Bizi Takip Edin

Diplomasi

Colby, Çin’i anmadan Çin’e karşı “denge” çağrısı yaptı

Yayınlanma

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, Filipinler’de yaptığı konuşmada Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki faaliyetlerine atıfta bulunmadı.

Colby, Manila’da yaptığı konuşmada, ABD savunma liderlerinin bölgesel müttefikleri sindirmeye çalışan veya bölgenin geniş alanlarını kontrol altına almaya çalışan devletleri açıkça eleştirmeyeceklerini söyledi.

Bunun yerine, yeni Pentagon politikası, sessiz ve saygılı ilişkiler kurulmasını öngörürken, aynı zamanda Çin kıyıları açıklarındaki “birinci ada zinciri” olarak bilinen ada zinciri boyunca ABD’nin askeri savunmasını da güçlendirmeyi hedefliyor.

Colby’nin Manila’daki bir düşünce kuruluşuna yaptığı yaklaşık 4.000 kelimelik konuşmada Çin’e özel bir atıfta bulunulmasa da konuşmanın bağlamı ve daha önceki yorumlarından, Pekin’i kastettiği açıkça anlaşılıyor.

Colby, yeni politikanın “güçlü ve net ama sessiz olmayı” hedeflediğini belirterek, bunun Başkan Theodore Roosevelt’in “yumuşak konuş, büyük bir sopa taşı” atasözünü yansıttığını kaydetti.

Colby şöyle konuştu:

“Söylediklerimizin arkasında duracağız ve ne demek istediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Gösteriş yapmayacağız ya da ahlak dersi veren konuşmalar yapmayacağız.”

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Colby, önceki politikaları reddetmeyen yeni politikanın, “halkımızın somut çıkarlarını ön planda tutan ama aynı zamanda diğer birçok ülkenin çıkarlarıyla da uyumlu olan, sert ve gerçekçi bir cumhuriyetçi gerçekçilik” olduğunu savundu.

Colby’ye göre bu politika “izolasyonist” değil, “ideolojik veya katı olmayan, pratik ve kendi çıkarlarına dayalı daha profesyonelce bir yeniden ayarlama.”

Colby, Pentagon’un “ahlaki vaazlar” yoluyla, kendisinin “gürültülü, retorik provokasyonlar” olarak nitelendirdiği eylemlere girişme ihtiyacı hissetmediğini belirtti.

Bunun yerine, ABD kuvvetlerinin “endüstriyel hazırlık” ve “sessiz, amansız bir caydırıcılık güçlendirme” yoluyla güç sinyalleri göndermeye çalışacaklarını belirtti.

Yeni politika, Asya’yı “hegemoniden” kurtarmayı hedefleyecek olsa da, Colby potansiyel hegemonun kim olduğunu veya ne yaptığını belirtmedi.

Colby, yeni politikanın, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçen yıl yaptığı bir konuşmada, saldırganlığı caydırmak ve savaşı mantıksız hale getirmek amacıyla Batı Pasifik’te bir “engelleme savunması” oluşturmayı hedefleyen ABD ordusunun amacına dayandığını söyledi.

Engelleme savunması, müttefiklerle paylaşılan altyapıya dayalı, bölgede dağıtılmış lojistik ve önceden konuşlandırılmış askeri varlıkları içerecek.

Pentagon’un 3 numaralı lideri olarak kabul edilen politika müsteşarı, Çin’e yönelik geçmiş ABD politikaları konusunda “politika elitleri” ve “uzman yorumcular” olarak nitelendirdiği kesimi eleştirdi.

Washington’daki “elit yorumcu kesimi” yeni yaklaşıma karşı çıkıyor gibi görünse de Colby, yeni politikanın Dwight Eisenhower, Richard Nixon, Henry Kissinger ve Ronald Reagan gibi geçmiş başkan ve liderlerin politikalarıyla uyumlu olduğunu ileri sürdü.

Colby, Trump yönetiminin Çin ile yeniden canlandırdığı ilişki politikasına dolaylı olarak atıfta bulunarak, tüm bu isimlerin potansiyel rakiplerle aktif bir şekilde etkileşim kurarken ABD’nin askeri konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.

Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen

Colby, gerçekçilik politikasının, yönetimin son 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi talebinde de yansıtıldığı üzere, askeri yatırımlar yoluyla bölgede bir güç dengesi oluşturulmasını gerektirdiğini belirtti.

Colby şöyle konuştu:

“Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin bu bölgedeki yaklaşımında tipik olarak görüldüğü gibi, diğer ülkelerin her eylemini yargılamayı amaçlayan bir yaklaşım değil. Elbette ilkelerimize bağlı kalacak ve onları savunacağız fakat bu ilkeler yüzünden stratejik öneme sahip kilit konulardaki ilerlemeyi rehin almayacağız.”

Colby, Çin yakınlarındaki ABD askeri varlığının güçlenmesinin, “stratejik istikrar” hedefiyle ve diplomasi yoluyla destekleneceğini belirtti.

Bu terim, mayıs ayında Pekin’de Başkan Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında düzenlenen zirvede, ABD-Çin ilişkilerinden beklenen durumu tanımlamak için kullanılmıştı.

Colby, geçen ay bir podcast röportajında yeni politikasının Çinli yetkililerle “saygılı bir şekilde konuşmayı” da içereceğini belirtmiş ve ilk Trump yönetimi dönemindeki Çin politikasını, kendi ifadesiyle “Pekin’de rejim değişikliği” peşinde olduğu gerekçesiyle eleştirmişti.

Colby, New York Times’a verdiği demeçte, “Birinci Ada Zinciri boyunca ulaşmaya çalıştığımız şey, birinin rejimini değiştirmek, ülkesini işgal etmek ve halkını boyun eğdirmek filan gibi şeyler değil… Mesele, bir takımadalar boyunca deniz ve hava savunması,” demişti.

Colby, pazartesi günkü konuşmasında, ABD’nin geri dönüşü olmayan bir çöküş içinde olduğu yönündeki görüşleri de çürütmeye çalıştı.

Müsteşara göre ABD ekonomisi, ordusu ve teknolojik üstünlüğü hâlâ dünyanın en gelişmişi konumunda.

Ayrıca, ABD’nin Asya’dan çekilmediğini fakat bölge ülkelerinin kendi savunmaları için daha fazla çaba göstermelerini istediğini belirtti.

Filipinler, Tayland, Endonezya, Singapur, Vietnam, Malezya ve diğer ülkeler gibi önemli bölge devletleri, Amerika ile ticaret ve diğer bağlarını güçlendirmeye teşvik ediliyor.

Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli

ABD, Çin-Filipinler resif geriliminde taraf

Asya’daki en eski müttefiki olan ülkenin başkentinde konuşmasına rağmen, Colby, ihtilaflı Scarborough Shoal yakınlarında Çin ve Filipinler güçleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalara da doğrudan değinmedi.

South China Morning Post’a (SCMP) göre müsteşarın bu konuları es geçmesi özellikle dikkat çekiciydi. Zira iki gün önce Washington, resifteki “istikrarı bozan” olarak nitelendirdiği bir doğa koruma alanı ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemesi nedeniyle Pekin’i eleştirmişti.

Colby’nin ziyareti, hem Çin hem de Filipinler tarafından hak iddia edilen ama 2012 yılından bu yana Pekin’in fiili kontrolü altında bulunan Scarborough Resifi çevresinde yeniden tırmanan gerginliklerin ortasında gerçekleşti.

Cumartesi günü yaptığı açıklamada ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin’i “Scarborough Resifi’nde istikrarı bozan ‘ulusal doğa koruma alanı’ uygulamasını dayatmaya ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemeye” çalışmakla eleştirdi.

Sözcü Tommy Pigott şunları söyledi:

“Bu, Çin’in komşularının aleyhine Güney Çin Denizi’ndeki kapsamlı toprak ve deniz hak taleplerini ilerletmek için, zorlama ile desteklenen şüpheli çevresel ve hukuki bahaneleri kullanmaya yönelik bir başka tek taraflı girişimdir. ABD, özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i desteklemek amacıyla müttefikimiz Filipinler’in yanındadır.”

ABD’nin bu açıklamaları, Çin’in geçen yıl bölge çevresinde kurduğu doğa koruma alanı için yeni yönetim tedbirleri getirmesine yanıt niteliğindeydi.

Son haftalarda Güney Çin Denizi’nde gerginlikler tırmandı ve Filipinli ile Çinli güçler arasında çok sayıda çatışma yaşandı.

Colby’nin “diplomatik” sözleri sert “stratejik” tonunu gizliyor

Bazı analistler, Colby’nin bu temkinli tavrını, önümüzdeki ay gerçekleşmesi beklenen Trump-Xi görüşmesi öncesinde Washington’un Pekin’i kızdırmaktan kaçınma isteğine bağladılar.

Alman Marshall Fonu’nun Hint-Pasifik programı genel müdürü Bonnie Glaser, “Trump-Xi zirvesine altı hafta kala Colby, iki liderin Busan ve Pekin’de sağladıkları kırılgan istikrarı bozmamak için Çin hakkında yorum yapmaktan kaçınmanın en iyisi olacağını düşünmüş olabilir,” dedi.

Glaser, bir başka olası nedenin de Colby’nin Pekin’i ziyaret etme konusundaki uzun süredir devam eden ilgisi olduğunu belirtti.

Glaser, “Bölgedeki Çin faaliyetlerine yönelik sert eleştiriler Pekin’i kızdırırdı; hafif eleştiriler ise Manila’yı mutsuz ederdi,” diye ekledi.

Konuya yakın kaynaklar SCMP’ye, Colby’nin uzun zamandır beklenen Pekin ziyaretinin, Xi’nin önümüzdeki ay ABD’ye yapması beklenen ziyaretinden önce gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu söylediler.

Çin, Elbridge Colby’nin ziyaretine yeşil ışık yakmıyor

Fakat diğer analistler, Colby’nin sözlerini Washington’un Çin’e yönelik yaklaşımında önemli bir yumuşama olduğunun kanıtı olarak yorumlamamaya dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundular.

Hudson Enstitüsü’nün araştırmacısı Ken Moriyasu, Colby’nin Çin’den isim olarak bahsetmemiş olsa da “ele aldığı konuların neredeyse tamamının Çin ile ilgili olduğunu” savundu:

“Birinci ada zinciri, engelleme yoluyla caydırıcılık, daha güçlü müttefikler ve Asya’da elverişli bir güç dengesinin korunmasına yaptığı vurgu, bunu açıkça dile getirmesine gerek kalmadan stratejik zorluğu net bir şekilde ortaya koyuyor.”

Moriyasu, zirve öncesinde kullanılan diplomatik üslubu “Çin’e yönelik stratejide bir tür yumuşama” olarak yorumlamanın “bir hata olacağını” da sözlerine ekledi.

Araştırmacı, “Pekin’e yönelik üslup yönetimi ile altta yatan savunma stratejisi arasında bir fark var. Colby’nin Manila’daki konuşması stratejik açıdan sert bir tondaydı,” dedi.

Filipinler, Colby’nin Güneydoğu Asya turunun ilk durağı. Bu tur kapsamında Colby, Endonezya, Tayland ve Kamboçya’ya da gidecek.

Diplomasi

ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.

ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.

Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.

Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.

Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.

İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.

Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.

Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.

Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.

Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.

Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.

Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.

Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.

Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.

Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.

Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Yayınlanma

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.

Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.

Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.

Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.

Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.

İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.

Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:

“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”

İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.

Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.

AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.

Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.

Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.

Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:

“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”

Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.

Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.

Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.

Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.

Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.

AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.

Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.

Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.

Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

Yayınlanma

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.

Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.

Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.

Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.

Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.

1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.

ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.

Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.

Danimarka, Grönland’da ABD’ye karşı savaş planları yapmış

Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English