Bizi Takip Edin

DİPLOMASİ

Paşinyan, Ermenistan’ın yeni anayasası için referandum tarihini açıkladı

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, 2027’de yeni anayasa referandumu yapmayı planladıklarını açıkladı. Paşinyan, Azerbaycan’la barış anlaşması imzalanması durumunda anayasada değişiklik gerekebileceğini belirtti. Ayrıca, Bakü ile her iki taraf için de kabul edilebilir bir anlaşma metni olduğunu ve imzalamaya hazır olduğunu ifade etti.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, devlet televizyonuna verdiği röportajda, ülkede yeni anayasa kabulü için 2027’de referandum yapmayı planladıklarını açıkladı.

News.am‘ın haberine göre Paşinyan, “Yeni bir anayasa kabulü yoluna gideceğiz. 2027’de referandum yapmayı planlıyoruz,” ifadelerini kullandı.

Paşinyan, geçtiğimiz yıl eylül ayında Ermenistan’ın Azerbaycan’la barış anlaşması imzalamak için anayasayı değiştirmeye hazır olduğunu belirtmişti.

Bu durumun, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) belgenin ülkenin anayasasına uygun olmadığına karar vermesi hâlinde gerçekleşebileceğini, bu durumda anayasanın değiştirilmesi gerekeceğini ifade etmişti.

Azerbaycan’la barışın sağlanması amacıyla Ermenistan anayasasında yapılacak değişiklikler, anayasanın önsözünden kaynaklanıyor olabilir.

Önsözde, Ermenistan Sovyeti ve Dağlık Karabağ’ın yeniden birleşmesi hakkındaki karara atıfta bulunularak, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkına ilişkin 1990 Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’ne gönderme yapılıyor.

Eylül 2023’ten itibaren bu bölge, askeri operasyonun ardından Bakü’nün kontrolüne geçti ve bölge sakinlerinin büyük bölümünü oluşturan etnik Ermeniler Karabağ’ı terk etti.

Paşinyan röportajda, Bakü ile çözüm konusuna da değindi. Paşinyan’ın ifadesine göre şu anda her iki taraf için de kabul edilebilir bir anlaşma versiyonu bulunuyor.

Azerbaycan ve Ermenistan, Sovyet cumhuriyetleri sınırları içinde birbirlerinin toprak bütünlüğünü tanıdı. Başbakan, bu belgeyi imzalamaya hazır olduğunu belirtti.

Anlaşma imzalandığında kamuoyuna açıklanacak.

Paşinyan, “Uyumlu hâle getirilmiş barış anlaşması metninde ne Azerbaycan ne de bizim için tek taraflı yükümlülükler bulunmuyor,” diye konuştu.

Paşinyan, Bakü ve Erivan arasındaki barış anlaşmasının toplamda 17 maddeden oluştuğunu söylemişti.

Anlaşma, ülkelerin egemenliğinin tanınmasının yanı sıra, sınırların belirlenmesi ve işaretlenmesi (süreç yaklaşık bir yıl önce başlatıldı), ikili diplomatik ilişkilerin kurulması, sınır boyunca üçüncü ülke güçlerinin yerleştirilmesinden vazgeçilmesi ve uluslararası mahkemelerden karşılıklı olarak davaların geri çekilmesi gibi konuları içeriyor.

DİPLOMASİ

Rubio: ABD, Karadeniz ateşkesi için Rusya’nın koşullarını inceleyecek

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Rusya’nın Karadeniz’de deniz seyrüsefer güvenliğini sağlamaya yönelik ateşkes girişimine genel onay vermesinin ardından Moskova’nın sunduğu koşulları Washington’un inceleyeceğini açıkladı. Rubio, bu koşulların analizi sonrası Başkan Donald Trump’a rapor sunulacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dün yaptığı açıklamada, Rusya’nın Karadeniz’de deniz seyrüsefer güvenliğini sağlamaya yönelik ateşkes girişimine genel olarak onay vermesinin ardından Moskova tarafından öne sürülen koşulları Washington’un değerlendireceğini söyledi.

Rusya ve ABD, Riyad’da gerçekleştirdikleri görüşmelerde, Karadeniz’de deniz seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasını içeren Karadeniz Girişimi’nin hayata geçirilmesi konusunda anlaşmaya varmıştı.

Taraflar ayrıca, Rusya ve Ukrayna tarafından saldırılara ara verilmesi amacıyla enerji altyapısı tesislerinin bir listesi üzerinde de mutabık kalmıştı.

Rubio, Jamaika ziyareti sırasında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “(Suudi Arabistan’daki) görüşmemizin ardından Rus tarafı, bunun gerçekleşmesi için yerine getirilmesini istedikleri bir dizi koşul sundu ve şimdi bunları analiz edeceğiz,” dedi.

Dışişleri Bakanı Rubio, Amerikalı yetkililerin Moskova’nın tutumunu ve koşullarını daha derinlemesine anlamak için çalışma yürüteceklerini belirtti.

Bakan, bu çalışmanın ardından ABD Başkanı Donald Trump’a bir rapor sunulacağını ve sonraki eylem planının belirleneceğini de sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

DİPLOMASİ

Sudan’da neler oluyor?

Yayınlanma

Sudan ordusu, başkent Hartum’un büyük bölümünde kontrolü sağladığını duyurdu. Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Hartum Uluslararası Havalimanı’nı ziyaret ederek başkentin ‘özgürleştiğini’ ilan etti. Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) ise stratejik noktaları kaybederek Hartum’dan çekildiği ve unsurlarının Cebel Evliya Köprüsü üzerinden yaya olarak kaçtığı bildirildi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, dün başkent Hartum’un merkezindeki Cumhurbaşkanlığı Sarayından yaptığı açıklamada, başkentin “özgürleştiğini” duyurdu.

Burhan’ın, savaşın başlamasından bu yana yaklaşık iki yıl sonra Hartum Uluslararası Havalimanı’na helikopterle inerek burayı ziyaret eden ilk yetkili olduğu belirtildi.

Ordu sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre, Burhan havalimanındaki ilerleyen birlikleri ve Cumhurbaşkanlığı Sarayındaki kuvvetleri denetledi.

Analistler, Burhan’ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan “Hartum’un özgürleştiğini” ilan etmesinin, sadece başkentteki isyanın bittiğini duyurmanın ötesinde, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) Sudan genelindeki yenilgisini teyit eden bir anlam taşıdığını belirtiyor.

Askeri uzman Tuğgeneral Cemal eş-Şehid, el-Ahbar‘a yaptığı değerlendirmede, “Kazanılan zaferler ve ardından Burhan’ın Hartum’da ilk ziyaret ettiği egemenlik alanı olarak Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gitmesi, büyük bir başarı ve dönüm noktasıdır,” dedi.

Eş-Şehid, “Bu başarılar, Silahlı Kuvvetlerin hak ettiği bir sonuç olup operasyonlar için önceden yapılan tüm stratejik planlama ve hazırlığı özetlemektedir,” diye ekledi.

Tuğgeneral eş-Şehid, ordunun HDK üzerinde kurduğu “yoğun baskı” sonucunda, HDK unsurlarının “Hartum’dan kaçmak ve kamplarını, silahlarını, teçhizatlarını geride bırakmak zorunda kaldığını” belirtti.

Hartum’daki milislerin en büyük askeri üssü olan Taybe kampı geri alındı’

Eş-Şehid, “Hartum’daki milislerin en büyük askeri üssü olan Taybe kampı geri alındı. Bu kamp, ordunun ele geçirdiği mühimmat ve silahlar için sığınaklar ve depolar içeren askeri teçhizatla donatılmıştı,” bilgisini paylaştı.

Uzman, “Hartum’da kazanılan zaferin önemli sonuçları olacaktır; bu, Silahlı Kuvvetlerin Sudan’ın tüm vilayetlerindeki isyanı bastırma planını sürdürmesi için büyük bir moral kaynağı teşkil edecektir,” değerlendirmesinde bulundu.

Sudan ordusu, bir haftadır çatışmaların sürdüğü Hartum’daki ilerleyişine devam etti.

Ordu birlikleri dün sabah itibarıyla, Hartum Havalimanı’nı ve başkentin güneyi ile doğusundaki Merkezi İhtiyat Kuvvetleri karargahı, Harekat Başkanlığı binaları, Nucumi Hava Üssü, HDK’nin başkentteki en büyük kamplarından Taybe Kampı ve Yermuk teçhizat fabrikası gibi stratejik noktaları geri alarak başkentin büyük bölümünde kontrolü sağladı.

Ordunun Menşiye Köprüsü’nün batı yakasında kontrolü sağlaması, HDK unsurlarının kuşatılmasını kolaylaştırdı.

Bu gelişme, HDK’nin Burri, Nasır, Riyad, Taif, Arkovit gibi başkentin doğusundaki yerleşim bölgelerinden ve Kalaklat, Cebel Evliya, Ezheri gibi güney bölgelerinden çıkarılmasına olanak tanıdı.

Ordu Sözcüsü Tuğgeneral Nebil Abdullah, Silahlı Kuvvetlerin ayrıca Hartum’un güneydoğu girişi olan el-Cezire vilayetindeki el-Bakir bölgesini ve buradaki Birinci Piyade Tümeni komutanlığını da “temizlediğini” doğruladı.

Hızlı Destek Kuvvetleri çöküş yaşadı

Buna karşılık, Hartum vilayetindeki HDK unsurları tam bir çöküş yaşadı.

Ordu tarafından yayınlanan video görüntülerinde, HDK piyadelerinin Cebel Evliya Köprüsü’nden kafileler hâlinde geçtiği görüldü.

Ordunun, kaçan HDK güçlerinin Hartum dışına çekilebilmesi için bu köprüyü kasıtlı olarak açık bıraktığı belirtildi.

Görüntülere göre, HDK mensupları köprüyü geçerken savaş uçaklarının hedefi olmamak için savaş araçlarını ve diğer taşıtları geride bırakarak yaya olarak topluca kaçtı.

Kaçan HDK güçlerinin yeniden toparlanabileceği yönündeki endişelere karşın, askeri uzman Tuğgeneral Cemal eş-Şehid bu ihtimali düşük görüyor.

Eş-Şehid, “Kaçan kuvvetler düzenli bir geri çekilme yapmadı. Bu, milis liderlerinin daha önce ailelerini güvenceye alma bahanesiyle Darfur’a kaçmasıyla başlayan toplu bir firar ve çöküştür,” ifadelerini kullandı.

HDK güçleri Cebel Evliya Köprüsü’nden silahsız ve yaya olarak kaçtı’

Tuğgeneral, “HDK güçleri Cebel Evliya Köprüsü’nden silahsız ve yaya olarak kaçtı. Bu durum, nihayet modern silah ve teçhizat edinen, şehir ve meskûn mahal savaşları konusunda eğitimli birlikleri devreye sokan Silahlı Kuvvetler sayesinde çatışmaların seyrinde ulaşılan önemli bir aşamaya işaret ediyor. Ordu böylece HDK’nin belini kırmayı başardı,” diye ekledi.

Eş-Şehid ayrıca, “Bu yenilgi sadece HDK ile sınırlı kalmayacak, onlara destek sağlayan tüm ülkelere de uzanacaktır,” yorumunu yaptı.

Çok sayıda ordu komutanının açıklamasına göre, Silahlı Kuvvetler “kaçan HDK unsurlarını batıdaki Darfur’a kadar takip ederek el-Faşir üzerindeki kuşatmayı kırmayı ve HDK kontrolündeki bölgeler ile vilayetleri kurtarmayı” hedefliyor.

Bu esnada, HDK güçlerinin Hartum’daki çöküşünün başka bölgelerde de yankı bulduğu anlaşılıyor.

Nitekim, başkenti el-Ubeyd olan Kuzey Kordofan’daki Beşinci Piyade Tümeni Komutanlığı, tümen karargahına bir grup HDK unsurunun teslim olduğunu duyurdu.

Gelişmeler hakkında HDK liderliğinden henüz resmi bir açıklama yapılmazken, liderin danışmanlarından Başa Tabik, X (eski adıyla Twitter) platformundan yaptığı paylaşımda, “Güçlerimizi Omdurman’da yeniden konuşlandırdık. Ordu, Hartum’da herhangi bir zafer kazanmadı,” açıklamasında bulundu.

Okumaya Devam Et

DİPLOMASİ

Avrupa, Ukrayna’ya barış gücü gönderme planından vazgeçebilir

Yayınlanma

Reuters‘ın haberine göre, Avrupalı ülkeler lojistik kısıtlamalar ve ABD’nin muhalefeti nedeniyle Ukrayna’ya barış gücü askeri gönderme fikrinden uzaklaşıyor. Paris’te düzenlenecek zirvede, Ukrayna’nın askeri kapasitesini artırma ve ateşkesi izleme gibi alternatif destek mekanizmaları ele alınacak. NATO’nun Doğu Avrupa’daki varlığını genişletmesi ve Ukrayna’ya ittifak koruması sağlanması gibi modeller de tartışılıyor.

Reuters‘ın Batılı yetkililere dayandırdığı haberine göre, Avrupalı ülkeler lojistik kısıtlamalar ve ABD’nin muhalefeti nedeniyle Ukrayna’ya barış gücü askeri gönderme fikrinden uzaklaşıyor ve alternatif önlemleri değerlendirmeye başlıyor.

Çözüm arayışında Birleşik Krallık ile yakın işbirliği içinde olan Fransa, 27 Mart Perşembe günü “gönüllüler koalisyonu” olarak adlandırılan yaklaşık 30 ülkeden lider ve heyetleri ağırlayacak.

Toplantının ana amacı, Ukrayna’ya yönelik somut destek mekanizmalarını görüşmek. Ancak diplomatlar, Londra ve Paris’in haftalardır gelecekteki bir ateşkesi güvence altına almak amacıyla Avrupalı askerlerin konuşlandırılmasına yönelik bir plan üzerinde çalışmasına rağmen, bu senaryonun gerçekleşme olasılığının azaldığını kabul ediyor.

İsmi belirtilmeyen Avrupalı bir diplomat, “Kara birliği bulundurma fikrinden uzaklaşıp daha pragmatik seçenekler arıyorlar,” dedi.

Ajansa konuşan başka bir kaynak ise, “Ukrayna daha avantajlı bir konumdayken asker gönderme fikri cazipti. Fakat şu anki cephe durumu ve mevcut ABD yönetimi göz önüne alındığında, bu seçenek artık pek geçerli değil,” diye ekledi.

Paris’teki zirvede yapılacak görüşmelerin, Ukrayna’nın gelecekteki saldırıları önlemek amacıyla askeri potansiyelinin güçlendirilmesine ve enerji tesisleri ile denizdeki ateşkes rejiminin izlenmesine odaklanması bekleniyor.

Üst düzey Avrupalı bir yetkili, “Güvenlik garantileri, birçok olası çözümün bulunduğu bir tür diplomatik ‘açık büfe’ gibidir. Ancak sonuçta her şey olası bir barış anlaşmasının samimiyetine bağlı ve bu konuda şüpheciyim,” değerlendirmesinde bulundu.

Diğer yandan Avrupalı bir ülkenin savunma bakanlığı yetkilisi, Avrupa genelinde bir askeri varlık bulundurma fikrinden vazgeçilmesine rağmen, tek tek ülkelerin eğitim ve diğer destekleri sağlamak amacıyla Ukrayna’ya asker gönderebileceğini vurguladı.

Yetkili, gelecekte güç gönderme olasılığını koruyan planların da geliştirildiğini belirtti. Ajansın incelediği zirvenin konsept belgesine göre, gelecekte “barışçıl bir çözüm çerçevesinde ve ABD’nin desteğiyle” Ukrayna topraklarında güvenlik güçleri oluşturulabilir.

Diplomatlar ayrıca, Avrupa’nın Romanya gibi ülkelerdeki askeri birliklerini artırabileceğini ve NATO’nun Doğu Avrupa’daki ileri mevcudiyet formatını genişletebileceğini düşünüyor.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Ukrayna’nın NATO üyesi olmamasına rağmen, bir saldırı durumunda ittifakın kolektif savunma hükümlerine benzer şekilde korunmasına güvenebileceği bir seçenek önerdi.

Trump’ın özel elçisi Steve Witkoff, bu konunun tartışmaya açık olduğunu doğruladı.

Avrupalı bir diplomata göre, böyle bir mekanizma, Ukrayna’da asker konuşlandırmaktan daha düşük maliyetle “en güvenilir güvenlik garantisi” olabilir.

Kiev ise herhangi bir barış anlaşmasının, Rusya’nın tekrar saldırmasını önlemek için Batı’nın net taahhütlerini içermesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Şubat ayında Beyaz Saray’ı ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, daha önce ülkelerinin gelecekteki barışı koruma çabaları kapsamında Ukrayna’ya asker gönderebileceğini belirtmişti.

Fakat Moskova, Ukrayna topraklarında NATO askerlerinin bulunması ihtimalini kesin bir dille reddediyor.

Washington’un bu konudaki tutumu da daha ihtiyatlı hale geliyor.

Daha önce Başkan Donald Trump, Rusya’nın kabul edebileceğini öne sürerek İngiliz-Fransız girişimleri hakkında olumlu konuşmuş olsa da, şimdi Amerikalı yetkililer giderek artan bir şüphecilik sergiliyor.

Örneğin, Steve Witkoff, Tucker Carlson’a verdiği röportajda Avrupa’nın önerilerini “gösterişçilik” olarak nitelendirerek eleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English