. Vali ayrıca, evden çalışabilenlere bunu yapmaları çağrısında bulundu.

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, X’te yaptığı açıklamada, müzakereler devam ettiği için LIRR hizmetinin hâlâ askıya alınmış durumda olduğunu ve şehrin ulaşımda yaşanabilecek aksaklıklara hazırlandığını belirtti.

Amerika

OpenAI, Cursor’a model erişimini sonlandıracak

Yayınlanma

OpenAI, bu ayın başlarında SpaceX tarafından satın alınmasının ardından, Cursor platformundaki modellerine geliştiricilerin erişimini sonlandıracağını duyurdu.

Cursor CEO’su Michael Truell, Cuma gecesi X’te yayınladığı bir gönderide şunları söyledi:

“OpenAI modelleri, Cursor kullanıcı trafiğinin yaklaşık %5’ini karşılıyor ve bu sorunu çözmek için OpenAI ekibiyle görüşüyoruz. Cursor, OpenAI’ın ilk kullanıcılarından biriydi; yıllardır ekibiyle yakın bir şekilde çalıştık ve platformlarının işimiz için tarafsız bir altyapı olacağına güvendik.”

OpenAI ise yaptığı açıklamada, “Elon Musk’ın şirketlerinin sözleşmeleri ihlal etmesiyle ilgili deneyimlerimize dayanarak, SpaceX’in teknolojimizi hizmet şartlarımız dahilinde kullanacağından emin olamadığımız için bu kararı alıyoruz,” dedi.

Cursor üzerinden OpenAI modelleri için “önerilen kapatma tarihi” 12 Kasım 2026.

OpenAI ayrıca, anlaşmayı sona erdirirken Cursor’a gelecekte yeni modeller sağlamayacağını da belirtti.

Finansal belgelere göre SpaceX, 14 Ağustos tarihinde Cursor’u 60 milyar dolarlık bir anlaşma ile satın aldı.

SpaceX, Haziran ayında halka açılmadan önce, Şubat ayında Musk’ın X ve xAI şirketlerini satın almıştı.

SpaceX’in Cursor’u satın almasının ardından OpenAI’ın bu platformdan uzaklaşması, Musk ile OpenAI CEO’su Sam Altman ve Başkan Greg Brockman arasında uzun süredir devam eden ve sert çatışmanın bir parçası.

Cumartesi günü X’te yayınladığı bir gönderide Musk, “Umurumda bile değil. Dolandırıcı Altman ve Greg Stockman tamamen güvenilmez kişiler,” diye yazdı, onları tanımlamak için küfürlü bir ifade kullandı ve ardından onların “açık kaynaklı kâr amacı gütmeyen bir kuruluşu çaldıkları” iddiasını tekrarladı.

Musk, 2015 yılında OpenAI’ı kâr amacı gütmeyen bir araştırma laboratuvarı olarak kurup finansmanına katkıda bulunduktan sonra, 2024 yılında OpenAI, Altman ve Brockman’a dava açtı.

Musk, şirketten yetenekli çalışanları kendi ekibine kattıktan, OpenAI’a söz verdiği bağışları kesip şirketin gidişatı konusunda diğer yönetim kurulu üyeleriyle çatıştıktan sonra 2018 yılında OpenAI’ın yönetim kurulundan ayrıldı. Daha sonra şirketin en önde gelen eleştirmenlerinden biri oldu.

Musk’ın ayrılmasının ardından OpenAI, ChatGPT gibi büyük başarı kazanan yapay zeka ürünlerini piyasaya sürdü, Microsoft dahil olmak üzere teknoloji devleriyle ortaklıklar kurdu, iş modelini kâr amacı gütmeyen bir ana şirket bünyesinde kâr amacı güden bir yapıya dönüştürdü ve devasa miktarda fon topladı.

Musk, mahkemede OpenAI’ın yeniden yapılandırılmasının kuruluş taahhütlerini ihlal ettiğini savunmuş ve bu değişikliği “bir hayır kurumunu çalmak” olarak nitelendirmişti.

OpenAI ise bu iddiaları reddediyor. Bu yılın başlarında açtığı davayı kaybetmesine rağmen Musk, temyize gideceğine söz vermişti.

“Vibe coding” (yapay zeka destekli kodlama araçları) pazarı ısınırken, OpenAI önümüzdeki yıl halka açılmaya hazırlanıyor.

Rakibi Anthropic ise bu yıl gerçekleşmesi beklenen olası bir halka arz öncesinde bankacılarla ön görüşmeler yürütüyor.

CNBC’nin daha önce bildirdiğine göre, şirketin beklenen değerlemesi 2 trilyon dolara kadar çıkabilir.

OpenAI’ın, geliştiricilerin Cursor aracılığıyla modellerine erişimini sonlandırma kararı, sektörde bir ilk değil.

Geçen Haziran ayında, şu anda SpaceX ile ortaklık kuran ve Musk’ın şirketinden hesaplama kapasitesi kiralayan Anthropic, Windsurf’ün Claude yapay zeka modellerine erişimini engelledi.

Anthropic’in kurucu ortağı ve yöneticisi Tom Brown, Cuma gecesi X’te paylaştığı bir gönderide şöyle yazdı:

“Cursor, Sonnet 3.5’ten bu yana Anthropic’in güvenilir bir ortağı olmuştur. Cursor’daki Claude modellerini desteklemek için hesaplama kapasitesini artırmaya devam edeceğiz ve SpaceX’te bu modellerle ilgili gelecek gelişmeleri heyecanla bekliyoruz.”

Bu paylaşım, X platformundaki bazı teknoloji yöneticilerinin eleştirilerine yol açtı. Replit CEO’su Amjad Masad, Brown’a Anthropic’in Windsurf ile olan geçmişini hatırlatırken, Docker yöneticisi Mat Velloso ise şöyle yanıt verdi: “Bu, sessiz kalmak için harika bir fırsattı.”

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Venezuela petrol rezervlerinin beşte birinin kontrolünü ele geçirdi

Yayınlanma

ABD, Venezuela ile ülkenin petrol rezervlerinin beşte birinin, yani yaklaşık 65 milyar varil ve üzeri miktarın çoğunluk kontrolünü elde etmek üzere bir anlaşma imzaladığını duyurdu.

Anlaşmanın bir parçası olarak ABD, özel bir şirkette doğrudan finansal pay sahibi olacak.

Wall Street Journal’a göre bu şirket Venezuelalı iş adamı Alejandro Betancourt tarafından yönetilecek ve petrol sahaları üzerinde 100 yıl boyunca hak sahibi olacak.

Bu yeni şirket, Suudi Aramco’nun ardından, dünyadaki kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ikinci en büyük şirket olacak.

Anlaşma, ABD’ye yeni özel şirketin fiili üretiminin %55’ini sağlıyor; buna hisse payı ve petrolü maliyet fiyatından satın alma hakları da dahil.

Konuyu kamuoyuna açıklamaya yetkisi olmayan ve isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, ABD’nin satın alacağı petrol, ordunun ihtiyaçlarının yanı sıra ABD stratejik petrol rezervlerine aktarılacak.

WSJ’ye göre, ABD, Betancourt’un Kuzey Amerika’daki Blue Energy Partners şirketinde %35 oranında pasif hisse almayı planlıyor ve bu şirketin üretiminin %20’sini maliyet bedelinden satın alma konusunda öncelikli haklar elde edecek. 

Betancourt, Venezuela’daki enerji anlaşmalarında aracılık yapmıştı ve Rodríguez ile yakın bağları bulunuyor.

ABD, Venezuela petrol sahalarına sahip olmaya hazırlanıyor

İspanya ve İsviçre’de kara para aklama iddiaları nedeniyle cezai soruşturmalara maruz kalmış olsa da, henüz resmi bir suçlama yöneltilmedi.

Son iki yıl içinde, NABEP şirketi, Chevron’dan sonra Venezuela’nın en büyük ikinci özel petrol üreticisi haline gelmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, bu düzenlemenin ABD’nin petrol arzını büyük ölçüde artıracağını ve İran savaşı nedeniyle son on yılların en düşük seviyesinde bulunan Stratejik Petrol Rezervi’nin yeniden doldurulmasına yardımcı olacağını söyledi.

Trump, anlaşmanın Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Delcy Rodríguez tarafından müzakere edildiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu anlaşmayı Batı Yarımküre’de düşük maliyetli petrol teminini sağlayacak ve Amerikalılar için benzin fiyatlarını düşürecek “büyük bir zafer” olarak nitelendirdi.

Venezuela Analysis’in yaptığı değerlendirmeye göre, anlaşma Üretken Katılım Sözleşmeleri (CPP) temelinde şekillenecek.

Bunların esasen uzun vadeli imtiyazlar olduğuna işaret eden yayın, yeni Hidrokarbon Kanunu ile onaylanan ve özel şirketler için son derece esnek ve elverişli koşullar yaratan yeni bir model olduğunun altını çiziyor.

Kanuna göre bu şirketler işletme ve satış faaliyetlerini yürütürken, Venezuela devletine belirli bir sabit kira ödüyorlar.

Dolayısıyla, 17 büyük petrol sahası, çoğunluk hissesi ABD hükümetine ait olan bir işletmeciye devredilecek. Washington, esasen üretimi kontrol eden ve üretilen petrole münhasır erişim hakkına sahip bir “anklav”a sahip olacak.

Teknik olarak yeraltındaki petrolün sahibi olmayacak ama bir kira sözleşmesi ile buna en yakın duruma ulaşmış olacak.

Yasaya göre, CPP anlaşmaları 25 yıl süreli ve 15 yıl daha uzatma imkânı bulunuyor. Dolayısıyla, Venezuela Analysis’e göre, ABD’nin ihtiyaç duyduğu tüm petrolü talan edene kadar, bu anlaşmaların birkaç kez yenilenebileceği bir düzenleme olması mümkün.

Venezuela hükümeti, 209 milyar dolarlık beklenen gelir açıkladı. Eğer bu rakam, söz konusu 17 sahadaki 65 milyar varil içinse, varil başına 3,2 dolar ediyor.

Ne var ki, bir başka hesaplamaya göre, plan 25 yıl içinde 11 milyar varil çıkarmak. Eğer 209 milyar dolar sadece bu ilk aşama içinse, varil başına 19 dolara denk geliyor ki bu da mevcut ve öngörülen petrol fiyatları göz önüne alındığında yine de inanılmaz derecede ucuz bir rakam.

Ayrıca, bu petrol sahalarının bir kısmı şu anda Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA veya ortak girişimler tarafından işletiliyor. Dolayısıyla, çok daha fazla gelir elde edilebilecek bu sahalarda da üretim kaybı söz konusu.

Öte yandan bu plan, Kongre’nin stratejik rezerv harcamalarına onay vermesi gerektiğinden, önemli bir engelle karşı karşıya.

Bazı Kongre üyeleri için bu petrol anlaşması, ABD’nin Ocak ayında Başkan Nicolás Maduro’yu kaçırmanın, kendisine yöneltilen federal uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları değil, petrol nedeniyle gerçekleştiğinin bir kanıtı.

Virginia Senatörü Tim Kaine bunu “devasa boyutlarda yolsuzluk” olarak nitelendirdi.

Geçici Venezuela Devlet Başkanı Delcy Rodríguez, bu anlaşmanın on milyarlarca dolarlık yatırım getireceğini, bunun sonucunda binlerce istihdam yaratılacağını ve 209 milyar dolarlık vergi geliri sağlanacağını, tüm bunların yanı sıra ülkenin petrol altyapısının modernize edileceğini belirtti.

Cumartesi gecesi ulusa yaptığı televizyon konuşmasında Rodríguez, Venezuela’nın egemenliğinin güvende olduğunu vurguladı ve ülkenin küresel bir enerji gücü haline gelmesini istediğini belirtti.

Venezuela lideri, petrol rezervlerinin “hareketsiz, soğuk bir istatistik olmaktan çıkıp somut çözümler haline geleceğini” söyledi ve “Konut da bunlardan biri,” dedi.

Öte yandan herkes bu görüşe ikna olmuş değil. Bloomberg’e göre, Venezuela’daki Amerikan karşıtı kesimler ABD ile bu kadar yakın bir işbirliğinden pek memnun değilken, ABD destekli muhalefet ise müzakerelere dahil edilmedikleri için rahatsız.

Trump, anlaşmanın Amerikalılar için benzin fiyatlarının düşmesine yardımcı olacağını söylüyor.

İran savaşı, Basra Körfezi’nden petrol sevkiyatını yavaşlatırken ve ABD’deki Kasım seçimlerinden aylar önce fiyatları yüksek tutarken, bu Cumhuriyetçi başkan için önemli bir hedef.

Fakat uzmanlar, Venezuela’nın harap haldeki petrol altyapısının onarılmasının yıllar ve milyarlarca dolar gerektireceği konusunda defalarca uyarıda bulundu.

Üretimde önemli bir artışın kısa sürede gerçekleşmesi beklenmiyor.

New York Üniversitesi Enerji, İklim Adaleti ve Sürdürülebilirlik Laboratuvarı direktörü Amy Myers Jaffe, “Anlaşma uzun vadede faydalı olabilir, fakat İşçi Bayramı hafta sonu için benzin istasyonlarındaki fiyatları değiştirecek bir etkisi olmayacak,” dedi.

Tarafların hiçbiri, altyapı yatırımlarının masraflarını kimin karşılayacağı ve bunun ne kadara mal olacağı konusunda net bir açıklama yapmadı.

AAA’ya göre, Pazar günü ABD’de benzinin ortalama fiyatı galon başına 4,08 dolardı. Bu rakam, bir yıl önce 3,19 dolardı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD ordusundan Hegseth’e uyarılar

Yayınlanma

ABD silahlı kuvvetleri komutanları, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e İran’daki operasyonların sürdürülmemesi konusunda ortak bir uyarıda bulundu.

Konuya yakın kaynakların Washington Post’a aktardıklarına göre, kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile ABD ordusunun Avrupa, Asya ve Latin Amerika’daki operasyonlarını yöneten komutanlar, Hegseth’e İran’daki savaşın devam etmesinin dünyanın diğer bölgelerindeki tehditlere karşı koyma yeteneklerini zayıflatma riski taşıdığı konusunda uyarıda bulundu.

Uyarılar, gizli niteliğindeki Savunma Bakanı Emir Kitabı’nın (SDOB) 14 Ağustos tarihli sayısında ayrıntılı olarak yer aldı.

SDOB, savaş gemileri, uçaklar, personel ve silah sistemleri gibi ABD’nin askeri varlıklarının dünya çapındaki konuşlandırılabilirliğini ayrıntılı olarak belirtir.

Ayrıca, savunma bakanı ve silahlı kuvvetler tarafından yürütülen, başkanın silahlı kuvvetlere ilişkin önceliklerini de yansıtır.

Konuya yakın kaynakların aktardığına göre, emir defterinde Orta Doğu’da konuşlandırılmış bazı ABD askerlerinin Eylül ayına kadar bölgede kalacağı, diğerlerinin ise 2027 yılına kadar bölgede kalacağı belirtiliyordu.

Washington Post gazetesi, donanmanın en üst düzey amiralinin, ABD Avrupa Komutanlığı, Pasifik Komutanlığı ve Güney Komutanlığı liderleriyle birlikte, Hegseth’in emrine katılmadıklarını fakat yine de emri uygulayacaklarını belirten “katılmıyoruz” yanıtını verdiklerini bildirdi.

ABD Kara Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri liderleri, kuvvetlerinin görev süresinin uzatılmasının önemli riskler barındırdığını belirttiler.

Konuya yakın bir kaynak, ABD askeri liderliğinin İran’daki savaşın “çok uzun süredir aşırı boyutta” olduğuna inandığını söyledi.

Pentagon sözcüsü Sean Parnell, Washington Post’a yaptığı açıklamada, “Herhangi bir Muharebe Komutanlığına yönelik belirli kuvvet taahhütlerinin kapsamı ve süresine ilişkin kararlar, mevcut tehdit değerlendirmesi, Başkan tarafından belirlenen stratejik öncelikler ve Genelkurmay Başkanı ile Muharebe Komutanlarının tavsiyeleri temelinde alınır,” dedi.

Parnell, Pentagon’un SDOB gibi “iç operasyonel süreçleri ya da kuvvet tahsisi görüşmeleri sırasında Kuvvetler veya Muharebe Komutanlıkları tarafından sunulan belirli onaylar, reddedilmeler veya risk değerlendirmelerini tartışmadığını” da sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English