Bizi Takip Edin

Amerika

Teknoloji patronları kişisel güvenlik için milyonlar harcıyor

Yayınlanma

Meta, Alphabet ve Nvidia gibi büyük teknoloji grupları, teknoloji patronlarının ABD siyasetinde giderek daha fazla kamuoyunda rol oynaması ve şirket yöneticilerine yönelik düşmanca tavırlarla karşı karşıya kalması nedeniyle kişisel güvenlik harcamalarını önemli ölçüde artırdı.

Financial Times (FT) tarafından analiz edilen 10 büyük teknoloji şirketinin CEO’larının güvenlik bütçeleri 2024 yılında 45 milyon dolara yükseldi.

Alphabet, Amazon, Meta, Nvidia ve Palantir, güvenlik bütçelerini bir önceki yıla göre yüzde 10’un üzerinde artırdı.

Güvenlik uzmanları, ABD’de şirket yöneticilerini hedef alan yüksek profilli saldırıların ardından, teknoloji patronlarına yönelik tehditlere ilişkin harcamaların ve endişelerin bu yıl daha da arttığını söylüyor.

Tesla patronu Elon Musk ve Amazon kurucusu Jeff Bezos’a özel güvenlik hizmetleri sunan Gavin de Becker and Associates’in eski başkan yardımcısı ve eski FBI ajanı James Hamilton, “Bugün kadar tehdit ve endişenin bu kadar yüksek olduğunu hiç görmedim. İnsanlar, bir şirketin liderini dünyadaki tüm sorunların temsilcisi olarak görüyor,” dedi.

Güvenlik uzmanlarına göre, geçen yıl United Healthcare’in başkanı Brian Thompson’ı öldürmekle suçlanan Luigi Mangione’ye çevrimiçi ortamda gösterilen yoğun destek, iş dünyası liderleri arasında yeni saldırılara ilişkin endişelerin yayılmasına neden oldu ve şirketleri güvenlik protokollerini yeniden değerlendirmeye zorladı.

Ayrıca, temmuz ayında New York’ta bir ofis binasında dört kişinin vurulmasının ardından bir başka talep dalgası yaşandığını da belirttiler. Şehir yetkililerine göre, saldırgan, Ulusal Futbol Ligi (NFL) ile yaşadığı bir anlaşmazlık nedeniyle bu kurumu hedef almıştı.

Yönetici koruma şirketi LaSorsa Security & Associates’in kurucusu Joe LaSorsa, “Bu yılın ilk yarısı bizim için 2024’ün tamamı kadar yoğun geçti,” dedi.

Şirketin son birkaç ayda risk değerlendirmesi taleplerinde beş kat artış olduğunu ve yöneticilerin evlerine yönelik saldırılarda “dikkat çekici bir artış” kaydedildiğini ekledi.

Teknoloji şirketlerinin yöneticileri, şöhretlerinin yanı sıra, şirket kârları, işten çıkarmalar, veri kötüye kullanımı ve 2024 başkanlık seçim kampanyasından bu yana artan siyasi rolleri nedeniyle kamuoyunun düşmanlığına maruz kalmaları nedeniyle özellikle savunmasız durumda.

Equilar’ın raporuna göre, teknoloji sektörü, yöneticiler için güvenlik önlemleri uygulayan şirketlerde en büyük artışı yaşadı ve 2020’den 2024’e kadar bu önlemlerden yararlanan şirketlerin sayısı yüzde 73,5 arttı.

Meta, uzun süredir büyük teknoloji şirketleri arasında en yüksek güvenlik harcamasına sahip şirket. Açıklamalara göre, Facebook’un ana şirketi, Mark Zuckerberg ve ailesinin evlerinde ve seyahatleri sırasında kişisel güvenlikleri için 2024 yılında bir önceki yılın 24 milyon dolarlık harcamasının üzerine 27 milyon dolar daha ödedi.

Meta’nın maliyetleri rakiplerinden çok daha yüksek çünkü grup, Zuckerberg’in ailesinin üyelerine doğrudan güvenlik sağlamayı kabul etmiş durumda.

Bezos ve Musk gibi diğer tanınmış isimler, şirketlerinin kamuya açıklanan harcamalarından ayrı olarak kendi güvenlikleri için büyük meblağlar harcıyor.

Son derece yüksek ve kamuya açıklanan maaşlar ve hisse ödülleri de teknoloji patronlarını özellikle savunmasız hale getiriyor. Son birkaç yılda teknoloji hisselerinde yaşanan patlama, bazı yöneticilere milyarlarca dolarlık ödemelerle sonuçlandı.

Palantir CEO’su Alex Karp’ın kişisel serveti 2024 yılında neredeyse 7 milyar dolar arttı. Konuyla ilgili bilgisi olan kişilere göre, Karp, veri istihbarat grubunun İsrail ordusu için yaptığı çalışmalar nedeniyle ölüm tehditleri aldı ve Palantir’in ABD göçmenlik yetkilileriyle yaptığı sözleşmelerle ilgili protestolar sırasında Silikon Vadisindeki ofisleri tahrip edildi.

Karp, 24 saat güvenlik koruması altında ve bir seferde dört kadar korumayla görülmüştü.

Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın serveti, çip üreticisinin geçen ay ilk 4 trilyon dolarlık şirket haline gelmesiyle 153 milyar doların üzerine çıktı. Nvidia, Huang’ın güvenliği için 2023’te 2,2 milyon dolar harcarken, 2024’te bu rakam 3,5 milyon dolara çıktı.

Nvidia’ya yakın bir kişi, Huang’ın ününün artmasıyla birlikte güvenliğinin de artırıldığını, bunun nedeninin ise Trump yönetimine Çin’e AI çipleri ihracatı konusunda yaptığı yüksek profilli lobi faaliyetleri ve grubun hızla yükselen hisse senedi fiyatları olduğunu söyledi.

Bu kişi, Huang’ın yapay zeka patlamasının en önemli isimlerinden biri haline geldiğini ve hayranlarıyla etkileşime girmesiyle tanındığını, bunun da riskini artırabileceğini söyledi. Hayranları, Mart ayında Kaliforniya’da düzenlenen şirketin yıllık GTC konferansında tuvalette Huang’ı sıkıştırdıkları görüldü.

Bu arada, Tesla’nın CEO’su ve dünyanın en zengin adamı olan Musk, ölüm tehditleri ve takipçileri nedeniyle son yıllarda kişisel güvenliğini artırdı.

Geçen yıl, Başkan Donald Trump’ın en büyük bağışçısı olduktan ve sosyal medya platformu X’te Almanya ve İngiltere’deki sağcı aktivistleri destekledikten sonra kamuoyundaki profili daha da büyüdü.

Geçen yıl Tesla hissedarlarına, “Son yedi ayda iki cinayet eğilimli manyak beni öldürmeye çalıştı,” demişti.

Konuyla ilgili bilgisi olan kişilere göre Musk, şu anda 20 kadar güvenlik görevlisiyle seyahat ediyor ve geçen yıl kendi güvenlik şirketi Foundation Security’yi kurdu.

Tesla, 2023 yılında Musk’ın güvenliği için 2,4 milyon dolar harcadığını ve onun güvenlik şirketiyle anlaştığını açıkladı. 2024 yılında güvenlik maliyetleri için sadece 500.000 dolar açıklamış ama bunun Musk’ın güvenlik maliyetlerinin sadece bir kısmını oluşturduğunu eklemişti.

SpaceX ve xAI dahil olmak üzere Musk’ın özel şirketleri, güvenlik için ne kadar harcadıklarını açıklamıyor.

Amazon, en az 2010 yılından bu yana Bezos’un güvenliği için her yıl 1,6 milyon dolar ödedi. Geçen yıl, CEO Andy Jassy için de bir önceki yılın 986.000 dolardan önemli artışla 1,1 milyon dolar ödedi.

Bezos, kişisel serveti, vergi düzenlemeleri ve şirketin işçi hakları gibi konulara yaklaşımı nedeniyle sık sık kamuoyunun öfkesinin hedefi oldu. E-ticaret devi, Bezos’un CEO’luk görevinden ayrılmasından birkaç yıl önce, 2019’un başlarında Seattle’daki genel merkezine 1,5 inç kalınlığında kurşun geçirmez paneller taktırmıştı.

Öte yandan geçen yıl tüm teknoloji patronları güvenlik harcamalarını artırmadı. Palo Alto Networks, 2023 yılında CEO Nikesh Arora’nın güvenlik harcamalarını iki katına çıkararak 3,5 milyon dolara yükseltmişti ama 2024 yılında bu harcamaları 1,6 milyon dolara düşürdü.

Apple CEO’su Tim Cook’un güvenlik harcamaları da 2023 yılında 2,4 milyon dolar ile zirveye ulaştıktan sonra geçen yıl 1,4 milyon dolara geriledi.

Artan güvenlik endişeleri tüm sektörlerdeki işletmeleri etkiledi. Hissedar danışmanlık şirketi Glass Lewis’in raporuna göre, Thompson cinayetinin ardından CVS Pharmacy ve Anthem Blue Cross Blue Shield gibi şirketler, web sitelerinden yöneticilerinin fotoğraflarını ve özgeçmişlerini kaldırdı.

Şirketler ayrıca yöneticiler için daha sıkı seyahat politikaları uyguluyor. Örneğin, silah şirketi Lockheed Martin, CEO’sunun yalnızca şirketin özel uçaklarını kullanmasını zorunlu kıldı.

JPMorgan, açıklamalarına göre 2024 yılında Jamie Dimon’un güvenliği için 882.000 dolar harcadı. Bu rakam 2023 yılında 866.000 dolar, 2022 yılında ise 761.000 dolardı.

Medya grubu Fox, özellikle seçim yıllarında yayıncılık işine yönelik kamuoyunun güçlü tepkisini gerekçe göstererek, CEO Lachlan Murdoch’un ev güvenlik maliyetlerinde 2020’den bu yana yıllık artış olduğunu bildirdi.

Küresel risk danışmanlığı şirketi Control Risks’in yönetici güvenliği danışmanı Lianne Kennedy-Boudali, “Daha önce, yöneticiler, memnuniyetsiz bir çalışan veya eski iş ortağı gibi kişisel bir şikayeti olan kişiler tarafından hedef alınıyordu, ancak şirket liderliğine yönelik şiddetin yönü değişti,” dedi.

Suikast tehditlerinin yanı sıra, güvenlik şirketlerinden kaçırma girişimleri, ev baskınları ve takipçilikten korunma konusunda da yardım isteniyor. Yöneticiler ayrıca, kripto para cüzdanları gibi paranın geri alınamayacağı yerlere para transferlerini onaylamak için yapay zeka kullanılarak ses sahteciliği yapmak gibi siber tehditlerle de karşı karşıya.

Yönetici güvenlik grubu Concentric’in kurucusu Roderick Jones, “halkın derin öfkesi, geniş bir perakende hissedar tabanı ve görünür yöneticileri bir araya getiren her şirketin artık yapısal olarak daha yüksek bir kuyruk riski profiliyle karşı karşıya olduğunu” söyledi.

Kripto para kurucuları ve yatırımcıları, güvenlik önlemlerini en erken ve en coşkulu şekilde benimseyenler arasında yer aldı. Coinbase, geçen yıl CEO’su Brian Armstrong’un kişisel güvenliği için 6,2 milyon dolar harcadı.

Son zamanlarda kripto para şirketlerinin yöneticileri ve ailelerine yönelik bir dizi kaçırma girişimi, Avrupa ve ABD’de risk algısını artırdı.

3,3 milyar dolarlık kripto para şirketi Blockdaemon’un kurucusu Konstantin Richter’e göre, bu tehdit kısmen “teknoloji meraklıları ve genel olarak teknolojinin siyasallaşmasıyla ilgili sürekli olumsuz söylemlerden” kaynaklanıyor.

Richter, “Piyasa her hareketlendiğinde işler garipleşiyor. Düşük profilli olmak çok önemli,” dedi.

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Yayınlanma

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.

Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.

Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.

Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.

Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.

Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.

Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.

Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.

AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.

Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.

Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.

Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.

Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.

Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.

Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.

Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.

Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.

Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.

AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.

Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.

Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.

Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.

Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yayınlanma

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.

Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.

ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.

Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.

Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.

Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.

Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”

Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.

Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.

İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.

Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.

Silikon Vadisi, AI eğitimi için milyonlarca kitabı tarıyor

Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu

Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.

İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.

Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.

Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.

Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.

Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.

Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.

Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.

Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında

Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.

Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.

Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.

Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.

Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.

Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.

OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.

Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.

“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”

Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.

Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.

Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.

Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.

Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.

Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.

Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

Yayınlanma

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.

Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.

Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.

Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.

IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.

Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.

Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.

Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.

Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.

Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.

Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Yapay zeka sektörünün enerji açlığı

Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.

Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.

Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.

Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.

Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.

Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.

Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.

ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English