Bizi Takip Edin

Diplomasi

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Çin ziyaretini tamamladı: Öne çıkan başlıklar

Yayınlanma

Suudi Arabistan, İran savaşının güvenlik alanındaki sonuçlarını anlamaya çalışırken, Washington’a karşı diplomatik bir denge unsuru ve Tahran’la temas kurabilen bir ortak olarak Pekin’e daha fazla ilgi duyuyor.

ABD-İran mutabakat zaptının imzalanmasından iki hafta sonra Suudi Arabistan, jeopolitik konumlanmasını ve çıkarlarını Washington ile Pekin arasında dengelemeye çalıştığına dair açık sinyaller veriyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan’ın fiili lideri Muhammed bin Selman arasındaki ilişkilerde belirgin gerilimler yaşanırken, çarşamba günü Çin’e yaptığı iki günlük ziyareti tamamladı. Ziyaret, İran’la savaşın bölgesel güvenlik hesaplarını yeniden şekillendirmesinin ardından Riyad’ın yeni bir pozisyon arayışında olduğunu gösteriyor.

Neler konuşuldu?

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, salı günü Pekin’de Çinli mevkidaşı Wang Yi ve Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng ile görüştü. Wang Yi ile görüşmesinde iki taraf, “gerilimi azaltma, güvenliği ve istikrarı güçlendirme çabalarını” ele aldı. Görüşmede ayrıca özellikle enerji, sanayi, teknoloji sektörleri ve tedarik zincirleri başta olmak üzere ekonomik işbirliği de gündeme geldi.

Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’ya göre Prens Faysal’ın Han Zheng ile görüşmesinde ise ekonomik ve yatırım ilişkilerinin güçlendirilmesi ele alındı.

Neden önemli?

Prens Faysal’ın ziyareti, Körfez-ABD ilişkileri açısından kritik bir jeopolitik döneme denk geliyor. Suudi Arabistan, savaşın güvenlik alanındaki sonuçlarını hâlâ değerlendiriyor ve Washington’a karşı diplomatik denge unsuru, aynı zamanda Tahran’la temas kurabilecek bir ortak olarak Pekin’e daha fazla yaslanarak hareket alanını genişletiyor. Çin’in İran üzerindeki etkisi ve 2023’ten bu yana aktif arabuluculuk rolü, Körfez başkentlerinin daha güçlü bir İran’la birlikte yaşamanın yollarını aradığı bir dönemde Pekin’e alışılmadık ölçüde diplomatik ağırlık kazandırıyor.

Ekonomik ilişkiler bu stratejinin temel itici güçlerinden biri. Çin, son on yılda Suudi Arabistan’ın en büyük ticaret ortağı haline geldi. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık on milyarlarca dolara ulaşıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı’na göre 2024’te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 107 milyar doları aştı. Çin aynı zamanda Suudi ham petrolünün en büyük tek alıcısı konumunda. Bu da Pekin’e Riyad’ın uzun vadeli ekonomik hesaplarında önemli bir ağırlık kazandırıyor. Çin, 2024’te Suudi Arabistan’dan 47,91 milyar dolarlık ham petrol satın aldı. Çin Gümrük Genel İdaresi’ne göre 2025’te Çin, Körfez ülkesinden günde ortalama 1,4 milyon varil ham petrol aldı. Bu miktar, Çin’in yıl boyunca toplam ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 14’üne karşılık geldi.

Washington’la gerilim

Ziyaret, çatışmanın ardından ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde gerileme işaretlerinin görüldüğü bir döneme denk geldi. Savaş sırasında Riyad gerilimin azaltılması çağrısı yaptı ve bazı ABD operasyon taleplerine direndiği bildirildi. New York Times, mayıs ayında Riyad’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için planlanan bir eskort operasyonunda Washington’ın bazı üsleri ve hava sahasını kullanma talebini reddettiğini yazdı.

Liderler arasındaki kişisel ton da sertleşti. Muhammed bin Selman ile Başkan Trump arasında bildirilen son telefon görüşmesi 30 Mayıs’ta gerçekleşti. Trump, mart ayında Muhammed bin Selman’ın bir dönem ABD’yi zayıf gördüğünü belirterek, “kıçımı öpeceğini düşünmezdi” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan, ABD’nin İsrail’le ilişkileri normalleştirme baskısını da geri çevirdi. Suudi Arabistan, Trump’ın “Barış Kurulu” olarak adlandırılan girişimi için 1 milyar dolar taahhüt etmiş olsa da mayıs sonundaki haberlere göre bu taahhüdü henüz yerine getirmiş görünmüyor. Riyad ayrıca 2026 sezonunun ardından LIV Golf’e sağladığı finansmanı çekti ve Metropolitan Opera ile önerilen bir finansman anlaşmasından da geri adım attı.

Pekin’in açtığı alan

Suudi Arabistan açısından Çin, sembolik bir ortaklıktan daha fazlasını ifade ediyor. Eurasia Group’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika birimi direktörü Firas Maksad, Riyad’ın İran ve daha geniş Körfez pozisyonu konusunda atacağı adımları değerlendirirken Pekin’e danışmasının doğal olduğunu söyledi.

Maksad, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Sonuçta Çin, İran üzerinde açık ara en fazla etkiye sahip ülke. Ayrıca 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesine arabuluculuk eden ve bu süreci kotaran başlıca aktör oldu. Bu nedenle bu kadar çok şeyin belirsiz olduğu, sadece Suudi Arabistan’ın değil bölgenin İran’la ilişkilerinin de sorgulandığı bir dönemde Suudilerin Çinlilerle istişare etmesi, hatta Pekin’le koordinasyon kurmaya çalışması son derece doğal,” dedi.

Maksad, Çin’in Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin İran’la yeni bir yol bulmasına yardımcı olacak diplomatik bir rol oynayabileceğini de ekledi. Riyad’ın dış politika ilişkilerini çeşitlendirmeye ve ABD’ye bağımlılığını azaltmaya çalıştığı bir dönemde bu ihtimal giderek daha fazla önem kazanıyor. Agence France-Presse geçen hafta, krallığın Körfez ülkeleri ile İran arasında uzlaşma görüşmelerine ev sahipliği yapmayı planladığını bildirdi.

Maksad ve Ian Bremmer, Foreign Affairs için kaleme aldıkları son yazıda Çin’i savaş sonrası bölgesel değişimin “başlıca jeopolitik kazananı” olarak niteledi.

Diplomatik temaslar, Riyad ile Pekin arasında giderek derinleşen ekonomik ve güvenlik işbirliğiyle eş zamanlı ilerliyor. Mart ayında yayımlanan haberlerde, Suudi Arabistan ile Çin’in Cidde’de Wing Loong-3 taarruz İHA’ları için üretim hattı kurulmasını öngören 5 milyar dolarlık bir anlaşmaya vardığı belirtilmişti. İddiaya göre anlaşma kapsamında Çin Havacılık Sanayii Kurumu ile Suudi Arabistan Askeri Sanayiler Genel Otoritesi tarafından işletilecek ortak bir tesiste yılda yaklaşık 48 İHA üretilecek. Ancak ne Pekin ne de Riyad anlaşmayı kamuoyuna doğruladı.

Haziran ortasında Suudi Arabistan, Riyad ve Dammam’da 506 milyon doları aşan kalkınma ve konut projeleri için Çinli kuruluşlarla altı anlaşma ve mutabakat zaptı imzaladı.

Al Monitor’a değerlendiren uzmanlara göre, İran’la savaş, özellikle İran’ın İHA ve füzelerine doğrudan maruz kalan Körfez ülkeleri arasında ABD’nin bölgedeki güvenilirliğinde kalıcı bir gedik açmış olabilir. Bu durum, Suudi Arabistan ve diğer ülkeleri kendi güvenlik mimarilerini daha dikkatli değerlendirmeye ve yeni ortaklar aramaya itti. Bu, Suudi Arabistan’ın ABD’yi terk ettiği anlamına gelmiyor, ancak bölgesel güvenliğin belirsizleştiği bir dönemde tek bir güce bağımlı olmak sağlam bir seçenek olarak görülmüyor.

Diplomasi

Modi’den Putin’e Ukrayna çağrısı: “Sonu gelmeyen savaşı bitirin”

Yayınlanma

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’da bir araya geldiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Ukrayna’daki savaşı sonlandırma çağrısında bulundu. Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi öncesinde konuşan Modi, sonu gelmeyen bir savaştan çatışmaların durdurulmasına geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmede Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Modi, Moskova yönetiminin “sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna” doğru adım atması gerektiğini belirtti.

Modi, Putin’in yere baktığı ve ayaklarıyla tempo tuttuğu görüşmede, “Savaşın sürdüğü her gün insanlık fiilen bir adım geriye gidiyor; barışa doğru atılan her adım ise tüm insanlığa gerçek bir barış umudu veriyor” dedi.

Çatışmaların durdurulması gerektiğini vurgulayan Hindistan Başbakanı, “Sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna, düşmanlıkların durdurulmasına geçmemiz gerekiyor. Tam olarak bu yönde ilerlemeliyiz” ifadelerini kullandı.

İngiliz The Telegraph gazetesinin aktardığına göre Putin ise Modi’ye “Çok teşekkür ederim Sayın Başbakan. Bu yolda ilerliyoruz” sözleriyle yanıt verdi.

Moskova, Rusya’nın savaşı yalnızca kendi şartları doğrultusunda sonlandırmaya hazır olduğunu defalarca dile getirirken, Kiev yönetimi bu şartları kabul edilemez bularak reddediyor.

Modi görüşmede Putin’e “dostum” diye hitap etti ve iki ülke arasında Yeni Delhi yönetiminin resmi olarak “Özel ve Ayrıcalıklı Stratejik Ortaklık” şeklinde adlandırdığı büyüyen ekonomik ilişkilerden övgüyle söz etti.

Hindistan, kilit bir ticaret ortağı olmasına rağmen Putin’in yüzüne savaşı bitirmesi gerektiğini doğrudan söyleyen az sayıdaki müttefikten biri olarak öne çıkıyor.

Hindistan, Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rusya’dan büyük miktarlarda indirimli petrol satın alarak Moskova ile yakınlaşmasını sürdürdü.

Yeni Delhi yönetimi ayrıca Ukrayna’nın rafinerilere düzenlediği saldırıların ardından Moskova’ya benzin temin etmek üzere devreye girdi. İki ülke arasındaki ilişkiler savunma, enerji, uzay ve mobilite alanlarındaki bağları da kapsıyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ülkeler arasındaki sınır ihtilaflarını çözmek amacıyla 1996 yılında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün yıllık liderler zirvesi pazartesi günü Kırgızistan’da başladı.

Avrasya ülkelerinin katıldığı konferans; siyasi, ekonomik ve uluslararası güvenlik işbirliğine odaklanıyor.

Bişkek’teki zirvede Rusya ve Hindistan liderlerinin yanı sıra Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Pakistan, Özbekistan, Belarus ve Kazakistan liderleri de yer alıyor.

Zirveye ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Genel Sekreteri Kao Kim Hourn’un katılması öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bessent’tan Rus mevkidaşı Siluanov’a Ukrayna şartı

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Rus mevkidaşı Anton Siluanov ile yaptığı görüşmede savaş bitene kadar hiçbir ekonomik taviz veya anlaşmanın müzakere edilmeyeceğini bildirdi. Reuters’a konuşan ABD’li bir yetkili, görüşmenin odak noktasında Başkan Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının yer aldığını aktardı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov arasında gerçekleşen ikili görüşmede, Washington yönetiminin Ukrayna’daki askeri çatışma sona ermeden Moskova ile ekonomik tavizleri veya herhangi bir anlaşmayı müzakere etmeye hazır olmadığı vurgulandı.

Reuters haber ajansının bir kaynağa dayandırdığı habere göre, Siluanov’un “karşılıklı çıkar alanlarını” ele alma girişimine Bessent sözünü keserek, “Çatışma bitene kadar hiçbir şey mümkün değil” yanıtını verdi.

İsmini açıklamayan ABD’li bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada, görüşmenin ana odağında ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının bulunduğunu ifade etti.

Görüşme ABD’nin Asheville kentinde gerçekleşti ve devamının 1 Eylül’de yapılması planlanıyor. Rusya Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarafların mali alandaki Rusya-ABD işbirliği ile G20 çerçevesindeki etkileşim konularını ele aldığı bildirildi.

G20’de aile fotoğrafı krizi

Siluanov, G20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında da bir konuşma yaptı. Financial Times’ın kaynaklarına göre Rus bakan, bazı üst düzey Avrupalı yetkililerin kendisiyle aynı kareye girmeyi reddetmesi nedeniyle geleneksel “aile fotoğrafı” çekimine katılmadı.

ABD Hazine Bakanlığı yetkilileri Financial Times’a verdikleri demeçte, Bessent ile Siluanov’un zirve kapsamındaki görüşmesini doğruladı. Bir yetkili, Bessent’ın “Rusya Maliye Bakanı ile verimli bir görüşme yaptığını ve Başkan’ın dünyada barış arayışını desteklediğini” belirtti.

ABD Başkanı Trump ise Siluanov’un etkinliğe katılımını “Bakalım ne olacak” sözleriyle değerlendirdi. Trump, ABD’nin herkesle iyi geçinmek istediğini kaydederek kendisinin bu yönde bir yeteneğe sahip olduğunu dile getirdi.

Almanya’dan Washington’a tepki

Reuters’ın aktardığına göre, Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil G20 toplantısında Avrupa’nın Rusya’ya karşı yeni bir yaptırım paketi hazırlığında olduğunu hatırlatarak, Siluanov’un varlığının ABD’nin bu alanda işbirliği yapma konusundaki isteksizliğine dair “oldukça endişe verici” bir mesaj verdiğini savundu.

Klingbeil, “Amerikan tarafından, onun burada sıradan bir konuk gibi ağırlanmaması gerektiğine dair daha net açıklamalar almak isterdim” ifadesini kullandı.

Yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiren Rus tarafı ise daha önce ekonomik etkileşim şartına bağlı olmayan bir diyalog beklentisinde olduğunu duyurmuştu. Kremlin, Rusya’nın yaptırımlara yalnızca uyum sağlamakla kalmayıp bu baskıya rağmen gelişmeye devam ettiğini öne sürmüştü.

Bununla birlikte Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitriy Peskov, egemen bir ekonominin “ekonomik otarşi anlamına gelmediğini” ifade etmişti. Peskov, kapalı bir ekonominin teorik olarak mümkün olduğunu belirterek, “Ağaç kovuğu arıcılığı yapılabilir, çarıklarla gezilebilir. Peki bu gerekli mi? Hayır. Bize süper bir gelecek lazım. Biz buna layığız ve bunu yapabiliriz” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

Yayınlanma

İsrail başbakanının oğlu Yair Netanyahu, Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.

Bu tartışma, İsrail’in Güney Atlantik’teki bu adalar grubu hakkındaki resmi tutumunu netleştirmesi yönünde taleplere yol açtı.

Başbakanın oğlu, Birleşik Krallık’a karşı şiddetli bir saldırıya geçerek Pazartesi günü İşçi Partisi hükümetinin “İsrail’e yönelik ikiyüzlülüğünü ve düşmanlığını” eleştirdi ve bunu “antisemitizm” olarak nitelendirdi.

Buna karşılık, İsrail’in Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ile olan yakın ittifakının, Arjantin’in adalar üzerindeki hak talebini desteklemeyi gerektirdiğini savundu.

Oğul Netanyahu, “Neden Arjantin’in değil de sizin tarafınızı tutmamız gerekiyor ki?” diye sordu.

Pazar günü, Reform UK’den ayrıldıktan sonra bir başka sağcı parti Restore Britain’ın liderliğini üstlenen Rupert Lowe, İsrail’e tutumunu netleştirmesi çağrısında bulundu:

“Netanyahu’nun oğlunun müdahalesinin ardından… Falkland Adaları’nın egemenliği konusunda İsrail hükümetinin resmi tutumunun ne olduğunu sormak tamamen meşrudur.”

Bu açıklamalar, genç Netanyahu’nun X platformunda İspanyolca bir paylaşımda bulunarak Falkland Adaları’nın Arjantin’e ait olduğunu belirtmesi ve adaları Arjantin’in tercih ettiği adıyla “Islas Malvinas” olarak adlandırmasının ardından geldi.

Başka bir paylaşımda ise adaları “kıyılarınızdan 8.000 mil uzaktaki bir kaya yığını” olarak nitelendirdi.

Lowe, Netanyahu’nun paylaşımını paylaştı ve ona, “İsrail’de odaklanman gereken yeterince sorunun var,” dedi.

“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır ve öyle kalacaktır,” diye ekleyen Lowe, partisinin liderliğindeki herhangi bir hükümetin “bunu sağlamak için gerekirse savaşa gireceğini” söyledi.

Eski Muhafazakâr milletvekili ve bakan Conor Burns da konuya dahil olarak şöyle yazdı:

“Sevgili Nepoyahu, Defol git. Saygılarımla, Birleşik Krallık’taki İsrail’in pek çok dostu (Falkland Adaları’ndaki İngiliz tebaasından daha sert tepkiler de var).”

Milei, X’te Netanyahu’nun birkaç paylaşımını yeniden paylaştı; bu da başbakanın oğlunun “Görünüşe göre, solun propagandasının aksine, İsrail-Arjantin ilişkilerine katkıda bulunmuşum…” demesine neden oldu.

İngiliz Denizaşırı Toprakları’na dahil olan bu ada, Arjantin’in yaklaşık 500 kilometre doğusunda yer alıyor.

1982 yılında Arjantin adalara saldırmış ve 649 Arjantinli asker, 255 İngiliz asker ile üç sivilin hayatını kaybettiği 74 günlük bir savaşı tetiklemişti.

Netanyahu, Lowe’a birkaç paylaşımda yanıt verdi.

Lowe’un, İsrail’den Batı Şeria’yı oluşturan bölgelerin İncil’deki isimleri olan “Yahudiye ve Samiriye’yi” bırakmasını isterken, “dünyanın öbür ucundaki birkaç kaya parçası için savaşa girmeye” hazır olduğunu öne süren Yair, İngiliz siyasetçiyi ikiyüzlülükle suçladı.

Falkland Savaşı sırasında İngiltere’yi yöneten Başbakan Margaret Thatcher’ın eski danışmanı Nile Gardiner, Netanyahu’nun paylaşımını alıntıladı ve “neyse ki” bunun İsrail hükümetinin resmi tutumunu yansıtmadığını belirtti.

Gardiner, “Cesur Falkland Adalıları, son derece cesur İsrail halkıyla tam olarak aynı egemenlik, kendi kaderini tayin etme ve özgürlük haklarına sahiptir. Falkland Adaları her zaman İngiliz olacaktır,” diye yazdı.

Geçen ay, Netanyahu destekçilerinin Arjantin’in adalar grubunu geri alması yönündeki çağrıları sürerken, İsrail’deki İngiliz Büyükelçiliği Haaretz’e şunları söyledi:

“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır. Egemenlik Birleşik Krallık’a, kendi kaderini tayin hakkı ise ada sakinlerine aittir.”

Büyükelçilik, 2013’teki referandumda Falkland Adalıların yüzde 99,8’inin “Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullandığını” da ekledi.

Yair Netanyahu, son günlerde İran’dan geldiği iddia edilen bir suikast tehdidinin ardından Miami’deki evinden aceleyle uzaklaştırılıp İsrail’e geri döndüğünün bildirilmesi üzerine manşetlere çıkmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English