Bizi Takip Edin

Avrupa

Shell: Avrupa birkaç gün içinde yakıt sıkıntısıyla karşı karşıya kalacak

Yayınlanma

Enerji devi Shell, İran savaşının etkilerinin derinleşmesiyle Avrupa’nın önümüzdeki ay bile yakıt sıkıntısı yaşama riski altında olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Şirketin CEO’su Wael Sawan, küresel petrol ve doğalgaz arzındaki daralmanın Asya’nın bazı bölgelerini şimdiden enerji tüketimini kısmaya zorladığını ve bu “dalga etkisinin” birkaç gün içinde batıya yayılma tehlikesi taşıdığını belirtti.

Sawan, bunun, Avrupa hükümetlerinin kıtlığı önlemek için 2022 enerji krizinden bu yana atılmamış bir adım olan enerji talebini kısıtlamaya ihtiyaç duyabileceği anlamına geldiği konusunda uyarıda bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazını kapatmasının ardından, dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) arzının yaklaşık beşte biri Körfezde mahsur kaldı.

Askeri kaynaklar salı günü, İngiltere’nin bu hayati ticaret geçidini yeniden açma çabalarına öncülük ettiğini ve planlamacıların kiralanan sivil “ana gemilerden” mayın avcısı insansız hava araçları göndermeyi değerlendirdiğini belirtti.

Bu arada Donald Trump, İran kıyılarındaki kilit adalara olası bir kara harekâtı için paraşütçü birlikleri göndermeye hazırlanıyor.

Bununla birlikte ABD Başkanı salı günü Tahran ile barış görüşmelerinin sürdüğünü de vurguladı.

Kaynaklar The Telegraph’a, İran’ın Trump’ın Orta Doğu temsilcileriyle görüşmeyi reddetmesi nedeniyle, Başkan Yardımcısı JD Vance’in ilk kez müzakereci olarak görevlendirileceğini söyledi.

Körfez kaynakları, İranlıların Steve Witkoff ve Jared Kushner ile görüşmeyeceklerini belirterek, onları savaş başlamadan önceki nükleer müzakerelerde “arkadan bıçaklamakla” suçladı.

Çatışmanın dördüncü haftasına girmesiyle birlikte Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), uzaktan çalışmayı teşvik ederek, karayolu hız sınırlarını düşürerek ve toplu taşıma kullanımını artırarak ülkeleri petrol ve gaz tüketimini azaltmaya çağırdı.

Orta Doğu’dan gelen petrol ve doğalgaza büyük ölçüde bağımlı olan Asya’da, hükümetler şimdiden haftada dört günlük çalışma haftasını uygulamaya koydu, vatandaşları klimayı daha az kullanmaya çağırdı ve memurların yurt dışı seyahatlerini askıya aldı.

Teksas, Houston’da düzenlenen bir sektör konferansında konuşan Sawan, Avrupa hükümetlerinin de yakında benzer önlemler alması gerekebileceğini söyledi:

“Bu bir dalga etkisi. Önce Güney Asya’nın bu darbenin etkisini hissettiğini görüyoruz, ardından bu etki Güneydoğu Asya’ya, Kuzeydoğu Asya’ya ve nisan ayına girerken daha da fazla Avrupa’ya yayılıyor. Bu nedenle, hükümetlerle işbirliği yaparak, talep tarafındaki önlemler, depolama konusunda yapmaları gerekenler, stok satın alma konusunda yapmaları gerekenler vb. dahil olmak üzere, atmaları gereken adımlar konusunda onları uyarmaya çalışıyoruz.”

Bankacılar, uzun süreli bir enerji şokunun İngiltere’yi resesyona sürükleyebileceğini söylerken, RAC Vakfı ise artan benzin fiyatlarının sürücülere pompada şimdiden yüz milyonlarca sterlinlik ek maliyet getirdiğini belirtti.

Hükümet salı gecesi yaptığı açıklamada, yetkililerin durumu yakından takip ettiğini, fakat Birleşik Krallık’ın “çeşitli ve dayanıklı bir enerji tedarikine” sahip olduğunu belirtti.

Enerji sektöründen kaynaklar da, olası yakıt kıtlığının, ancak ABD ve İsrail’in İran’la arasındaki savaşın yaz aylarına kadar sürmesi halinde gerçekleşebilecek, olasılığı düşük bir “en kötü senaryo” olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Piyasalar, bu çatışma nedeniyle panik havasına girdi ve son dört hafta içinde petrol ve gaz fiyatları sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 60 arttı.

Asya’da bu durum, alternatif arayışını tetikledi ve Çin, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeleri, dünyanın en büyük petrol ve LNG ihracatçısı olan Amerika’dan gelen sevkiyatlar için Avrupa ile rekabete soktu.

Panmure Liberum’da petrol ve gaz analisti olan Ashley Kelty, “Şu anda çok sayıda Amerikan kargosu, daha fazla ödeme yaptıkları için Asya’ya yönlendiriliyor,” dedi.

İngiltere enerji sektöründen üst düzey bir kaynak, Shell CEO’sunun tarif ettiği durumun “en kötü senaryolardan biri olduğunu, ama yine de kesinlikle mümkün olduğunu” kabul etti.

Kaynak şunları ekledi:

“Şu anda insanlar arzın fiziksel güvenliğinden çok fiyatlar konusunda endişeli. Unutmayın, son enerji krizinin doruk noktasında, Avrupa’dan gelen devasa gaz hacimlerini kaybettiğimizde bile, arz güvenliğini sağlamayı başardık. Açıkça bir nokta var –ve bunun tam olarak ne zaman olacağını bilmek zor, belki haziran ya da temmuz– fiyatlarda önemli artışlar yaşanacak ve soru, Avrupa’nın bunu elde etmek için gerçekten ödeme yapmaya istekli olup olmadığı olacak.”

O noktada, fiyatlar o kadar yüksek olabilir ki, hanehalkları ve işletmeler kendi kendilerine kısıtlamaya başlayabilir.

Bakanlar, Enerji Yasası uyarınca acil durumlarda benzin tedarikini kontrol altına alma yetkisine sahiptir. Bu yetkiler daha önce 2000 yılında grev yapan nakliyecilerin yakıt depolarını ablukaya alması durumunda kullanılmıştı.

Fakat danışmanlık şirketi Stonehaven’da çalışan eski bir hükümet enerji yetkilisi Adam Bell, İngiltere’nin henüz bu duruma yaklaştığını düşünmediğini söyledi.

Bunun yerine, bakanların daha sert önlemleri değerlendirmeye almadan önce, sürüş hız sınırlamaları veya evden çalışma kılavuzları gibi “daha yumuşak” talep kısıtlamalarına başvuracağını öngörüyor.

Bell, “Kısa vadede bir şey yapılacaksa, bu tür önlemler olacaktır,” diye ekledi.

Enerji sıkıntısıyla mücadele etmek için Avrupa Komisyonu, üye ülkeleri önümüzdeki kış için gaz depolama hedeflerini düşürmeye çağırdı.

Salı günü ayrı bir gelişmede, Wall Street bankacıları, enerji fiyatlarındaki şok devam ederse İngiltere’nin resesyona doğru gittiğini söyledi.

Morgan Stanley, enerji fiyatları düşmezse İngiltere Merkez Bankası’nın faiz oranlarını artırabileceğini ve bunun 2026 sonuna kadar iktisadi bir gerilemeye yol açabileceğini belirtti.

Morgan Stanley’in İngiltere baş ekonomisti Bruna Skarica, önümüzdeki aylarda enerji fiyatlarının son zamanlardaki yüksek seviyelerde kalması ve borçlanma maliyetlerinin artması halinde İngiltere’nin “yıl sonunda belirgin bir resesyonla” karşı karşıya kalacağını söyledi.

Panmure Liberum’un baş ekonomisti Simon French, yılın son altı ayında bir resesyonun artık “gerçek bir olasılık” olduğunu söyledi.

İngiltere Merkez Bankası baş ekonomisti Huw Pill de, hanehalklarını enerji fiyat şokundan korumak için “Para Politikası Komitesi’nin (MPC) yapabileceklerinin sınırları olduğunu” belirtti.

Gıda Dağıtım Enstitüsüne göre, petrol şoku devam ederse, Orta Doğu’daki gelişmelerin etkisiyle gıda enflasyonu Haziran 2026’ya kadar %8’e ulaşabilir. Bu, mevcut %3,6’lık oranın iki katından fazla.

Maliye Bakanı Rachel Reeves, enerji faturalarına ilişkin gelecekteki herhangi bir destekten orta sınıfları dışlayacağını da ima etti.

Maliye Bakanı salı günü Avam Kamarasında, Orta Doğu’daki çatışmanın devam etmesi nedeniyle maliyetleri düşük tutmak için acil durum planlamasının yapıldığını söyledi.

Fakat 2022’de başlayan Ukrayna savaşının ardından Muhafazakârlar tarafından uygulamaya konulan “kaynağı olmayan, hedefi belirsiz destek paketi”ne benzer bir paketi uygulamayacağını belirtti.

Moskova’nın Kiev ile savaşı nedeniyle petrol ve gaz fiyatlarında yaşanan artışa rağmen, hanehalkı enerji faturaları 2.500 sterlin ile sınırlandırılmıştı.

Reeves şunları söyledi:

“Bu krize yanıt verirken, geçmişteki hatalardan ders almalıyız. Önceki hükümet, Liz Truss yönetiminde en zengin hanelere destek sağlayan, finansmanı olmayan ve hedefi belirsiz bir destek paketi ile borçlanmayı, faiz oranlarını, enflasyonu ve mortgage maliyetlerini artırdı.”

Reeves, enerji faturası desteğinin “buna en çok ihtiyaç duyanlar” için olacağını belirterek, “önümüzdeki ay içinde yakıt fiyatlarına ilişkin güncelleme yapacağını” ekledi.

Yetkililerin, tüm yoksul hanelere yönelik desteğin gelir durumuna göre değerlendirilmesini sağlayacak bir sistemi zamanında geliştirmekte zorlanacağı için, desteğin sosyal yardım alan kişilerle sınırlı olacağı bildirildi.

The Times’ın haberine göre, Reeves, düşük gelirli haneler için bir “gelir eşiği” belirleme olasılığını sordu, fakat böyle bir sistemin yeterince hızlı bir şekilde hazır olamayacağı söylendi.

İngiltere Gelir ve Gümrük İdaresi (HMRC) bireylerin gelirlerini kayıt altına alıyor, fakat enerji faturası desteği hane halklarına yönelik olacak.

Bu bilgileri birbirine bağlamak için bir proje ocak ayında başlatıldı, fakat projenin tamamlanması bir yıldan fazla sürecek.

Bakan bunun yerine, gelir testi uygulanan sosyal yardım alanlarla sınırlı olan “Sıcak Evler İndirimi” (Warm Homes Discount) için geçerli olan uygunluk kriterlerine dayanacak gibi görünüyor.

Avrupa

AB ülkelerinden Özbekistan, Ruanda ve Uganda’da göçmen merkezleri kurma hazırlığı

Yayınlanma

Avrupa Birliği üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan, Ruanda ve Uganda ile ortaklık kurma seçeneklerini değerlendiriyor. Birliğin sığınmacıların sınır dışı merkezlerini blok dışına taşıma girişimine Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.

Avrupa Birliği (AB) üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan ve Ruanda gibi ülkelerde merkezler kurma olasılığını değerlendiriyor.

Politico’ya konuşan üç Avrupalı diplomat, söz konusu planın detaylarını paylaştı. Haziran ayında yazılan ve gazetenin ulaştığı mektuba göre, 27 AB üyesi ülkenin yarısından fazlası, birlik sınırları dışında bu tür merkezlerin kurulması için hızlı adımlar atılması çağrısında bulundu. Birlik içinde hazırlıkların bu yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.

Bu adım, AB üyesi ülkelerin hükümetlerine, birlik sınırları içinde kalma hakkı reddedilen göçmenler için sınır dışı merkezleri kurma yetkisi veren yasanın kabul edilmesinin ardından gündeme geldi.

İlgili düzenlemeye göre, hükümetlerin bu önlemleri bağımsız olarak ve ancak hedef ülkelerin insan hakları ile uluslararası hukuk normlarına uyması şartıyla hayata geçirmesi gerekiyor.

Girişime Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.

Daha önce Politico kaynakları, olası ortaklar arasında Özbekistan’ın yanı sıra Kazakistan’ın da adını anmıştı ancak Kazakistan son değerlendirmelerde yer almadı.

Konuyla ilgilenen gruptaki ülkelerden birine mensup üst düzey bir Avrupalı yetkili, üzerinde durulan bir diğer ülkenin ise Uganda olduğunu belirtti.

Yetkili; Mısır ve Libya gibi birliğe coğrafi olarak yakın olan devletlerin, göçmen kaçakçılığı riskine yönelik endişeler nedeniyle değerlendirme dışı bırakıldığını aktardı.

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, AB’deki yasa onaylanmadan önce yaptığı açıklamada, “Hedefimiz, bu yapıların kurulmasına yönelik ilk anlaşmaları 2026 yılında imzalamak ve buraların 2027 yılı itibarıyla faaliyete geçmesini sağlamaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Yurt dışı göçmen merkezleri planının öncülerinden olan Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu merkezlerin kurulması için Avrupa Komisyonundan finansman sağlama çalışmalarının sürdüğünü belirtti.

Frederiksen, projenin Avrupa Komisyonu desteğiyle bir “gönüllüler koalisyonu” grubu tarafından yürütüldüğünü kaydederek şu ifadeleri kullandı:

“2026-2027 yıllarında, Avrupa dışında ilk geri gönderme merkezini göreceğiz. Bunu önümüzdeki bir yıl içinde başarabileceğimizi düşünüyorum.”

Politico, Avrupa Komisyonunun bu müzakereleri doğrudan kendisinin yürütmediğine dikkat çekti.

AB, küresel altyapı programı Global Gateway kapsamında Ruanda’yı aktif olarak destekliyor ve bu ülkeye yüz milyonlarca avro fon sağlıyor.

Bu doğrultuda, 2023 yılında Ruanda için 900 milyon avroluk bir yatırım planı açıklanmıştı. Birlik ayrıca Özbekistan’a da 119 milyon avro tutarında hibe desteği tahsis etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa içindeki “E5” grubu konsolide oluyor

Yayınlanma

Bugün Berlin’de yapılacak “E5” toplantısı, AB içerisinde çok daha küçük bir çekirdeğin Kıta’daki karar alma mekanizmalarını üzerine alma konusunda bir test olacak.

Britanya, Fransa, İtalya ve Polonya’nın liderleri, bugün Berlin’de Friedrich Merz’in ev sahipliğinde bir araya gelecek.

Euractiv’e göre E5 zirvesi, önümüzdeki ay Türkiye’de Donald Trump’ın da katılacağı NATO zirvesi öncesinde ve diplomatlar ile yetkililere göre Ukrayna ile Rusya arasındaki ateşkes görüşmelerinin birkaç hafta içinde başlayabileceği beklentileri karşısında kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Avrupalı müttefiklerden oluşan grup, Patriot PAC-2 önleme füzeleri dahil olmak üzere Ukrayna’nın hava savunmasını güçlendirmeye yönelik adımları ve Varşova ile Kiev arasındaki sürtüşmeleri gidermeye yönelik çabaları da duyuracak.

Geçen hafta Brüksel’de düzenlenen zirvede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan iyi haberler gelmişti.

Macron, AB liderlerine Ukrayna barış görüşmelerinde yeni bir ivme olduğunu ve Avrupa’nın müzakere masasında yer alacağını söylemişti.

Onun bu iyimserliği kısa sürede tartışmalara yol açtı. Fransa’da düzenlenen G7 zirvesinde Macron’un başkanlığında Donald Trump ile yapılan yoğun görüşmelerin ardından, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Kremlin ile gizli bir iletişim kanalı açtığına dair haberler çıktı ve bu durum bazı AB liderlerinin eleştirilerine yol açtı.

Henüz bir müzakere masası kurulmamış olsa da, Euractiv’e göre Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının ilgilendiği tek bir soru vardı: “Bu koltuğu E3 mü, E5 mi yoksa AB mi alacaktı?”

Diplomatların ve yetkililerin aktardıklarına göre Macron, öncelik sırasının, özellikle Fransa’nın Britanya ile birlikte liderlik ettiği “İstekli Koalisyon” aracılığıyla Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütler de dahil olmak üzere, gelecekteki güvenlik garantilerinin sağlanmasında rol alan ülkelere ait olduğunu vurguladı.

Macron, İngilizlerin AB üyesi olmadığını ama bu ayın başlarında Başbakan Keir Starmer’ın başkanlığında Londra’da yapılan görüşmelerin zaten gösterdiği gibi masada bir koltukları olacağını belirtti.

Merz söz alarak, “E3” formatının –Britanya, Fransa ve Almanya– Ukrayna’nın tercih ettiği grup olduğunu ve ateşkes ile çözümün temelleri üzerinde müzakereler sürerken doğal olarak öncü bir rol oynayacağını belirtti.

Hem yakın tarihe hem de savaş dönemine duyarlı olan Merz, Doğu Avrupa ülkelerini –özellikle Polonya ve Baltık devletlerini– sürekli bilgilendireceğini vurguladı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, zirvedeki “oldukça uzun tartışmadan” pek etkilenmemiş görünüyordu.

Tusk şunları söyledi:

“E3 var ve yakında Polonya ile İtalya’nın Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’a katılmasıyla bir E5 oluşacak. Peki; bir araya gelip birlikte neler yapabileceğimizi tartışacağız. Polonya –bunu tekrar edeyim– kendi katılımı olmadan yapılan hiçbir düzenlemeye saygı göstermeyecektir. Meslektaşlarımın ifadeleri ve tepkilerinden, bazılarının belki de tam olarak memnun olmadığını görebildim, fakat herkes ne demek istediğimi anladı ve herhangi bir hoş olmayan sürpriz beklemiyorum.”

İtalya’dan Giorgia Meloni tarafından “kesin bir şekilde” desteklenen Tusk’un yorumları, gelecekteki tüm müzakerelerde Avrupa’nın pozisyonunu temsil etmesi için E5 formatının öne çıkmasını sağladı.

Bu gelişmelerin dışında kalmamak için Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de AB’nin sürece dahil edilmesi konusunda baskı yaptılar.

Bu durum, Brüksel’de her an su yüzüne çıkabilecek bürokratik yetki savaşlarını gözler önüne serdi.

Macron, bir noktada AB’nin temsil edilmesi gerekeceğini kabul etti; bu görev kapsamında Costa’ya, Rusya’ya yönelik yaptırımlar veya dondurulmuş Rus varlıklarına ilişkin kararlar gibi konuların verilmesi söz konusu olabilir.

Durumu daha da karmaşık hale getiren ise Tusk’un Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile olan ilişkileri.

Bu ilişkiler, Ukraynalı milliyetçiler tarafından II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçlara ilişkin anlaşmazlık nedeniyle en düşük seviyeye inmiş durumda.

Zelenskiy, Rusya ile yapılacak herhangi bir müzakerede Avrupa’nın rolü konusunda son sözün Ukrayna’ya ait olacağı konusunda ısrarcı.

Ukraynalı lider, “Avrupa, müzakere formatını değerlendirecek ve çeşitli seçenekler sunacak, fakat müzakerelerde Avrupa’yı kimin temsil edeceğine Ukrayna karar verecek. Bu adil bir yaklaşım,” dedi.

Üst düzey bir AB diplomatı, çoğu Avrupa ve AB müttefikinin de kabul ettiği gibi, E3’ün doğal lider grup olacağını belirtti.

“Temel güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, ilgili aktörler bu garantileri sağlayabilecek devletler. E3, diğerlerine göre daha fazla yeteneğe sahip,” diyen diplomat, İngiliz ve Fransız nükleer caydırıcılığı da dahil olmak üzere askeri yeteneklere atıfta bulundu:

“İstihbarat, uzun menzilli saldırı yetenekleri: bunları herkes sağlayamaz. İtalya ve Polonya, bunun kendi başlarının üstünde gerçekleşmemesi gerektiğini söylemekte haklılar. Dolayısıyla, daha geniş çaplı güvence ve güvenlik sağlamak için E5 formatı fikri ortaya çıktı.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Finlandiya savaşa karşı elitlerini askeri kampta eğitiyor

Yayınlanma

Finlandiya, aralarında üst düzey bürokratlar, akademisyenler ve iş dünyası temsilcilerinin de bulunduğu sivil elitleri, Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna karşı askeri kamplarda eğitiyor. Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.

Finlandiya, bürokratlar, akademisyenler, müze müdürleri ve askeri komutanlara yönelik ulusal savunma kurslarıyla sivil ve askeri kanat arasında güçlü bağlar kuruyor.

Bloomberg’in mercek altına aldığı program, 65 yıldır yürürlükte olmasına rağmen mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha güncel ve hayati kabul ediliyor.

Ajansa değerlendirmelerde bulunan emekli Finlandiyalı General Arto Raty, Ukrayna’daki çatışmaların bu tür eğitimlerin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Raty, bir ülkenin ısınma, elektrik, su ve lojistik altyapısını koruyamaması halinde cephe hattının da ayakta kalamayacağını vurgulayarak, “Sorumluluk tek bir sektörün üzerinde toplanamaz” ifadesini kullandı.

Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.

Eğitim süresince askeri üniforma giyen, kışlalarda uyuyan ve kumanyalarla beslenen sivil yetkililer, savaş uçaklarıyla uçuşlar da dahil olmak üzere doğrudan ordu tatbikatlarında görev alıyor.

Eğitimin detaylarını paylaşması yasak olan mezunlar, özel bir derneğe üye olarak gümüş bir rozet satın alabiliyor. Defne yaprağı ve iki kılıç tasviri içeren bu rozet, ülkede bir statü sembolü olarak kabul ediliyor ve katılımcıların birbirini tanımasını sağlıyor.

Adaylar çok aşamalı seçim sürecinden geçiyor

Yılda dört kez düzenlenen bu programa davetiyeler, ülkenin en nüfuzlu isimlerine gönderiliyor. Kurumlar tarafından önerilen adaylar, çok aşamalı bir elemeye tabi tutuluyor.

Bloomberg, son dönemde sosyal medya fenomenlerinin ve blog yazarlarının da bu eğitimlere davet edilmeye başlandığını aktardı.

Programın mezunları arasında Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo da yer alıyor. Kursu tamamladığını gösteren rozeti 2020 yılından bu yana vatanseverlik etkinliklerinde ve savunma toplantılarında takan Orpo, bu simgenin “dış politika ve güvenlik politikasındaki değişimlerin, karar alıcıları her gün nasıl sınadığını hatırlatan bir unsur” olduğunu ifade etti.

Sınır hattında artan askeri hareketlilik

Finlandiya, mayıs ayında Finlandiya Körfezi’nde “Narrow Waters 26-1” deniz tatbikatını ve ABD ile İngiltere kuvvetlerinin de katıldığı “Karelian Sword 26” (Karelian Kılıcı-26) kara tatbikatını düzenledi. Ülkede ayrıca “Northern Strike 26” adlı bir topçu tatbikatı da gerçekleştirildi.

Rusya Güvenlik Konseyi ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasının ardından, özellikle Rusya sınırına yakın bölgelerde yürütülen askeri tatbikatların ölçeğinin ciddi biçimde genişlediğine dikkat çekmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English