Amerika
Robert Fort yazdı: İsrail lobisi solcu Demokratları böyle hedef alıyor

The Guardian gazetesi geçen haftalarda yayınladığı analizinde, Gazze’ye yönelik saldırılarında İsrail’i destekleyen bazı ABD Kongresi üyelerine, İsrail yanlısı lobilerce para verildiği ortaya koymuştu. Analize göre, yüksek meblağlarda bağış alanlar, çoğunlukla ABD’nin Tel Aviv’e askeri desteğinin sürdürülmesini talep ediyor ve İsrail’in Gazze’ye saldırılarını destekliyordu.
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale de seçim dönemine giren ABD’de İsrail lobisinin Filistin’e sempati duyan demokrat adaylara karşı İsrail’e yakın demokratları nasıl desteklediğini açıklıyor. Makalenin yazarı, ABD’nin son Suriye büyükelçisi Robert Ford. Ford’a göre lobinin etkinliği, İsrail’e yapılacak ek yardım oylaması ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerini eleştiren Demokrat Parti’nin sol kanadından Kongre üyelerinin seçimlerdeki akıbeti belli edecek.
***
AIPAC giderek daha eleştirel hale gelen Amerikan solu ile mücadele ediyor
İsrail yanlısı lobi grupları, İsrail’i eleştiren siyasetçilerin peşine düşme konusunda köklü bir geçmişe sahip. Ancak yıldırma taktikleri hız mı kaybediyor?
Robert Ford
Önümüzdeki birkaç ay içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki İsrail yanlısı lobinin etkisinin iki kez sınanacağını göreceğiz. İlk sınav önümüzdeki haftalarda, 7 Ekim’den sonra İsrail’e yapılacak ek Amerikan yardım paketinin Washington’daki akıbeti üzerine olacak.
İkincisi ise İsrail’in Gazze’deki eylemlerini eleştiren ve bu yıl yeniden seçilmek için yarışan Demokrat Parti’nin sol kanadından Kongre üyelerinin akıbeti olacak.
22 Ocak’ta Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) destekçilerinden bir kez daha İsrail’e yeni özel yardımlar yapılması için Kongre’ye baskı yapmalarını istedi.
Geçen Kasım ayında Temsilciler Meclisi, İsrail’e 2024 bütçesinde alması planlanan yaklaşık 4 milyar dolarlık yardıma ek olarak 14 milyar dolarlık ekstra askeri yardım sağlayacak bir tasarıyı kabul etti.
Ancak, özel yardım tasarısı lehinde oy kullanan 226 Kongre üyesinin çoğu, tasarılarına siyasi zehir katan Cumhuriyetçilerdi. Tasarı, Biden yönetiminin İsrail için ekstra 14 milyar doları finanse etmek için hükümetin diğer bölümlerinden -özellikle Hazine Bakanlığı’nın vergi müdürlüğünden- fon almasını gerektiriyordu.
Biden yönetimi ve Kongre’deki Demokratlar buna karşı çıkıyor; Demokrat Parti’nin istediği hükümet programlarını ödemek için daha fazla vergi toplamak üzere vergi müdürlüğüne ihtiyaçları var.
Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki müzakereler artık İsrail’e yapılacak acil yardıma değil, sınır güvenliği, vergi müdürlüğü ve Ukrayna’ya yardım da dahil olmak üzere diğer programlara yapılacak harcamalara odaklanıyor. Donald Trump Cumhuriyetçileri uzlaşmayı reddetmeye çağırıyor ve bu nedenle İsrail’e yapılacak yardımın üzerinde anlaşılmış bir fonu yok.
İki parti arasındaki bu tartışmaya beklenmedik bir çözüm bulunması halinde İsrail’e yapılacak yardımın, İsrail’e destek ve İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarına yönelik eleştirilerin kesişme noktası haline gelen Senato’dan onay alması gerekiyor.
Ocak ayında, Amerika’daki sol kanat politikacıların liderlerinden Senatör Bernie Sanders, İsrail’e askeri yardım yapılmadan önce ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İsrail’in insan hakları siciliyle ilgili bir rapor hazırlaması yönündeki talebine Kongre’den fazla destek alamadı.
AIPAC, Sanders’ın önerisine şiddetle karşı çıktı ve Senato’daki oylamayı kaybetti; 72 senatör karşı çıkarken sadece 11 senatör destekledi. Ancak Demokrat Parti’nin sol kanadından başka senatörler de İsrail’e askeri yardım konusunda yeni kısıtlamalar öneriyor.
Maryland Senatörü Van Hollen, Dışişleri Bakanlığı’nın İsrail’in savaş hukukuna ilişkin Amerikan ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini tespit etmesi halinde İsrail’e yapılan tüm askeri yardımların durdurulmasını öngören bir yasa değişikliği teklifinde bulundu.
On sekiz senatör- Senato’daki Demokratların üçte birinden fazlası- Van Hollen’in önerisini destekliyor. Bu arada Senatör Tim Kaine (Hillary Clinton’ın 2016’daki başkan yardımcısı adayı), Biden yönetiminin Kongre’nin İsrail’e yapılan tüm askeri yardımları gözden geçirmesine izin vermesini gerektiren bir karar tasarısı sundu- bu da teslimatları geciktirecek.
AIPAC her iki tedbire de karşı çıkıyor ve İsrail’e yardım tasarısı Senato’ya gelirse Cumhuriyetçilerden destek alamayacaklar.
Kampanya bağışları
AIPAC, İsrail’i eleştiren Demokrat Partili adaylara karşı yarışacak olan Demokrat Partili adaylara yaptığı bağışları artırarak karşılık veriyor. 2022’deki kongre seçimlerinden önce AIPAC, Amerikan yasalarının gerektirdiği şekilde siyasi kampanyalara para aktarmak üzere yeni kuruluşlar oluşturdu.
Bunlardan biri AIPAC-PAC, diğeri ise bir adaya yasal olarak sınırsız miktarda para verebilen bir Süper Siyasi Eylem Komitesi olan Birleşik Demokrasi Projesi’dir (United Democracy Project). Birleşik Demokrasi Projesi, 2022 Demokrat Parti ön seçimlerinde kampanya finansmanının en büyük kaynağıydı.
İsrail yanlısı bu kampanya finansmanı kuruluşları, bazı Demokrat Parti adaylarına gözdağı veriyor. Özellikle, John Fetterman 2022’de Senato için yarışırken, İsrail-Filistin çatışması konusundaki pozisyonunu AIPAC ile çalışan bir başka İsrail yanlısı siyasi eylem komitesiyle müzakere etmişti.
Fetterman’ın pozisyonunda yaptığı değişiklikler onları tatmin edince Mayıs 2022 Demokrat Parti ön seçimlerinde Fetterman’ın rakibine yardım etmekten kaçındılar. Fetterman daha sonra Kasım 2022 seçimlerinde Cumhuriyetçi adayı yendi ve şimdi Senato’da İsrail’in en büyük destekçilerinden biri.
Elbette AIPAC’in lobicilik faaliyetleri ve seçim kampanyalarına mali katkıları ABD’de yasal, normal ve nispeten şeffaf. Yüzlerce siyasi eylem komitesi seçim kampanyalarına mali katkı sağlıyor.
Birleşik Demokrasi Projesi’ne 2022 yılında para verenler arasında WhatsApp’ın kurucusu Jan Koum, büyük bir yatırım şirketini yöneten Paul Singer ve büyük bir perakende mağaza zinciri olan Home Depot’un kurucusu Bernie Marcus da vardı.
Bu zengin Cumhuriyetçi işadamları asla Demokrat adaylara oy vermezler ama Demokrat Parti’nin iç siyasetine müdahalede bulunuyor ve solcu Demokratlara karşı merkezcilere yardım ediyorlar.
The Intercept haber sitesinde çalışan gazeteci Ryan Grim, zengin işadamlarının Birleşik Demokrasi Projesi’ne kısmen İsrail’e yardım etmek için para verdiğini belirtti. İşadamları aynı zamanda zenginlerden daha yüksek vergi alınmasını ve büyük şirketlere yönelik daha fazla hükümet düzenlemesini destekleyen solcu Kongre üyelerini de yenmek istiyor.
Birleşik Demokrasi Projesi gibi kuruluşların finanse ettiği televizyon reklamları, bazı Demokrat seçmenlerin sempati duymadığı İsrail’e odaklanmıyor. Bunun yerine solcu Demokratlara polisin finansmanı ve suç gibi yerel konularda saldırıyorlar.
Demokrat Parti’nin sol kanadı, Demokrat Parti liderlerini zengin Cumhuriyetçilerin kendi adaylarını parti içine empoze etmeye çalıştıkları konusunda uyardı.
Bernie Sanders, 2022’de AIPAC ve İsrail dostu bazı sol eğilimli Demokratlar reddetse de AIPAC’i Demokrat Parti’nin sol kanadını yok etmeye çalışmakla suçlamıştı. Ancak pek çok solcu Demokrat, AIPAC’e karşı giderek daha öfkeli hale geliyor.
Irkçılık suçlamaları
Özellikle Demokrat Parti’nin sol kanadının gözdesi olan Kongre Üyesi Summer Lee, Temsilciler Meclisi’nde Gazze’de ateşkes çağrısında bulunan kararı destekleyen ilk Kongre üyelerinden biriydi.
Bu yıl kendi şehri Pittsburg’da 23 Nisan’da yapılacak ön seçimlerde iki Demokrat Partili rakiple karşılaşacak. AIPAC ve müttefikleri 2022’de Lee’ye karşı büyük miktarda para harcamış ve Lee o seçimi %1’den daha az oyla kazanmıştı.
Lee, AIPAC’in sıklıkla Kongre’nin siyahi üyelerine karşı olan muhalifleri finanse ettiğini vurguluyor. Aralık 2023’te AIPAC’i ırkçı olarak nitelendirerek, AIPAC’i ve zengin beyaz bağışçılarını siyahi toplulukların kendi kaderlerini tayin etmelerini engellemeye çalışmakla suçladı. (2024 ön seçimlerindeki rakiplerinden hiçbiri siyahi değil).
St. Louis kentinden siyahi Kongre üyesi olan Temsilci Cori Bush, siyahilerin baskı konusunda özel bir anlayışa sahip olduğunu ve Gazze’de ateşkes çağrısında bulunan kararın sponsorlarından olduğunu söylüyor.
AIPAC ve müttefikleri, Demokrat Parti ön seçimlerinde ona karşı yarışacak bir başka Demokrata yardım ederek karşılık veriyor.
Cori Bush’un rakibi Wesley Bell, ki kendisi de siyahidir, St. Louis’de bölge savcısı olarak görev yapıyor. Adaylığını açıkladığında İsrail’e verdiği desteğin altını çizmişti.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yerel bir bölge savcısının St. Louis gibi şehirlerin başına bela olan büyük sorunlar yerine dış politika konularına vurgu yapması alışılmadık bir durum. Kendisinin 2017 yılında AIPAC’e bağlı bir kuruluşun davetlisi olarak İsrail’i ziyaret ettiğini de belirtmek gerekir.
Birleşik Demokrasi Projesi şimdiden YouTube’da Cori Bush’un Gazze savaşı konusundaki tutumuna saldıran bir reklam yayınladı. Kampanya parasından Kocasına “güvenlik hizmetleri” için ödeme yaptığı gibi başka kampanya sorunları da var, 6 Ağustos’taki ön seçimi kaybedebilir.
İzlenmesi gereken bir diğer ilginç Demokrat Parti önseçimi de New York’ta, siyahi Kongre üyesi Jamaal Bowman’ın beyaz rakibi George Latimer ile karşılaşacağı seçim olacak.
AIPAC, Latimer’i 25 Haziran’daki ön seçimde Bowman’a meydan okuması için teşvik etti ve onu destekleme sözü verdi. Latimer’in adaylığını açıklamadan bir hafta önce İsrail’i ziyaret etmesi dikkat çekici.
Buna karşılık Bowman, İbrahim Anlaşmalarını öven kongre kararını desteklemeyi reddetti ve Cori Bush’un Gazze’de ateşkes kararını destekledi. Bowman’ın sözcüsü aralık ayında yaptığı açıklamada AIPAC’ın Kongre’nin siyahi üyelerine karşı muhalifleri teşvik ettiğinin ve muhafazakâr finansörlere güvendiğinin bilindiğini söyledi.
AIPAC’e karşı durmak
AIPAC ve müttefiklerinin 2022 seçimlerinde desteklediği adayların çoğu kazandı, ancak Summer Lee örneğinin gösterdiği gibi hepsi değil. 2024 yılında Senatör Van Hollen’in değişikliğini destekleyen 18 Demokrat Partili senatörden beşi bu yıl yeniden seçilmek için yarışıyor.
AIPAC korkusu onların pozisyonlarını değiştirmedi. Senato’daki 50 Demokrat’tan 49’u da Başbakan Netanyahu’nun bu fikri reddetmesinin ardından iki devletli çözümü destekleyen bir mektup imzaladı.
Demokrat Parti’nin Temsilciler Meclisi’ndeki lideri New Yorklu Hakeem Jeffries, AIPAC’e yakın bir isim. Yine de ocak ayında Summer Lee’nin yeniden seçilmesini desteklediğini açıkladı, tıpkı AIPAC’ın bir başka dostu olan Kaliforniya’dan Peter Aguilar gibi.
Ayrıca, AIPAC’in bir aday bulmaya çalışmasına rağmen, İsrail’i çok eleştiren Filistin asıllı bir Amerikalı olan Kongre Üyesi Rashida Tlaib’e karşı 6 Ağustos’ta Michigan’da yapılacak Demokrat Parti ön seçimlerinde Demokrat bir rakip çıkmadı.
Son olarak, şu ana kadar İsrail’i güçlü bir şekilde destekleyen Cumhuriyetçi Parti’nin bile 7 Ekim’den sonra İsrail’e acil yardım yerine hükümet harcamalarını sınırlamaya öncelik verdiğini belirtmek önemli.
İronik olan ise AIPAC’in 2022 seçimlerinde bu Cumhuriyetçilerin birçoğunu desteklemiş olmasıdır. Joe Biden’ın başkan olarak seçilmesini onaylamayı reddeden 109 Cumhuriyetçiyi desteklediler.
Aralarında Senatör Bernie Sanders’ın da bulunduğu Demokrat Parti’den pek çok kişi AIPAC’ın Amerika’da demokrasiyi tehdit eden siyasetçilere yardım ettiği uyarısında bulundu. AIPAC, desteğini İsrail’in Amerikan Kongresinde mümkün olduğunca çok sayıda dosta ihtiyacı olduğunu söyleyerek gerekçelendirdi.
Ancak AIPAC’ın en büyük zorluğu genç Demokratlar arasında olacak. Birçok kamuoyu araştırması genç Amerikalıların genel olarak Filistinlilere daha çok sempati duyduğunu gösteriyor.
Bu genç seçmenlerin çoğu, Amerikan demokrasisine veya sola maliyeti ne olursa olsun, İsrail’in daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu yönündeki AIPAC argümanına ikna olmuyor. Irkçılık suçlamaları genç Demokratlar arasında da daha yüksek sesle yankılanacak.
Sonuç olarak, AIPAC ve müttefikleri zengin işadamlarını popüler genç, solcu Demokrat Parti liderlerine karşı kullanmaya devam ederse, Demokrat Parti’nin gelecekteki liderlerini yabancılaştıracak ve siyasi nüfuzlarını kaybedecekler.
Amerika
Pentagon: İran savaşı ABD’ye şimdiye kadar 37,5 milyar dolara mal oldu

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, salı günü yaptığı açıklamada, Washington’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşın maliyetinin şu ana kadar 37,5 milyar dolara ulaştığını söyledi. Hegseth, yoğun bombardımanın yeniden başlamasından bu yana ilk kez şüpheci milletvekillerinin karşısına çıkarak kamuoyunda destek görmeyen İran savaşı için acil ek bütçe talep etti.
Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisinin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunluğunu korumakta zorlanabileceği ara seçimlere yalnızca altı ay kala, kamuoyu yoklamalarında öne geçen Demokratlar, İran savaşını hayat pahalılığı sorunuyla ilişkilendirmeye çalışıyor.
Hegseth, Washington’da düzenlenen oturumda milletvekillerine, 37,5 milyar dolarlık rakamın savaşın belirli kalemlerinin yanı sıra 30 Eylül’e kadar öngörülen maliyetleri de kapsadığını söyledi.
Pentagon’un bu rakama nasıl ulaştığı ise netlik kazanmadı. Bir kaynak, mart ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin savaşın ilk altı gününün maliyetini en az 11,3 milyar dolar olarak hesapladığını söylemişti.
Trump geçen ay Kongre’den, büyük bölümü İran savaşı ile bağlantılı olmak üzere yaklaşık 90 milyar dolarlık ek bütçe talep etti. Bu talep, savaştan rahatsız olan ve kasım ayındaki ara seçimlere hazırlanan milletvekilleriyle yeni bir bütçe mücadelesinin zeminini hazırladı.
Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat milletvekilleri, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’ı bombalamaya başlamasından bu yana Trump ve ekibinin kendilerini çatışmanın seyri ve yönetimin planları hakkında yeterince bilgilendirmediğinden şikâyet ediyor.
Senato Tahsisatlar Komitesinin en kıdemli Demokrat üyesi Patty Murray, oturumda yaptığı konuşmada, “Başkan gerilimi tırmandırmakla ve savaş suçları işlemekle tehdit ediyor; bunun yeni bir sonsuz savaşa dönüşebileceğini ima ediyor” dedi. Trump, İran’a karşı, sivil altyapıyı da kapsayan sert tehditlerde defalarca bulundu. Eleştirmenler, bu tür saldırıların savaş suçu oluşturacağını belirtiyor.
Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, Temsilciler Meclisi ve Senato’da son derece dar çoğunluklara sahip olduğu için bütçe yasalarının kabul edilmesi genellikle Demokratların desteğini gerektiriyor.
Demokrat Senatör Kirsten Gillibrand, “İnsanların size ve bu yönetime bu kadar öfkeli olmasının nedeni, geçmişte kullandığınız ifadelerin birbiriyle uyuşmaması” dedi.
Gillibrand sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ya savaş bitmiştir ya da bitmemiştir. Ya iki hafta içinde sona erecektir ya da iki hafta değildir. Ya füzeler söz konusudur ya da değildir.”
Savaşın etkileri
Hegseth, acil ek bütçe sağlanmaması halinde askerî eğitim faaliyetlerinin azaltılması gerekeceğini de milletvekillerine söyledi.
Savaş, Pentagon’un yaklaşık 1 trilyon dolarlık bütçesi üzerinde baskı oluştururken, askerî personelle ilgili harcamaları da riske atıyor. Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, oturum sırasında bu olası maliyeti kabul etti. Caine, askerlerin maaşlarının nasıl ödeneceğine bir çözüm bulacaklarını ancak Pentagon’un bakım giderlerini karşılamakta ve gelecekteki askerî kabiliyetlere yatırım yapmakta zorlanabileceğini söyledi.
Hegseth, milletvekillerine yalnızca ek bütçe talebini değil, 2027 yılı için sunulan 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesini de onaylama çağrısında bulundu.
Hegseth, “Bu bakanlığa 1,5 trilyon dolarlık bütçe verilmemesinin ülkemizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olduğuna inanıyorum” dedi.
ABD ile İran arasındaki kırılgan ateşkes bu ayın başında çöktü. O tarihten bu yana iki taraf da birbirine karşı her gün saldırılar düzenliyor.
İran savaşında ölen Amerikan askerlerinin sayısı hafta sonunda 18’e yükselirken, yaklaşık 430 ABD askeri yaralandı. Pentagon pazartesi günü, 7 Temmuz’dan bu yana 100 askerin yaralandığını, bunların yüzde 96’sının görevine döndüğünü açıkladı.
Trump geçen hafta, İran’da vurulan hedeflerin kapsamını enerji tesisleri ve köprüleri de içine alacak şekilde genişletmekle, İran’ın Harg Adası’ndaki petrol merkezini ele geçirmek üzere kara birlikleri göndermekle ve “Kazma Dağı” olarak bilinen, yerin derinliklerindeki nükleer bağlantılı bir tesisi bombalamakla tehdit etti.
Trump salı günü yaptığı açıklamada, ABD’nin dağdaki tesisi “çok yakında ortadan kaldıracağını” söyledi.
Amerika
ABD Venezuela petrolünden 13 milyar dolar topladı: Paralar nerede?

ABD yönetimi, ocak ayında Maduro’nun kaçırılmasının ardından denetimini ele geçirdiği Venezuela petrol satışlarından yaklaşık 13 milyar dolar gelir elde etti. Washington parasal akışa dair çelişkili açıklamalar yaparken, 24 Haziran’daki yıkıcı depremlerin ardından kaynağın akıbeti ve ABD Kongresi’nin denetim talepleri gündeme taşındı. Kpler ve Argus Media verilerine dayanan hesaplamalar, Caracas yönetimine aktarılan fonların kısıtlı kaldığına ve ekonomik toparlanmanın beklenenin gerisinde düştüğüne işaret ediyor.
Financial Times (FT) tarafından yapılan hesaplamalara göre, ABD yönetimi bu yıl Venezuela petrol satışlarından 13 milyar dolardan fazla gelir topladı.
Ancak Washington, söz konusu paraya ne olduğu konusunda neredeyse hiçbir resmi bilgi paylaşmadı.
ABD, Ocak ayında Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırıp yardımcısı Delcy Rodríguez’i yönetimin başına getirmesinin ardından ülkenin petrol ihracatının denetimini üstlendi ve bazı yaptırımları askıya aldı.
Petrol gelirleri, geçen ay yaşanan yıkıcı depremlerden önce de krizde yer alan Venezuela ekonomisinin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık dörte birini oluşturuyor.
Yaptırımların esnetilmesinin ekonomiye büyük güç katması bekleniyordu.
Ancak ABD’nin fonlara el koymasından altı ay sonra ekonomistler, Venezuela’daki toparlanma emarelerinin son derece zayıf kaldığına dikkati çekiyor. Bu durum, Washington’ın toplanan gelirlerin tamamını Karakas’a aktarmadığı ihtimalini güçlendiriyor.
Washington’dan çelişkili açıklamalar
Washington yönetimi, paranın kullanımı konusunda birbiriyle örtüşmeyen söylemler geliştiriyor. Yayımlanan ilk başkanlık kararnamesinde ABD’nin rolü “yediemin” olarak tanımlanırken, Başkan Donald Trump ABD’nin Venezuela petrolünden “çok para kazandığını” dile getirdi.
ABD Kongresi’nin her iki partisinden milletvekilleri, fonların nerede olduğunu ve tahsisat sırasında yolsuzluğu önlemek için ne tür önlemler alındığını açıklatmak üzere yönetime yönelik baskıyı artırıyor.
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Joaquin Castro, FT’ye yaptığı açıklamada, “Trump’ın Venezuela’ya müdahalesi başından beri petrol, güç ve çıkar ilişkileriyle ilgiliydi. Milyarlarca dolarlık Venezuela petrol geliri, şeffaflık veya koruma mekanizmaları olmaksızın Trump yönetimi tarafından yönetiliyor” dedi ve Kongre’nin süreçten uzak tutulduğunu ekledi.
FT, Venezuela’nın olası petrol gelirini hesaplarken navlun ve veri analiz platformu Kpler’in Ocak ayından bu yana derlediği ham petrol sevkiyat verilerinden yararlandı.
Fiyatlandırma ajansı Argus Media’nın ülkenin ürettiği ekstra ağır Merey ham petrolü ile Boscan ve Hamaca türlerine ilişkin fiyat tahminleri esas alındı.
Şubatta başlayan fiyat verileri tüm petrol türlerini kapsamazken, doğrudan fiyatlandırılan varillerin toplam değeri 11,5 milyar doları buldu.
Geçmiş fiyat kalıplarına dayanan hesaplamalar, fiyatı kaydedilmeyen varillerle birlikte toplam tutarın 13 milyar doları aştığını gösteriyor.
Venezuela hükümeti, ABD yönetiminde gerçekleşen petrol satışlarından elde edilen gelirleri takip etmek amacıyla bir internet sitesi kurdu. Ancak sitede Mart ayında gerçekleşen 300 milyon dolarlık tek bir transfer kaydı yer alıyor.
Salı günü düzenlenen bir oturumda, Güney Floridalı Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi María Elvira Salazar, “paranın nereye gittiği konusundaki şeffaflığın önemi” nedeniyle fonlara ilişkin raporların kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Depremin ardından artan kaynak ihtiyacı
Venezuela petrol parasının akıbeti, 24 Haziran’da meydana gelen iki yıkıcı depremin ardından daha hayati bir hal aldı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre yalnızca bina ve altyapıda oluşan hasarın maliyeti 37 milyar doları buluyor.
Obama döneminde Beyaz Saray’ın Latin Amerika sorumlusu olarak görev yapan Benjamin Gedan, Demokratların Kasım ayındaki seçimlerde Kongre’nin kanatlarından birini veya her ikisini kazanmaları halinde petrol fonlarını incelemeye alabileceklerini kaydetti.
Başkan Trump, Ocak ayındaki operasyondan kısa süre sonra gelirlerin “kendi denetiminde olacağını” ilan etmişti. O tarihten bu yana yönetim, kaynakların kullanımına dair farklı mesajlar verdi.
Ocak ayındaki başkanlık kararnamesi, fonların Venezuela hükümetine ait olduğunu ve ABD hükümet hesaplarında “koruma ve idare amacıyla” tutulacağını belirtiyordu.
Buna karşın ABD Enerji Bakanlığı, gelirlerin “Amerikan ve Venezuela halkının yararına harcanacağını” açıkladı. Haziran ayında ise Trump, petrol sayesinde Venezuela’daki askeri operasyonun maliyetini “28 kat” çıkardıklarını ve ABD’nin “çok iyi para kazandığını” söyledi.
Trump, “Savaşı kazanmak 48 dakika sürdü. Milyonlarca varil petrol çıkardık” ifadesini kullandı.
Nisan ayında Üst Düzey Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Michael Kozak, petrol gelirlerinin yaklaşık 3 milyar dolarlık kısmının Venezuela’ya gönderildiğini ve banka hesaplarının denetim firması KPMG tarafından incelendiğini bildirmişti.
Kozak, yönetimin üç ayda bir rapor sunacağını belirtmişti; ancak Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki Demokratlar o tarihten bu yana bilgi alamadıklarını aktarıyor.
Ekonomik durgunluk
ABD’li yetkililer, petrol fonlarının kontrolünün, şu anda Washington’dan gelen talimatlarla ülkeyi yöneten Çavista rejiminin kritik ismi Delcy Rodríguez üzerinde bir nüfuz aracı olarak kullanıldığını doğruluyor.
Kozak, Kongre’de geçen hafta yapılan oturumda, “Bu onların parası ama harcamak için bizden izin almaları gerekiyor” dedi ve fonların kamu çalışanlarının maaşları ile petrol sanayisi ekipmanları için kullanıma açıldığını savundu.
Dışişleri Bakanlığı, mevcut sistem altında “Venezuela ekonomisine milyarlarca dolar aktarıldığını” ve “kaynakların halka ulaşmasını sağlamak için finansal denetimin sürdüğünü” bildirdi.
Pek çok ekonomist, yaptırımları aşmak için petrolü uluslararası pazarlarda büyük iskonto ile satmak zorunda kalan Venezuela’nın bu yıl güçlü bir büyüme yakalamasını bekliyordu. Hükümet petrol ve doğalgaz yatırımlarını teşvik etmek amacıyla yeni bir kaynak yasası çıkardı ve üretimde artış kaydedildi.
Ancak Washington’daki Ekonomik ve Politika Araştırmaları Merkezi’nden (CEPR) Venezuelalı ekonomist Francisco Rodríguez, ilk çeyrekteki yüzde 2,5’lik resmi büyüme oranının son beş yılın en düşük seviyesi olduğuna dikkat çekti.
Rodríguez, “Artan petrol gelirlerine rağmen Venezuela’nın yeterince büyümemesinin nedeni, ABD’nin gelirin tamamını Karakas’a aktarmamış olmasıdır” değerlendirmesini yaptı.
Eski muhalif milletvekili ve ekonomist José Guerra da gelirlerin son yıllara kıyasla çok daha yüksek olması gerektiğine işaret ederek, “Para nerede? Şeffaflık yok ve ABD hükümeti bize bilgi vermiyor” eleştirisinde bulundu.
Venezuela odaklı danışmanlık şirketi Ecoanalítica’nın direktörü Alejandro Grisanti, son iki ayda ülkeye büyük miktarda dolar girişi olduğuna dair işaretler gördüklerini ifade etti.
Yılın son çeyreğinde ekonomide ivme beklediğini belirten Grisanti, depremin bu beklentiyi gelecek yılın ortasına ertelediğini kaydetti.
Depremden bu yana Rodríguez, IMF nezdinde tutulan meblağlar ve bir mahkeme süreci nedeniyle İngiltere Merkez Bankası kasalarında bekletilen Venezuela altınları da dahil olmak üzere ülke dışındaki kaynaklara erişmek için girişimlerini sürdürüyor.
ABD, afet yardımı için 386 milyon dolar ayırdı ve arama kurtarma çalışmalarına destek amacıyla Venezuela’ya yüzlerce asker gönderdi.
AB’nin Karakas Maslahatgüzarı John Barrett, petrol gelirlerinin tutulduğu hesaplardan deprem sonrası yeniden imar çalışmaları için kaynak aktarıldığını doğruladı, ancak miktar belirtmedi.
ABD’li yetkililer, madencilik ihracatından sağlanan bazı gelirlerin de yönetim tarafından toplandığını dile getiriyor.
Amerika
Trump Kanada’yı orman yangınlarıyla suçladı, uzmanlar iklim dedi

ABD Başkanı Donald Trump ve Amerikalı Cumhuriyetçi siyasetçiler, son günlerde ABD’deki hava kalitesini düşüren orman yangınları nedeniyle Kanada yönetimini orman bakımsızlığı ve ihmalkarlıkla suçladı. Trump, kirliliğin maliyetinin Kanada’ya uygulanan gümrük vergilerine eklenmesi gerektiğini söylerken, her iki ülkeden uzmanlar ana nedenin iklim değişikliği olduğunu kaydetti.
ABD Başkanı Donald Trump ve bazı Cumhuriyetçi yetkililer, dumanları son günlerde ABD’nin çeşitli bölgelerinde etkili olan orman yangınları nedeniyle Kanada yönetimine tepki gösterdi.
Her iki ülkeden uzmanlar ise yangınların ana kaynağının iklim değişikliği olduğunu belirtti.
Trump, geçen hafta sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Kanada’yı ormanlarını ve çalı alanlarını düzgün biçimde temizlememekle suçladı.
ABD’nin bu nedenle kirli ve sağlığa zararlı bir havaya maruz kaldığını savunan Trump, durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Bunun kasıtlı bir ihmal olduğunu ve her yıl tekrarlanarak ABD’ye milyarlarca dolara mal olduğunu öne süren Trump, söz konusu kirlilik maliyetinin Kanada’ya uygulanan gümrük vergilerine eklenmesi gerektiğini kaydetti.
Trump, pazar günü yaptığı açıklamada gümrük vergisi ve tazminat konusunu yeniden gündeme getirerek, Kanada’ya yardım edebileceklerini ancak bu ülkenin ABD’ye tazminat ödemesi ya da yeni gümrük vergilerine tabi tutulması gerektiğini söyledi. Trump ayrıca Kanada’daki yangınların ABD havasını zehirlediğini öne sürdü.
Sorumlu yetkililere yaptırım tasarısı gündemde
Kanada’ya yönelik eleştiriler yalnızca Trump ile sınırlı kalmadı. Ohio Senatörü Cumhuriyetçi Bernie Moreno, yangınlar nedeniyle Kanada’ya yaptırım uygulanmasını öngören bir kanun teklifi sunacağını açıkladı.
Moreno, Kanada liderliğinin başarısızlığı yüzünden Ohio’da tarihin en kötü hava kirliliğinin yaşandığını ve eyalet sakinlerinin tehlikeli koşullara maruz kaldığını belirterek bu duruma müsamaha göstermeyeceklerini kaydetti.
Sunacağı tasarının acil durum ilan etmeyi, sorumlu Kanadalı yetkililere yaptırım uygulamayı ve ek gümrük vergileriyle finanse edilecek bir mağdur tazminat fonu kurulmasını incelemeyi içerdiğini aktardı.
Kanadalı liderler ise ABD’den gelen suçlamalara yanıt verdi. Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada’nın ABD’de yaşanan felaketlerde komşusunu suçlamak yerine her zaman yardıma koştuğunu hatırlattı.
ABD yönetimi ve Kongre üyelerinin Kanada’yı suçlamasını üzüntüyle karşıladığını belirten Ford, geçmişte verilen destekleri hatırlatarak ABD tarafının hafızasının kısa olduğunu dile getirdi.
Ford, komşuluğun gereğinin tehdit etmek veya eleştirmek olmadığını, benzer felaketlerin bir gün ABD’nin de başına gelebileceğini ekledi.
Uzmanlar: İklim değişikliği yangınları şiddetlendiriyor
Sınırın her iki tarafındaki orman yangını uzmanları, sorunun Kanada’nın orman yönetim uygulamalarından kaynaklanmadığını, iklim değişikliğinin yangınların sıklığını ve şiddetini artıran koşulları tetiklediğini vurguladı. Uzmanlar, yangınların çoğunun Kanada’da ulaşımı son derece güç ve uzak bölgelerde çıktığını, bu alanların müdahalesiz bırakılmasının doğal bir durum olduğunu bildirdi.
Stanford Üniversitesi Woods Çevre Enstitüsü Direktörü Chris Field, söz konusu ormanların çok uzak noktalarda yer aldığını, kilometrelerce yakında yol bulunmadığını ve sahaya somut bir fark yaratacak düzeyde personel veya finansal kaynak aktarmanın pratik bir yolunun olmadığını ifade etti.
Kanada’daki Thompson Rivers Üniversitesinden orman yangını uzmanı Profesör Mike Flannigan da orman tabanını sadece tırmıkla temizlemenin işe yaramayacağını, etkili bir sonuç için tüm bitki örtüsünün kaldırılması gerektiğini belirtti.
Tüm organik maddenin temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Flannigan, otlar dahil yanacak organik malzeme bulunduğu sürece yangının yayılacağını söyledi.
Alanın tamamen dozerlerle düzleştirilmemesi halinde yangınların durdurulamayacağını bildiren Flannigan, bunun ancak yüksek değere sahip kısıtlı alanlarda yapılabileceğini, kontrollü yakma yöntemleriyle ormanın seyreltilebileceğini ancak bu bölgelerde de düşük şiddette yangınların çıkmaya devam edeceğini aktardı.
Yale Üniversitesinden orman ekolojisi uzmanı Profesör Mark Ashton, müdahale edilmeyen ormanların sadece Kanada’ya özgü bir durum olmadığını söyledi.
Alaska’da da benzer özelliklere sahip, yolu olmayan ve yerli halkın yaşadığı geniş alanların bulunduğunu kaydeden Ashton, orada da yangınların kendi haline bırakıldığını ifade etti.
Ashton, bu ormanların belirli döngülerle yanmasının doğal olduğunu ancak iklim değişikliği nedeniyle kuraklık dalgalarının şiddetlenmesi sonucu günümüzdeki yangınların çok daha yıkıcı hale geldiğini vurguladı.
“ABD önce kendi yangınlarına baksın”
İklim krizinin yangınları daha şiddetli hale getirdiğini belirten Field, sıcak havanın yakıt işlevi gören bitki örtüsünü daha hızlı kuruttuğunu, kuruyan maddelerin de daha hızlı yandığını ekledi.
Sera gazı salımı açısından hem ABD hem de Kanada iklim krizine katkıda bulunurken, ABD’nin küresel salımdaki payının daha yüksek olduğu biliniyor.
İklim değişikliğini sık sık reddeden Trump ise kendi başkanlığı döneminde iklim düzenlemelerini esnetmiş ve ilgili projelere ayrılan fonları kesmişti.
British Columbia Üniversitesinden orman koruma bilimleri uzmanı Profesör Lori Daniels, ABD’nin de geçen yıl Kaliforniya’da yaşanan büyük yangınlar dahil olmak üzere kendi orman yangınlarıyla mücadele ettiğini hatırlattı.
Daniels, aşırı hava koşullarında çıkan ve modern teknolojiler ile müdahale kapasitelerini aşan doğal yangınları durdurmak için ABD’nin kendi ormanlarında neyi farklı yaptığını sordu.
Daniels, Trump’ın bu soruya vereceği cevabı herkesin merakla beklediğini ifade etti.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









