Avrupa
Polonya savaşa hazırlık için yeni yasa hazırlıyor

Polonya Savunma Bakanlığı, olası çatışma öncesinde ordunun, altyapının ve ulaşım sisteminin hazırlanmasına imkan tanıyacak devletin savaşa tam hazır olma durumu adlı yeni yasal rejim üzerinde çalışıyor. Savunma Bakanı Danışmanı Maciej Samsonowicz, düzenlemenin barış dönemi ile savaş hali arasındaki yasal boşluğu dolduracağını ve müttefik kuvvetlerin kabulü ile sevkiyat prosedürlerini hızlandıracağını açıkladı.
Polonya Savunma Bakanlığı, olası bir çatışma öncesinde resmi olarak savaş hali ilan edilmeden önce ordunun, altyapının ve ulaşım sisteminin hazırlanmasına olanak sağlayacak “devletin savaşa tam hazır olma durumu” adlı yeni bir yasal rejim geliştiriyor.
Savunma Bakanı Danışmanı Maciej Samsonowicz, savunma sanayisi portalı Defence24.pl sitesine yaptığı açıklamada, yeni hukuki yapının devletin barış zamanındaki işleyişi ile savaş hali rejimi arasındaki mevcut boşluğu doldurmayı amaçladığını belirtti.
Samsonowicz, bu statünün öncelikle birliklerin kaydırılması, altyapının hazırlanması ve müttefik kuvvetlerin kabul edilmesiyle ilgili prosedürlerin önceden başlatılmasına imkan tanıyacağını kaydetti.
Taslağın kurum içi istişare aşamasında yer aldığını ifade eden Samsonowicz, “Biz de bu konu üzerinde çalışıyoruz. Ayrıntılara girmek istemiyorum. Projedeki adı devletin savaşa tam hazır olma durumu olarak geçiyor” dedi.
Savunma Bakanlığı, bu çalışmaya paralel olarak savunma kabiliyeti, askeri hareketlilik ve birliklerin nakliyesi açısından kritik önem taşıyan yatırımlara ilişkin bir yasa tasarısı daha hazırlıyor.
Samsonowicz, bu belgedeki çalışmaların önemli ölçüde ilerlediğini açıkladı. Bu doğrultuda temel hedeflerden biri, birliklerin yer değiştirmesine ilişkin yetkilerin netleştirilmesi olacak.
Tehdidin hızla artması durumunda silahlı kuvvetler, çatışmalar başlamadan önce askeri konvoyların hareketini yönetme ve taşımacılığı koordine etme konusunda ek yetkilere sahip olacak.
Bakan danışmanı, mevcut kuralların savaşın ülke sınırlarına yaklaştığı ancak olağanüstü önlemler rejiminin henüz yürürlüğe girmediği durumlara yanıt vermediğini belirtti. Yeni yasal statü; devlet makamlarının, ordunun ve stratejik altyapı tesislerinin tam hazır duruma daha hızlı geçmesini sağlayacak.
Yeni düzenlemeler, NATO kuvvetlerinin kabulü ve desteklenmesi için gerekli olan yollar, demiryolu hatları, limanlar, havalimanları, yakıt depoları, boru hatları ve lojistik terminallerin inşası gibi savunma altyapı projelerinin hayata geçirilmesini de etkileyecek.
Samsonowicz, “Herhangi bir şey inşa etmek için normal şartlarda iki veya üç yıl, standart rejimde ise bir buçuk yıl bekleyemeyiz” değerlendirmesini yaptı.
Samsonowicz, değişikliklerin, güvenlik açısından kritik öneme sahip projelerin uygulanmasını yıllarca geciktirebilen idari ve çevresel prosedürleri basitleştirmesi gerektiğini vurguladı.
Yasa tasarısının, askeri hareketliliğin geliştirilmesine yönelik Avrupa genelindeki “askeri Şengen” girişimiyle de ilişkilendirilmesi planlanıyor.
Polonya, müttefik kuvvetlerin kabulünü hızlandırmak; yakıt, ikmal, lojistik ve askeri teçhizat onarım imkanlarını sağlamak amacıyla çift amaçlı ulaşım altyapısının modernizasyonu için Avrupa fonlarından finansman çekmeyi bekliyor.
Taslak proje şu aşamada bakanlık içi değerlendirme sürecinde bulunurken, hükümete ve Polonya Parlamentosunun alt kanadı Sejm’e sunulacağı tarihe ilişkin henüz bir takvim belirlenmedi.
Avrupa
Macaristan AB fonları için anayasayı değiştiriyor

Macaristan’da iktidardaki Tisza partisi lideri Başbakan Péter Magyar öncülüğünde hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un yetkilerini sonlandıran 17. Anayasa Değişikliği paketi Ulusal Meclis’te kabul edildi. Viktor Orbán döneminin devlet kurumlarını tasfiye etmeyi ve yolsuzlukla mücadeleyi amaçlayan reform, Avrupa Birliği’nin dondurduğu fonları serbest bırakması için kritik bir adım.
Macaristan’da nisan ayında yapılan parlamento seçimleriyle 16 yıllık Viktor Orbán ve Fidesz iktidarının sona ermesinin ardından, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki yeni hükümet anayasal sistemi dönüştürmek için adımlarını hızlandırdı.
Macaristan Ulusal Meclisi, 13 Temmuz cumartesi günü yapılan oylamada, Orbán döneminde kurulan devlet mekanizmasını tasfiye etmeyi ve yolsuzluğu önlemeyi amaçlayan “Ateşle Temizlik” (Tűzzel tisztítás) kampanyası kapsamında hazırlanan 17. Anayasa Değişikliği paketini kabul etti.
Meclisteki oylamada 139 milletvekili kabul, 6 milletvekili ret oyu verirken, 54 milletvekili oylamaya katılmadı.
Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un 17 Temmuz çarşamba gününe kadar önündeki anayasa değişikliğini imzalaması ya da veto etmesi gerekiyor.
Değişiklik, doğrudan cumhurbaşkanının görev süresini de sonlandırıyor. Parlamento tarafından gizli oyla seçilen ve resmi olarak siyasi tarafsızlığı bulunan cumhurbaşkanı için Başbakan Magyar, “Orbán’ın kuklası” nitelemesini yaparak Sulyok’un tarafsız bir lider olmadığını belirtiyor.
Magyar oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu anayasayı değiştirmemek Macar milletine ihanet olurdu. Halk, Tisza’ya bu sistemi tasfiye etme yetkisi verdi” ifadesini kullandı.
Tisza hükümeti, bu değişikliğin ardından yeni bir anayasa taslağı hazırlayarak 2027 yılının yaz aylarında ulusal referanduma sunmayı planlıyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok değişikliğe karşı çıkıyor
Yürürlükteki Macaristan Anayasası’na göre cumhurbaşkanı yalnızca anayasayı veya yasaları kasten ihlal ettiği ya da suç işlediği iddiasıyla parlamento tarafından başlatılan ve nihai kararı Anayasa Mahkemesinin verdiği bir azil süreciyle görevden alınabiliyor.
Yeni kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği ise mevcut cumhurbaşkanının yetkilerini derhal sonlandırırken, parlamentoya 30 gün içinde “yeni anayasa yürürlüğe girene kadar en fazla beş yıl süreyle görev yapacak” yeni bir cumhurbaşkanı seçme yetkisi tanıyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok’un yasayı beş gün içinde imzalamayı reddetmesi veya veto etmesi durumunda değişiklik otomatik olarak yürürlüğe girecek ve parlamento, cumhurbaşkanına anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle azil süreci başlatabilecek.
Daha önce görevinden kendi isteğiyle istifa etmeyeceğini defalarca açıklayan Sulyok, 17. Anayasa Değişikliği’ni “anayasaya aykırı” olarak nitelendirdi ve bu düzenlemenin cumhurbaşkanlığı makamını değil, doğrudan kendisini hedef aldığını belirtti.
Cumhurbaşkanlığı makamının resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Devlet başkanı, cumhurbaşkanlığı yetkilerine hile, tehdit veya başka yollarla müdahale etmeye yönelik her türlü girişimin, yürütme organı temsilcileri tarafından anayasal düzenin ciddi bir ihlali olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır” ifadesine yer verildi.
Sulyok, temmuz ayı başında Avrupa Konseyi Venedik Komisyonuna başvurarak değişikliğin hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı ilkelerine uygunluğunun incelenmesini talep etti.
Macaristan Anayasa Mahkemesine de başvuran Sulyok, Tisza partisinin meclis çoğunluğunu kullanarak gelecekte genel düzenlemeler yerine kişiye özel durumları hedef alan başka değişiklikler de yapabileceği uyarısında bulundu.
Ancak Anayasa Mahkemesindeki yedi yargıcın davadan çekilmesi üzerine Mahkeme Başkanı Péter Polt konuyu gündemden çıkardı.
Yargı ve meclis üyeliklerine yeni sınırlar getirildi
Kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği sadece cumhurbaşkanlığı makamını değil, yüksek yargı organlarını da kapsıyor. Değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi 12 yıldan dokuz yıla indirilirken, yargıçlar için 70 yaş sınırı getiriliyor.
Ulusal Yargı Ofisi Başkanı ile Yargıtay Başkanı’nın görev süreleri de dokuz yıldan altı yıla düşürülüyor. Ayrıca, usulsüz kullanılan kamu fonlarını tespit edip devlet hazinesine geri kazandırmak amacıyla “Devlet Varlıklarını Koruma ve İade Ulusal Ofisi” adıyla yeni bir kurum oluşturuluyor.
Değişikliğin en çok tartışılan maddelerinden biri de milletvekillerinin toplam görev süresinin 12 yılla (üç parlamento dönemi) sınırlandırılması oldu.
Telex’in analizine göre, bu kuralın bir sonraki seçimlerde uygulanması halinde Orbán koalisyonu meclis grubunun yaklaşık yarısını kaybedecek ve Fidesz-KDNP ittifakından yaklaşık 25 ila 30 milletvekili yeniden seçilme hakkını yitirecek.
Fidesz partisi yetkilileri bu düzenlemeyi “anayasal demokrasinin sonu ve Macaristan’da otokrasinin başlangıcı” olarak nitelendirdi.
Tisza partisi haziran ayında da başbakanlık görevini bir kişi için her biri dörder yıllık iki dönemle sınırlayan 16. Anayasa Değişikliği’ni meclisten geçirmişti.
1990 yılından bu yana yapılan başbakanlık sürelerini de kapsayan bu düzenleme, Orbán’ın yeniden başbakan olmasını hukuken imkansız hale getiriyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok, başbakanlık süresine sınır getirilmesinin parlamentonun serbest seçim iradesiyle tam olarak bağdaşmadığını belirtse de bu değişikliği imzalamıştı.
AB fonlarının serbest bırakılması süreci
Tisza hükümetinin gerçekleştirdiği anayasa reformu, büyük ölçüde Avrupa Komisyonunun taleplerini karşılamaya yönelik adımlardan oluşuyor.
Avrupa Komisyonu, Orbán iktidarı döneminde hukukun üstünlüğü ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Macaristan için ayrılan AB fonlarını dondurmuştu.
17. Anayasa Değişikliği ile Başbakan Magyar, Brüksel’e AB şartlarını kabul ettiği mesajını veriyor; zira değişiklikler doğrudan birliğin eleştiri odağında olan Anayasa Mahkemesi, yargı yönetimi ve kamusal denetim mekanizmalarını hedef alıyor.
Bu adımların ardından AB Konseyi, 10 Temmuz çarşamba günü Macaristan’ın Salgın Sonrası Toparlanma ve Dayanıklılık Fonu (RRF) kapsamındaki planını onaylayarak dondurulan fonların 10 milyar avroya kadar olan kısmının serbest bırakılmasını kararlaştırdı.
Bu kapsamda Budapeşte yönetimi 6,5 milyar avro hibe ve 3,5 milyar avro uygun koşullu kredi alacak.
AB, Macaristan için planlanan yaklaşık 35 milyar avroluk fonu dondurmuştu. Macaristan hükümeti ile Avrupa Komisyonu arasındaki görüşmelerin ardından mayıs ayı sonunda Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Macar yasalarındaki “belirgin ilerlemeyi” gerekçe göstererek yaklaşık 16 milyar avronun serbest bırakılmasına karar verdiklerini açıklamıştı.
Bu doğrultuda Macaristan, RRF kapsamındaki 10 milyar avronun yanı sıra Uyum Fonu’ndan da 4,2 milyar avro alacak.
Uyum Fonu’ndaki diğer 2,2 milyar avroluk kısım ise Budapeşte’nin 31 Ağustos perşembe gününe kadar taahhüt ettiği sonraki reformları tamamlaması halinde ödenecek.
Yolsuzlukla mücadele kapsamında Magyar hükümeti, kamu varlıklarını koruma ofisinin yanı sıra Orbán döneminde kurulan ve AB fonlarının harcanmasını denetleyen Dürüstlük Ofisi’nin yetkilerini de genişletti.
Ayrıca Magyar, Fidesz’in propaganda aracı olduğunu belirttiği devlet medyasının yayınını durdurma vaadini de yerine getirdi.
7 Temmuz pazar günü devlet yayıncısı MTVA’nın haber yayınları kısa süreliğine kesilerek ekranda geçmişteki yayın politikası için özür metni yayımlandı.
Diğer yandan, bazı Avrupalı insan hakları örgütleri milletvekilliği süresine sınır getirilmesini siyasi amaçlı bir adım olarak eleştiriyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Macar iş dünyası da yeni başbakanın ekonomik krizle mücadele etmek yerine mesaisini Orbán’ı eleştirmeye ve yakın çevresindeki yolsuzlukları ortaya çıkarmaya harcamasından endişe duyuyor.
Yeni hükümetin verilerine göre bütçe açığı şimdiden GSYH’nin yüzde 8’ini aşmış durumda.
Başbakan Magyar bazı dış politika konularında ise Orbán’ın çizgisine yakın bir tutum sergiliyor. Magyar, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın AB katılım müzakerelerini yavaşlatarak AB Komisyonu ve AB Konseyinin bu ülkelerle ilgili ortak mektubuna karşı çıkmıştı.
Müzakerelerin başlamasını engellemeyen Magyar, yeni üyelerin birliğe hızlı kabul edilmesine karşı olduğunu belirterek “Bu durum, üyelik için yıllardır çalışan Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi Batı Balkan ülkelerine yanlış bir mesaj gönderiyor” açıklamasını yaptı.
Macaristan ayrıca, Ankara’daki NATO zirvesinde kararlaştırılan Ukrayna’ya yönelik 70 milyar avroluk askeri yardım programına katılmayı da reddetti.
Avrupa
Google’ın 4,6 milyar euroluk cezası AB bütçesine aktarılacak

Avrupa Komisyonu, Google’ın ödediği 4,6 milyar euroluk rekabet cezasını AB bütçesine aktararak 2026’da üye ülkelerin gayrisafi milli gelir esaslı katkılarını azaltmayı planlıyor. Ödeme, 2018’de verilen ve AB tarihindeki en yüksek tekil para cezasının, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararı sonrası tahsil edilmesiyle gerçekleşti.
Google’ın Avrupa Birliği’ne ödediği 4,6 milyar euroluk rekabet cezası, Avrupa Komisyonu’nun planına göre AB’nin merkezi bütçesine aktarılacak ve 2026’da üye ülkelerin bütçeye yapacağı katkının azalmasına katkı sağlayacak.
Politico’ya konuşan Avrupa Komisyonu yetkilisi, 2018’de Google’a verilen ve faizleri de içeren 4,6 milyar euroluk cezanın, 2026 yılı harcama ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlayacağını doğruladı.
AB bütçesi ağırlıklı olarak üye ülkelerin katkılarından oluşuyor ve tarım destekleri ile daha az gelişmiş bölgelere yapılan ödemeler dahil Birliğin önceliklerini finanse ediyor.
Komisyonun para cezaları ve gümrük gelirleri gibi gelirleri de doğrudan ortak bütçeye aktarılıyor.
Google’ın ödemesi, üye ülkelerin 2028’de yürürlüğe girmesi planlanan yedi yıllık yeni bütçe konusunda yoğun müzakereler yürüttüğü dönemde kısa vadeli mali ihtiyaçların karşılanmasına katkı sağlayacak. Şirket, uzun süren hukuki sürecin ardından ceza tutarını bu ayın başında ödedi.
Söz konusu meblağ, AB’nin 2026 yılı toplam bütçesinin yüzde 2’sinden fazlasına karşılık geliyor.
Avrupa Birliği, 2018’de dönemin rekabetten sorumlu Komisyon üyesi Margrethe Vestager’in ABD’li büyük teknoloji şirketlerine yönelik rekabet politikası kapsamında Google’a ceza verdi.
Komisyon, Android işletim sistemini kullanan akıllı telefon üreticilerine rekabet kurallarını ihlal eden kısıtlamalar getirdiği gerekçesiyle şirketi cezalandırdı.
Avrupa Birliği Adalet Divanı da Google’ın itirazını bu ayın başında reddederek kararın uygulanmasının önünü açtı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın daha önce çeşitli misilleme tehditlerine yol açan AB’nin büyük ABD teknoloji şirketlerine yönelik yaptırımları, mali açıdan zorlanan Avrupa hükümetlerine geçici rahatlama sağlayacak. Ancak bu gelir, 2028-2034 dönemini kapsayacak yeni bütçeye ilişkin zorlu müzakereleri çözmeye yetmeyecek.
Yaklaşık 2 trilyon euroluk gelecek dönem bütçesinin finansmanı için Fransa, Google dahil ABD’li dijital şirketlere vergi uygulanmasını savunurken Almanya başta olmak üzere bazı ülkeler bu öneriye karşı çıkıyor.
AB hükümetleri ile Avrupa Parlamentosu, yıllık bütçe süreci kapsamında 2026 yılı için 192 milyar euroluk bütçenin dağılımı konusunda geçen yıl genel uzlaşmaya vardı.
Komisyon, yıl içinde harcama ve gelir tahminlerindeki değişiklikleri yansıtmak amacıyla bütçe revizyonları öneriyor.
Komisyon yetkilisi, bu yıl sunulacak bir sonraki değişiklik paketinde Google’dan tahsil edilen 4,6 milyar euroluk gelirin de yer alacağını söyledi.
Komisyon yetkilisi, “Bütçe otoritesi olan Konsey ve Avrupa Parlamentosu aksine karar vermediği sürece bu durum, üye devletlerin gayrisafi milli gelir esaslı katkı payını azaltır” dedi.
Gelişme, yüksek enerji fiyatları ve beklenenden düşük ekonomik büyüme nedeniyle ulusal bütçeleri baskı altında olan AB ülkeleri açısından rahatlatıcı etki yaratacak.
Google cezası, AB bütçesinin yaklaşık dörtte birini karşılayan Almanya’nın katkısında yaklaşık 1 milyar euro tasarruf sağlayabilir.
Bu durum, 2026’da bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı AB’nin yüzde 3 sınırına yaklaşan Berlin için mali açıdan destek niteliği taşıyor. Sınırın aşılması halinde Komisyonun para cezası uygulama ihtimali var.
Bütçe üzerindeki baskıyı artıran diğer unsur ise hükümetlerin, son başvuru tarihi yaklaşırken bölgelerde beklenenden yüksek harcama yapılması nedeniyle 2026’da AB’ye başlangıçta öngörülenden daha fazla kaynak aktarmasının beklenmesi.
Öte yandan AB bütçesi, temmuz ayında Birliğe giren düşük değerli kolilere getirilen 3 euroluk gümrük vergisinden de ek gelir elde edebilir. Bu gelirin yüzde 75’i AB bütçesine, kalan kısmı ise ulusal hükümetlere aktarılacak.
Avrupa
Fransa ve Almanya aşırı sağ yükselirken bütçe ve savunmaya odaklandı

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki ülkenin ortaklık gücünü göstermek amacıyla savunma, sanayi ve teknoloji alanlarında işbirliğini güçlendirme taahhüdüyle ikili görüşmeleri başlattı. Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin yükselişi ve Marine Le Pen’in cumhurbaşkanlığı adaylığı yolunun açılması, Paris ve Berlin yönetimlerini Avrupa Birliği bütçe müzakerelerini hızlandırmaya sevk ediyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki gün sürecek Fransa-Almanya görüşmelerini perşembe günü Avrupa’nın askeri, sanayi ve teknolojik gücünü tahkim etme sözüyle açtı.
Liderler, son dönemde yaşanan aksamalara rağmen kıtanın bu en kritik iki ülkesi arasındaki ortaklığın hala sonuç üretebildiğini göstermeyi hedefliyor.
Almanya Başbakanı ve Fransa Cumhurbaşkanı, cuma günü Nörvenich hava üssünde yapılacak savunma görüşmelerine liderlik ettikten sonra Köln yakınlarında bakanların da katılımıyla düzenlenecek toplantıda bir araya gelecek.
Bu buluşma, Macron’un gelecek yıl görevden ayrılmadan önce katılacağı son Fransa-Almanya bakanlar kurulu toplantısı olma özelliğini taşıyor.
Zirve, Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin 2027 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde anketlerde güçlü bir şekilde önde yer aldığı döneme denk geliyor.
Macron, Merz ile gerçekleştireceği çalışma yemeği öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, işbirliğini Avrupa’nın “stratejik uyanışının” bir parçası olarak nitelendirerek, “İleri caydırıcılık, erken uyarı, derin darbe ve ortak kabiliyetler konularına yeni bir ivme kazandırmak istiyoruz” ifadesini kullandı.
Merz, görüşmelerin ekonomi, enerji, güvenlik ve savunma politikalarını kapsayacağını belirtti. Macron ise bu kapsamlı gündeme Ukrayna, Ortadoğu, uzay çalışmaları, yapay zeka, kuantum teknolojisi, ticaret ve Avrupa sanayisinin korunması başlıklarını ekledi.
Her iki hükümet de bu toplantıyı tamamen yeni bir program başlatmaktan ziyade, geçen yıl Fransa’nın Toulon kentinde yapılan zirvede varılan anlaşmaları ileriye taşıma çabası olarak sunuyor.
Cuma günü savunma sanayisini ve genel ikili ilişkileri kapsayan iki ortak deklarasyonun yayımlanması öngörülüyor.
Merz ve Macron arasındaki sıcak kişisel ilişki, eski Başbakan Olaf Scholz döneminde yıllarca gerilen bağların ardından, yetkililerin “Fransa-Almanya refleksi” olarak adlandırdığı mekanizmayı yeniden canlandırmaya katkı sağladı.
Merz, Fransız mevkidarıyla aralarında “derin bir kişisel bağ” olduğunu ifade ederken, Paris ve Berlin’deki yetkililer iki lider arasındaki atmosferin belirgin şekilde düzeldiğini kaydediyor.
Fransa’da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi, özellikle Avrupa Birliği’nin gelecek yedi yıllık bütçesi konusunda Berlin üzerindeki baskıyı artırıyor.
Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Gunther Krichbaum, perşembe günü devlet radyosuna yaptığı açıklamada, hükümetlerin “günü yakalaması” ve büyük Avrupa projelerini hızla tamamlaması gerektiğini vurguladı.
Krichbaum, “Listenin en başında elbette çok yıllı mali çerçeve yer alıyor” diyerek bütçeye işaret etti. Almanya’nın, Avrupa Birliği bütçesinin teknoloji ve inovasyona, “ancak her şeyden önce güvenlik ve savunmaya” daha fazla ağırlık vermesini istediğini sözlerine ekledi.
Avrupa Birliği bütçesini güvence altına alma ihtiyacı, geçen hafta Paris Temyiz Mahkemesinin Le Pen’in Avrupa Birliği fonlarını usulsüz kullanmaktan aldığı mahkumiyeti onaması ancak siyaset yasağı süresini kısaltarak gelecek yıl cumhurbaşkanlığına aday olmasının önünü açmasının ardından daha da acil hale geldi.
Aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali, birçok kesim tarafından Avrupa Birliği bütçe sürecinin hızla tamamlanması gerektiğine gerekçe gösteriliyor.
Bu adımın, Le Pen’in partisinin 2027’de göreve gelmesi halinde süreci sekteye uğratmasını engellemek amacıyla atıldığı belirtiliyor.
Bu doğrultuda Paris ve Berlin, 2026 sonuna kadar bir Avrupa Birliği bütçe anlaşmasına varma hedefini paylaşıyor. Ancak taraflar arasında önemli görüş ayrılıkları devam ediyor.
Fransa, tarım harcamalarını korurken stratejik sanayileri finanse etmek için Avrupa Birliği’ne yeni gelir kaynakları yaratılmasını istiyor.
Almanya ise Avrupa Komisyonunun bütçe önerisini çok büyük ve dengesiz buluyor; rekabet gücü, güvenlik ve savunmaya daha fazla ağırlık veren daha sade bir bütçe talep ediyor.
Liderler arasındaki dostane ilişkiye rağmen, Paris ve Berlin bir dizi önemli savunma projesinde fikir ayrılığı yaşadı. İki ülke, Berlin’in desteklediği, Paris’in ise engellemeye çalıştığı Mercosur ticaret anlaşması başta olmak üzere ticaret politikalarında da karşı karşıya geldi.
Savunma alanı, bu sıcak söylemlerin somut sonuçlar verip vermeyeceğine dair ilk sınavı teşkil edecek. İki hükümet, caydırıcılık, uzun menzilli hassas silahlar ve uydular ile kara konuşlu radarları birleştiren bir erken uyarı ağı üzerinde işbirliğini derinleştirmeyi planlıyor.
Bu girişim, Gelecek Nesil Savaş Uçağı (FCAS) programının temelini oluşturan ortak savaş uçağı projesinin tıkanmasının ardından geldi.
Buna rağmen her iki hükümet de uçakları, insansız hava araçlarını ve diğer askeri platformları birbirine bağlamayı amaçlayan geniş ağ altyapısının belirli bölümlerini korumak istiyor.
Hükümetler ayrıca, Avrupa Birliği destekli IRIS² uydu takımyıldızı, stratejik uydu frekansları ve yapay zeka güvenliği konularında anlaşmalar hazırlıyor.
Bakanlar; kuantum araştırmaları, füzyon enerjisi, hidrojen koridoru, sınır ötesi işbirliği ve gençlik değişim programlarını da masaya yatıracak.
Merz, Macron’u Elysee Antlaşması’nın kökenlerine atıfta bulunarak karşıladı. Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün, 65 yıl önce Almanya’nın ilk Başbakanı Konrad Adenauer tarafından Schloss Augustusburg’da ağırlanmasının ardından bir Fransa-Almanya dostluk anlaşması önerdiğini hatırlatan Merz, mevcut liderlerin de cuma günü aynı şatoda bir araya geleceğini belirtti.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti











