Bizi Takip Edin

Amerika

Senatör Rand Paul: ABD İran savaşı sonrasında daha kötü bir durumda

Yayınlanma

ABD Senatörü Rand Paul, Donald Trump yönetimi tarafından şubat ayı sonlarında başlatılan İran savaşının başarısızlıkla sonuçlandığını ve ülkenin savaş öncesine kıyasla daha kötü bir noktaya gerilediğini savundu. Hürmüz Boğazı’nın askerileştirilmesine ve artan petrol fiyatlarına dikkat çeken Paul, devam eden askeri harcamaların bütçe açığını büyüterek seçmende huzursuzluk yarattığını belirtti.

ABD askerlerinin İran ile yaşanan askeri çatışmadan çekilmesini öngören karar tasarılarına defalarca destek veren Cumhuriyetçi Kentucky Senatörü Rand Paul, Washington’daki Kongre binasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Paul, ABD’nin, Başkan Donald Trump’ın şubat ayı sonlarında başlattığı İran savaşından bu yana her bakımdan daha kötü bir duruma gerilediğini vurguladı.

İran savaşının bir başarı getirmediğini belirten Paul, sürece başından beri karşı çıktığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Objektif herhangi bir ölçütle bakıldığında, savaştan önceki durumumuza kıyasla daha kötü bir noktada olduğumuzu düşünüyorum. Hürmüz Boğazı’nın askeri bir alana dönüştürülmesine bakarsanız, böyle bir durum daha önce hiç yaşanmadı. Boğazı yeniden askerden arındırmanın kolay bir yolu da yok. Bu açıdan bakıldığında daha kötü bir durumda olduğumuza inanıyorum.”

Paul, Trump’ın İsrail ile ortaklaşa başlattığı hava saldırılarının, mevcut yönetimi ve ülkeyi zor bir pozisyona soktuğundan endişe eden ve sayıları giderek artan Cumhuriyetçi milletvekillerinden biri olarak öne çıkıyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditleri küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkiledi. Brent petrolün varil fiyatı 100 dolara yaklaşırken, ABD’deki ortalama benzin fiyatı galon başına 4 doların üzerine çıktı.

Trump’ın, Hürmüz Boğazı’ndan geçen taşıt gemilerine yönelik olası İran saldırılarına misilleme olarak İran’daki sivil hedefleri vurabileceğini açıklamasının ardından Temmuz vadeli Brent petrol fiyatları perşembe günü yaklaşık yüzde 5 oranında yükseldi.

Küresel petrol arzı üzerindeki baskı, Husilerin Kızıldeniz’deki Suudi petrol tankerlerini tehdit etmesiyle daha da katmerlendi.

Mevcut duruma dair diplomatik bir değerlendirmede bulunan Paul, “Askeri olarak onları mağlup ettiğimiz için elimizde bazı kozlar olduğunu ve bunun daha iyi bir müzakere sonucu getirebileceğini savunabilirsiniz. Ancak şu ana kadar bu avantajın müzakerelere yansıdığını görmedik” dedi.

Savaş masraflarını karşılamak üzere Kongre’nin ek bütçe ayırmasına seçmenlerin nasıl tepki vereceğinin sorulması üzerine Paul, kamuoyunun esas olarak hayat pahalılığından rahatsız olduğunu kaydetti.

Enflasyonun büyük ölçüde eski Başkan Joe Biden dönemindeki bütçe açıklarından kaynaklandığını savunan Paul, bununla birlikte bir kısmının da savaşla bağlantılı olduğunu kabul etti.

Paul, tutumunu şu sözlerle özetledi: “Savaşa pek çok düzeyde karşıyım ama aynı zamanda bütçe açıklarının artmasına da karşıyım. Bunu, ailesini doyurmak için çabalayan ve zor durumda olan vatandaş üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendiriyorum.”

Cumhuriyetçilerin kasım ayındaki seçimlerde bir seçmen tepkisiyle karşılaşıp karşılaşmayacağına ilişkin soruya ise “Muhtemelen” yanıtını verdi.

Konuya ilişkin görüşü sorulan Beyaz Saray cephesi ise Trump’ın misilleme kararlarının arkasında durdu.

Bir ABD’li yetkili perşembe günü The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Şu anda Başkan, İran’ın Mutabakat Zaptı ihlallerinin ve Hürmüz Boğazı’nda devam eden terör eylemlerinin bedelini ödemesine odaklanmış durumdadır. Ayrıca Başkan, son dönemde hayatını kaybeden ABD askerlerinin hesabını da İran’a soracaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İdari yetkili açıklamasına şöyle devam etti: “Başkan aksi bir karar verene kadar bu yıkıcı darbeler sürecektir; ancak ülkelerimiz arasındaki temaslar da devam etmektedir. Başkan Trump tüm kozlara ve imkânlara sahiptir.”

Amerika

Amerikalıların yüzde 36’sı Çin’i yapay zekada ABD’den önde görüyor

Yayınlanma

Pew Araştırma Merkezinin anketine katılan ABD’lilerin yüzde 36’sı Çin’in yapay zeka geliştirmede ABD’den daha ileride olduğuna inanıyor. Yalnızca yüzde 12’lik kesim ABD’nin ileride olduğunu düşünürken bu veriler, Trump yönetiminin Çinli Moonshot AI şirketine yönelttiği fikri mülkiyet hırsızlığı suçlamalarının ardından yayımlandı.

Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan yeni bir anket, ABD’deki katılımcıların çoğunluğunun yapay zeka geliştirme konusunda Çin’in ABD’den daha ileride olduğuna inandığını ortaya koydu.

Çıkan sonuçlar, Trump yönetimi yetkililerinin Çin merkezli bir girişimi fikri mülkiyet çalmakla suçladığı bir döneme denk geldi.

Ankete katılanların yüzde 36’sı Çin’in yapay zeka alanında ABD’den daha gelişmiş olduğunu ifade ederken aksi yönde görüş bildirenlerin, yani ABD’nin daha ileride olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 12 seviyesinde kaldı.

Katılımcıların üçte biri bu konuda emin olmadığını söylerken yüzde 18’lik bir kesim ise iki ülkenin eşit derecede gelişmiş olduğunu beyan etti.

Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi Başkanı Michael Kratsios, çarşamba günü yaptığı açıklamada, yönetimin elinde Çin merkezli Moonshot AI şirketinin son modeli Kimi K3’ü geliştirmek için Anthropic firmasına ait Fable modelini damıttığına (distillation) dair bilgiler bulunduğunu kaydetti.

Çinli firmanın geçen hafta kullanıma sunduğu model; Anthropic’in Claude Fable 5 ve OpenAI’ın GPT-5.6 Sol gibi modellerinin kodlama alanındaki liderliğini tehdit ediyor.

Büyük ve daha yetenekli bir modeldeki bilginin daha küçük bir modele aktarılması tekniği şeklinde tanımlanan damıtma işlemine dair Kratsios, sosyal medya üzerinden şu açıklamayı yaptı:

“Bunu yapmak için ABD modellerine karşı büyük ölçekli damıtma yürütecek gelişmiş bir dahili platform geliştirdiler ve bu sayede tespit edilmekten kaçınmak amacıyla birden fazla erişim yöntemi arasında hızla geçiş yapabildiler.”

ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi ile İngiltere’deki muadili tarafından yürütülen Kimi K3 testleri, modelin performans açısından önde gelen Amerikan öncü modellerinin “belirgin şekilde” altında kaldığını tespit etti.

Hızla ilerleyen sektörde ABD ile Çin’in yapay zeka alanında birbirine ne kadar yakın veya uzak olduğu konusunda tam bir fikir birliği yer almıyor.

Teknoloji uzmanları, The Hill gazetesine yaptıkları değerlendirmede Moonshot şirketinin Kimi K3’ü geliştirmesinin iki ülke arasındaki farkın küçük olduğunu gösterdiğini aktardı.

Çin Dışişleri Bakanlığından tepki

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, ABD hükümetinin Moonshot şirketine yönelik suçlamalarının ortasında çarşamba günü yaptığı açıklamada, ülkesinin “ticaret ve teknoloji meselelerinin siyasileştirilmesine ve araçsallaştırılmasına karşı çıktığını” vurguladı.

Lin, gazetecilere yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Çin’de yapay zekanın gelişimi, bilim ve teknolojideki daha büyük bir özgüvenden ve güçten kaynaklanmakta, Çin’in kapsamlı istişare ile ortak fayda için ortak katkı vizyonundan beslenmektedir.”

Pew anketinde yer alan, ABD’nin yapay zeka alanında liderlik etmesi gerekip gerekmediğine ilişkin soruya katılımcıların yüzde 43’ü bunun son derece veya çok önemli olduğunu yanıtını verdi.

Katılımcıların üçte birinden biraz fazlası bunu kısmen önemli gördüğünü belirtirken yüzde 22’lik kesim ise çok önemli olmadığını veya hiç önem taşımadığını düşündüğünü kaydetti.

Pew Araştırma Merkezi, araştırmayı 22-28 Haziran tarihleri arasında 3 bin 488 Amerikalı yetişkinle görüşerek gerçekleştirdi. Anketin hata payı 1,8 yüzde puan olarak açıklandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

WSJ: Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüşmekten kaçınıyor

Yayınlanma

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yaşanan savaşın uzaması ve Türkiye’ye F-35 satışı tartışmaları nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile temas kurmaktan kaçınıyor. İsrail tarafının görüşme ayarlama girişimleri Washington’daki üst düzey idarecilerin itirazlarına takıldı.

İran ile yaşanan savaş, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkilerde belirgin bir gerilime yol açtı.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD yönetiminden üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Trump, İsrail Başbakanı’na yönelik rahatsızlığını dile getirerek danışmanlarına Netanyahu ile konuşmak veya bir araya gelmek istemediğini bildirdi.

İran ile savaş sürecinin Trump ve yakın ekibi üzerinde doğrudan kişisel etkiler yarattığı kaydedildi. ABD istihbarat birimlerinin, İran kaynaklı olası tehditler gerekçesiyle yönetimin bazı üst kademe yetkililerini uyardığı ve bu kişilere taksi kullanmamaları yönünde talimat verdiği belirtildi.

Trump’ın İran ile yürütülen askeri sürecin birkaç hafta içinde tamamlanacağını öngördüğü, çatışmaların uzamasının ise ABD Başkanı’ndaki huzursuzluğu artırdığı aktarıldı.

Görüşme girişimleri sonuçsuz kalıyor

Tel Aviv yönetiminin iki lider arasında yeni bir görüşme organize etme çabaları henüz başarıya ulaşamadı. Netanyahu’nun, senatör Lindsey Graham’ın cenaze törenine katılmak üzere önümüzdeki hafta ABD’ye gitmeyi planladığı ve bu ziyaret kapsamında Beyaz Saray temaslarını sağlamayı hedeflediği kaydedildi.

Ancak İsrail Başbakanı’nın bu seyahati henüz resmiyet kazanmadı.

Öte yandan daha önce Trump, Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin ardından Netanyahu’nun Washington’ı ziyaret edebileceğini beyan etmiş, fakat ABD Başkanı’nın dönüşünün ardından herhangi bir randevu takvimi oluşturulmamıştı.

Bazı İsrailli yetkililer, ertelemelerin olası bir misilleme saldırısı ihtimaline karşı Netanyahu’nun ülkede kalma zorunluluğundan kaynaklandığını savundu.

Yetkililer, bu tehdit zemininin ABD’nin İran’a yönelik yoğunlaşan saldırılarıyla bağlantılı olduğunu dile getirdi.

F-35 satışı ve iyimser değerlendirmeler gerilimi tırmandırdı

İki lider arasındaki görüş ayrılıklarını gündeme getiren Axios internet sitesi, gerilimin arka planında İsrail idaresinin Türkiye’ye olası F-35 savaş uçağı satışına gösterdiği itirazların yer aldığını bildirdi.

Kaynaklar, Netanyahu’nun bu ticarete yönelik eleştirilerinin Trump’ı öfkelendirdiğini ve ABD Başkanı’nın İsrail Başbakanı’nın bu konuda değerlendirme yapma hakkı bulunmadığını düşündüğünü aktardı.

Netanyahu, Trump’ın görevdeki son bir buçuk yıllık döneminde Oval Ofis’i altı kez ziyaret ederek Washington’ı en sık ziyaret eden yabancı lider konumunda bulunuyordu.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre ise ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dahil olmak üzere Beyaz Saray’daki bazı üst düzey yetkililer iki liderin buluşmasını engellemek amacıyla girişimlerde bulunuyor. ABD idaresindeki bu isimlerin, Netanyahu’yu İran çatışmasına dair sahada karşılığı çıkmayan aşırı iyimser değerlendirmeler sunmakla suçladıkları kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

“Ucuz para dönemi sona erdi”

Yayınlanma

ABD Hazine tahvili getirilerindeki durmak bilmeyen artış, yatırımcıları paralarını ödünç vermeye ikna etmek için çok daha yüksek bir getiri gerektiğine işaret ediyor.

Axos’a göre bu eğilim artık dünyanın yeni iktisadi gerçekliğini yansıtıyor. Enflasyon endişelerinin tetiklediği önceki tahvil satış dalgalarından farklı olarak, bu durum, hükümetlerin ve şirketlerin geniş mali açıkları, yapay zeka altyapısı yatırımlarını ve daha fazlasını finanse etmek için muazzam miktarda sermaye bulmak için çabaladıkları bir dünyayı yansıtıyor.

Bu rekabet, borçluları daha fazla ödeme yapmaya zorluyor. Axios’a göre iyi haber ise enflasyon beklentilerinin kontrol altında görünmesi. Dolayısıyla bu gelişmelerin Federal Rezerv’ten acil bir tepki gerektirmeyeceği anlaşılıyor.

Öte yandan bu durum, ekonomiyi dengede tutmak için politika faiz oranlarının her yıl daha yüksek seviyelerde kalması gerekeceğini ima ediyor.

Ayrıca, zaten şişmekte olan ulusal borcun finansman maliyetini artırarak Washington’ın mali hesaplamalarını önemli ölçüde zorlaştırıyor.

Ev almak isteyenler için bu, mortgage faiz oranlarının yakın zamanda düşme olasılığının düşük olduğu anlamına geliyor.

Hazine tahvili getirileri yükselmesine rağmen, tahvil piyasasındaki uzun vadeli enflasyon fiyatlaması neredeyse hiç değişmedi.

Beklenen enflasyonun piyasa temelli bir göstergesi olan 10 yıllık başabaş enflasyon (piyasaların gelecekteki enflasyon beklentisini gösteren bir ölçü) oranı, Orta Doğu’daki çatışmaların yeniden alevlenmesi üzerine haziran sonundan bu yana %2,28’e yükseldi. 

Fakat bu oran, mayıs ayı başındaki %2,5’lik zirve seviyesinin altında kalmaya devam ediyor ve Fed’in zaman içinde %2’lik enflasyon hedefine ulaşmasıyla uyumlu bir aralıkta yer alıyor.

Nispeten istikrarlı enflasyon görünümüne rağmen, Hazine tahvili getirileri yükselmeye devam etti. 10 yıllık getiri bu sabah, geçen ocak ayından bu yana ilk kez %4,7’yi aştı.

Reel getirilerdeki artış, en uzun vadelerde daha da çarpıcı: 30 yıllık Hazine Enflasyona Karşı Korumalı Menkul Kıymetlerin getirisi şu anda %2,97 seviyesinde.

Bu, söz konusu menkul kıymetin 2010 yılında yeniden piyasaya sürülmesinden bu yana kaydedilen en yüksek seviye.

Tüm bunlar, yatırımcıların sadece daha yüksek enflasyonu fiyatlandırmakla kalmayıp, büyük ölçüde uzun vadede para ödünç vermek için daha yüksek bir getiri talep ettiklerini gösteriyor.

Son yirmi yılın büyük bir bölümünde, tahvil piyasasındaki hareketler esas olarak enflasyonist eğilimlerin ve merkez bankası önlemlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyordu.

Şu anda ise faiz ortamı, ödünç verilebilir fonların arzı (sınırlı) ve talebi (görünüşte sınırsız) tarafından şekilleniyor.

2010’lu yıllarda, dünyada çok az sayıda verimli yatırımı kovalayan çok fazla para vardı ve bu durum sermaye maliyetini tarihsel olarak düşük tutuyordu.

Bugün ise tam tersi bir durum söz konusu: Şirketler on yıllardır görülmemiş en büyük yatırım patlamasına girişirken, hükümetler de daha büyük bütçe açıkları veriyor ve hepsi aynı para havuzu için rekabet ediyor.

Axios şöyle yazıyor:

“Alphabet’in dün gece yatırımcılara yaptığı açıklamayı bir düşünün: Şirket, bu yıl sermaye harcamaları planlarını 15 milyar dolar daha artırdı; finans direktörü Anat Ashkenazi ise bilgi işlem kapasitesine olan talebin ‘bu yatırımı yine de geride bıraktığını’ belirtti.”

Bu yüksek faiz oranları devam ederse, ABD hükümetinin borç servisi maliyetleri şu anda öngörülenden çok daha yönetilemez hale gelecek.

Şubat ayında yayınlanan Kongre Bütçe Ofisi (CBO) tahminleri, 10 yıllık Hazine tahvili getirisinin bu yıl ortalama %4,1, önümüzdeki birkaç yıl ise %4,3 olacağını varsayıyordu.

CBO’nun tahminlerine göre, faiz oranlarındaki her 0,1 puanlık artışın önümüzdeki on yıl boyunca devam etmesi halinde, bu süre zarfında hükümetin faiz giderleri 379 milyar dolar artacak.

Kabaca yapılan hesaplara göre, son dönemdeki faiz eğilimi devam ederse, bu durum vergi mükelleflerine önümüzdeki on yıl boyunca yaklaşık 1,8 trilyon dolarlık ek faiz maliyeti getirecek.

Trilyonlarca dolarlık küresel tahvil piyasasında bunun sadece yaz aylarına özgü geçici bir dalgalanma olma ihtimali var. 

Fakat getiri oranlarındaki bu ani yükselişler devam ediyor ve bu da küresel sermaye piyasalarında daha büyük bir değişimin yaşandığını gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English