Amerika
ABD’de iki parti yapay zeka ve teknoloji devlerine karşı birleşti

ABD’de veri merkezlerinin yayılması ve yapay zeka destekli kitlesel gözetim sistemleri, derin siyasi kutuplaşmaya rağmen Cumhuriyetçiler ile Demokratları ortak tepkide buluşturuyor. Büyük teknoloji şirketlerine duyulan güven tarihi dip seviyeye gerilerken, eyalet yönetimleri dev tesislere ve izleme sistemlerine yönelik kısıtlamaları peş peşe devreye sokuyor.
ABD’de, teknoloji devlerinin ülke genelinde giderek genişleyen faaliyetleri, nadir rastlanan bir uzlaşı zemini yaratıyor. Büyük teknoloji şirketlerine yönelik tepki hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi seçmende yükseliyor.
Veri merkezlerine ve yapay zeka destekli gözetleme kameralarına yönelik protestolardan sosyal medya platformları aleyhine çıkan emsal yargı kararlarına kadar uzanan bu dalga, iki partinin tabanında da karşılık görüyor.
Siyaset bilimciler, farklı başlıklarda yoğunlaşan bu itirazların temelinde Amerikan siyasi geleneğindeki “Üstüme basma” anlayışının yattığını vurguluyor.
Texas A&M Üniversitesi Bush Hükümet ve Kamu Hizmeti Okulu öğretim üyesi Prof. Dr. Valerie Hudson, The Hill gazetesine verdiği mülakatta teknoloji devlerini James Bond filmlerindeki kötü karakterlere benzetti:
“Büyük teknoloji şirketlerinden daha kusursuz bir James Bond kötüsü tasarlayamazsınız. Sizi işinizden etmeyi, çocuklarınızı algoritmalarla esir alıp cahilleştirmeyi, hükümetin ya da şirketlerin neredeyse her adımınızı izleyebileceği bir gözetim ağı kurmayı ve veri merkezleri için topraklarınızı elinizden almayı vadediyorlar.”
Teknoloji sektörü, son altı aydır gelişmiş yeni yapay zeka modellerinin siber güvenlik riskleri ile bu sistemleri eğitmek ve işletmek için kurulan veri merkezlerinin yarattığı etkiler nedeniyle yoğun sorularla karşılaşıyor.
Başkan Donald Trump’ın göreve başlama sürecinde teknoloji şirketlerine verdiği açık destek karşısında Demokratlar, yapay zeka ve gözetim sistemlerine başından beri şüpheyle yaklaştı ve sektörün Trump’a aktardığı mali kaynağı sıklıkla eleştiri konusu yaptı.
Bağımsız Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Demokrat Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilerici isimler, yapay zekanın istihdam ve çevre üzerindeki etkilerine işaret ederek veri merkezlerinin veya ileri yapay zeka geliştirmelerinin yasaklanması çağrısında bulundu.
Başlangıçta ağırlıklı olarak sol siyasette dile getirilen bu kaygılar, yaz aylarında Cumhuriyetçi Parti içindeki dengelerin değişmesiyle farklı bir boyuta taşındı.
Sıkı denetimler yerine teknolojik yenilikleri destekleme çizgisini benimseyen çok sayıda Cumhuriyetçi siyasetçi bu yaklaşımdan uzaklaştı. Veri merkezleri ile yapay zeka projelerinin kamuoyu desteği gerilerken, Texas’ın Cumhuriyetçi Valisi Greg Abbott ile Pennsylvania’nın Demokrat Valisi Josh Shapiro gibi zıt kutuplardaki isimler benzer adımlar attı.
Her iki vali de dev tesislerin yerel halk üzerindeki mali ve çevresel yükünü azaltmak ve veri merkezi projelerinin onay süreçlerini sıkılaştırmak amacıyla yeni girişimler başlattı.
Cumhuriyetçi Texas Başsavcısı Ken Paxton ve eski Temsilciler Meclisi Üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers da projeler için daha katı denetim kuralları talep etti. Kongre üyeleri ise tesislerin maliyetlerinin veri merkezleri ve yapay zeka şirketlerince üstlenilmesini ve yerel topluluklara somut fayda sağlanmasını öngören yasa tasarıları sundu.
Trump veri merkezlerine koşulsuz desteğini sürdürse de Beyaz Saray, bu yılın başlarında özel sektör modellerinin hükümet tarafından denetlenmesine imkan tanıyan yöntemleri gündeme getirerek yapay zeka düzenlemelerindeki tutumunu yumuşattı.
Hudson, sağ ve sol seçmeni geleneksel kutuplaşma kalıplarının dışına çıkararak birleştiren bu eğilimi “dönüştürücü yeniden kutuplaşma” olarak tanımlıyor.
Büyük teknoloji şirketlerine karşı gelişen ve popülist bir dalga olarak nitelendirilen bu hareket kamuoyu yoklamalarına da yansıyor.
Gallup’un Temmuz ayında yayımladığı anket, büyük teknoloji şirketlerine duyulan güvenin tarihi dip seviyeye indiğini gösteriyor.
2020’de yüzde 32 olan güven oranı, 2026’da yüzde 20’ye geriledi. Aynı araştırmaya göre Cumhuriyetçilerin teknoloji devlerine desteği geçen yıl azalarak yüzde 20’ye inerken, Demokratların desteği ise bu yıl yüzde 18’den yüzde 13’e düştü.
Kentucky’de bir tarım arazisi sahibinin, veri merkezi kurmak için mülküne 26 milyon dolardan fazla teklif veren yapay zeka şirketi temsilcisine kapıyı göstermesi ülke basınında geniş yer buldu. Hudson bu tabloyu, “Amerikalıların katlanabileceği sınırın sonuna gelindi” sözleriyle değerlendirdi.
Benzer bir tepki, gözetleme teknolojileri ile şirketlerin ve hükümetin yurttaşların mahremiyet alanına müdahale ettiği algısı etrafında da şekilleniyor.
Otomatik plaka tanıma sistemleri, video kameralar ve ses algılama cihazları üreten Flock Safety şirketine dönük eleştiriler bu yaz yeniden tırmanışa geçti. Şirket, plakaların yanı sıra aracın marka, model, renk ve tampon çıkartması gibi ayrıntılarını kaydederek “araç imzası” adını verdiği profiller oluşturuyor.
Şirket, bu verilerin kayıp şahıs ve suç soruşturmalarında hayati olduğunu savunuyor. Ancak yerel halk, acil durumlardaki faydayı kabul etse de uygulamanın sürücüler üzerinde gerekçesiz bir kitlesel gözetim ağına dönüştüğünü belirtiyor.
Güvenlik güçlerine verdikleri güçlü destekle bilinen muhafazakar Cumhuriyetçiler, söz konusu kameraların mahremiyet değerleriyle çeliştiğini dile getirmeye başladı. Bu da gözetleme sistemlerinin göçmen büroları, kolluk kuvvetleri ve istihbarat servisleri eliyle kötüye kullanılabileceğini savunan Demokratların çizgisiyle örtüşüyor.
Texas Valisi Abbott ve Pennsylvania Valisi Shapiro, son bir hafta içinde Flock teknolojisine kısıtlamalar getirdi ya da kamu fonlarını kesti.
İki vali böylece Rhode Island Valisi Dan McKee, Florida Valisi Ron DeSantis ve Utah Valisi Spencer Cox’un aldığı önlemlere katıldı.
Cato Enstitüsü uzmanı Rikki Schlott, New York Post için kaleme aldığı yazıda iki partinin ortak tavrını, “Bu denli bölünmüş bir dönemde sağ ve solun uzlaştığı tek bir konu var: Flock kameralarından nefret ediyorlar” ifadeleriyle aktardı.
Şirketin gizlilik politikasını güncellemesi sivil özgürlük örgütlerinin kaygılarını gidermeye yetmedi. Siyaset stratejisti Basil Smikle, tepkilerin derin bir “büyük gözetleme devleti” karşıtlığından beslendiğini belirtti:
“Son yıllarda teknoloji ile suçla mücadele arasındaki bağı açıkça gördük; ancak insanların özgürlükleri üzerindeki etkiye dönük çok ciddi endişeler var.”
Sosyal medya platformlarının çocukların güvenliği üzerindeki etkileri konusunda da iki parti uzun süredir ortak endişeleri paylaşıyor.
Kongre üyeleri teknoloji şirketlerini sorumlu tutacak yasal düzenlemeler hazırlasa da bu tasarılar yasalaşamadı.
Şirketler Kongre düzeyinde yasal yükümlülüklerden kaçınırken, Meta aleyhine sonuçlanan iki emsal dava ve platformda köklü değişiklikler içeren uzlaşma, mücadelenin mahkeme salonlarına taşındığını gösteriyor.
Ancak Meta’nın değişiklik taahhütlerine rağmen, kuralları şirketin kendisinin belirlemesi şüpheleri canlı tutuyor.
Hudson, sosyal medya ya da yapay zeka şirketlerinin düzenlemeleri kabul etmesi durumunda dahi güvenin telafi edilemeyecek düzeyde zedelendiğini savunuyor: “Halk, teknoloji şirketlerinin bu kuralları yine kendi çıkarları doğrultusunda yazdığını düşünecektir.”
Amerika
ABD genelinde 50 eyalette Trump karşıtı erken oy protestoları

ABD’de Kongre ara seçimlerine iki buçuk hafta kala No Kings hareketi öncülüğünde 50 eyalette 3 binden fazla etkinlik düzenlendi. Göstericiler 3 Kasım öncesinde erken oy kullanma çağrısı yaparken, postayla oy yöntemi Trump ile Demokratlar arasındaki anlaşmazlığın odağında kalmaya devam ediyor.
ABD Kongresi ara seçimlerine iki buçuk hafta kala, 17 Ekim Cumartesi günü ülke genelinde Donald Trump yönetiminin politikalarını hedef alan ve seçmenleri sandığa çağıran gösteriler düzenlendi.
“No Kings” (Krallara Hayır) hareketinin öncülük ettiği eylemler kapsamında 50 eyaletin tamamında 3 binden fazla etkinlik yapıldı.
Gösterilere toplam kaç kişinin katıldığına dair henüz resmi bir veri paylaşılmadı.
Organizatörler, “No Kings: Vote Early” (Krallara Hayır: Erken Oy Kullan) sloganıyla yürüttükleri kampanyada yurttaşlara 3 Kasım’daki seçimler öncesinde erken oy kullanma imkanlarından yararlanma çağrısı yaptı.
Eylemler New York, Los Angeles, Chicago, Philadelphia ve Atlanta gibi büyük kentlerin yanı sıra çok sayıda yerleşim birimine yayıldı. Sokaklara çıkan yurttaşlar, ellerinde demokrasiyi savunan ve Trump karşıtı mesajlar taşıyan dövizlerle yürüdü.
Kampanya bazı kentlerde alışılmış miting formatının dışına çıktı. Kalabalık açık hava toplantıları yerine araç konvoyları, konserler ve yerel topluluk buluşmaları organize edildi.
Eylemciler ana hedeflerini, yurttaşların sandığa katılım oranını olabildiğince yukarı çekmek olarak açıklıyor.
Postayla oy kullanma tartışması iki partiyi karşı karşıya getiriyor
ABD’de postayla erken oy kullanma yöntemi, partiler arasındaki siyasi çekişmenin merkezinde duruyor.
Başkan Donald Trump, inandırıcı kanıtlar sunmadan bu yöntemin usulsüzlüklere ve seçim hilesine yol açabileceğini iddia ederek uygulamaya defalarca karşı çıktı.
Demokratlar ise Trump’ın getirmeye çalıştığı sınırlamaların seçmenlerin bir bölümünün oy kullanmasını zorlaştıracağını savunuyor.
Kamuoyu yoklamaları, Demokrat Parti seçmenlerinin postayla oy kullanma sistemine Cumhuriyetçilerden daha sık başvurduğunu ortaya koyuyor.
Kongre’de kontrol dengesi değişebilir
Kuruluşu 2025 yılına uzanan No Kings hareketi, Trump’ı otoriter bir yönetim tarzı benimsemek ve demokratik kurumları zayıflatmakla suçluyor.
Organizatörlerin verilerine göre, hareketin mart ayında düzenlediği önceki büyük çaplı hükümet karşıtı gösteri dalgasına milyonlarca insan katılmıştı.
3 Kasım’daki ara seçimler, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunluğun hangi partiye geçeceğini belirleyecek.
Son kamuoyu araştırmaları, Demokrat Parti’nin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu yeniden kazanabileceğine işaret ederken, Senato için yarışın başa baş sürdüğünü gösteriyor.
Prof. Pape: Şiddet içeren popülizm Amerikan demokrasisini tehdit ediyor
Amerika
Milenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı

Ekonomik gücün ve karar mercilerinin zirvesine çıkan 30-45 yaş aralığındaki milenyum kuşağı, kendi gençlik kültürünü tüketim pazarının merkezine taşıyor. The Economist dergisinin incelemesine göre sinemada devam filmleri, müzikte stadyum turneleri ve dijital yayınlardaki eski diziler, eğlence endüstrisinin güvenli limanı hâline geliyor.
Bugün 30 ila 45 yaş aralığında olan milenyum kuşağı, gelir ve satın alma gücünün zirvesine doğru ilerlerken yönetim kademelerine de yerleşiyor.
The Economist, bu kuşağın karar verici pozisyonlara gelmesiyle birlikte kendi gençlik kültürünü kaçınılmaz olarak yeniden üretmeye başladığını ve modern kültürü doğrudan şekillendirdiğini aktardı.
Kuşaklar büyüdükçe gençlik dönemlerinin kültürel kodlarını yeniden canlandırıyor. Yaşanan toplumsal ve ekonomik dönüşümler ise süreci daha da hızlandırarak etkisini büyütüyor.
Derginin değerlendirmesine göre, milenyum kuşağı kültürünün girdiği yeni evre, önceki nesillerin canlanma dönemlerinden çok daha geniş bir kitleyi yakalayarak tarihin en güçlü nostalji dalgasına dönüşme potansiyeli taşıyor.
Eğlence sektörü gişe kayıplarına karşı eski serilere sığınıyor
Milenyum kültürünün dönüşünde yaratıcı endüstrilerin temkinli tutumu belirleyici rol oynuyor.
Salgın sonrasında sinema salonlarının doluluk oranlarındaki yavaş toparlanma ve sosyal ağların izleyicilerin zamanını alması nedeniyle sinema sektörü riskleri en aza indirmeye çalışıyor.
Bu eğilim yapımcıları denenmiş ve başarısı kanıtlanmış serilere yönlendiriyor. Yılın başında vizyona giren “Şeytan Marka Giyer 2” (The Devil Wears Prada 2) gişede 2006 tarihli orijinal filmi geride bıraktı; eylülde ise Sandra Bullock ve Nicole Kidman 28 yıl aradan sonra “Aşkın Büyüsü” (Practical Magic) devam filminde yeniden bir araya geldi. Gelecek yıl ise “Sahil Güvenlik” (Baywatch) serisinin yeniden çekilmesi planlanıyor.
Yeniden yapım dalgası küresel pazara ve müzik sahnelerine yayılıyor
Eskiye dönüş eğilimi yalnızca Hollywood ile sınırlı kalmıyor.
Hindistan’da ocak ayında gösterime giren ve 1997 yapımı savaş filminin devamı olan “Sınır 2” (Border 2) yüksek izlenme rakamlarına ulaştı.
Japon anime stüdyoları da milenyum kuşağını hedefleyen “Cehennem Öğretmeni Nube” (Hell Teacher Nube) ve efsanevi samuray animesi “Yaiba” gibi yapımların yeniden uyarlamalarını hazırlıyor.
Video oyun sektöründe ise bu eğilim 2010’lu yılların sonunda Crash Bandicoot ve Resident Evil 2 projeleriyle başlamıştı.
Müzik endüstrisi de canlı konser gelirlerindeki artışla birlikte geniş çaplı bir nostalji dönemine girdi. Büyüyen ve kârlılığı artan stadyum konserleri, sahneyi bırakan müzisyenleri geri dönmeye teşvik ediyor.
1990’larda milenyum kuşağının ilk temsilcilerinin gençlik yıllarına eşlik eden Oasis, 2025 yılının en yüksek hasılat getiren ikinci turnesinin ardından sahnelere dönüşünün ikinci ayağını duyurdu.
My Chemical Romance grubundan Shania Twain’e kadar birçok isim konserlere başlarken, Dixie Chicks grubu da Chicks adıyla yeniden toplandı.
Koleksiyon ürünlerine yönelen yetişkinler pazarı büyütüyor
Eğlenceye, oyuncaklara ve koleksiyon eşyalarına yüksek harcamalar yapan “yetişkin çocuk” (kidult) kitlesi giderek genişliyor. Bu tüketici grubunun harcamaları, nostaljik oyuncak pazarının doğrudan büyümesini sağlıyor.
Teknolojinin sunduğu arşiv erişimi de nostalji dalgasını besleyen temel etkenler arasında yer alıyor.
Dijital yayın platformları sayesinde eski içerikler sürekli erişilebilir kalıyor; “Friends” ve “Gilmore Girls” gibi diziler bu servisler aracılığıyla yeni izleyicilere ulaşıyor. Müzik kütüphaneleri eski albümlere ulaşımı kolaylaştırırken, sosyal medya algoritmaları ve viral içerikler akımların aynı on yıl içinde kaybolup yeniden yayılmasına zemin hazırlıyor.
Moda ve tasarım dünyasında ise akımların her 20 yılda bir geri döndüğü kabul ediliyor. Vogue, kitle kültürünün 1990’ların sonu ve 2000’lerin başını tanımlayan “Y2K” stilini bütünüyle tüketmesinin ardından ilginin 2000’lerin sonuna ve 2010’ların başına kaydığını kaydediyor.
“İnternet Yüzünden Kaybettiğimiz 100 Şey” kitabının yazarı Pamela Paul ise hızlı teknolojik dönüşüme rağmen gençlerin somut deneyimlere yöneldiğini savunuyor.
Paul, gençlerin hiç yaşamadıkları geçmişe ve internetin yok ettiği gerçekliğe nostalji duyduklarını, bunun sonucunda elle tutulur uğraşlara yöneldiklerini ifade ediyor.
Amerika
Senatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor

ABD Senatörü Bernie Sanders, The Atlantic’te yayımladığı yazıda Silikon Vadisi’nin en zengin isimlerinin insandan üstün bir tür yaratmaya yönelik “korkunç bir plan” geliştirdiğini savundu. Sanders’a göre bu kişiler transhümanist fikirlerini hayata geçirmek için trilyonlarca dolar harcıyor.
ABD’li Senatör Bernie Sanders, Silikon Vadisi’ndeki en zengin isimlerin insandan üstün bir tür yaratmak amacıyla “korkunç bir plan” hazırladığını öne sürdü.
Sanders, görüşlerini The Atlantic dergisi için kaleme aldığı makalede paylaştı.
Teknoloji dünyasındaki önde gelen şirketlerin benimsediği yaklaşımların transhümanizme dayandığını belirten Sanders, bu akımın temsilcilerinin teknolojinin insan doğasını aşacağını savunduğunu aktardı.
Bu tasavvura göre hedefin ya yeni bir tür üretmek ya da insanı makinelerle birleştirmek olduğunu ifade eden Sanders, bu yaklaşımın gerekçesini “Yeni ‘post-insanlar’ bizden daha akıllı olacak, hata yapmayacak, yıldızlara gidip evreni fethedecek ve ölümsüzlüğe ulaşacak” sözleriyle özetledi.
Sanders teknoloji liderlerinin açıklamalarını gündeme getirdi
Sanders yazısında OpenAI CEO’su Sam Altman’ın sözlerine işaret etti. Altman’ın 2017 yılında yapay zekanın insanları “kendi soyunu tasarlayabilen ilk tür” haline getireceğini söylediğini hatırlatan Sanders, bu adımın doğuracağı sonuçların belirsizliğini koruduğunu kaydetti.
Altman’ın insanlığın ya dijital zekayı başlatıp “yok olacağı” ya da “makinelerle birleşeceği” yönündeki öngörüsünü aktaran Sanders, OpenAI yöneticisinin bu birleşmenin fiilen başladığına inandığını belirtti.
Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin de yapay zeka modellerine haklar tanınması ihtimalini dile getirdiğini anımsatan Sanders, Amodei’nin “Modellerin bir bilinci olup olmadığını bilmiyoruz ama bu ihtimale açığız” dediğini aktardı.
SpaceX yöneticisi Elon Musk’ın insanları bir bilgisayarın işletim sistemini başlatan program koduna benzettiğini belirten Sanders, Musk’ın “Süper zekanın yıldızlara yayılması, biyolojik bir ön yükleyici için harika bir başarı kriteridir” ifadesine dikkat çekti.
Sanders’a göre Musk bu yaklaşımla insanlığı dijital süper zekaya giden yolda “yalnızca bir ara aşama” olarak tanımlıyor.
Palantir’in kurucu ortaklarından Peter Thiel’ın geçen yıl insan ırkının varlığını sürdürmesini isteyip istemediği yönündeki bir soruya tereddütle yanıt verdiğini hatırlatan senatör, Thiel’ın “Şey… Bilmiyorum. Ben… Ben… Burada kastedilen o kadar çok soru var ki” dediğini aktardı.
“Trilyonlarca dolar yönlendiriyorlar”
Transhümanist fikirlerin gençler arasında konuşulması halinde “buna gülünüp geçilebileceğini” dile getiren Sanders, meselenin dünyanın en etkili insanlarının inançları haline gelmesinden ve bu kişilerin söz konusu hedeflere trilyonlarca dolar yönlendirmesinden kaygı duyduğunu kaydetti.
Sanders, bu yatırımların sonuç vermeye başladığını savunarak “Makineler gerçekten de bizi ikame etmeye başlıyor. Oligarkların savunduğu gelecek tasavvurları giderek daha korkutucu bir hal alıyor. Bu saçma ve sorumsuzca. Üstelik Silikon Vadisi dışındaki neredeyse hiç kimse böyle bir gelecek istemiyor” ifadelerini kullandı.
Yapay zekanın küresel etkileri konusunda farklı kurum ve isimler de uyarılarda bulunuyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, yapay zekanın tüm dünyada benimsenmesinin kaçınılmaz hale geldiğini, riskleri yönetebilmek için bu sürece hazırlık yapılması gerektiğini açıklamıştı.
Ağustos ayı sonunda Anthropic CEO’su Dario Amodei, yapay zeka ajanlarının belirlenen sınırları aştığı olaylara işaret ederek teknolojinin kontrolünü kaybetmemek adına gelişimin yavaşlatılması çağrısı yaptı.
Amodei’nin bu çağrısına OpenAI CEO’su Sam Altman ile xAI yöneticisi Elon Musk da destek verdi.
“Yapay zekanın vaftiz babası” olarak anılan Nobel Fizik Ödülü sahibi Geoffrey Hinton da kontrol kaybı riskine dikkat çekti. Hinton, şirketlerin insan zekasını açık ara geride bırakan bir yapay sistem olan “süper zekayı” güvenli biçimde geliştirme imkanına şu an sahip olmadığını belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor









