Diplomasi
Colby, Çin’i anmadan Çin’e karşı “denge” çağrısı yaptı

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, Filipinler’de yaptığı konuşmada Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki faaliyetlerine atıfta bulunmadı.
Colby, Manila’da yaptığı konuşmada, ABD savunma liderlerinin bölgesel müttefikleri sindirmeye çalışan veya bölgenin geniş alanlarını kontrol altına almaya çalışan devletleri açıkça eleştirmeyeceklerini söyledi.
Bunun yerine, yeni Pentagon politikası, sessiz ve saygılı ilişkiler kurulmasını öngörürken, aynı zamanda Çin kıyıları açıklarındaki “birinci ada zinciri” olarak bilinen ada zinciri boyunca ABD’nin askeri savunmasını da güçlendirmeyi hedefliyor.
Colby’nin Manila’daki bir düşünce kuruluşuna yaptığı yaklaşık 4.000 kelimelik konuşmada Çin’e özel bir atıfta bulunulmasa da konuşmanın bağlamı ve daha önceki yorumlarından, Pekin’i kastettiği açıkça anlaşılıyor.
Colby, yeni politikanın “güçlü ve net ama sessiz olmayı” hedeflediğini belirterek, bunun Başkan Theodore Roosevelt’in “yumuşak konuş, büyük bir sopa taşı” atasözünü yansıttığını kaydetti.
Colby şöyle konuştu:
“Söylediklerimizin arkasında duracağız ve ne demek istediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Gösteriş yapmayacağız ya da ahlak dersi veren konuşmalar yapmayacağız.”
Colby, önceki politikaları reddetmeyen yeni politikanın, “halkımızın somut çıkarlarını ön planda tutan ama aynı zamanda diğer birçok ülkenin çıkarlarıyla da uyumlu olan, sert ve gerçekçi bir cumhuriyetçi gerçekçilik” olduğunu savundu.
Colby’ye göre bu politika “izolasyonist” değil, “ideolojik veya katı olmayan, pratik ve kendi çıkarlarına dayalı daha profesyonelce bir yeniden ayarlama.”
Colby, Pentagon’un “ahlaki vaazlar” yoluyla, kendisinin “gürültülü, retorik provokasyonlar” olarak nitelendirdiği eylemlere girişme ihtiyacı hissetmediğini belirtti.
Bunun yerine, ABD kuvvetlerinin “endüstriyel hazırlık” ve “sessiz, amansız bir caydırıcılık güçlendirme” yoluyla güç sinyalleri göndermeye çalışacaklarını belirtti.
Yeni politika, Asya’yı “hegemoniden” kurtarmayı hedefleyecek olsa da, Colby potansiyel hegemonun kim olduğunu veya ne yaptığını belirtmedi.
Colby, yeni politikanın, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçen yıl yaptığı bir konuşmada, saldırganlığı caydırmak ve savaşı mantıksız hale getirmek amacıyla Batı Pasifik’te bir “engelleme savunması” oluşturmayı hedefleyen ABD ordusunun amacına dayandığını söyledi.
Engelleme savunması, müttefiklerle paylaşılan altyapıya dayalı, bölgede dağıtılmış lojistik ve önceden konuşlandırılmış askeri varlıkları içerecek.
Pentagon’un 3 numaralı lideri olarak kabul edilen politika müsteşarı, Çin’e yönelik geçmiş ABD politikaları konusunda “politika elitleri” ve “uzman yorumcular” olarak nitelendirdiği kesimi eleştirdi.
Washington’daki “elit yorumcu kesimi” yeni yaklaşıma karşı çıkıyor gibi görünse de Colby, yeni politikanın Dwight Eisenhower, Richard Nixon, Henry Kissinger ve Ronald Reagan gibi geçmiş başkan ve liderlerin politikalarıyla uyumlu olduğunu ileri sürdü.
Colby, Trump yönetiminin Çin ile yeniden canlandırdığı ilişki politikasına dolaylı olarak atıfta bulunarak, tüm bu isimlerin potansiyel rakiplerle aktif bir şekilde etkileşim kurarken ABD’nin askeri konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.
Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen
Colby, gerçekçilik politikasının, yönetimin son 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi talebinde de yansıtıldığı üzere, askeri yatırımlar yoluyla bölgede bir güç dengesi oluşturulmasını gerektirdiğini belirtti.
Colby şöyle konuştu:
“Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin bu bölgedeki yaklaşımında tipik olarak görüldüğü gibi, diğer ülkelerin her eylemini yargılamayı amaçlayan bir yaklaşım değil. Elbette ilkelerimize bağlı kalacak ve onları savunacağız fakat bu ilkeler yüzünden stratejik öneme sahip kilit konulardaki ilerlemeyi rehin almayacağız.”
Colby, Çin yakınlarındaki ABD askeri varlığının güçlenmesinin, “stratejik istikrar” hedefiyle ve diplomasi yoluyla destekleneceğini belirtti.
Bu terim, mayıs ayında Pekin’de Başkan Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında düzenlenen zirvede, ABD-Çin ilişkilerinden beklenen durumu tanımlamak için kullanılmıştı.
Colby, geçen ay bir podcast röportajında yeni politikasının Çinli yetkililerle “saygılı bir şekilde konuşmayı” da içereceğini belirtmiş ve ilk Trump yönetimi dönemindeki Çin politikasını, kendi ifadesiyle “Pekin’de rejim değişikliği” peşinde olduğu gerekçesiyle eleştirmişti.
Colby, New York Times’a verdiği demeçte, “Birinci Ada Zinciri boyunca ulaşmaya çalıştığımız şey, birinin rejimini değiştirmek, ülkesini işgal etmek ve halkını boyun eğdirmek filan gibi şeyler değil… Mesele, bir takımadalar boyunca deniz ve hava savunması,” demişti.
Colby, pazartesi günkü konuşmasında, ABD’nin geri dönüşü olmayan bir çöküş içinde olduğu yönündeki görüşleri de çürütmeye çalıştı.
Müsteşara göre ABD ekonomisi, ordusu ve teknolojik üstünlüğü hâlâ dünyanın en gelişmişi konumunda.
Ayrıca, ABD’nin Asya’dan çekilmediğini fakat bölge ülkelerinin kendi savunmaları için daha fazla çaba göstermelerini istediğini belirtti.
Filipinler, Tayland, Endonezya, Singapur, Vietnam, Malezya ve diğer ülkeler gibi önemli bölge devletleri, Amerika ile ticaret ve diğer bağlarını güçlendirmeye teşvik ediliyor.
Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli
ABD, Çin-Filipinler resif geriliminde taraf
Asya’daki en eski müttefiki olan ülkenin başkentinde konuşmasına rağmen, Colby, ihtilaflı Scarborough Shoal yakınlarında Çin ve Filipinler güçleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalara da doğrudan değinmedi.
South China Morning Post’a (SCMP) göre müsteşarın bu konuları es geçmesi özellikle dikkat çekiciydi. Zira iki gün önce Washington, resifteki “istikrarı bozan” olarak nitelendirdiği bir doğa koruma alanı ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemesi nedeniyle Pekin’i eleştirmişti.
Colby’nin ziyareti, hem Çin hem de Filipinler tarafından hak iddia edilen ama 2012 yılından bu yana Pekin’in fiili kontrolü altında bulunan Scarborough Resifi çevresinde yeniden tırmanan gerginliklerin ortasında gerçekleşti.
Cumartesi günü yaptığı açıklamada ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin’i “Scarborough Resifi’nde istikrarı bozan ‘ulusal doğa koruma alanı’ uygulamasını dayatmaya ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemeye” çalışmakla eleştirdi.
Sözcü Tommy Pigott şunları söyledi:
“Bu, Çin’in komşularının aleyhine Güney Çin Denizi’ndeki kapsamlı toprak ve deniz hak taleplerini ilerletmek için, zorlama ile desteklenen şüpheli çevresel ve hukuki bahaneleri kullanmaya yönelik bir başka tek taraflı girişimdir. ABD, özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i desteklemek amacıyla müttefikimiz Filipinler’in yanındadır.”
ABD’nin bu açıklamaları, Çin’in geçen yıl bölge çevresinde kurduğu doğa koruma alanı için yeni yönetim tedbirleri getirmesine yanıt niteliğindeydi.
Son haftalarda Güney Çin Denizi’nde gerginlikler tırmandı ve Filipinli ile Çinli güçler arasında çok sayıda çatışma yaşandı.
Colby’nin “diplomatik” sözleri sert “stratejik” tonunu gizliyor
Bazı analistler, Colby’nin bu temkinli tavrını, önümüzdeki ay gerçekleşmesi beklenen Trump-Xi görüşmesi öncesinde Washington’un Pekin’i kızdırmaktan kaçınma isteğine bağladılar.
Alman Marshall Fonu’nun Hint-Pasifik programı genel müdürü Bonnie Glaser, “Trump-Xi zirvesine altı hafta kala Colby, iki liderin Busan ve Pekin’de sağladıkları kırılgan istikrarı bozmamak için Çin hakkında yorum yapmaktan kaçınmanın en iyisi olacağını düşünmüş olabilir,” dedi.
Glaser, bir başka olası nedenin de Colby’nin Pekin’i ziyaret etme konusundaki uzun süredir devam eden ilgisi olduğunu belirtti.
Glaser, “Bölgedeki Çin faaliyetlerine yönelik sert eleştiriler Pekin’i kızdırırdı; hafif eleştiriler ise Manila’yı mutsuz ederdi,” diye ekledi.
Konuya yakın kaynaklar SCMP’ye, Colby’nin uzun zamandır beklenen Pekin ziyaretinin, Xi’nin önümüzdeki ay ABD’ye yapması beklenen ziyaretinden önce gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu söylediler.
Fakat diğer analistler, Colby’nin sözlerini Washington’un Çin’e yönelik yaklaşımında önemli bir yumuşama olduğunun kanıtı olarak yorumlamamaya dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundular.
Hudson Enstitüsü’nün araştırmacısı Ken Moriyasu, Colby’nin Çin’den isim olarak bahsetmemiş olsa da “ele aldığı konuların neredeyse tamamının Çin ile ilgili olduğunu” savundu:
“Birinci ada zinciri, engelleme yoluyla caydırıcılık, daha güçlü müttefikler ve Asya’da elverişli bir güç dengesinin korunmasına yaptığı vurgu, bunu açıkça dile getirmesine gerek kalmadan stratejik zorluğu net bir şekilde ortaya koyuyor.”
Moriyasu, zirve öncesinde kullanılan diplomatik üslubu “Çin’e yönelik stratejide bir tür yumuşama” olarak yorumlamanın “bir hata olacağını” da sözlerine ekledi.
Araştırmacı, “Pekin’e yönelik üslup yönetimi ile altta yatan savunma stratejisi arasında bir fark var. Colby’nin Manila’daki konuşması stratejik açıdan sert bir tondaydı,” dedi.
Filipinler, Colby’nin Güneydoğu Asya turunun ilk durağı. Bu tur kapsamında Colby, Endonezya, Tayland ve Kamboçya’ya da gidecek.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı








