Bizi Takip Edin

Diplomasi

SIPRI: Küresel askeri harcamalar 2,8 trilyon dolarla rekor kırdı

Yayınlanma

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından hazırlanan 2025 yılı raporuna göre, küresel savunma harcamaları yüzde 2,9 artarak 2 trilyon 887 milyar dolarla tarihi bir zirveye ulaştı. ABD, Çin ve Rusya’nın ilk üç sıradaki yerini koruduğu listede, askeri harcamaların küresel gayrisafi yurt içi hasıladaki payı yüzde 2,5 olarak kaydedildi.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından hazırlanan “2025 Yılı Dünya Askeri Harcama Eğilimleri” (Trends In World Military Expenditure, 2025) raporuna göre, dünya genelindeki savunma harcamaları 2025 yılında yüzde 2,9 oranında bir artış kaydederek 2 trilyon 887 milyar dolarlık yeni bir rekora ulaştı.

Kuruluşun hazırladığı yıllık incelemede, savunma harcamalarının 11 yıldır aralıksız artış gösterdiği ve son on yıllık dönemde yüzde 41 oranında yükseldiği bilgisine yer verildi.

Mevcut veriler ışığında askeri harcamaların küresel gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) içindeki payı yüzde 2,5 seviyesinde gerçekleşti.

Dünya genelindeki ortalama savunma harcamaları, tüm kamu harcamalarının yüzde 6,9’unu oluştururken, kişi başına düşen harcama miktarı 352 dolar olarak hesaplandı.

Küresel ölçekteki toplam harcamaların yüzde 80’ine karşılık gelen 2 trilyon 304 milyar dolarlık kısım, 15 ülke tarafından gerçekleştirildi.

2024 yılına göre sıralaması değişmeyen ilk beş ülke; ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan’dan oluştu. Bu beş devlet, 2025 yılında savunma alanında toplam 1 trilyon 686 milyar dolar harcayarak küresel harcamaların yüzde 58’ini üstlendi.

Askeri harcamalarda uzun süredir liderliğini koruyan ABD, 2025 yılında savunma harcamalarına 954 milyar dolar ayırdı. Bu rakam küresel harcamaların yüzde 33’ünü oluşturmasına rağmen, ABD’nin harcamalarında 2024 yılına kıyasla yüzde 7,5 oranında bir azalma görüldü.

SIPRI analistleri bu durumu, Pentagon’un başlangıç bütçesinin üzerindeki ek tahsisatlar vasıtasıyla diğer ülkelere sağlanan dış yardımın keskin bir şekilde azalmasına bağlıyor.

ABD Savunma Bakanlığına 2022 ile 2025 yılları arasında Ukrayna’yı desteklemek amacıyla toplam 127 milyar dolar tahsis edildiği, 2025 yılının sonuna gelindiğinde bu miktarın 65,1 milyar dolarlık kısmının harcandığı bildirildi.

Ayrıca 2024 yılında İsrail’e destek için Pentagon’a 13 milyar dolarlık ek tahsisat sağlandığı aktarıldı. 2025 yılında hem Ukrayna hem de İsrail için yeni ek kaynak ayrılmamış olsa da, İsrail’in Dışişleri Bakanlığı bütçesinden finanse edilen ve 2019-2028 dönemini kapsayan özel bir mekanizma çerçevesinde 3,8 milyar dolarlık yardım almaya devam ettiği kaydedildi.

Washington’un 2025 yılındaki öncelikleri arasında nükleer silahların modernizasyonu ve ileri düzey silahların geliştirilmesi yer aldı.

Bu yatırımların temel amacının, ABD’nin Batı yarımküredeki askeri üstünlüğünü korumak ve Asya-Pasifik bölgesinde Çin’i dengelemek olduğu ifade edildi.

Listenin ikinci sırasında bulunan Çin, 2025 yılında savunma harcamalarına 336 milyar dolar (küresel harcamaların yüzde 12’si) ayırdı. Askeri harcamalarını 31 yıldır kesintisiz artıran Çin’in harcamaları, 2024 yılına göre yüzde 7,4, son on yılda (2016-2025) ise yüzde 62 oranında yükseliş gösterdi.

Pekin’in bu yatırımlarla Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nu 2035 yılına kadar kapsamlı bir şekilde modernize etmeyi hedeflediği belirtildi.

Bu kapsamda Çin, 2025 yılında J-36 ve J-50 tipi altıncı nesil savaş uçaklarını test ederken, stratejik bombardıman uçağı H-20 için “başlangıç operasyonel hazırlık” seviyesine ulaştı.

SIPRI raporunda kullanılan “başlangıç operasyonel hazırlık” (initial operational capability – IOC) terimi, sistemin gerçek muharebe koşullarında görev yapabilmesi için yeterli görüldüğünü, onaylanmış asgari araç sayısına ulaşıldığını ve eğitimli personelin operasyonel konuşlanmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Ancak bu durumun, sistemlerin tüm senaryolarda ve ölçeklerde tam olarak konuşlandırıldığı “tam operasyonel hazırlık” (full operational capability – FOC) aşamasıyla karıştırılmaması gerektiği vurgulanıyor.

Rusya, 2025 yılında savunma alanında 190 milyar dolar harcayarak küresel ölçekte yüzde 6,6’lık pay ile üçüncü sıradaki yerini korudu.

Moskova’nın askeri harcamaları 2024 yılına göre yüzde 5,9 oranında artarken, bu oranın 2022’de başlayan geniş kapsamlı çatışmalardan bu yana kaydedilen en yavaş büyüme hızı olduğu paylaşıldı.

Bununla birlikte, askeri harcamaların Rus ekonomisi üzerindeki yükünün GSYİH’nin yüzde 7,5’ine ve toplam kamu harcamalarının yüzde 20’sine karşılık gelerek yüksek seyretmeye devam ettiği not edildi.

Analistler, Rusya’nın askeri tedarik süreçlerindeki değişime de dikkat çekti. Ukrayna’daki çatışmaların bir “yıpratma savaşına” dönüşmesiyle birlikte, operasyonel maliyetleri sınırlamayı hedefleyen Rusya’nın daha düşük maliyetli silah sistemlerine yöneldiği ve özellikle insansız hava araçlarının (İHA) kullanımını artırdığı gözlemlendi.

Rusya, Çin, Ukrayna ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin verileri söz konusu olduğunda SIPRI, yaklaşık tahmin rakamlarını kullanıyor.

Rosteh Başkanı Sergey Çemyozov, SIPRI’nin savunma sektörü şirketlerine ilişkin hesaplama yöntemlerini eleştirerek, Rusya ve Çin gibi ülkelerin bu tür verileri kamuoyuyla paylaşmadığını dile getirdi.

Çemyozov, söz konusu verilerin kapalı olduğunu vurgulayarak, enstitünün kullandığı rakamların gerçek dışı yollarla üretildiğini belirtti.

Almanya, 2025 yılında askeri harcamalarını 2024 yılına göre yüzde 24 artırarak 114 milyar dolara (küresel pay yüzde 3,9) çıkardı. SIPRI, Berlin’in savunma harcamalarında üç yıldır üst üste çift haneli büyüme kaydedildiğine işaret etti.

1990 yılından bu yana ilk kez GSYİH’nin yüzde 2’si eşiğini aşan Almanya’nın bu oranı 2025’te yüzde 2,3 olarak gerçekleşti. Berlin yönetiminin 2029 yılına kadar bu oranı yüzde 3,5’e çıkarma planı olduğu aktarıldı.

Hindistan ise 2025 yılında savunma harcamalarını yıllık yüzde 8,9 artışla 92,1 milyar dolara (küresel pay yüzde 3,2) taşıdı.

Bu artışta 2025 yılı Mayıs ayında Pakistan ile yaşanan ve savaş uçakları, füzeler ile İHA’ların kullanıldığı çatışmaların belirleyici olduğu, Yeni Delhi yönetiminin bu süreçte havacılık bütçesini yüzde 18 oranında artırdığı ifade edildi.

Bölgesel bazdaki değerlendirmelere göre, son on yıllık dönemde Kuzey ve Güney Amerika’nın küresel askeri harcamalardaki payı yüzde 5,5 azalarak yüzde 37’ye gerilerken, Avrupa’nın payı yüzde 11 artarak yüzde 30 seviyesine yükseldi.

NATO üyesi 32 ülkenin 2025 yılındaki toplam askeri harcaması 1 trilyon 581 milyar dolar (küresel toplamın yüzde 55’i) olarak gerçekleşti.

İttifak üyelerinin 2035 yılına kadar askeri harcamalarını ulusal GSYİH’lerinin yüzde 5’ine çıkarma hedefi olduğu bildirildi.

Bu hedefin yüzde 3,5’lik kısmının temel askeri ihtiyaçlara, yüzde 1,5’lik kısmının ise savunma ve güvenlik bağlantılı diğer harcamalara ayrılması öngörülüyor.

SIPRI raporu, NATO bünyesinde temel ve yan askeri harcamalar konusunda henüz net kriterlerin belirlenmediğine de dikkat çekti. Bu durumun şeffaflığı azalttığı ve toplumsal denetimi zorlaştırdığı belirtilirken, bazı üyelerin siyasi hedefler doğrultusunda askeri olmayan harcamaları savunma kalemine dahil edebileceği uyarısı yapıldı.

Raporda bu duruma örnek olarak İtalya’nın 2025 yılında Sicilya’ya inşa edilecek bir köprü projesini askeri harcama kapsamına alma planı gösterildi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English