Amerika
ABD Temsilciler Meclisi’nde teknoloji devlerinin enerji maliyetlerine karşı yasal adım

ABD Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonu, yapay zeka veri merkezlerinin konut elektrik faturaları üzerindeki baskısını hafifletmeyi amaçlayan “Tüketiciyi Koruma Yasası” tasarımını 52-0 oyla kabul etti. İki partinin desteğini alan düzenleme, eyalet düzenleyicilerini teknoloji şirketlerinin yeni enerji ve altyapı maliyetlerini üstlenmesini öngören standartları değerlendirmeye zorluyor.
ABD Kongresinde yapay zeka altyapısının hızlı genleşmesine yönelik tepkiler artarken, veri merkezlerinin vatandaşların elektrik faturalarına etkisini sınırlamayı hedefleyen yasa tasarısı Temsilciler Meclisinde ivme kazanıyor.
Partiler üstü bir nitelik taşıyan Tüketiciyi Koruma Yasası (Ratepayer Protection Act), eyaletlerin elektrik maliyetlerini bireyler yerine teknoloji şirketlerine yükleyen standartları “değerlendirmesini” şart koşuyor.
Söz konusu yasal düzenleme, Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonundaki oylamada 52-0 oy birliğiyle kabul edildi. Bu sonuç, veri merkezlerinin inşasına yönelik tepkilerin parti sınırlarını aştığını gösteriyor.
Teknoloji devlerinin bu yılın başlarında Beyaz Saray’a verdiği taahhüdü yasalaştırmayı amaçlayan metin, eyalet düzenleyici kurumlarını oturum düzenlemekle yükümlü kılıyor.
Düzenleme, büyük veri merkezlerinin elektrik kullanımları doğrultusunda ihtiyaç duyulan yeni enerji üretimi veya iletim hatlarının masraflarını karşılamasını sağlayacak bir standardın görüşülmesini mecbur kılıyor; ancak eyaletleri bu standartları nihai olarak uygulamaya zorlamıyor.
Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Brett Guthrie, yaptığı açıklamada, “Sektörün tamamı değerlendirildiğinde, elektrik faturalarını ödeyen ailelerin ve toplulukların yanında yer alabilecek tek bir yapının varlığı belirginleşti; o da bu komisyondur ve Kongredeki meslektaşlarımızdır” ifadesini kullandı.
Tasarı, Senatoda da karşılık buldu. Cumhuriyetçi Senatör Jon Husted, geçtiğimiz hafta düzenlemeyi Senatoya sundu. Husted’ın sözcüsü, senatörün Temsilciler Meclisindeki komisyon onayından ve partiler üstü destekten memnuniyet duyduğunu, yasanın Senato Enerji ve Doğal Kaynaklar Komisyonundan geçerek nihai onaya ulaşması için çalışmayı sürdüreceğini bildirdi.
Mevzuatın ilerleyişi hızlansa da nihai olarak yasalaşıp yasalaşmayacağı belirsizliğini koruyor.
Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonundaki Cumhuriyetçilerin sözcüsü Matt VanHyfte, e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, tasarının komisyondan geçmesinin ardından ilerlemeyi sürdüreceğinden emin olduğunu kaydetti.
Citizens Utility Board bünyesindeki “Daha İyi Bir Şebeke İçin Tüketiciler” kampanyasının direktörü Clara Summers, yasanın eyaletlere doğrudan standart kurma zorunluluğu getirmediğini ancak Kongreden gelen bir yönlendirmenin faydalı olduğunu belirtti.
Summers, “Bu meseleyi proaktif biçimde ele almayan eyaletler var. Dolayısıyla Kongrenin ‘Belirlenen zaman dilimi içinde bu konuyu en azından gündeme almalısınız’ mesajı vermesi olumlu bir teşviktir” dedi.
Summers, tasarının eyaletlerin değerlendirmesine sunduğu standartların veri merkezlerini üretim, iletim, dağıtım ve diğer maliyetlerden sorumlu tutacağını ancak aksiyon alıp almama kararının eyaletlere kalacağını vurguladı.
Enerji ve Ticaret Komisyonundaki bazı Demokratlar yasaya destek vermekle birlikte düzenlemeyi kesin bir çözüm değil, “ilk adım” olarak niteledi.
Demokrat Milletvekili Nannette Barragán, tasarının önemli bir ilkeyi tanıdığını ancak yeterli olmadığını belirterek “Aileleri yüksek elektrik maliyetlerinden korurken aynı zamanda sağlık ve çevre üzerindeki etkileri de ele almak için daha fazlasını yapmalıyız” dedi.
Yapay zeka gelişiminin merkezinde yer alan veri merkezleri, teknoloji şirketlerinin yeni sunucu depoları inşa etme ve hesaplama kapasitesini artırma hamleleriyle birlikte yerel halkın direnciyle karşılaşıyor.
Yerel topluluklar; elektrik fiyatları, su tüketimi ve muhtemel kirlilik endişeleri nedeniyle projelere itiraz ediyor. Bazı uzmanlar bu muhalefeti, istihdam kaybı gibi yapay zekaya yönelik genel kaygılarla da ilişkilendiriyor.
Geçen yıla kadar hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından büyük yatırım fırsatı olarak görülen veri merkezi projelerine kamuoyu desteği geriliyor.
Politico tarafından yayımlanan ankete göre, Amerikalıların yüzde 41’i bölgelerinde bir veri merkezi kurulmasına karşı çıkarken, yüzde 24’ü destek veriyor. Ocak ayında ise projelere karşı çıkanların oranı yüzde 28, destekleyenlerin oranı yüzde 36 seviyesindeydi.
Tasarının sponsorlarından Demokrat Milletvekili Kathy Castor, komisyonun gündemindeki düzenleme paketinin sorunu çözmede yetersiz kaldığını söyledi.
Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçi çoğunluğa işaret eden Castor, “Çoğunluğun, hane halkı elektrik faturalarını düşürmek için şu anda daha fazla adım atması gerektiğine inanıyorum. Partiler üstü tasarılar iyi birer ilk adım ancak enerji enflasyonunun yaşandığı bu dönemde yetersiz kalıyor” dedi.
Castor, federal düzenleyicilerin yeni enerji kaynaklarının şebekeye bağlanmasını hızlandırmasını öngören kendi tasarısının komisyonda görüşülmemesinden üzüntü duyduğunu ekledi.
Buna karşın Castor, yasanın geliştiricilere “Bir şirket veri merkezi kurmak istiyorsa ihtiyaç duyduğu enerji ve şebeke güncellemelerinin bedelini ödemelidir” mesajı vermesini takdir etti.
Biyolojik Çeşitlilik Merkezinden kıdemli iklim ve enerji politikaları uzmanı Camden Weber ise The Hill’e yaptığı değerlendirmede, “Kongrenin fiyat meseleleriyle ilgilenmesi olumlu. Bir erişilebilirlik krizi yaşıyoruz. İnsanlar faturalarını, özellikle de enerji faturalarını ödemekte zorlanıyor. Ancak veri merkezleriyle ilgili kaygılar sadece bununla sınırlı değil. Çevre sorunları, su kıtlığı, hava kirliliği gibi bir dizi mesele var. Bu tasarı niyet itibarıyla iyi görünse de yeterince ileri gitmiyor” ifadelerini kullandı.
Weber ayrıca yasanın eyaletler için bir zorunluluk değil, isteğe bağlı bir mekanizma öngörmesini de eleştirdi.
Buna karşın bazı milletvekilleri bu esnekliği tasarının olumlu bir yönü olarak değerlendiriyor.
Demokrat Milletvekili Troy Carter, komisyon oturumunda yaptığı konuşmada, “Önemli olan, Washington’ın Louisiana’ya dayatmada bulunmamasıdır. Bu tasarı eyalet düzenleyicilerini belirli bir tarife yapısını kabul etmeye zorlamıyor. Eyalet kamu hizmeti komisyonlarının değerlendirmesi için federal bir standart belirliyor; ardından bu standardın nasıl uygulanacağına kendi kararlarıyla yön vermelerini sağlıyor” dedi.
Carter, yerel yetkililerin bölgelerinin ihtiyaçlarını en iyi bilen aktörler olduğunu vurguladı.
Cumhuriyetçi komisyon sözcüsü Ben Mullany, yasanın politikalara etkisine ilişkin soruya e-posta ile yanıt vererek, şebekenin etkin çalışmasını sağlamak amacıyla eyaletler ve kamu hizmeti şirketleriyle ortak hareket ettiklerini kaydetti.
Mullany, “Tüketiciyi Koruma Yasası, özünde Kongreden eyaletlere güçlü bir sinyal gönderiyor. Eyaletlerin bu büyük bilgi işlem yüklerini incelemesi ve konut abonelerinin bu veri merkezleri için gereken elektriğin üretimi ile iletiminin mali yükünü taşımamasını sağlamak adına çalışması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Söz konusu yasal düzenleme teknoloji sektörünün tepkisiyle de karşılaşıyor. Birçok büyük teknoloji firması tarafından desteklenen Data Center Coalition (Veri Merkezi Koalisyonu), tasarıda yapılan ve kapsamı yalnızca veri merkezleriyle sınırlandıran son değişikliklere karşı olduğunu bildirdi.
Veri Merkezi Koalisyonu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Josh Levi, grubun mevzuatın ilk halini ve amacını desteklediğini belirtti.
Levi, “Ancak Enerji ve Ticaret Komisyonunun yaptığı değişiklikler, tasarının kapsamını daraltarak sadece veri merkezi sektörünü hedef alıyor. Bu durum, ABD’deki operasyonlarını genişleten diğer sektörlerin büyük yük artışlarından doğan maliyetleri karşısında vatandaşları savunmasız bırakıyor” açıklamasını yaptı.
Amerika
Yapay zeka, üniversite diplomalıları vurdu

Yapay zekanın (AI) hızla yaygınlaşması, inşaat halindeki veri merkezi kapasitesi en yüksek olan ABD eyaleti olan Teksas’ta üniversite mezunları arasında “olağanüstü yüksek seviyelerde” işsizliğe yol açtı.
Dallas’taki Federal Rezerv Bankası’ndaki araştırmacılar salı günü yaptıkları açıklamada, 2022’de ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden bu yana eyalette yapay zekaya maruz kalan mesleklerdeki iş ilanlarının azaldığını ve bunun üniversite mezunlarını ve iş değiştiren kişileri orantısız bir şekilde etkilediğini belirtti.
Rapora göre, yalnızca 2025 yılının ilk çeyreğinde, yapay zekaya daha fazla maruz kalan pozisyonlardaki iş ilanları, daha az maruz kalanlara kıyasla yaklaşık yüzde 8 oranında azaldı.
Samuel Dodini ve Tucker Smith, analizlerinde şu tespitleri yaptılar:
“Bu dinamikler, [üretken yapay zeka] teknolojisinin hızla benimsenmesi sürecinde işsizlik oranları olağanüstü yüksek seviyelere çıkan yeni üniversite mezunlarının, üretken yapay zekanın istihdam ve gelirler üzerindeki etkilerinin ilk olarak ortaya çıkacağı kesim olduğunu gösteriyor.”
Araştırma, yapay zekanın Teksas’ın işgücü piyasasını nasıl yeniden şekillendirdiğini vurguluyor.
Teksas’ta Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde bu teknolojinin işleyişi için gerekli veri merkezlerine karşı seçmenler arasında artan tepkiler karşısında, sektörün savunucusu olmaktan açık sözlü bir eleştirmen konumuna geçmek zorunda kaldı.
Pennsylvania Üniversitesi’ne bağlı Annenberg Kamu Politikası Merkezi’ne göre, ABD’de yapay zeka veri merkezlerine karşı muhalefet keskin bir şekilde artmış durumda.
Temmuz ayında yetişkinlerin yüzde 61’i kendi bölgelerinde bu tür tesislerin inşasına karşı çıkarken, bu oran Şubat ve Mart aylarında yapılan ankete kıyasla 12 puan artış gösterdi.
Sektörün güçlü bir savunucusu olan ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın ekonominin büyümesine ve istihdam yaratılmasına yardımcı olacağı konusunda ısrarcı davranıyor ve veri merkezlerine yönelik artan kamuoyu muhalefetini ciddiye almıyor.
Başkan Truth Social’de yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“ABD genelindeki toplulukların veri merkezlerini istememelerinin tek nedeni, geri kalmış ve yoksul bir hale gelmek istemeleri olabilir. Başarılı ve zengin olmak, çok daha düşük vergiler ve her yerde iş imkânları istiyorlarsa, verinin hüküm sürmesine izin versinler.”
Teksas’tan gelen bu veriler, yapay zekanın dünya çapında gençler için okul sonrası girilen ilk işleri ortadan kaldırdığına dair endişelerin artmasıyla ortaya çıktı.
Ağustos ayında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), özellikle yüksek gelirli ekonomilerde küresel genç işsizliğinin arttığını tespit etti.
Örgüt, Kuzey Amerika bölgesindeki genç işsizliğinin 2023’teki yüzde 8,3’ten 2025’te yüzde 9,8’e yükseldiğini belirtti.
Kuzey, Güney ve Batı Avrupa’da ise genç işsizliğinin 2025’te yüzde 15 gibi yüksek bir seviyede kaldığını ekledi.
ILO raporunda, geleneksel olarak genç işçilere giriş imkânı sağlayan işlerin –örneğin büro ve idari görevler, imalatla ilgili işler ve bazı teknik meslekler– azaldığı tespit edildi.
ILO İstihdam, Beceriler ve Sürdürülebilir İşletmeler Departmanı Direktörü Sukti Dasgupta, “[Yapay zekanın] işler üzerindeki doğrudan etkisi henüz belirsiz olsa da, rehavete kapılmamalı ve riskleri küçümsememeliyiz. Yapay zeka da dahil olmak üzere teknolojik ilerleme, gençlerin aleyhine değil, lehine çalışmalı,” dedi.
Dallas Fed araştırmacıları, Teksas’ta yapay zekaya en fazla maruz kalan mesleklerin yazılım geliştirme, web tasarımı ve bilgisayar kullanımının yoğun olduğu meslekler olduğunu belirterek, yöneticiler, büro çalışanları, editörler ve diğer beyaz yakalı mesleklerin de bu riske büyük ölçüde maruz kaldığını ekledi.
Amerika
Chevron, Venezuela’daki üretimini artırmak için 7 milyar dolar harcayacak

Chevron, Venezuela’daki petrol üretimini iki katından fazla artırmak amacıyla önümüzdeki beş yıl içinde 7 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlıyor.
Bu, Latin Amerika ülkesinin petrol endüstrisini canlandırmaya yönelik ABD hükümeti öncülüğündeki çabalarda bugüne kadar yapılan en büyük finansal taahhüt.
Houston merkezli Chevron, verimli Orinoco Kuşağı’nın Carabobo bölgesinde bulunan iki dev petrol sahasını geliştirme hakkını kazandığını duyurdu.
Carabobo 1 ve Carabobo-2-South-A adlı sahalar, Chevron’un %49 hissesine sahip olduğu Petroindependencia ortak girişiminin hemen yanında yer alıyor.
CEO Mike Wirth, “Ülkedeki en iyi jeolojik oluşumlardan bazılarının bulunduğu bölgede çok güçlü bir konum oluşturuyoruz. Bu, yerinde bulunan milyarlarca varil kaynak anlamına geliyor,” dedi.
Bu anlaşma, ABD özel kuvvetlerinin Ocak ayında Nicolás Maduro’yu kaçırmasından bu yana, büyük bir petrol şirketi tarafından ülkeye yapılan en önemli finansal yatırım.
ABD hükümeti bu hafta başında, 17 Venezuela petrol sahasında 100 yıllık imtiyaz hakkı verilen özel bir şirket olan North American Blue Energy Partners’ın (NABEP) %35 hissesi için ayrı bir müzakere yürüttü.
ABD, Venezuela petrol rezervlerinin beşte birinin kontrolünü ele geçirdi
Wirth, NABEP’e yapılan ABD yatırımı hakkında yorum yapmaktan kaçındı ama her iki ülkeye de fayda sağlayacak “ticari çözümler” konusundaki Trump yönetiminin kararlılığını takdir ettiğini belirtti.
CEO, “Yönetim, Venezuela’nın enerji kaynaklarının hem ABD’nin enerji güvenliği hem de Venezuela’nın iktisadi toparlanması için bir itici güç olabileceğini kabul ediyor,” dedi.
Wirth, Chevron’un yatırımlarını korumak için anlaşmaya “önemli koruma önlemleri” eklediğini belirtti fakat sözleşmelerin ayrıntılarına girmekten kaçındı.
Şirketin, birkaç yıl önce değer düşüklüğü kaydı yaptıktan sonra Venezuela’nın rezervlerinin bir kısmını tekrar bilançosuna eklemeyi beklediğini de sözlerine ekledi.
Şimdiye kadar, Venezuela’da petrol anlaşmaları müzakere etme konusunda ABD’nin öncülüğünü daha küçük özel şirketler üstlenmişti.
Süreç yavaş ilerledi ve bu şirketler, üretimi artırmak için gerekli olan büyük ölçekli sondaj ve üretim ekipmanları konusunda Chevron kadar mali güce sahip değil.
Chevron, 2031 yılına kadar Venezuela’dan günde yaklaşık 600.000 varil petrol üretmeyi öngörüyor; bu rakam, mevcut seviyelerin iki katından fazlasına denk geliyor.
Şirket, yaptığı açıklamada, ülkenin derin kaynak potansiyelinin “on yıllarca” yeteceğini ve toplam maliyetlerin varil başına 20 doların altında kalmasının beklendiğini belirtti.
Brent ham petrolü bu yıl varil başına ortalama 87 dolara yakın bir seviyede seyretti; bu da önemli bir kâr marjına işaret ediyor.
Chevron, Venezuela’dan elde ettiği ham petrolü genellikle ABD’nin Körfez Kıyısı’ndaki rafinerilere ihraç ediyor. Bu rafinerilerde petrol, benzin, dizel ve jet yakıtı gibi ürünlere dönüştürülüyor.
Chevron’un önümüzdeki beş yıl boyunca sağlayacağı günlük 300.000 varillik ek üretim, günlük yaklaşık 1,1 milyon varil olan Venezuela üretiminin neredeyse %30’luk bir artışını temsil ediyor.
Yine de, ilave yatırım yapılmazsa ülke, eski Başkan Hugo Chávez’in sektörü kamulaştırmasından önceki 1990’ların sonlarında ürettiği günlük yaklaşık 3,5 milyon varilin önemli ölçüde altında kalmaya devam edecek.
Rakip şirketler ExxonMobil ve ConocoPhillips, varlıklarının kamulaştırılmasının ardından 2000’lerin ortasında ülkeden çekilmişti.
Fakat Chevron kalmayı tercih etti ve bunun yerine şirketin ham petrol çıkarmaya devam etmesine olanak tanıyan anlaşmalar yaptı.
Bu, hem ABD’de hem de Venezuela’da eleştirilere yol açan alışılmadık bir düzenlemeydi.
Amerikalı eleştirmenler, şirketi “yozlaşmış bir rejime para aktarmakla” suçlarken, Venezuela’daki bazı kesimler ise bunu ABD emperyalizminin kalıcı bir sembolü olarak gördü.
Chevron’un faaliyetleri, son on yılın büyük bir bölümünde, aralıklı olarak uygulanan ABD yaptırımları nedeniyle kısıtlı kaldı.
Bu durum, şirketi büyük ölçüde ekipman bakımını yapmak ve ortağı olan, devlet şirketi PDVSA’nın borçlarını tahsil etmekle sınırladı.
Chevron ise, hiperenflasyon ve ekonomik kargaşanın yaşandığı bir dönemde dolar sağlayarak ve aynı zamanda küresel petrol pazarına ham petrol tedarik ederek Venezuela ekonomisinin istikrarına katkıda bulunduğunu savundu.
Ayrıca, bu yıl başlarında Trump yönetiminin Maduro’yu kaçırmasıyla Chevron, en avantajlı konuma geldi.
Wirth, bugünkü anlaşmanın, şirketin ülkedeki mevcut faaliyetlerinin iyi durumda olmasından faydalandığını söyledi ve “Bu, yıllarca süren belirsizlik ve endişe ortamında çalışan bu iyi insanların adanmışlığı ve bağlılığı sayesinde,” dedi.
Amerika
JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçileri yatıştırmaya çalıştı

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçiler nezdinde destek kazanmaya çalıştı ama herkes ikna olmuş değil.
Vance’in Pazartesi gecesi Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu’nun (RJC) yıllık liderlik zirvesinde yaptığı kapalı kapılar ardındaki konuşma, önde gelen İsrail yanlısı bağışçıların ABD-İsrail ilişkilerine verdiği destek konusundaki endişelerini büyük ölçüde giderdi.
Konuşma, Vance’in 2028’de Demokratların adayı kim olursa olsun “ondan daha tercih edilebilir” bir seçenek olacağına dair görüşlerini pekiştirdi.
Öte yandan POLITICO’ya göre bazı katılımcıların hâlâ Vance’e yönelik soruları var; özellikle de muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson ile olan ilişkisi konusunda.
Carlson, İsrail’e yönelik eleştirileriyle uzun süredir Cumhuriyetçi Yahudi liderlerin öfkesini çekiyor.
Gayrimenkul geliştiricisi ve RJC yönetim kurulu üyesi Josh Katzen, kişisel görüşünü dile getirerek, “Vance pek çok endişeyi giderdi ama Tucker Carlson ile olan ilişkisine değinmedi ve bu da pek çok kişinin nedenini merak etmesine neden oldu,” dedi.
2028 Cumhuriyetçi adaylık yarışının şu anki favorisi olan Vance, ABD-İsrail ilişkilerine olan bağlılığını ve Cumhuriyetçi Parti içindeki antisemitizme karşı tutumunu sorgulayan Yahudi Cumhuriyetçiler tarafından uzun süredir şüpheyle karşılanıyor.
Pazartesi günkü konuşmasında her iki konuyu da doğrudan ele aldı ve verdiği yanıtlarla şüpheci dinleyicileri büyük ölçüde yatıştırdı.
“Yahudi nefreti ruhu kemirir” diyerek, Cumhuriyetçilerin genç Amerikalılara İsrail ile ittifak kurmanın neden ABD’nin menfaatine olduğunu açıkça ifade etmeleri gerektiğini söyledi.
Ne var ki Carlson ve diğer podcast sunucuları hakkındaki bir soruya verdiği dolambaçlı yanıt, bazı katılımcıların daha fazla açıklama beklemesine neden oldu.
RJC yönetim kurulu başkanı eski Senatör Norm Coleman Vance’e, “Birkaç isim: Tucker Carlson, Megyn Kelly, Joe Rogan, Nick Fuentes. Bu kişiler antisemitlere platform sağladılar. Katıldığınız platformlar açısından… sınırı nasıl çiziyorsunuz?” diye sordu.
“Bu odadaki pek çok kişinin Tucker Carlson, Megyn Kelly veya Joe Rogan’ın söylediklerine katılmayabileceğinin farkındayım,” diyen Vance, daha sonra Rogan ve Fuentes’e geçerek bunların “iki çok, çok farklı insan kategorisi” olduğunu belirtti ve Rogan gibi kişilerle, anlaşmazlıklar olsa bile mantık yoluyla konuşulması gerektiğini öne sürdü.
Bu cevap, Vance’in Carlson ile uzun süredir devam eden ilişkisini merak eden bazıları için yeterli olmadı.
Vance, Carlson’un Fox News programına düzenli olarak konuk oluyordu ve 2022’de Ohio’daki ABD Senatosu ön seçimlerinde zafer kazanmasında Carlson’a büyük pay atfetti.
2024’te Carlson, Trump’ın Vance’i başkan yardımcısı adayı olarak seçmesi için baskı yapmıştı.
İsrail yanlısı bir kampüs aktivisti olan Shabbos Kestenbaum, Carlson’ı kastederek şöyle konuştu:
“JD Vance’in, Trump’ın derhal görevden alınmasını talep eden bir kişiyle ittifak kurması, Yahudi muhafazakârların çoğunun onun adaylığını değerlendirmesini zorlaştıracaktır, Kişilik değil, politikaya odaklanabilmemiz için bu sorunun bir an önce çözülmesini umuyoruz.”
Cumhuriyetçilerin önemli bağışçılarından ve RJC yönetim kurulu üyesi Eric Levine, “Bana göre, Yahudiler ve İsrail meselesinde, bir yanda Hasan Piker, Zohran Mamdani, Abdul El-Sayed ve genel olarak DSA [Amerika Demokratik Sosyalistleri] ile diğer yanda Tucker Carlson, Nick Fuentes, Marjorie Taylor Green ve neo-Naziler arasında hiçbir fark yoktur,” dedi
Levine bu nedenle başkan yardımcısının kendisiyle aralarına net bir çizgi çekmesini ve Tucker’ı ismen kınamasını dilediğini söyledi.
Muhafazakâr radyo sunucusu Sid Rosenberg de tatmin olmayanlardan. Sahnede yaptığı konuşmada RJC katılımcılarına “Vance’e bir şans verin” diye çağrıda bulunmasından sadece birkaç saat sonra, Vance’in bu fırsatı değerlendiriş biçimine eleştirel yaklaştı.
Rosenberg X’te şunları yazdı:
“@TuckerCarlson ve @megynkelly’yi sert bir şekilde eleştirebilecek bir şansı vardı, ancak bunun yerine tüm vaktini Nick Fuentes konusunda @joerogan’ı savunmakla geçirdi. Bakın, o hâlâ herhangi bir Demokrat adaydan daha iyi fakat bu gece salondaki GÜÇLÜ Yahudileri etkilediğini sanmıyorum.”
Carlson ise bir kısa mesajda şöyle dedi:
“Soykırımı teşvik eden ve savunan bir örgüt, hâlâ kendilerinin asıl kurbanlar olduğunu iddia etmeye devam ediyor mu? Artık bu saçmalığa kimin inandığını hayal bile edemiyorum.”
Vance’e yakın ve başkan yardımcısının çevresindeki havayı anlatmak için isminin gizli kalmasını isteyen bir kişi, Vance’in katılımcıların hepsini ikna edeceği ya da “her bir kişinin her bir cevabı seveceği” konusunda hiçbir yanılsama olmadığını söyledi.
“Amaç, gerginliği azaltmak, zeytin dalı uzatmak ve başkan yardımcısının bir düşman değil, bir müttefik olduğunu açıkça ortaya koymaktı,” diyen bu kişi, bu hedefin “gerçekleştirildiğini” savundu.
RJC sözcüsü Sam Markstein de örgütün bir koalisyon olduğunu vurguladı.
Markstein şöyle dedi:
“Örgüt içinde her zaman birçok farklı görüş olacaktır. Çok sayıda kamuoyunun önde gelen isminin Yahudi topluluğundan ve ABD-İsrail ilişkilerinden uzaklaştığı bir dönemde, Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu her zaman orada bulunan liderlerin yanında yer alacaktır. Başkan Yardımcısı JD Vance oradaydı ve gürültülü alkışlarla defalarca ayakta alkışlandı.”
Vance’in konuşması, 2022’de katılmış olmasına rağmen RJC liderlik zirvesinde yaptığı ilk konuşmaydı.
Ülkenin en etkili Cumhuriyetçi bağışçılarından bazılarını bir araya getiren bu konferansa, 2019’dan bu yana ilk kez görevdeki bir başkan veya başkan yardımcısı katıldı.
Öte yandan Birçok katılımcı, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun hâlâ kalabalığın gözdesi olduğunu söyledi.
RJC yönetim kurulu üyesi Katzen, “Bu konferansta Marco Rubio’nun adı her anıldığında, kendiliğinden bir alkış tufanı kopuyor,” dedi.
Nitekim, Rosenberg Pazartesi günü yaptığı konuşmada katılımcılardan Vance’i sıcak karşılama çağrısında bulunurken, “Eğer Marco Rubio bu akşam burada olsaydı…” şeklinde bir varsayımda bulundu ve sözleri alkış sesleriyle kesildi.
Rubio, Vance’e karşı adaylık yarışına girmezse, diğer gözlemciler Senatör Ted Cruz’un RJC katılımcıları arasında en avantajlı konumda olacağını düşünüyor.
Vance’in konuşmasından önce Levine, “Ted Cruz burada seviliyor ve burada sevilmeyi hak ediyor. Bakın, Cruz ile Vance arasında bir seçim olsaydı, bu kalabalığın yüzde 90’ının Cruz’u destekleyeceğini tahmin ediyorum,” dedi.
RJC yönetim kurulu üyesi ve eski Beyaz Saray basın sözcüsü Ari Fleischer, Vance’in ilerleme kaydettiğini ama İsrail yanlısı toplulukla ilişki kurmanın zaman alacağını belirtti.
Öte yandan Jewish Insider’ın aktardığına göre katılımcılar, bazı istisnalar dışında, bu konuşmanın Vance’in “şüpheci Yahudi ve İsrail yanlısı Cumhuriyetçileri” yatıştırmasına ve olası bir 2028 başkanlık adaylığı öncesinde RJC kitlesi nezdindeki desteğini artırmasına yardımcı olduğunu büyük ölçüde ifade ettiler.
Vance’e, İsrail hükümetini İran’la müzakereleri baltalamak amacıyla ABD’de “etki operasyonları” yürütmekle suçladığı son açıklamaları hakkında doğrudan bir soru sorulmadı.
Başkan Yardımcısı, İsrail’in Orta Doğu’ya odaklanması ve ABD’nin yirmi yıldır sürdürdüğü bu bölgeye yönelik odaklanmadan uzaklaşma isteğinin, “İsrail’in bu konulara Amerika Birleşik Devletleri’nden biraz farklı bir bakış açısıyla yaklaşmasının doğal bir sonucu olduğunu” belirtti ve “En önemli nokta, pek çok konuda çıkarların örtüştüğü gerçeğini vurgulamak,” dedi.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Avrupa1 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu












