Bizi Takip Edin

Amerika

Teknoloji patronları kişisel güvenlik için milyonlar harcıyor

Yayınlanma

Meta, Alphabet ve Nvidia gibi büyük teknoloji grupları, teknoloji patronlarının ABD siyasetinde giderek daha fazla kamuoyunda rol oynaması ve şirket yöneticilerine yönelik düşmanca tavırlarla karşı karşıya kalması nedeniyle kişisel güvenlik harcamalarını önemli ölçüde artırdı.

Financial Times (FT) tarafından analiz edilen 10 büyük teknoloji şirketinin CEO’larının güvenlik bütçeleri 2024 yılında 45 milyon dolara yükseldi.

Alphabet, Amazon, Meta, Nvidia ve Palantir, güvenlik bütçelerini bir önceki yıla göre yüzde 10’un üzerinde artırdı.

Güvenlik uzmanları, ABD’de şirket yöneticilerini hedef alan yüksek profilli saldırıların ardından, teknoloji patronlarına yönelik tehditlere ilişkin harcamaların ve endişelerin bu yıl daha da arttığını söylüyor.

Tesla patronu Elon Musk ve Amazon kurucusu Jeff Bezos’a özel güvenlik hizmetleri sunan Gavin de Becker and Associates’in eski başkan yardımcısı ve eski FBI ajanı James Hamilton, “Bugün kadar tehdit ve endişenin bu kadar yüksek olduğunu hiç görmedim. İnsanlar, bir şirketin liderini dünyadaki tüm sorunların temsilcisi olarak görüyor,” dedi.

Güvenlik uzmanlarına göre, geçen yıl United Healthcare’in başkanı Brian Thompson’ı öldürmekle suçlanan Luigi Mangione’ye çevrimiçi ortamda gösterilen yoğun destek, iş dünyası liderleri arasında yeni saldırılara ilişkin endişelerin yayılmasına neden oldu ve şirketleri güvenlik protokollerini yeniden değerlendirmeye zorladı.

Ayrıca, temmuz ayında New York’ta bir ofis binasında dört kişinin vurulmasının ardından bir başka talep dalgası yaşandığını da belirttiler. Şehir yetkililerine göre, saldırgan, Ulusal Futbol Ligi (NFL) ile yaşadığı bir anlaşmazlık nedeniyle bu kurumu hedef almıştı.

Yönetici koruma şirketi LaSorsa Security & Associates’in kurucusu Joe LaSorsa, “Bu yılın ilk yarısı bizim için 2024’ün tamamı kadar yoğun geçti,” dedi.

Şirketin son birkaç ayda risk değerlendirmesi taleplerinde beş kat artış olduğunu ve yöneticilerin evlerine yönelik saldırılarda “dikkat çekici bir artış” kaydedildiğini ekledi.

Teknoloji şirketlerinin yöneticileri, şöhretlerinin yanı sıra, şirket kârları, işten çıkarmalar, veri kötüye kullanımı ve 2024 başkanlık seçim kampanyasından bu yana artan siyasi rolleri nedeniyle kamuoyunun düşmanlığına maruz kalmaları nedeniyle özellikle savunmasız durumda.

Equilar’ın raporuna göre, teknoloji sektörü, yöneticiler için güvenlik önlemleri uygulayan şirketlerde en büyük artışı yaşadı ve 2020’den 2024’e kadar bu önlemlerden yararlanan şirketlerin sayısı yüzde 73,5 arttı.

Meta, uzun süredir büyük teknoloji şirketleri arasında en yüksek güvenlik harcamasına sahip şirket. Açıklamalara göre, Facebook’un ana şirketi, Mark Zuckerberg ve ailesinin evlerinde ve seyahatleri sırasında kişisel güvenlikleri için 2024 yılında bir önceki yılın 24 milyon dolarlık harcamasının üzerine 27 milyon dolar daha ödedi.

Meta’nın maliyetleri rakiplerinden çok daha yüksek çünkü grup, Zuckerberg’in ailesinin üyelerine doğrudan güvenlik sağlamayı kabul etmiş durumda.

Bezos ve Musk gibi diğer tanınmış isimler, şirketlerinin kamuya açıklanan harcamalarından ayrı olarak kendi güvenlikleri için büyük meblağlar harcıyor.

Son derece yüksek ve kamuya açıklanan maaşlar ve hisse ödülleri de teknoloji patronlarını özellikle savunmasız hale getiriyor. Son birkaç yılda teknoloji hisselerinde yaşanan patlama, bazı yöneticilere milyarlarca dolarlık ödemelerle sonuçlandı.

Palantir CEO’su Alex Karp’ın kişisel serveti 2024 yılında neredeyse 7 milyar dolar arttı. Konuyla ilgili bilgisi olan kişilere göre, Karp, veri istihbarat grubunun İsrail ordusu için yaptığı çalışmalar nedeniyle ölüm tehditleri aldı ve Palantir’in ABD göçmenlik yetkilileriyle yaptığı sözleşmelerle ilgili protestolar sırasında Silikon Vadisindeki ofisleri tahrip edildi.

Karp, 24 saat güvenlik koruması altında ve bir seferde dört kadar korumayla görülmüştü.

Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın serveti, çip üreticisinin geçen ay ilk 4 trilyon dolarlık şirket haline gelmesiyle 153 milyar doların üzerine çıktı. Nvidia, Huang’ın güvenliği için 2023’te 2,2 milyon dolar harcarken, 2024’te bu rakam 3,5 milyon dolara çıktı.

Nvidia’ya yakın bir kişi, Huang’ın ününün artmasıyla birlikte güvenliğinin de artırıldığını, bunun nedeninin ise Trump yönetimine Çin’e AI çipleri ihracatı konusunda yaptığı yüksek profilli lobi faaliyetleri ve grubun hızla yükselen hisse senedi fiyatları olduğunu söyledi.

Bu kişi, Huang’ın yapay zeka patlamasının en önemli isimlerinden biri haline geldiğini ve hayranlarıyla etkileşime girmesiyle tanındığını, bunun da riskini artırabileceğini söyledi. Hayranları, Mart ayında Kaliforniya’da düzenlenen şirketin yıllık GTC konferansında tuvalette Huang’ı sıkıştırdıkları görüldü.

Bu arada, Tesla’nın CEO’su ve dünyanın en zengin adamı olan Musk, ölüm tehditleri ve takipçileri nedeniyle son yıllarda kişisel güvenliğini artırdı.

Geçen yıl, Başkan Donald Trump’ın en büyük bağışçısı olduktan ve sosyal medya platformu X’te Almanya ve İngiltere’deki sağcı aktivistleri destekledikten sonra kamuoyundaki profili daha da büyüdü.

Geçen yıl Tesla hissedarlarına, “Son yedi ayda iki cinayet eğilimli manyak beni öldürmeye çalıştı,” demişti.

Konuyla ilgili bilgisi olan kişilere göre Musk, şu anda 20 kadar güvenlik görevlisiyle seyahat ediyor ve geçen yıl kendi güvenlik şirketi Foundation Security’yi kurdu.

Tesla, 2023 yılında Musk’ın güvenliği için 2,4 milyon dolar harcadığını ve onun güvenlik şirketiyle anlaştığını açıkladı. 2024 yılında güvenlik maliyetleri için sadece 500.000 dolar açıklamış ama bunun Musk’ın güvenlik maliyetlerinin sadece bir kısmını oluşturduğunu eklemişti.

SpaceX ve xAI dahil olmak üzere Musk’ın özel şirketleri, güvenlik için ne kadar harcadıklarını açıklamıyor.

Amazon, en az 2010 yılından bu yana Bezos’un güvenliği için her yıl 1,6 milyon dolar ödedi. Geçen yıl, CEO Andy Jassy için de bir önceki yılın 986.000 dolardan önemli artışla 1,1 milyon dolar ödedi.

Bezos, kişisel serveti, vergi düzenlemeleri ve şirketin işçi hakları gibi konulara yaklaşımı nedeniyle sık sık kamuoyunun öfkesinin hedefi oldu. E-ticaret devi, Bezos’un CEO’luk görevinden ayrılmasından birkaç yıl önce, 2019’un başlarında Seattle’daki genel merkezine 1,5 inç kalınlığında kurşun geçirmez paneller taktırmıştı.

Öte yandan geçen yıl tüm teknoloji patronları güvenlik harcamalarını artırmadı. Palo Alto Networks, 2023 yılında CEO Nikesh Arora’nın güvenlik harcamalarını iki katına çıkararak 3,5 milyon dolara yükseltmişti ama 2024 yılında bu harcamaları 1,6 milyon dolara düşürdü.

Apple CEO’su Tim Cook’un güvenlik harcamaları da 2023 yılında 2,4 milyon dolar ile zirveye ulaştıktan sonra geçen yıl 1,4 milyon dolara geriledi.

Artan güvenlik endişeleri tüm sektörlerdeki işletmeleri etkiledi. Hissedar danışmanlık şirketi Glass Lewis’in raporuna göre, Thompson cinayetinin ardından CVS Pharmacy ve Anthem Blue Cross Blue Shield gibi şirketler, web sitelerinden yöneticilerinin fotoğraflarını ve özgeçmişlerini kaldırdı.

Şirketler ayrıca yöneticiler için daha sıkı seyahat politikaları uyguluyor. Örneğin, silah şirketi Lockheed Martin, CEO’sunun yalnızca şirketin özel uçaklarını kullanmasını zorunlu kıldı.

JPMorgan, açıklamalarına göre 2024 yılında Jamie Dimon’un güvenliği için 882.000 dolar harcadı. Bu rakam 2023 yılında 866.000 dolar, 2022 yılında ise 761.000 dolardı.

Medya grubu Fox, özellikle seçim yıllarında yayıncılık işine yönelik kamuoyunun güçlü tepkisini gerekçe göstererek, CEO Lachlan Murdoch’un ev güvenlik maliyetlerinde 2020’den bu yana yıllık artış olduğunu bildirdi.

Küresel risk danışmanlığı şirketi Control Risks’in yönetici güvenliği danışmanı Lianne Kennedy-Boudali, “Daha önce, yöneticiler, memnuniyetsiz bir çalışan veya eski iş ortağı gibi kişisel bir şikayeti olan kişiler tarafından hedef alınıyordu, ancak şirket liderliğine yönelik şiddetin yönü değişti,” dedi.

Suikast tehditlerinin yanı sıra, güvenlik şirketlerinden kaçırma girişimleri, ev baskınları ve takipçilikten korunma konusunda da yardım isteniyor. Yöneticiler ayrıca, kripto para cüzdanları gibi paranın geri alınamayacağı yerlere para transferlerini onaylamak için yapay zeka kullanılarak ses sahteciliği yapmak gibi siber tehditlerle de karşı karşıya.

Yönetici güvenlik grubu Concentric’in kurucusu Roderick Jones, “halkın derin öfkesi, geniş bir perakende hissedar tabanı ve görünür yöneticileri bir araya getiren her şirketin artık yapısal olarak daha yüksek bir kuyruk riski profiliyle karşı karşıya olduğunu” söyledi.

Kripto para kurucuları ve yatırımcıları, güvenlik önlemlerini en erken ve en coşkulu şekilde benimseyenler arasında yer aldı. Coinbase, geçen yıl CEO’su Brian Armstrong’un kişisel güvenliği için 6,2 milyon dolar harcadı.

Son zamanlarda kripto para şirketlerinin yöneticileri ve ailelerine yönelik bir dizi kaçırma girişimi, Avrupa ve ABD’de risk algısını artırdı.

3,3 milyar dolarlık kripto para şirketi Blockdaemon’un kurucusu Konstantin Richter’e göre, bu tehdit kısmen “teknoloji meraklıları ve genel olarak teknolojinin siyasallaşmasıyla ilgili sürekli olumsuz söylemlerden” kaynaklanıyor.

Richter, “Piyasa her hareketlendiğinde işler garipleşiyor. Düşük profilli olmak çok önemli,” dedi.

Amerika

JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.

İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.

Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.

Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.

Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.

Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.

Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.

Zengin bağışçılar “Trump’tan sonra Trumpizm”i hazırlıyor

Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.

Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.

Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.

Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.

Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.

JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.

Tucker Carlson: MAGA ihanete uğradı

5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.

Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.

Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.

Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.

2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.

Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.

Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor

Okumaya Devam Et

Amerika

S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yayınlanma

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.

Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.

S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.

ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.

Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.

Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.

Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.

Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.

Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.

Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.

Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.

Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.

Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Yayınlanma

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.

Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.

Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.

Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.

Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.

Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.

Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.

Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.

Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.

Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.

Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.

Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.

Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.

Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.

Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.

Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.

Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.

O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.

Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.

Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.

ABD’de ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı, Kongre bölündü

Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.

Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.

Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.

AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.

Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.

PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.

Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.

JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi

JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.

JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.

Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.

Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.

Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.

Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.

Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı

Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.

Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.

ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.

Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.

Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.

BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:

“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”

Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.

Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.

Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.

Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.

Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.

Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.

O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.

COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.

2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.

Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.

Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.

Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.

Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.

ABD Hazine Bakanlığı, daha fazla tahvil geri alacak

Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı

Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.

Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.

Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.

St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.

Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.

Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.

Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.

Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.

Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.

ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.

Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.

Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.

Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.

Warsh “daha az müdahale”den yana

Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.

Warsh şöyle konuşmuştu:

“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”

Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.

Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.

Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.

Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English