Rusya
Putin: Kuzey Akım üzerinden gaz sevkiyatına yarın başlayabiliriz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında dünya haber ajanslarının yöneticileriyle bir araya gelerek Ukrayna çatışmasından küresel enerji hatlarına ve ülke ekonomisinin durumuna kadar kritik açıklamalarda bulundu. Ukrayna’daki çatışmanın sona ermesinin Kiev’in uzlaşmayı kabul etmesine bağlı olduğunu belirten Putin, Batı’nın Rus ekonomisine yönelik iddialarını yalanlayarak ülkesinin makroekonomik olarak büyümeye devam ettiğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında St. Petersburg yakınlarındaki Konstantin Sarayı’nda dünya genelindeki önde gelen haber ajanslarının üst düzey yöneticileriyle yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi.
Topluluk karşısında küresel gündemi sarsan açıklamalarda bulunan Rusya Devlet Başkanı, Ukrayna’daki askeri faaliyetlerin sonlandırılması koşullarından Avrupa Birliği ile enerji diplomasisine, bölgesel ittifaklardan Rusya ekonomisinin mevcut mali direncine kadar çok sayıda stratejik başlığa açıklık getirdi.
“Savaşın bitmesi için Kiev uzlaşmayı kabul etmeli”
Ukrayna sahasındaki çatışmaların gidişatını değerlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin sahadaki gerçek askeri durumla, ABD’den gelen siyasi beyanlardan daha fazla ilgilendiğini dile getirdi.
Rusya’nın Donbass bölgesinde tam kontrolü sağlaması ile Ukrayna konusunda diplomatik bir anlaşmaya varılmasının birbiriyle çelişmediğini belirten Vladimir Putin, sahadaki askeri kayıplara ve Ukrayna ordusunun yaşadığı personel krizine değindi.
Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin personel sayısının 100 bin kişi azaldığını ve aylık kayıplarının yaklaşık 40 bin seviyesinde olduğunu kaydeden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, şu ifadeleri kullandı:
“Ukrayna ordusunun en büyük temel sorunu, çok ciddi bir askeri personel yetersizliği yaşamasıdır. Bu yetersizlik, doğrudan Ukrayna’nın yeni topraklar kaybetmesine yol açmaktadır. Elde ettiğimiz verilere göre, 2026 yılının başından bu yana Ukrayna ordusundan kaçan asker sayısı 60 bin sınırına ulaşmıştır. Her ay yaklaşık 20 bin asker birliklerini terk etmektedir ve Ukrayna genelinde asker kaçakçılığı suçlamasıyla açılan ceza davası sayısı 200 bini bulmuştur. Kiev yönetimi zorunlu seferberlik uygulamalarıyla ayda ancak 15 ila 16 bin kişiyi orduya katabilmektedir. Ukrayna sokaklarında insanlar adeta sahipsiz köpekler gibi avlanmakta ve zorla askeri araçlara konularak cepheye gönderilmektedir.”
Rus askeri kuvvetlerinin Lugansk Halk Cumhuriyeti topraklarının tamamını, Donetsk Halk Cumhuriyeti topraklarının ise yüzde 85’inden fazlasını kontrol altına aldığını duyuran Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Zaporojye bölgesinin de yüzde 80’inin Rusya kontrolünde olduğunu açıkladı.
Rus ordusunun son bir ayda yaklaşık 2 bin 400 kilometrekarelik bir alanı daha denetimi altına aldığını bildiren Vladimir Putin, Ukrayna’nın hava savunma kapasitesine ilişkin olarak, “Ukrayna’nın elinde gerçek anlamda bütünleşik bir hava savunma sistemi bulunmamaktadır; yalnızca dağınık unsurlar mevcuttur. Aynı zamanda bizim sahip olduğumuz türden saldırı sistemleri, hipersonik ve seyir füzeleri de Ukrayna’nın envanterinde yer almamaktadır. Batılı destekçileri Ukrayna ordusuna çok sayıda insansız hava aracı tedarik ediyor ve maalesef bu araçların bir kısmı Rusya topraklarına sızmayı başarıyor” şeklinde konuştu.
Rusya’nın Ukrayna ile barışçıl yollarla anlaşmaya hazır olduğunu ve bunu samimi olarak istediğini vurgulayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu uzlaşmanın zeminine ilişkin olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
“Biz, daha önce ABD’nin Anchorage kentinde Donald Trump ile üzerinde konuştuğumuz temel esaslar çerçevesinde Ukrayna ile barışçıl bir çözüme varmaya hazırız ve bunu istiyoruz. Rusya orada Ukrayna konusunda belirli tavizler vermeyi kabul etmişti ancak çatışmanın kalıcı olarak sona ermesi için bu tavizleri Kiev yönetiminin de kabul etmesi gerekmektedir. En son gerçekleştirdiğimiz Oreşnik füze sistemi denemesi, sonuçların en rahat gözlemlenebileceği hedef seçilerek yapılmıştır. Bu atış Ukrayna topraklarına yönelik tam askeri amaçlı bir kullanım değil, deneme niteliğindeydi. Beyaz Kilise bölgesine yapılan Oreşnik vuruşunun hemen ardından Rus insansız hava araçları bölgeye giderek füze bloklarının düşüş etkilerini incelemiştir. Bu operasyonel denemeler, füze kompleksinin gelecekteki tam kapsamlı kullanımı açısından büyük önem taşımaktadır.”
Kiev’deki mevcut iktidar çevrelerinin çatışmaların fiilen sona ermesini istemediğini öne süren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Ukrayna’da barış sağlandığı anda, Kiev’deki siyasi iktidar mücadelesi radikal biçimde kızışacaktır” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin ülkesini temsil etme yetkisinin hukuki bir tartışma konusu olduğunu belirten Vladimir Putin, “Eğer Ukrayna ile bir gün belge imzalayacak aşamaya gelirsek, bu belgelerin Kiev’in meşru temsilcileriyle imzalanması şarttır. Kiev ile imzalanacak böylesi bir uzlaşı tarihi önemde bir belge olacaktır. Barış belgesine imzayı attığım an içimden ‘Tanrıya şükür, her şey nihayet sona erdi’ derdim” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi ülkelere saldıracağı yönündeki iddiaları sert bir dille reddeden Vladimir Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldıracağı yönündeki söylemler bilinçli bir provokasyondan ibarettir. Avrupa kamuoyu biraz düşünsün; Moskova’nın böyle bir eyleme girişmek için nasıl bir amacı olabilir?” sorusunu yöneltti. Vladimir Putin ayrıca Batı dünyasının, Ukrayna’da geçmişte Yahudileri, Polonyalıları ve Rusları katleden aşırı milliyetçi figürlerin anısını yücelten faaliyetleri görmezden geldiğini ifade ederek, barış görüşmelerine başlamak için askeri operasyonları durdurma zorunluluğu bulunmadığını sözlerine ekledi.
“Gerekli olan tek şey Berlin’in kararıdır”
Avrupa Birliği ile ilişkilere ve kıtanın enerji güvenliğine dair değerlendirmelerde bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa Birliği’nin Ukrayna müzakerelerinde arabulucu rolü üstlenemeyeceğini çünkü arabuluculuk kurumunun mutlak bir tarafsızlık gerektirdiğini söyledi.
Eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder hakkında övgü dolu ifadeler kullanan Rusya Devlet Başkanı, “Gerhard Schröder, Almanya’nın yetiştirdiği en iyi devlet adamlarından biridir ve kendisine her konuda tamamen güvenilebilecek bir şahsiyettir” dedi.
Rusya’nın Avrupa ile diplomatik temaslardan hiçbir zaman kaçınmadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, şu ifadeleri kullandı:
“Biz Avrupa Birliği ile temas kurmaktan kesinlikle kaçınmıyoruz. Bizimle görüşmek isteyenlerin tek yapması gereken telefonu kaldırıp bizi aramaktır. Ancak diğer taraftan, Rusya’ya sahada stratejik bir yenilgi yaşatılması gerektiğini açıkça savunan aktörlere de güvenmemiz mümkün değildir. Rusya, Avrupa’ya enerji kaynakları göndermeyi hiçbir zaman durdurmamıştır; bu kaynakları almayı reddeden taraf bizzat Avrupa’nın kendisi olmuştur. Avrupa adına bizimle kimin müzakere yürüteceği konusu dışişleri bakanlıkları veya istihbarat servisleri düzeyinde ele alınabilir. Bu kanallardaki temaslarımız kesintisiz şekilde devam etmektedir. Avrupa’da, Rusya’nın kendi müzakereci adaylarını dikte ettiğine dair koparılan gürültüyü duyuyorum; ancak bizim kimseye bir şey dayattığımız yok. Almanya’da Moskova ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesini arzulayan tüm siyasi güçlerin yaklaşımını memnuniyetle karşılıyoruz.”
Avrupa Birliği’nin Ukrayna krizinin çözümüne katkı sunabileceğini ancak bunun ancak Anchorage mutabakatları çerçevesinde mümkün olabileceğini belirten Vladimir Putin, Rusya’nın Ukrayna’nın Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşması imzalamasına karşı olmadığını fakat birliğin askeri bir bloka dönüşmesine kesin olarak karşı çıktığını bildirdi.
Avrupa’da körüklenen Rusya tehdidi söylemlerine tepki gösteren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Avrupa’daki Rus tehdidi iddiaları, tamamen kendi halklarını korkutup manipüle etmek ve savunma bütçeleri için para koparmak amacıyla kurgulanmış bir provokasyondur. Avrupalı liderlerin artık bu sömürgeci yaklaşımı bir kenara bırakıp Rusya ile eşit şartlarda konuşmayı öğrenmesi gerekmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Kuzey Akım boru hatlarına yönelik sabotajlara değinen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hatların fiziki durumuna ve sevkiyat potansiyeline ilişkin şu bilgileri verdi:
“Kuzey Akım boru hatları havaya uçuruldu ancak hatlardan biri hala sağlam durumda ve bu hat üzerinden Almanya’ya doğal gaz sevkiyatını hemen yarın başlatabiliriz. Gazprom ile Alman ortakları arasında yürürlükte olan bir sözleşme zaten mevcuttur. Kuzey Akım-2 hattının çalışır durumdaki bu kolundan gaz akışını yeniden başlatmak için gerekli olan tek şey Berlin’in vereceği siyasi bir karardır. Ancak boru hattının geriye kalan bu kısmı da ABD yaptırımlarının hedefindedir; dolayısıyla sevkiyatın başlaması için Federal Almanya Cumhuriyeti yetkililerinin Washington’a başvurması gerekecektir. Biz Almanya’dan bu konuda net ve kesin bir yanıt bekliyoruz. Aksi takdirde bu gaz hacimlerini hızla diğer ülkelere yönlendireceğiz. Kuzey Akım-2 üzerinden Almanya’ya yılda 28 milyar metreküp gaz sağlama kapasitemiz bulunmaktadır.”
“Erivan’ın en kısa sürede referandum yapmasını talep ediyoruz”
Güney Kafkasya’daki gelişmelere ve Ermenistan ile ilişkilere değinen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan’ın kendi dış politika ortaklarını seçme konusunda tam yetkiye sahip olduğunu ifade etti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan hükümetinin dış politikada Avrupa standartlarını referans almasını egemen bir devletin doğal hakkı olarak gördüklerini belirten Vladimir Putin, buna karşın yaşanan bazı gelişmelerden duydukları rahatsızlığı da gizlemedi.
Ermenistan parlamentosunda Avrupa Birliği’ne katılım sürecini başlatacak yasa tasarılarının gündeme gelmesinin Rusya tarafında ciddi bir endişe yarattığını kaydeden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, şöyle konuştu:
“Rusya olarak Ermenistan yönetiminden, gelecekte hangi yöne doğru ilerlemek istediğini bir an önce netleştirmesini talep ediyoruz. Bu doğrultuda Erivan’ın en kısa sürede halkın iradesine başvurarak Avrupa Birliği mi yoksa Avrasya Ekonomik Birliği bünyesinde mi kalacağına dair bir referandum yapmasını talep ediyoruz. Ermenistan şu an Avrasya Ekonomik Birliği üyesidir ve bu birliğin ticaret ile ekonomi alanındaki yasal mevzuatı, Avrupa Birliği’nin kuralları ile uyuşmamaktadır. Elbette tarihsel süreç içerisinde Avrasya Ekonomik Birliği ile Avrupa Birliği standartlarının birbiriyle uyumlu hale gelmesini çok isterim. Ancak Ermenistan hangi entegrasyon yolunu seçerse seçsin, Rusya kendisiyle olan ikili ilişkilerini her koşulda koruyacaktır.”
“Kazakistan ile ortak uranyum üretimine devam edeceğiz”
Rusya ile Kazakistan arasındaki ilişkilerin son derece başarılı ve istikrarlı bir yükseliş grafiği sergilediğini belirten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülke arasındaki müzakerelerde her zaman en çetin konuların bile açık yüreklilikle tartışıldığını vurguladı.
Rusya ile Kazakistan’ın ortak çıkarlar doğrultusunda uzlaşı noktaları bulma konusunda güçlü bir iradeye sahip olduğunu belirten Vladimir Putin, “İki ülkenin de temel amacı vatandaşlarının refah seviyesini yükseltmektir. Bu doğrultuda Rusya ve Kazakistan, stratejik öneme sahip uranyum madenlerinin ortaklaşa çıkarılması ve işlenmesi faaliyetlerine kesintisiz olarak devam edecektir” dedi.
“Asya yönelimimiz güncel konjonktürden bağımsızdır”
Rusya ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticaret hacminin göz kamaştırıcı bir boyuta ulaşarak 250 milyar dolar sınırına yaklaştığını belirten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın derinliğine dikkat çekti.
Rusya’nın dış politikada Asya kıtasına yönelmesini geçici bir tercih olarak görmediğini vurgulayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Rusya, Asya’ya yönelik adımlarını konjonktürel bir zorunlulukla atmamıştır; biz zaten Çin’in hem komşusu hem de doğal bir müttefikiyiz. Rusya ile Çin arasındaki dostane ilişkiler, üçüncü bir tarafa karşı cephe almak amacıyla değil, tamamen iki ülkenin karşılıklı çıkarları ve halklarının faydası doğrultusunda inşa edilmiştir. İki ülke arasındaki askeri işbirliği de köklü geleneklerimize dayanmaktadır ve dünyada yaşanan güncel siyasi krizlerden tamamen bağımsızdır. Çok yakında Rusya ve Çin, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası kamuoyunu yakından ilgilendirecek yeni büyük enerji anlaşmalarını hayata geçirerek dünyayı memnun edecektir.”
“Modi üzerinde baskı kurmaya çalışmak sonuçsuz bir çabadır”
Rusya ile Hindistan arasındaki ilişkileri “özel nitelikli ve ayrıcalıklı bir stratejik ortaklık” olarak tanımlayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülkenin nükleer enerjinin barışçıl kullanımı alanında çok sayıda yeni ortak projeyi hayata geçirmeye hazırlandığını bildirdi.
Rusya ile Hindistan arasındaki ikili ticaret hacminin önümüzdeki birkaç yıl içinde 100 milyar dolar seviyesine ulaşacağını öngören Vladimir Putin, tarafların çok daha iddialı hedeflere ulaşmak için gerekli tüm potansiyel ve kararlılığa sahip olduğunu aktardı.
Hindistan ile ABD arasındaki diplomatik ve ekonomik yakınlaşmanın Moskova-Yeni Delhi hattındaki ilişkilere herhangi bir gölge düşürmediğini belirten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, şunları kaydetti:
“Amerika Birleşik Devletleri yönetimi, Rusya ile yürüttüğü işbirliği de dahil olmak üzere pek çok konuda Hindistan üzerinde sistematik bir baskı kurmaya çalışmaktadır. Ancak Hindistan Başbakanı Narendra Modi üzerinde bu tür yöntemlerle baskı kurmaya çalışmak tamamen sonuçsuz bir çabadır; kendisi ülkesinin ulusal çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan güçlü bir liderdir. Rusya olarak biz hem Hindistan ile hem de ABD ile kendi çıkarlarımız doğrultusunda uzlaşma zeminleri bulabilecek diplomatik olgunluğa sahibiz. Hindistan ile savunma sanayisi alanında, özellikle de modern silah sistemlerinin ortak tasarımı ve üretimi konusunda aktif ortaklığımız kararlılıkla sürmektedir.”
“Bağımsız bir Filistin devletinin kurulması şarttır”
Ortadoğu coğrafyasındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Mısır’ın bölgedeki barış ve istikrarın tesisi yönünde harcadığı diplomatik çabaları takdirle karşıladıklarını söyledi.
Filistin halkının yaşadığı insani trajedinin küresel gündemin öncelikli maddesi olmaya devam etmesi gerektiğini vurgulayan Vladimir Putin, Mısır’ın adil bir çözüm için bölge diplomasisine sunduğu katkının önemine işaret etti.
Mısır’ın Rusya için Ortadoğu’daki en öncelikli ortak olduğunu belirten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülke arasındaki stratejik projeleri değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:
“Mısır’da Rusya’nın teknolojik desteğiyle inşa edilmekte olan nükleer güç santralinin ilk ünitesinin 2028 yılında fiilen işletmeye alınmasını ümit ediyoruz. Ortadoğu’daki kronik krizlerin ve çatışmaların kalıcı olarak çözüme kavuşturulabilmesi için bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulması şarttır. Diğer taraftan, İran çevresinde yaşanan son askeri ve siyasi gelişmeler, bölgedeki büyük ulaşım koridoru projemiz olan Kuzey-Güney Nakliyat Koridoru’nun hayata geçirilme hızını ne yazık ki yavaşlatmıştır. Rusya, İran nükleer krizi ve ilgili sorunların çözümünde kendi arabuluculuk hizmetlerini taraflara zorla dayatma niyetinde değildir; bizim bu konudaki yapıcı çözüm önerilerimiz tüm taraflarca zaten bilinmektedir.”
Rusya’nın geçmişte varılan mutabakatlar çerçevesinde İran’daki zenginleştirilmiş uranyumu kendi topraklarına nakletmeye ve burada muhafaza etmeye hazır olduğunu yineleyen Vladimir Putin, “Bu nakledilen uranyum, gelecekte İran’ın barışçıl nükleer programlarında hammadde olarak yeniden kullanılabilir. Rusya, bölgede gerginliği düşürecek ve İran krizini kalıcı olarak çözüme kavuşturacak her türlü diplomatik formülü desteklemeye hazırdır. Ortadoğu’daki çatışmalar nedeniyle küresel petrol fiyatlarında yaşanan yükselişlerin Rus enerji şirketlerine geçici mali faydalar sağladığı doğrudur; ancak bu durum tamamen konjonktürel bir dalgalanmadır. Rusya’nın bölgedeki savaştan çıkar sağladığı yönündeki iddialar ise kötü niyetli birer spekülasyondan ibarettir” dedi.
“Ekonomimiz tüm Avrupa ülkelerini geride bıraktı”
Batı dünyasının uyguladığı kapsamlı yaptırımlara rağmen Rusya ekonomisinin gösterdiği direnci verilerle ortaya koyan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin finansal sağlığını korumak adına makroekonomik düzeyde çok ciddi kararlar aldıklarını açıkladı.
Hükümetin ve Rusya Merkez Bankası’nın enflasyonu dizginlemek adına uyguladığı sıkı para politikalarının olumlu sonuçlar verdiğini belirten Vladimir Putin, Rusya ekonomisinin büyüme trendini istikrarlı bir şekilde sürdürdüğünü ifade etti.
Rusya ekonomisinin çöküşüne dair yapılan analizlerin gerçeği yansıtmadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, şu açıklamaları yaptı:
“Batı medyasında ve siyasi çevrelerinde Rusya ekonomisinin öldüğüne dair yayılan iddialar fazlasıyla abartılı ve gerçek dışıdır. Hükümetimiz tarafından makroekonomik dengeleri yeniden sağlıklı bir yapıya kavuşturmak amacıyla bir dizi radikal ve kararlı önlem uygulamaya konulmuştur. Bu doğrultuda, ekonomide yapısal reformları gerçekleştirmek ve finansal sağlığımızı uzun vadeli güvence altına almak adına bilinçli olarak bir miktar ekonomik soğuma sürecini göze aldık. Aldığımız bu tedbirlerin meyvesini topluyoruz; halkımızın reel gelirlerinde düzenli bir artış yaşanmakta ve enflasyon oranlarımız hedeflediğimiz sağlıklı seviyelere doğru kademeli olarak gerilemektedir. Rusya ekonomisi, satın alma gücü paritesi bakımından tüm Avrupa ülkelerini geride bırakarak dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi konumuna yükselmiştir.”
“Görev sürem hakkında konuşmak için henüz çok erken”
Gelecekteki siyasi planlarına ve Rusya’daki başkanlık seçimlerine değinen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, görev süresiyle ilgili anayasal haklarına işaret etti.
Rusya Federasyonu Anayasası’nın kendisine 2030 yılında yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde yeniden aday olma hakkını tanıdığını hatırlatan Vladimir Putin, ancak şu an için bu konuyu gündeme getirmenin öncelikli olmadığını belirtti.
Rusya’nın önünde çözülmesi gereken çok sayıda stratejik ve acil mesele bulunduğunun altını çizen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Benim 2030 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerinde yeniden aday olup olmayacağım konusunu bugünden konuşmak için henüz çok erkendir. Rusya Federasyonu Anayasası bana bu hakkı açıkça tanımaktadır ancak şu an ülkemizin önünde duran çok büyük, hayati ve çözülmesi gereken akut sorunlar mevcuttur. Bir devlet adamı olarak benim ve ekibimin temel görevi, gelecekteki yeniden seçilme planlarını veya kişisel kariyer hesaplarını düşünerek hareket etmek değil; ülkemizin karşı karşıya olduğu bu devasa meseleleri kararlılıkla çözüme kavuşturmaktır.”
Rusya
Fransa, Sicilya açıklarında Rus petrol tankerine el koydu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya’nın “gölge filosu” bünyesinde yer alan “Deliver” adlı tankerin Sicilya açıklarında Fransız deniz kuvvetleri tarafından durdurulduğunu açıkladı. Bu operasyonla birlikte Fransa, yıl başından bu yana Rusya ile bağlantılı dördüncü tankere müdahale etmiş oldu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya’nın “gölge filosu”na ait “Deliver” adlı petrol tankerinin Sicilya açıklarında durdurulduğunu açıkladı.
Bu müdahaleyle birlikte Fransa, yıl başından bu yana Rusya ile bağlantılı dördüncü tankeri alıkoymuş oldu.
Macron, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Ulusal donanmamız salı günü, deniz hukukunu ihlal ederek Sicilya kıyılarından geçiş yapan Deliver tankerine çıkarma yaptı” ifadesini kullandı.
Fransız askeri personelinin gemiye biniş ve denetim anlarına ait görüntüleri de paylaşan Macron, bu operasyonun Avrupa’nın kararlı duruşunu gösterdiğini vurguladı.
Fransa lideri, “Bu filonun yaptırımları delmesine ve Rusya’nın savaş çabalarını finanse etmesine izin vermeyeceğiz” dedi.
Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Başmüdürlüğü verilerine göre, Kamerun bayrağı altında çalışan Deliver tankeri, 2024 yılından bu yana Rus petrolünün ihracatında kullanılıyor.
Ağırlıklı olarak Baltık ve Karadeniz limanları üzerinden faaliyet gösteren tanker, Rus petrolü taşıdığı gerekçesiyle Avrupa Birliği’nin yaptırım listesinde.
Deliver operasyonu, Fransız ordusunun Rusya bağlantılı gemilere yönelik gerçekleştirdiği son müdahale olarak kayda geçti.
Fransa Deniz Kuvvetleri, 31 Mayıs’ta Atlantik Okyanusu’nda, Brittany bölgesinin 740 kilometre batısında “Tagor” adlı tankeri durdurmuştu.
Rusya’dan yola çıkan ve Avrupa Birliği yaptırımları kapsamında olan bu geminin de Ukrayna’ya karşı yürütülen savaşı finanse etmek amacıyla kullanıldığı Macron tarafından belirtilmişti.
Fransız yetkililer, sahte Kamerun bayrağı taşıyan Tagor tankerinin dur ihtarına uymadığını kaydetmişti.
Fransa, yıl başından bu yana iki tankeri daha alıkoymuştu. Ocak 2026’da “Grinch” ve Mart 2026’da “Deyna” tankerleri Fransız güçlerince durdurulmuş, ancak bu iki gemi daha sonra serbest bırakılmıştı.
Rusya
Medvedev: Batılı elitler üstünlük fikrinden vazgeçmedi

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, St. Petersburg Uluslararası Hukuk Forumu’nda yaptığı konuşmada uluslararası hukuk sisteminin derin bir kriz içinde olduğunu belirtti. Batılı ülkelerin neo-kolonyal politikalarını sert bir dille eleştiren Medvedev, Rusya’nın egemenlik ve eşitlik mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı.
St. Petersburg Uluslararası Hukuk Forumu genel kurul toplantısında konuşan Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, uluslararası hukuk sisteminin mevcut durumu, Batılı elitlerin politikaları, sömürgecilik mirası, Ukrayna’daki çatışmalar ve küresel askeri üslerin yarattığı güvenlik tehditlerine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Medvedev, uluslararası hukukun küresel bir krizle karşı karşıya olduğunu belirterek, sömürgeciliğin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edilmesi gerektiğini ve Rusya’nın küresel düzeyde tam eşitliği sağlamak için mücadele etmeye hazır olduğunu ifade etti.
2026 yılının başından itibaren insanlığın uluslararası hukuk alanında son derece ciddi ve yapısal sınamalarla karşı karşıya kaldığını dile getiren Medvedev, yaşanan bu tarihsel süreçlerin sadece hukuk sistemini değil, mesleki sorumluluklarına sadık kalan tüm hukukçuları da zorlu bir sınavdan geçirdiğini vurguladı.
Mevcut uluslararası hukuk kurumlarının derin bir işlevsizlik ve güven bunalımı yaşadığına dikkat çeken Medvedev, bu durumun temel nedeninin uluslararası hukuku sadece belirli ülkelerin çıkarlarına hizmet eden dar bir azınlığın ayrıcalığı haline getirme çabaları olduğunu belirtti.
“Batılı elitler ırksal ve ulusal üstünlük fikirlerini koruyor”
Batılı ülkelerin bu tek taraflı ve dayatmacı yaklaşımı onlarca yıldır sistematik olarak küresel siyasete yerleştirmeye çalıştığını ifade eden Medvedev, Batı dünyasının uluslararası hukukun temel ilkelerini aşındırmak ve bütünlüğünü ortadan kaldırmak için bilinçli adımlar attığını kaydetti.
Bu aşındırma sürecinin özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından büyük bir ivme kazandığını belirten Medvedev, küresel güvenlik mimarisinin tek taraflı çıkarlar doğrultusunda yeniden şekillendirilmeye çalışılmasının tehlikelerine işaret etti.
Batılı yönetici elitlerin zihin dünyasında sömürgeci reflekslerin ve üstünlük iddialarının hala canlı olduğunu savunan Medvedev, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Birleşmiş Milletler Şartı’nın o büyük ve tarihi cümlelerini okurken hiçbirimiz hayallere kapılmamalıyız. Bu güzel yazılmış metinler, ne yazık ki onlarca yıl boyunca Batılı elitlerin zihninden ırksal ve ulusal üstünlük fikirlerini söküp atmaya yetmedi.”
Rusya’nın neo-kolonyal pratiklerin tamamen ortadan kaldırılması ve uluslararası alanda gerçek anlamda egemen eşitliğin tesis edilmesi için ödün vermez bir mücadeleye hazır olduğunu bildiren Medvedev, sömürgeciliğin uluslararası hukukta insanlığa karşı işlenmiş bağımsız bir suç kategorisi olarak tescil edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bu bağlamda Rusya’nın yakın gelecekte, kendi sınırları dışındaki soydaşlarının haklarını korumak amacıyla uluslararası adımları sıkılaştıracağını açıklayan Medvedev, Baltık ülkelerinde Rusça konuşan nüfusa yönelik sistematik ayrımcılık ve hak ihlalleri nedeniyle Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı’na resmi başvuru yapmaya hazırlandıklarını ilan etti.
“Böyle bir Ukrayna artık kendi rızasıyla durmayacaktır”
Ukrayna’daki mevcut askeri ve siyasi duruma da değinen Medvedev, Batılı devletlerin bu çatışmayı mümkün olan en uzun süreye yaymak ve krizi derinleştirmek için ellerindeki tüm imkanları seferber ettiklerini savundu.
Kiev rejiminin çok büyük finansal kaynaklar karşılığında kendi ülke topraklarını yabancı güçlerin kullanımına açtığını ve burayı Rusya’ya karşı askeri bir köprübaşı haline getirdiğini ifade eden Medvedev, mevcut Ukrayna yönetimiyle doğrudan müzakere yürütmenin anlamsız olduğunu dile getirdi.
Medvedev, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir vasalla konuşmanın hiçbir anlamı yoktur, görüşmeler ancak onun süzereni ile yürütülmelidir” diyerek Kiev’in karar alma mekanizmalarındaki bağımsızlığını tamamen yitirdiğini ileri sürdü.
Rusya’nın, Kiev rejimi ve bu rejimi destekleyen dost olmayan ülkeler tarafından işlenen suçların dökümünü tutmak amacıyla kapsamlı bir kayıt mekanizması oluşturacağını açıklayan Medvedev, savaşın mevcut Kiev yönetimi için iktidarda kalmanın yegane yolu haline geldiğini ifade etti.
Medvedev, Ukrayna’daki siyasi yapının çatışmasız bir ortamda varlığını sürdüremeyeceğini belirterek, “Asıl sorun şu ki, kendi rızasıyla böyle bir Ukrayna artık durmayacaktır” şeklinde konuştu.
Görev süresi dolan Vladimir Zelenskiy’nin hukuki statüsüne ilişkin de sert eleştirilerde bulunan Medvedev, cumhurbaşkanlığı görev süresinin sona ermiş olmasının Zelenskiy’yi her türlü diplomatik ve hukuki dokunulmazlıktan mahrum bıraktığını savundu.
Ukrayna devlet mekanizmasının yasal zeminini kaybettiğini ileri süren Medvedev, “Cumhurbaşkanlığı koltuğu, yetki süresi çoktan sona ermiş olan bir figür tarafından gasp edilmiştir” diyerek Kiev’deki mevcut yönetimin meşruiyet krizini derinleştirdiğini iddia etti.
“Yabancı askeri üsler ev sahibi ülkeleri hedef haline getiriyor”
Dünya genelinde konuşlandırılan yabancı askeri üslerin küresel istikrarsızlığın en önemli kaynaklarından biri olduğunu savunan Medvedev, Batılı devletlerin askeri altyapılarını diğer ülkelerin egemenlik alanlarına yaymasının kolektif güvenlik sistemini çökerttiğini ifade etti.
Bu tür askeri yapılanmaların bulundukları bölgelerde güvenliği sağlamak bir yana, gerilimi tırmandırdığını kaydeden Medvedev, “Açıkça söylemek gerekirse, bu üsler uluslararası ve bölgesel gerilimleri doğrudan provoke etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Ortadoğu’da yakın dönemde yaşanan askeri hareketlilikleri ve çatışmaları bu duruma somut bir örnek olarak gösteren Medvedev, bölgedeki gelişmelerin askeri üs barındıran ülkeler için ciddi güvenlik riskleri doğurduğunu belirtti.
Yabancı askeri varlığın koruma sağlamadığını, aksine tehdit oluşturduğunu vurgulayan Medvedev, “Tam aksine, bu üsler ev sahibi ülkeleri karşı askeri saldırıların doğrudan hedefi haline getirmektedir” diyerek yabancı askeri güçlerin konuşlandırılmasının egemen devletlerin güvenliğini nasıl sabote ettiğini ifade etti.
St. Petersburg Uluslararası Hukuk Forumu’ndaki konuşmasını tamamlayan Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı, Rusya’nın çok kutuplu yeni bir dünya düzeninin inşası için gelişmekte olan ülkelerle ittifaklarını güçlendireceğini ve Batı dışı dünyayla hukuki, ekonomik ve siyasi işbirliklerini derinleştireceğini belirterek sözlerine son verdi.
Rusya
Rusya’da rekabet kurumu, akaryakıt piyasasında fiyat artışlarını incelemeye aldı

Rusya Federal Rekabet Kurumu (FAS), 26 sektör birliği ve derneğine gönderdiği yazıyla benzin ve motorin fiyatlarında gerekçesiz artışlardan kaçınılması çağrısında bulundu. Kurum, bağımsız akaryakıt istasyonları ve tarım sektörüne yakıt satan küçük toptan satış segmentindeki önde gelen şirketlerin fiyatlandırmalarını analiz ettiğini açıkladı.
Rusya Federal Rekabet Kurumu (FAS), yakıt alanında faaliyet gösteren dernek ve birliklere akaryakıtta sorumlu fiyatlandırma ilkelerine uyma çağrısında bulundu.
Kurumun basın servisinin RBK medya kuruluşuna verdiği bilgiye göre FAS, 26 birlik ve derneğe gönderdiği yazıda perakende ve küçük toptan satış segmentlerinde benzin ve motorin fiyatlarının gerekçesiz şekilde artırılmaması gerektiğini hatırlattı.
FAS, bağımsız akaryakıt istasyonları ile tarım sektörüne yakıt satan küçük toptan satış segmentindeki önde gelen şirketlerin fiyatlandırma uygulamalarını analiz ettiğini de bildirdi.
Rusya’nın dörtte birinde akaryakıt satışına sınırlama getirildi
Yakıt piyasası ilkbahardan bu yana yetkililerin yakın takibinde bulunuyor. FAS, mayıs ayında petrol şirketlerinin yöneticilerine gönderdiği mektupta petrol ürünlerinde sorumlu fiyatlandırma ilkelerine uyulmasını tavsiye etmişti.
Öte yandan Rusya Enerji Bakanlığı, iç yakıt piyasasındaki durumun istikrarlı ve kontrol altında olduğunu açıkladı. Kremlin de bölgelerin yakıt tedarikinde herhangi bir risk görmediğini bildirdi.
24 Haziran’da Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov, ülkede yakıt fiyatlarında sıçrama yaşanmadığını söyledi.
Gazeteci Aleksandr Yunaşev’in, “Benzin fiyatlarındaki sıçramalar nedeniyle hükümetin bütçede ek harcamalar öngörmesi gerekip gerekmediği” yönündeki sorusuna yanıt veren Siluanov, genel olarak fiyat artışı olduğu görüşüne katılmadığını ifade etti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa1 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4










