Amerika
Peru’da seçim yarışı bitti: Yeni başkan Keiko Fujimori

Peru’da yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, eski lider Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori az farkla zafer elde etti. Seçim komisyonunun ihtilaflı oy pusulalarını incelemesinin ardından kesinleşen sonuçlara göre, muhafazakar lider 28 Temmuz’da beş yıllık görev süresine başlayacak.
Peru’da eski devlet başkanı Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori, devlet başkanlığı seçimini az farkla kazanarak ülkenin yeni lideri oldu.
Bloomberg’ün aktardığı verilere göre, ülkede 7 Haziran tarihinde gerçekleştirilen ikinci tur seçimlerinin ardından, seçim komisyonunun binlerce ihtilaflı oy pusulası üzerinde yaptığı uzun analizler tamamlandı.
Muhafazakar eğilimli Halkın Gücü (Fuerza Popular) partisini temsil eden Keiko Fujimori oyların yüzde 50,14’ünü alırken, en güçlü rakibi olan sol eğilimli Peru’yla Birlikte (Juntos por el Peru) partisinin lideri Roberto Sanchez yüzde 49,87 oranında kaldı. İki aday arasındaki fark yalnızca 49 bin 641 oy olarak kayıtlara geçti.
Daha önce 2011, 2016 ve 2021 yıllarındaki devlet başkanlığı seçimlerinde de aday olan ancak başarıya ulaşamayan Keiko Fujimori, 28 Temmuz tarihinde yemin ederek beş yıllık görev süresine başlayacak.
Fujimori, Peru’da son on yılda devlet başkanlığı koltuğuna oturan dokuzuncu isim olacak.
Seçim sonuçları, Peru toplumunda uzun süredir var olan derin bölünmeyi bir kez daha görünür kıldı. Bloomberg, son iki devlet başkanlığı seçiminde de kazanan ve kaybeden adaylar arasındaki farkın 45 bin oyun altında kaldığına dikkat çekerek, mevcut tablonun ülkedeki kutuplaşmayı daha da derinleştirme riski taşıdığını belirtiyor.
Buna karşın, yeni başkanın ülkede bir istikrar dönemi başlatabileceği yönünde değerlendirmeler de yapılıyor. Nisan ayında yapılan kongre seçimlerinde Fujimori’nin partisi, 60 sandalyeli senatoda 22 sandalye kazanarak en büyük azınlık grubunu oluşturdu.
Bu temsil gücü, parlamentonun yeni başkana yönelik olası azil girişimlerini başlangıç aşamasında engelleyebilecek bir çoğunluğa işaret ediyor.
Ayrıca kamu güvenliği konusundaki tavizsiz duruşuyla tanınan Fujimori’nin, suç oranlarından endişe duyan Peru seçmenine güvence oluşturabileceği ifade ediliyor.
Keiko Fujimori’nin babası Alberto Fujimori, 1990 ile 2000 yılları arasında Peru’yu yönetti. Görev süresi boyunca yetkilerini genişleten baba Fujimori, parlamentoyu feshederek yeni bir anayasanın kabul edilmesini sağladı.
Bu dönemde ülkede faaliyet gösteren Maocu ve Marksist-Leninist örgütlere karşı askeri mücadele yürüten Fujimori yönetimi, isyancıları destekleyen yerel halka yönelik şiddet uygulamak ve toplama kampları kurmakla suçlandı.
Alberto Fujimori, partisine yönelik yolsuzluk kanıtlarının ortaya çıkmasının ardından 2000 yılında ülkeyi terk etti ve parlamento kararıyla görevinden azledildi.
2005 yılında Şili’de gözaltına alınan eski lider, 2007 yılında Peru’ya iade edildi. Aynı yıl görevi kötüye kullanmaktan altı yıl hapis cezasına çarptırılan Fujimori, 2009 yılında ise yolsuzluk ve insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle 25 yıl hapis cezası aldı.
Peru Anayasa Mahkemesi, 2022 yılının ilkbaharında Fujimori için af kararı verdi ancak bu karar o dönem uygulanmadı. Anayasa Mahkemesi’nin 5 Aralık 2023 tarihinde tahliye kararını yinelemesi üzerine Adalet Bakanlığına bağlı Ulusal Cezaevi Enstitüsü eski lideri serbest bıraktı.
16 yıl cezaevinde kalan Alberto Fujimori, 7 Aralık 2023’te özgürlüğüne kavuştu. Eski lider, Eylül 2024’te 86 yaşındayken kanser nedeniyle hayatını kaybetti.
Amerika
Gallup: Amerikalıların ‘ulusal gururu’ tarihi dipte

Kamuoyu araştırma şirketi Gallup’un yayımladığı yeni anket, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü öncesinde Amerikalıların ulusal gurur seviyesinin son 25 yılın en düşük oranına gerilediğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre, kendisini “son derece gururlu” olarak tanımlayan ABD’li yetişkinlerin oranı yüzde 33 seviyesinde kaldı.
Kamuoyu araştırma şirketi Gallup tarafından gerçekleştirilen yeni anket çalışması, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümünün kutlanacağı tarihi dönemeçten hemen önce, ülkede ulusal gurur hissinin son 25 yılın en düşük seviyesine gerilediğini ortaya koydu.
Araştırma verilerine göre, ABD genelindeki yetişkinlerin yalnızca yüzde 33’ü Amerikalı olmaktan “son derece gurur duyduğunu” ifade ederken, yüzde 20’si ise “çok gururlu” olduğunu belirtti.
Katılımcıların yüzde 22’si kendisini “orta derecede gururlu”, yüzde 15’i “yalnızca biraz gururlu” ve yüzde 9’u “hiç gururlu değil” şeklinde tanımladı.
Gallup’un ABD genelindeki yetişkin nüfusun ulusal gurur düzeyini ilk kez ölçmeye başladığı 2001 yılında, Amerikalı olmaktan “son derece gururlu” olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 55 seviyesinde yer alıyordu.
Geçen yıl yapılan araştırmada ise bu oran yüzde 41 olarak kayıtlara geçmişti.
Araştırma, ulusal gurur algısının siyasi parti destekçileri arasında keskin biçimde bölündüğünü gösteriyor.
Gallup verileri, Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 70’inin Amerikalı olmaktan “son derece gurur duyduğunu” ortaya koyarken, bu oran bağımsız seçmenlerde yüzde 28, Demokrat seçmenlerde ise yüzde 14 seviyesine kadar geriliyor.
Cinsiyetler arası dağılımda da benzer bir farklılık göze çarpıyor.
Erkeklerin genel olarak kadınlara kıyasla ülkeleriyle daha fazla gurur duyduğu gözlenirken, erkek katılımcıların yüzde 42’si “son derece gururlu” olduğunu belirtiyor. Kadın katılımcılarda ise bu oran yüzde 26’da kalıyor.
Ülke genelinde 250. yıl dönümü kutlamalarına yönelik hazırlıklar devam ederken, federal başkent Washington DC, turistlerin 50 eyaletin tamamına ait kültürel unsurları deneyimlemesine ve tarihi alanlara özel erişim sağlamasına olanak tanıyan yoğun bir etkinlik programına ev sahipliği yapıyor.
Bu kapsamda, Donald Trump yönetimi ve Freedom 250 adlı organizasyon ortaklığında, eyaletlerin 1776 yılına kadar uzanan gelenek ve göreneklerini ön plana çıkaran “Büyük Amerikan Eyalet Panayırı” (The Great American State Fair) düzenleniyor.
Gallup’un Amerikan gururuna ilişkin kamuoyu araştırması, 1-15 Haziran tarihleri arasında, hata payı artı eksi 4 yüzdelik puan olan 1001 ABD’li yetişkinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Amerika
ABD’de yapay zekaya sıkı denetim talebi artıyor

ABD’de yapılan yeni kamuoyu araştırması, seçmenlerin büyük çoğunluğunun en gelişmiş yapay zeka modelleri piyasaya sürülmeden önce devlet denetiminden geçmesini desteklediğini ortaya koydu. Yapay zeka veri merkezlerinin inşasına yönelik yerel tepkiler artarken, kongre üyeleri de yeni yasal düzenlemeler için adımlar atıyor.
ABD’de yapılan yeni kamuoyu araştırması, yapay zeka teknolojilerinin daha sıkı kurallarla düzenlenmesi konusunda partiler üstü güçlü bir mutabakat olduğunu ortaya koydu.
Yapay Zeka Politikası Enstitüsü (AIPI) tarafından gerçekleştirilen ankete katılanların yüzde 68’i, hükümetin “en gelişmiş yapay zeka modellerini geniş çapta kullanıma sunulmadan önce resmi bir inceleme sürecine tabi tutmasını” desteklediğini belirtti.
Aynı araştırmada katılımcıların yüzde 20’si, hükümetin “büyük ölçüde şirketlerin kendi yapay zeka modellerini test etmesine güvenmesi ve esas olarak sorunlar ortaya çıktıktan sonra müdahale etmesi” yönünde görüş bildirdi. Katılımcıların yüzde 12’si ise hangi seçeneği desteklediği konusunda kararsız kaldı.
Siyasi eğilimlere göre bakıldığında, Cumhuriyetçilerin yüzde 64’ü ve Demokratların yüzde 76’sı resmi inceleme sürecini desteklerken, bağımsız seçmenlerin de yüzde 63’ünün bu fikre katıldığı görüldü.
Araştırma, Demokratların yüzde 15’inin, Cumhuriyetçilerin yüzde 24’ünün ve bağımsızların yüzde 23’ünün ise hükümetin ağırlıklı olarak şirketlerin kendi testlerine güvenmesi gerektiği görüşünü desteklediğini ortaya koydu.
Veri merkezlerine tepkiler artıyor
Son aylarda, eyalet düzeyinde ve yerel yönetimlerde veri merkezlerinin inşasını engellemeye veya sınırlamaya yönelik girişimler hız kazandı.
ABD kamuoyunda, kendi bölgelerinde kurulan devasa yapay zeka altyapı projelerine yönelik olumsuz yaklaşımlar belirginleşiyor.
Maine Eyalet Kongresi, iki ay önce büyük ölçekli veri merkezlerinin geliştirilmesini durduran bir yasa tasarısını kabul ederek ülkede bu yönde adım atan ilk eyalet oldu.
Son birkaç yıldır veri merkezlerine yönelik tepkilerin artış gösterdiği görülüyor. Yerel topluluklar, yüksek miktarda enerji tüketen bu altyapı tesislerinin yaşam maliyetleri ve çevre üzerindeki etkileri konusunda endişe taşıyor.
Mart ayında, Temsilciler Meclisi Üyesi Demokrat Alexandria Ocasio-Cortez ile Bağımsız Senatör Bernie Sanders, Yapay Zeka Veri Merkezi Moratoryumu Yasası’nı duyurdu.
Bu yasa tasarısı, kanun yapıcılar yapay zeka ürünlerinin devlet tarafından incelenmesini zorunlu kılan, kitlesel iş kayıplarını önleyen ve tüketici elektrik fiyatlarındaki artışları sınırlayan önlemleri yürürlüğe koyana kadar yapay zeka altyapı inşasının durdurulmasını öngörüyor.
Söz konusu kamuoyu araştırması, 10-11 Haziran tarihleri arasında, oy kullanma olasılığı yüksek olan 1007 seçmenin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın hata payı ise yüzde 4,2 olarak açıklandı.
Amerika
Yüksek Mahkeme’den Trump’a bir iyi, bir kötü haber

Pazartesi günü ABD’de Yüksek Mahkeme, Başkan Donald Trump için hem olumlu hem de olumsuz kararlar aldı.
Yargıçlar, bağımsız kurum başkanlarının görevden alınabileceğine hükmederek başkanın yürütme yetkisi üzerindeki kontrolünü güçlendirirken, posta yoluyla oy kullanmayı kısıtlamayı amaçlayan Trump’ın siyasi gündeminin önemli bir ayağını reddettiler.
Mahkeme ayrıca Federal Rezerv üyesi Cook’un görevden alınabilmesi için ona adil yargılama hakkı tanınması gerektiğine hükmettiler ve bir hukuk davasında başkanın temyiz başvurusunu reddettiler.
Başkanlık yetkisinde büyük genişleme
6’ya 3 oyla alınan karar, Trump’ın Federal Ticaret Komisyonu (FTC) üyesi Rebecca Slaughter’ı görevden almasına izin vererek, başkanın görevden alma yetkisinde önemli bir genişlemeyi tetikledi.
Bu karar, belirli kurumlara Beyaz Saray’dan bir dereceye kadar bağımsızlık sağlayan 91 yıllık içtihat geleneğini bir kenara bırakarak, muhafazakâr hukukçuların uzun süredir peşinde olduğu hedefi gerçekleştiriyor.
Trump, bunu bir asırdır başkanlık yetkilerinde görülen “en büyük artış” olarak nitelendirdi.
Muhafazakâr çoğunluk, bu kararı başkanlığı olması gereken şekline geri döndürmek olarak değerlendirdi.
Başyargıç John Roberts, Trump’ın genişletilmiş görevden alma yetkisinin sistemin doğasında olduğunu söyledi:
“Yetki iyi kullanıldığında halk kime teşekkür edeceğini bilir; yetki kötü kullanıldığında ise kimi suçlayacağını ve kimi görevden alacağını bilir . İşte bu, hükümet sistemimizin temel dayanağıdır.”
Karar, başkanın FTC’nin ötesinde çok sayıda kurumdaki yetkilileri görevden almasına olanak tanıyor.
Yürütme kolu genelinde bir düzineden fazla başka kurum da benzer korumalardan yararlanıyor.
Bu kurumlar nükleer enerjiyi, uçak kazalarını, ürün geri çağırmalarını, kredi birliklerini ve daha fazlasını denetliyor.
Liberal yargıçlar, bu kararın Trump’a “İngiliz Krallığı’nın bile bilmediği” bir yetki verdiğini savunuyorlar.
Yargıç Sonia Sotomayor, “Bugün Mahkeme, çoğunluğun tekelci ve mutlak yürütme kontrolü teorisine uydurmak için hükümetin yapısını çarpıtan bir rejim lehine bu demokratik rejimi bir kenara atıyor. Sonuç, daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir yetkiyle ortaya çıkan bir başkan,” diye yazdı.
Yargıç Neil Gorsuch’un ifadesine göre ise Kongre bunu düzeltebilir:
“Yeni düzenleyici suçlar tanımlama yetkisi hâlâ var ama artık kalem nihai olarak başkanın elinde. Anlaşmazlıkları kurum [house] içinde yargılama yeteneği devam ediyor fakat artık o saray [house] artık beyaz.”
Bunun başkanlık gücünü yoğunlaştırdığını kabul eden Gorsuch, çözümün, yasama organının kurumların Amerikan yaşamını düzenleme konusundaki kapsamlı yetkilerini kaldırarak onları daha az güçlü hale getirmesi olduğunu söyledi.
Roberts, 1 gün içinde hem Trump lehine hem de aleyhine karar verdi
Roberts, muhafazakar yargıç arkadaşlarını, başkanın belirli bağımsız kurum başkanlarını sebepsiz yere görevden alma yetkisine yeşil ışık yakmaya yönlendirirken, mahkeme henüz aynı yetkiyi başkanın Federal Rezerv’e ilişkin olarak genişletmedi.
Yine başyargıç tarafından kaleme alınan 5’e 4’lük bir kararda, çoğunluk, Trump’ın Federal Rezerv yönetim kurulu üyesi Lisa Cook’u ipotek dolandırıcılığı iddiaları nedeniyle görevden almaya çalışmadan önce ona yeterli hukuki süreç sağlamadığını tespit etti.
Roberts, bu adımı göz ardı etmenin, başkanın bir Federal Rezerv yönetim kurulu üyesini “herhangi bir zamanda, herhangi bir nedenle, önceden herhangi bir bildirimde bulunmaksızın ve sonrasında herhangi bir yargı denetimi olmaksızın” görevden almasına olanak tanıyacağını savundu.
Bu karar, Roberts’ın merkezinde yer aldığı, Trump’ın yetkileriyle ilgili çelişkili bir günün yaşanmasına neden oldu.
Roberts, mahkemeyi siyasi çekişmelerin dışında tutmaya çalışmasıyla tanınıyor.
Fakat mahkemeye yönelik kamuoyu desteği rekor düzeyde düşük seviyelere gerilerken, Trump’ın gündemi yargıçları yoğun bir şekilde meşgul etmeye devam etti.
Roberts, Fed davasında Trump aleyhine karar verirken, kararın dar kapsamlı olduğunu özellikle vurguladı.
Kararın, Cook’un görevden alınıp alınamayacağına dair nihai soruyu çözmediğini vurguladı.
Bu karar, Trump’ın hâlâ kendinden emin görünmesine neden oldu. Kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra Cook’un görevden alınması için baskı yapan Trump, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, kararın yalnızca “tamamen usule dayalı” olduğunu özellikle belirtti.
Trump, posta yoluyla gönderilen oy pusulalarında da yenilgiye uğradı
Trump’a vurulan bir diğer büyük darbe, seçim gününden sonraki beş gün içinde ulaşan posta yoluyla gönderilen oy pusulalarının sayılmasına izin veren Mississippi yasasını onayan Yüksek Mahkeme’nin 5’e 4’lük kararı oldu.
Yargıç Amy Coney Barrett, çoğunluk adına yazdığı kararda Mississippi yasasının federal seçim yasasıyla çelişmediğini belirterek, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin Seçim Günü sonrası oy sayım uygulamasını durdurma girişimini boşa çıkardı.
Barrett, ABD’nin kurucu babalarının yazdığı Federalist Makaleler’den alıntı yaparak şunları söyledi:
“Anayasa’yı hazırlayanlar, ‘ülkenin durumundaki her olası değişikliğe uygulanabilir’ seçim yasaları hazırlamanın zorluğunun farkındaydı. Bu nedenle, seçim yasasını anayasal hale getirmek yerine, ‘seçimler üzerinde takdir yetkisi’nin ‘bir yere’ verilmesi gerektiğine karar verdiler. Şunu söylemek yeterlidir ki, bu yetki bu mahkemeye verilmemiştir.”
Yargıç Samuel Alito, mahkemenin diğer üç muhafazakâr yargıcıyla birlikte muhalefet görüşünü yönetti.
Alito, “Günümüzde, tüm oylamalar Seçim Günü’nde şahsen gerçekleşmiyor. Hem posta yoluyla oylama hem de erken oylama yaygınlaşmıştır ve davalılar bu modern uygulamaların yasallığını tartışmamaktadır. Ben de tartışmıyorum. Fakat bu uygulamaların kabul edilmesi, federal yasa uyarınca seçmenlerin toplu tercihinin hâlâ Seçim Günü’nde yetkili bir şekilde ifade edilmesi gerektiği gerçeğini değiştiremez,” diye yazdı.
Trump, yenilgiye tepki olarak bir kez daha baskı yaparak “Amerikalı Seçmen Uygunluk Koruma Yasası”nın Kongre’den geçmesini sağlamaya çalıştı.
Birkaç saat sonra, tasarının kabul edilme ihtimalinin düşük olduğunu kabul etti: “Çünkü dört, belki de beş Cumhuriyetçi senatörümüz var ve bunlar tasarıya kesinlikle oy vermeyecek. Bu çılgınlık.”
Trump’ın atadığı yargıçlar belirleyici oylar verdi
Trump tarafından atanan muhafazakar yargıçlardan ikisi, ayrı davalarda ona karşı belirleyici oylar kullandı; bu kararlar, Yargıçlar Brett Kavanaugh ve Barrett’ı Trump’ın eleştirilerine açık hale getirebilir.
Trump, ikinci döneminde hoşuna gitmeyen Yüksek Mahkeme kararlarına yönelik memnuniyetsizliğini ifade etmekten çekinmedi; özellikle de bu kararlara, kendisinin mahkemeye atadığı yargıçların da dahil olması durumunda.
En kıdemsiz muhafazakar yargıç olan Barrett, posta yoluyla oy kullanma konusundaki görüşü kaleme aldı. Barrett ve Roberts, üç liberal yargıçla birleşerek çoğunluğu oluştururken, mahkemenin diğer dört muhafazakâr yargıcı muhalefet şerhi koydu.
Karar, Başkan’ın destekleyici kanıt olmamasına rağmen yaygın sahtekarlığa katkıda bulunduğunu defalarca iddia ettiği bu oy kullanma uygulamasına karşı Trump yönetiminin baskı kurma çabalarına bir darbe niteliğinde.
Bu arada Kavanaugh, Fed davasında Trump’a karşı çıkan 5-4’lük çoğunluğa katıldı. Kavanaugh, Roberts ve üç liberal yargıçla birlikte oy kullandı.
Kısa bir mutabakat görüşünde, merkez bankasının benzersiz konumuna özellikle dikkat çekti ve mahkemeyi, bankanın bağımsızlığını resmen korumaya çağırdı.
Kavanaugh, “Federal Rezerv’in statüsüyle ilgili geçici bir belirsizlik bile, başkanın birden fazla yönetim kurulu üyesini istediği zaman derhal görevden alıp alamayacağına dair kafa karışıklığı da dahil olmak üzere siyasi kargaşaya yol açabilir; ayrıca ABD ve dünya ekonomilerinde de çalkantıya neden olabilir. Ben o yola girmezdim,” diye yazdı.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa6 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Rusya2 hafta önceRFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz












