Rusya
Rusya vatandaşları Türkiye’de konut alımında 50 aydır lider

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Rusya vatandaşları, Mayıs 2026 itibarıyla Türkiye’de yabancılara yapılan konut satışlarında üst üste 50. kez birinci sırada yer aldı. Sektör uzmanları, Rus alıcıların piyasadaki bu ağırlıklı konumunun en az 1,5 ile 2 yıl daha devam edeceğini öngörüyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Mayıs 2026’da Rusya vatandaşları Türkiye’de yabancılara yapılan konut satışları listesinde ellinci kez üst üste birinci sırada yer aldı.
Aylık olarak açıklanan istatistiklerde Rusya vatandaşları, liderlik konumunu Nisan 2022’den bu yana kesintisiz şekilde koruyor.
TÜİK verilerine göre, mayıs ayında Rusya vatandaşları Türkiye’de 268 konut satın alarak yabancı alıcılar arasında ilk sırada yer aldı. Listede ikinci sırayı 125 konut alımıyla İran vatandaşları alırken, üçüncü sıraya 88 konut satın alan Ukrayna vatandaşları yerleşti.
Liderliğin 1,5 ile 2 yıl daha sürmesi bekleniyor
Sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine göre, Rusya vatandaşlarının Türkiye gayrimenkul piyasasındaki ağırlığının önümüzdeki 1,5 ile 2 yıllık süreçte devam etmesi bekleniyor.
Enflasyon baskısının sürdüğü ve birikimlerin korunması ihtiyacının öne çıktığı mevcut koşullarda, Rus özel sermayesi uluslararası risk dağıtımı için alternatif araçlar aramayı sürdürüyor.
Gayrimenkul şirketi GZHA.rf Genel Direktörü Aleksey Kotlov, RBK gazetesine verdiği demeçte, Türkiye’nin sunduğu yüksek kaliteli konutların ve şeffaf ödeme sistemlerinin Rus alıcıları cezbeden temel unsurlar olduğunu ifade etti.
Uluslararası yatırımcı ve geliştirici Farukh Parpiev ise Rusya vatandaşlarının Türkiye gayrimenkul piyasasındaki bu lider konumunun değişmesini ancak iki unsurun tetikleyebileceğini belirtti.
Parpiev, bu unsurları Rus ve Türk bankaları arasındaki sınır ötesi ödemelerin teknik olarak engellenmesi veya diğer ülkelerin daha cazip yatırım programları başlatması olarak sıraladı. Ancak uzman isim, yakın gelecekte bu iki senaryonun da gerçekleşmesini beklemediğini ekledi.
Türkiye’deki konutların tercih edilme nedenleri
Aleksey Kotlov, Rus alıcıların Türkiye’de konut edinirken ağırlıklı olarak rasyonel yatırım gerekçeleriyle hareket ettiğini açıkladı. Kotlov, turizm bölgelerindeki konutların kiralanmasının mülk sahibine döviz bazında ortalama yüzde 6 ile yüzde 8 oranında yıllık getiri sağladığını, doğru konumlandırılmış ve iyi yönetilen projelerde bu oranın daha da yükselebileceğini kaydetti.
Yaklaşık 400 bin dolar sınırındaki yatırım yoluyla vatandaşlık programının varlığına da değinen Kotlov, bunun yatırımcılar için birincil motivasyon kaynağından ziyade ek bir kolaylık olarak görüldüğünü aktardı.
Farukh Parpiev, Türkiye gayrimenkul piyasasının diğer ülkelerde eşine az rastlanır imkanları bir arada sunduğunu belirtti. Parpiev; gelişmiş şehir ve resort altyapısı, uluslararası okul ile tıp merkezlerinin varlığı ve Rusya ile olan coğrafi ve lojistik yakınlığın bu süreçte etkili olduğunu dile getirdi.
Yatırımcıların riskleri dağıtmak adına çok para birimli portföylere yöneldiğini de sözlerine ekleyen Parpiev, Türkiye’nin yanı sıra Tayland, Birleşik Arap Emirlikleri ve Sırbistan gibi ülkelerin de kira getirisi ve sermaye koruma açısından ilgi gördüğünü ifade etti.
TÜİK verilerine göre, Mayıs 2026’da yabancılara toplam 1387 konut satışı gerçekleştirildi. Bu veri, Mayıs 2025’e kıyasla yüzde 27 oranında bir düşüşe işaret ediyor.
Mayıs 2026’da yabancılara yapılan konut satışlarının Türkiye genelindeki toplam konut satışları içindeki payı yüzde 1,5 olarak kaydedildi. Bu oran, Mayıs 2025’te yüzde 1,4 seviyesinde gerçekleşmişti.
TÜİK verilerine göre Rusya vatandaşları, 2025 yılı genelinde de Türkiye’de toplam 3,64 bin konut satın alarak yabancı alıcılar arasında ilk sırada yer almıştı.
Rusya
Rus milyarder Melniçenko: Küresel güvenlik için öngörülebilir bir Rusya gerekli

EuroChem ve SUEK şirketlerinin kurucusu Rus iş insanı Andrey Melniçenko, The Economist dergisinde yayımlanan makalesinde Batı’da Rusya için tartışılan dört senaryoyu eleştirdi. Bu senaryoların egemenlik kaybına yol açacağını belirten Melniçenko, küresel güvenliğin sağlanması için öngörülebilir ve egemen bir Rusya modelinin benimsenmesi gerektiğini savundu.
EuroChem ve SUEK şirketlerinin kurucusu Rus iş insanı Andrey Melniçenko, The Economist dergisi için kaleme aldığı “Rusya’nın Dağılması Dünya İçin Neden Zararlıdır” başlıklı makalesinde, Batı’da Ukrayna çatışmasının sona ermesinin ardından Rusya’nın geleceğine yönelik tartışılan dört senaryoyu değerlendirdi.
Melniçenko, Batı’da öne çıkan bu senaryoların siyasi yorum farklarına rağmen Rusya’nın egemenliğini kaybetmesi veya sınırlandırılması sonucunu doğurduğunu ve bunun da sorumlu davranış sergilemesini sağlayacak tek mekanizmayı yok ettiğini yazdı.
Melniçenko, Batı’nın tartıştığı senaryoların yerine, egemen ve “öngörülebilir” bir Rusya modelinin küresel istikrar açısından daha yapıcı olduğunu savundu.
Egemen bir Rusya’nın her ülke için konforlu bir ortak olmayabileceğini belirten iş insanı, “Ancak uzun vadede bu model alternatiflerden daha faydalı olacaktır. Dış aktörler için tercih, dost veya düşman bir Rusya arasında değil; davranışı öngörülebilir bir Rusya ile geleceği belirsiz bir Rusya arasındadır. Günümüz dünyasında öngörülebilirlik, sempatiden daha önemlidir” ifadelerini kullandı.
Melniçenko makalesinde Batılı çevrelerde tartışılan senaryoların ayrıntılarına değindi. İlk senaryoya göre Rusya, “Batı’nın çeperinde sıkışmış, gururu kırılmış bir ülke” haline gelecek. İş insanı, bu durumun uzun vadede agresif bir revizyonizmi tetikleyeceğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Versay Antlaşması yeni bir düzen kurmadı, sadece ertelenmiş bir enerjinin birikmesine yol açtı. Rusya, Weimar Almanyası değildir ve modern dünya da 1920’leri birebir kopyalamaz; fakat yapısal mantık geçerliliğini korur: Büyük ve tarihi bir ulusun egemenliği kırılırsa, bu durum nadiren kalıcı olur. Egemenlik, daha tehlikeli bir biçimde geri döner.”
İkinci senaryo, Rusya’nın Batı merkezli kalkınma yolunu Çin ile değiştirerek Pekin’in etki alanına girmesini öngörüyor.
Rusya’nın Çin’in tedarik zincirlerine entegre olacağını, pazar, teknoloji ve finansmana erişim sağlayacağını kaydeden Melniçenko, buna karşılık ülkenin hammadde, coğrafi konum ve stratejik derinlik sunacağını belirtti.
İş insanı, “Kısa vadede bu durum rasyonel bir uzlaşı gibi görünse de uzun vadede sadece bağımlılığın adresini değiştirir” diye yazdı.
Üçüncü olasılık olarak Rusya’nın kontrolsüz bir şekilde parçalanması tartışılıyor. Melniçenko, bu durumda nükleer cephanelik, kaynaklar, sınırlar ve tarih üzerinde hızlı bir mücadele başlayacağını kaydetti.
Parçalanma senaryosunun, nükleer caydırıcılığı etkili kılan toplumsal bütünlüğü de yok edeceğini savunan iş insanı, “Ukrayna’daki trajedi de dahil olmak üzere Sovyet sonrası dönemdeki çatışmalarda ödenen bedeller, benim görüşüme göre böyle bir sonucu imkansız kılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Dördüncü senaryo ise Rusya’nın dış dünyaya kapalı, mobilize olmuş ve sürekli kuşatma altında yaşayan bir “kale” devletine dönüşmesini içeriyor.
Melniçenko, teknoloji, bilim, sermaye ve toplumsal güvenin sürekli olağanüstü hal koşullarında gelişemeyeceğine dikkat çekerek, “Böyle bir düzen savaşı bitirmez; aksine çatışmayı geçici bir olay olmaktan çıkarıp devletin temel örgütlenme biçimi haline getirir” dedi.
Dünyanın kendi alanlarında en büyükleri arasında yer alan gübre üreticisi EuroChem ve kömür şirketi SUEK’in kurucusu olan Melniçenko, her iki şirkette de yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.
Melniçenko, Avrupa Birliği’nin kendisine yönelik yaptırımlar uygulamaya koymasından bir gün önce, 8 Mart’ta bu şirketlerin lehdarı olmaktan çıktı. Şirketlerin mülkiyeti, Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı habere göre eşi Aleksandra Melniçenko’ya geçti. Bloomberg, 1 Temmuz itibarıyla iş insanının servetini 20,6 milyar dolar olarak tahmin etti.
Gelecek senaryolarının tartışılması gerektiğini fakat bu tartışmaların çatışmanın sona ermesinden sonra ve Rusya’nın kendi içinde yapılması gerektiğini belirten Melniçenko, dünyanın önündeki seçimi şu sözlerle özetledi:
“Bu seçim, Rusya’yı sevmek ya da ondan nefret etmek, cezalandırmak ya da affetmek, ahlaki netlik ya da siyasi oportünizm arasında bir tercih değildir. Bu, iki farklı gelecek arasında bir seçimdir: Birinde büyük güçler birbirlerinin egemenliğine yeniden saygı duymayı öğrenir, diğerinde ise her güç diğerlerini birer yönetim nesnesine indirgemeye çalışır. İkinci yol bizi zaten bugünkü noktaya getirdi.”
Öte yana, 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin katılımcıları, yayımladıkları ortak bildiride Rusya’nın “Avro-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli bir tehdit oluşturduğunu” belirtti.
İttifak, Rusya ile olası bir çatışmaya ilişkin endişelerini sık sık dile getirirken, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de üye ülkelere Rusya kaynaklı tehditler karşısında “saf olmama” ve savunma harcamalarını artırma çağrısında bulundu.
Moskova ise Avrupa’ya saldırma niyetinin bulunmadığını defalarca vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ittifakla bir savaş için jeopolitik, ekonomik veya askeri hiçbir neden olmadığını belirtmekle birlikte, “tüm NATO ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğunu” ifade etti.
Rusya
Endonezya nisan anlaşması sonrası ilk Rus petrolünü aldı

Cakarta ve Moskova arasında nisan ayında varılan anlaşmanın ardından Endonezya, Rusya’dan ilk petrol teslimatını aldı. 75 milyon dolar değerindeki kargo, enerji krizi ve artan maliyetler zemininde ülkeye ulaştı. Alımı olağan devlet şirketi Pertamina yerine test kurumu Lemigas gerçekleştirdi.
ümrük verilerine dayanan Bloomberg haberine göre, Endonezya nisan ayında Moskova ile vardığı anlaşma kapsamında Rusya’dan ilk petrol kargosunu aldı.
Yaklaşık 75 milyon dolar değerindeki 770 bin varil Rus petrolü, 29 Haziran’da Kalimantan adasındaki Balikpapan limanına ulaştı.
Sierra adlı tankerle taşınan kargo, Rusya’nın Uzak Doğu’daki Kozmino limanından yüklendi. Cakarta daha önce de Rusya’dan petrol satın alıyordu; ancak bu alımlar düzenli değildi.
Asya’nın en büyük petrol ithalatçılarından Endonezya, İran’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz yolu taşımacılığı kesintilerinin ardından artan ithalat maliyetleriyle karşı karşıya kaldı.
Giderlerdeki artış, geçen ay Endonezya rupisinin ABD doları karşısında tarihi en düşük seviyesine gerilemesine neden oldu. İç piyasada benzin ve dizel fiyatlarındaki yükseliş ise protestoları tetikledi.
Teslimatın alıcısı, olağan dışı bir kurumsal tercih barındırıyor. Enerji ithalatından genellikle sorumlu olan devlet petrol ve gaz şirketi PT Pertamina yerine, işlemi temel işlevi yakıt testi olan devlet kuruluşu Lemigas gerçekleştirdi.
Hükümet haziran ayında Rus petrolünün ithalat düzenini değiştirerek, Pertamina’nın yanı sıra devlet araştırma merkezi Lemigas’a da alım yetkisi vermişti.
Enerji ve Maden Kaynakları Bakanı Bahlil Lahadalia, bu adımı nisan ayındaki anlaşmaların uygulanması sırasında aracıları azaltmak ve tedariki kolaylaştırmak amacıyla attıklarını açıkladı.
Bakan aynı dönemde, Avrupa Birliği, ABD ve İngiltere’nin Rus petrolüne yönelik yaptırımlarını, bu ülkelerin taşıma, sigorta veya finansal altyapıları kullanılmadığı sürece Endonezya’nın uygulama zorunluluğu olmadığını hatırlattı.
Endonezya’nın enerji krizi ve Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle Rus petrolü almayı değerlendirdiği ilk kez mart ayında Bakan Lahadalia tarafından dile getirildi.
Nisan ortasında Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto Moskova’yı ziyaret ederek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.
Müzakerelerin ardından enerji bakanlığı, Rusya’nın ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz tedarik etmeyi kabul ettiğini duyurdu. Pertamina ise hükümetten gelecek talimat üzerine alıma hazır olduğunu bildirdi.
Endonezya Devlet Başkanı’nın Enerji ve Çevreden Sorumlu Özel Temsilcisi Hashim Djojohadikusumo’nun daha sonra verdiği bilgiye göre, Rusya müzakerelerin ardından özel bir fiyattan 100 milyon varil petrol sağlamayı onayladı.
Hacmin 50 milyon varil daha artırılması seçeneğiyle birlikte toplam taahhüt 150 milyon varile ulaştı.
Rusya
Kremlin: ABD’nin Ukrayna’da askeri baskıyla barış arayışı yanılgı

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, ABD yönetiminin Ukrayna’da askeri baskıyı artırarak barış sürecini hızlandırabileceği yönündeki yaklaşımını “yanılgı” olarak değerlendirdi. Peskov, NATO’nun Ankara’daki zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Patriot üretim lisansı ve Ukrayna hava sahasına ilişkin açıklamalarının Washington’un Moskova ile ilişkilerde yeniden tırmanma yoluna girdiği anlamına gelmediğini savundu.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, NATO’nun Ankara’da düzenlenen zirvesinde yapılan açıklamaların Washington’un Moskova ile ilişkilerde yeniden gerilim ve tırmanma politikasına döndüğünü göstermediğini söyledi.
Peskov, ABD yönetiminin Ukrayna’daki çatışmanın askeri baskı ve gerilimi artırarak barışçıl çözüme ulaştırılabileceğini düşünmesini “yanılgı” olarak nitelendirdi.
Peskov, yaptığı açıklamada, “Bunu böyle görmüyoruz. Daha çok ABD yönetiminde, Beyaz Saray’da, gerilimi tırmandırmanın ve askeri baskının barışçıl çözüm sürecine katkı sağlayabileceğine ilişkin bazı yanlış değerlendirmeler görüyoruz” dedi.
Gerilimin artırılmasının hiçbir şekilde barış sürecine hizmet etmeyeceğini vurgulayan Peskov, “Gerginliği tırmandıran adımlar ve gerilim eksenindeki eylemler barış sürecine hiçbir biçimde katkı sağlamaz” ifadelerini kullandı.
Trump, 8 Temmuz’da NATO’nun Ankara’daki zirvesi kapsamında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada ABD’nin Ukrayna’ya Patriot önleme füzelerinin üretimi için lisans vereceğini söyledi.
Trump ayrıca, “gerekli olması halinde” ABD’nin güvenlik garantileri kapsamında Ukrayna hava sahasını kapatabileceğini dile getirdi. Ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda buna ihtiyaç duyulmayacağını da ekledi.
Zelenski, mayıs ayı sonunda Washington’dan Patriot üretim lisansı talep etmişti. Ukrayna yönetimi, mevcut üretim kapasitesinin ülkenin hava savunma ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini savunuyordu.
Uçuşa yasak bölge tartışması yeniden gündemde
AFP’nin 2024 yılında kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Ukrayna, Rus saldırılarını önlemeye yönelik hava savunma sistemlerinin yetersizliği nedeniyle Avrupa’dan ülkenin batısını kapsayacak uçuşa yasak bölge oluşturmasını istemişti.
Geçen sonbaharda Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de müttefik ülkelere Ukrayna üzerinde böyle bir bölgenin oluşturulmasını değerlendirme çağrısı yapmıştı. Sikorski, NATO ile Avrupa Birliği’nin bunu teknik açıdan hayata geçirebileceğini savunmuştu.
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ise Eylül 2025’in ortasında, NATO’nun Ukrayna üzerinde uçuşa yasak bölge oluşturmasının “NATO ile Rusya arasında savaşa yol açacağını” söylemişti.
Moskova, Batılı ülkelerden Ukrayna ile askeri iş birliğini sona erdirmelerini talep etmeyi sürdürüyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de haziran ayında yaptığı açıklamada Ukrayna’ya “tüm Batı’nın” destek verdiğini belirtmiş, buna karşın Batılı ülkelerin Rusya’nın vereceği karşılığın sonuçlarını bildikleri için kendi topraklarından saldırı düzenlemeye hazır olmadıklarını söylemişti.
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Görüş6 gün önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi2 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı








