Bizi Takip Edin

Amerika

Trump, ilk çeyrekte 3.500’den fazla hisse senedi alıp satmış

Yayınlanma

Geçen hafta sunulan bir resmi belgede Donald Trump, ilk çeyrekte kendi adına gerçekleştirilen 3.500’den fazla hisse senedi alım satımını açıkladı.

Buna göre Trump adına Nvidia, Oracle, Microsoft, Boeing ve diğer şirketlerin hisselerinden her biri en az 1 milyon dolarlık alım yapıldı.

İşlemler arasında Meta, Amazon ve Walt Disney hisselerinin satışı da yer alıyordu.

Financial Times’a göre toplamda yüz milyonlarca dolarlık işlem gerçekleştirildi ama bunun sonucunda başkanın ne kadar para kazandığı ya da kaybettiği bilinmiyor.

Axios’a göre modern tarihte, hiçbir başkanın buna benzer aktif bir yatırım portföyü olmamıştı. Eski Başkan George W. Bush döneminde Beyaz Saray baş etik danışmanı olarak görev yapmış ve Trump’ı eleştiren Richard Painter, “Daha önce borsada aktif olarak işlem yapan bir başkan görmemiştik,” diyor.

Trump Organization, başkanın hesaplarının kendisinin müdahalesi olmaksızın üçüncü taraf finans kurumları tarafından bağımsız olarak yönetildiğini savunuyor.

Trump Organization’dan bir sözcü şunları söyledi:

“Başkan Trump’ın yatırım portföyü, tüm yatırım kararları üzerinde tek ve mutlak yetkiye sahip üçüncü taraf finans kurumları tarafından bağımsız olarak yönetilen, tamamen serbest yönetimli hesaplar aracılığıyla yürütülmektedir. İşlemler, bu kurumlar tarafından yönetilen otomatik yatırım süreçleri ve sistemleri aracılığıyla gerçekleştiriliyor ve portföyler dengeleniyor. Ne Başkan Trump, ne ailesi, ne de Trump Organization belirli yatırımların seçilmesi, yönlendirilmesi veya onaylanmasında herhangi bir rol oynuyor. Bu kişiler, işlem faaliyetleri hakkında önceden bilgilendirilmiyor ve yatırım kararları veya portföy yönetimi konusunda hiçbir şekilde görüş bildirmiyor.”

İlk çeyrekte gerçekleştirilen işlem sayısı günde ortalama 60 civarında. Interactive Brokers’ın baş stratejisti Steve Sosnick, “Piyasalara tam zamanlı olarak bağlı olanlar dışında, bunu başarmak neredeyse imkansızdır,” diyor.

Vergi kanunlarını inceleyen Boston College Hukuk Fakültesi profesörü Ray Madoff, ultra zenginlerin çoğunun varlıklarını satıp vergi yükünü artırmaktansa, satın alıp elde tutmayı tercih ettiğini söylüyor.

Yatırımcılar ve tüccarlar da işlem hacminin büyüklüğü karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. The Wealth Alliance’ın başkanı ve genel müdürü Eric Diton, Bloomberg’e verdiği demeçte, “Wall Street’te geçirdiğim 40 yılı aşkın süre içinde, bu her açıdan alışılmadık bir işlem hacmi,” dedi.

Sosnick ise işlem hızının bir algoritmanın gerçekleştirebileceği bir seviyeye yakın olduğunu belirtti.

Trump’ı eleştirenler, bu bilgilerin ortaya çıkmasını bir yolsuzluk belirtisi olarak hemen eleştirdiler ve önemli duyuruların ya da sosyal medya paylaşımlarının öncesinde veya sonrasında yapılan bazı işlemlerin zamanlamasına dikkat çektiler.

Başkanlar, piyasalar ve özel sektör üzerinde muazzam bir etkiye sahip. Bu nedenle, günümüz başkanları yatırımlarını kör tröstlere, geniş tabanlı yatırım fonlarına veya Hazine tahvillerine aktarıyor.

Kör tröst (blind trust), bir kişinin sahip olduğu varlıkların veya şirket hisselerinin kontrolünü, çıkar çatışmalarını önlemek amacıyla kendisinden bağımsız bir yöneticiye devrettiği hukuki yapıya verilen ad.

Eski Başkan Jimmy Carter, göreve gelir gelmez kişisel hisse senetlerini satmaya karar vermesiyle tanınıyordu. Örneğin fıstık çiftliğini bir kör tröste devrettmişti ama bu, tartışmadan azade bir süreç olmamıştı.

Bununla birlikte, Trump veya yönetim içinden kişilerin herhangi bir şekilde bu olaylara karıştığına dair bir işaret bulunmamakla birlikte, İran savaşıyla ilgili açıklamaların hemen öncesinde petrol vadeli işlemleri ve tahmin piyasalarında bir dizi olağandışı işlem gerçekleşmiş.

Yine de Axios’tan Zachary Basu, bu işlemlerin “Trump’ın ikinci döneminin siyasi açıdan en tehlikeli konularından biri haline geldiğini” belirtiyor.

Bu işlemler, Washington’daki ve piyasalardaki güçlüler için kuralların farklı olduğu yönündeki şüpheleri körüklemiş durumda.

RSM baş ekonomisti Joseph Brusuelas, “Halkın en önemli çıkarımlarından biri, finans piyasalarının hileli olduğu yönündeki kanının giderek güçlenmesi,” diyor.

Amerika

Dünya Kupası öncesi İngiltere milli takımının eşyaları çalındı

Yayınlanma

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenleyeceği 2026 Dünya Kupası öncesinde, İngiltere milli takımının ekipmanlarını taşıyan araçtan yaklaşık 18 bin dolar değerinde malzeme çalındı. Olayla ilgili iki tır şoförü gözaltına alınırken, çalınan malzemelerin büyük kısmının bulunarak takıma iade edildiği bildirildi.

İngiltere milli futbol takımının ekipmanlarını taşıyan bir araca düzenlenen hırsızlık eyleminde, yaklaşık 18 bin dolar (15,5 bin avro) değerinde malzeme çalındı.

BBC’nin haberine göre hırsızlık, malzemelerin Florida eyaletindeki West Palm Beach’ten, takımın Missouri eyaletindeki Kansas City kampına taşınması sırasında gerçekleşti.

Mahkeme belgelerine göre çalınan malzemelerin toplam değeri yaklaşık 18 bin doları buluyor. Bu eşyalar arasındaki en değerli parçaları, her biri 5 bin dolar değerinde olan, üzerinde futbolcuların imzalarının yer aldığı biri kırmızı, ikisi beyaz olmak üzere üç adet milli takım forması oluşturuyor.

Belgelerde çalınan diğer malzemeler ve değerleri şu şekilde sıralandı:

  • Toplam değeri yaklaşık 1340 dolar olan dört çift futbol kramponu,
  • Toplam değeri yaklaşık 1140 dolar olan beş çift ayakkabı,
  • 214,50 dolar değerinde bir adet resmi Dünya Kupası topu,
  • 160,87 dolar değerinde bir çift kaleci eldiveni,
  • 149,95 dolar değerinde bir adet JBL taşınabilir hoparlör,
  • 99,99 dolar değerinde Nike Air spor ayakkabı tasarımlı bir adet Lego seti,
  • 40 dolar değerinde çok işlevli uzatma kabloları.

Bunların yanı sıra, değerleri belirtilmeyen dört mavi tişört, dört mavi şort, dört açık mavi uzun kollu tişört ve dört açık mavi kısa kollu tişörtten oluşan antrenman setleri ile iki adet pelüş aslan oyuncağı da çalınan eşyalar arasında yer aldı.

Şüpheliler gözaltına alındı

The Athletic sitesinin kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, çalınan malzemelerin büyük kısmı, özellikle de ayakkabılar daha sonra bulunarak takıma iade edildi.

Olayın ardından kargo aracının sürücüleri olan Teksas sakinleri Mustafa Salik ve Erfan Kamal, hırsızlık şüphesiyle gözaltına alındı. KSHB yayın organının aktardığına göre savcılık, iki şüpheliye “çalıntı mal kabul etmek” suçlamasını yöneltti.

Missouri yasalarına göre “D sınıfı ağır suç” (class D felony) kapsamında değerlendirilen bu suç, bir ila yedi yıl arasında hapis cezası öngörüyor.

İngiltere milli takımı, Dünya Kupası hazırlıklarını Florida’da sürdürmüştü. Kamp çalışmaları kapsamında üç hazırlık maçı yapan İngiltere; Yeni Zelanda, Kosta Rika ve yerel kulüp Miami United’ı mağlup etmişti.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenecek ve 19 Temmuz’da sona erecek 2026 Dünya Kupası’nda L Grubu’nda yer alan İngiltere, 17 Haziran’da Hırvatistan, 23 Haziran’da Gana ve 28 Haziran’da Panama ile karşılaşacak.

Dünya Kupası: Değer mi?

Okumaya Devam Et

Amerika

Dünya Kupası: Değer mi?

Yayınlanma

Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.

Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.

Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.

Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.

Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.

Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler. 

Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.

***

Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…

İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.

***

(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)

***

FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.

Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.

Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.

Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi. 

Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor

Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.

Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.

Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.

Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.

Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.

Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.

Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.

Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.

Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.

Pamuk eller cebe!

***

Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?

Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.

Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de sağlık harcamaları artarken Demokratlardan yeni reform önerileri

Yayınlanma

Ara seçimler yaklaşırken artan sağlık maliyetleri ve seçmenin erişilebilirlik konusundaki tepkisi, Demokrat Parti içinde yeni bir sağlık reformu arayışını hızlandırdı. Geliştirilmiş Affordable Care Act vergi indirimlerinin sona ermesinin ardından artan primler ve düşen katılım oranları, parti içinde farklı reform önerilerini gündeme getirdi.

Ara seçimler yaklaşırken, ABD’de sağlık maliyetlerinin karşılanamaz seviyelere ulaşması ve kamuoyunda erişilebilirlik konusundaki memnuniyetsizliğin sürmesi nedeniyle Demokrat Parti içinde “yeni bir ObamaCare” bulmaya yönelik eğilim güçleniyor.

Sağlık konusu, bu yılki ara seçimler öncesinde seçmenlerin en çok önem verdiği meseleler arasında yer almaya devam ediyor.

Emerson College tarafından haziran ayında yapılan anket, sağlık konusunun ekonomi, demokrasiye yönelik tehditler ve göçün ardından seçmenler için ilk beş gündem maddesi arasında yer aldığını ortaya koydu.

Kongre’deki Demokratlar için, geliştirilmiş Affordable Care Act (ACA) vergi indirimlerinin süresinin dolması önemli bir dönüm noktası oldu. Demokrat milletvekilleri, bu sübvansiyonların uzatılmasına yönelik bir oylama yapılabilmesi için tarihin en uzun hükümet kapanma sürecini göze almıştı.

Vergi indirimlerinin sona ermesinin ardından bu yıl primler yüzde 20’den fazla artış gösterirken, daha önce üst üste dört yıl boyunca rekor büyüme kaydeden ACA kapsamındaki sigorta kayıtlarında düşüş yaşandı.

Temsilciler Meclisi yılın başında sübvansiyonların üç yıl daha uzatılmasını öngören bir tasarıyı kabul etse de Senato’daki girişimlerden sonuç alınamadı. Bu durum, Demokrat koalisyonun farklı kanatlarının kendi halef önerilerini sunması için bir alan yarattı.

Farklı reform önerileri gündemde

Mart ayında Center for Health and Democracy (CHD), Demokratları arkasında birleştirmeyi hedeflediği “Medicare by Choice” (Tercihe Bağlı Medicare) adlı 2028 sağlık platformu önerisini açıkladı.

Eski Demokrat danışmanlar ile Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezleri çalışanları tarafından hazırlanan bu teklif, yaş sınırı olmaksızın tüm Amerikalılara Medicare’e kaydolma seçeneği sunuyor ve işverenlerin de çalışanlarına iş yeri hakkı olarak bu seçeneği sunmasına imkan tanıyor.

Searchlight Institute ise geçen ay, temel sağlık hizmetlerinin tüm Amerikalılar için ücretsiz olmasını ve kâr amacı gütmeyen bir kamu seçeneği oluşturulmasını içeren kendi önerisini yayımladı.

Eski Başkan Barack Obama’nın ACA’yı daha uygun fiyatlı sağlık hizmetleri için bir “başlangıç evi” olarak nitelendirdiğini hatırlatan enstitü, önerisinde “şimdi sağlık hizmetlerini tüm Amerikalılar için daha iyi hale getirerek bu başlangıç evini büyütme zamanıdır” ifadesine yer verdi.

Demokrat gruplar ACA’nın ötesinde yeni bir dönem için baskı yaparken, sol eğilimli kuruluşlar tabanın bu fikirlere açık olduğunu belirtiyor.

Center for American Progress (CAP) Sağlık Politikası Direktörü Natasha Murphy, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Benim ve CAP’in deneyimlerine göre Demokratlar, Amerikalıların karşılaştığı son sağlık sorunlarına yönelik yeni ve taze fikirlere kesinlikle açıklar” dedi.

Murphy, siyasi yelpazenin farklı noktalarındaki Demokratların sadece prim uygunluğunu değil, aynı zamanda cepten yapılan harcamaları da düşürmeyi hedefleyen fikirler konusunda istekli olduğunu kaydetti.

“Medicare for All” desteği yayılıyor

On yıl önce, Vermont Senatörü Bernie Sanders, tek ödemeli ulusal bir sağlık sistemi olan “Medicare for All” (Herkes İçin Medicare) sistemini Demokrat grupta tek başına savunan az sayıdaki sesten biriydi.

Başkan Yardımcısı Kamala Harris de bir dönem bu fikri desteklemiş, ancak 2024 başkanlık kampanyası sürecinde bu desteğini geri çekmişti.

Şu anda görevde olmayan çok sayıda Demokrat aday, bu seçim döneminde platformlarında büyük sağlık reformlarına yer veriyor.

Maine eyaletinde zorlu bir seçim sürecinden geçen Senato adayı Graham Platner, Illinois Vali Yardımcısı Juliana Stratton ve Michigan’dan Abdul El-Sayed, “Medicare for All” sistemini desteklediklerini açıkladı.

Stratton daha önce yaptığı bir açıklamada, “Herkes İçin Medicare tasarısını yasalaştırmamız gerektiğine inanıyorum. Doktora ihtiyacı olan herkesin erişim sağlayabilmesi gerektiğine inanıyorum. Örneğin, kırsal topluluklarımızda potansiyel olarak dokuz temel destek hastanesinin, yani kritik erişim hastanelerinin kapanabileceğini görüyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Pennsylvania 7. Kongre Bölgesi’nden Temsilciler Meclisi adayı Bob Brooks ve New Jersey 12. Kongre Bölgesi adayı, tıp doktoru Adam Hamawy de bu sistemi destekleyen isimler arasında yer alıyor.

Hamawy, bu konunun kendisi için “kişisel bir mesele” olduğunu belirtti.

Kamuoyu araştırmacıları da sağlık konusunun bu seçimde Demokrat Parti için belirleyici bir başlık olduğunu kaydediyor.

Demokrat araştırma şirketi Global Strategy Group’un ortağı ve Obama yönetimi döneminde sağlık alanında görev yapmış eski bir çalışan olan Marissa Padilla, “Seçmenler, sağlık sorunlarının çözümü konusunda Demokratlara Cumhuriyetçilerden daha fazla güveniyor. Ancak seçmen tabanında, özellikle de bağımsızlar arasında her iki partiye de güvenmeyen önemli bir kesim var. Adaylar için bu kararsız seçmenlere hitap etme fırsatı bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı politika stratejistleri ise sağlık reformlarını desteklemekle birlikte, Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’da kontrolü yeniden ele geçirmeye çalışırken erişilmesi güç hedefler koymaktan kaçınması gerektiğini savunuyor.

Merkez sol eğilimli düşünce kuruluşu Third Way’in sağlık ve maliye politikalarından sorumlu kıdemli uzmanı David Kendall, “Bence halkın aradığı şey seçenekler değil, garantilerdir. İnsanlar ulaşılabilir, anlaşılır ve maliyetler konusunda kendilerine acil rahatlama sağlayacak çözümler istiyor” dedi.

Third Way, bu yılın başında “Sağlık Hizmetleri Haklar Bildirgesi” adını verdiği bir sağlık muhtırası yayımlamıştı.

Öneride herkes için maliyetlerin sınırlandırılması, tıbbi borçların sonlandırılması, standart dışı sigortaların yasaklanması ve beklenmedik tıbbi faturaların engellenmesi gibi 10 temel ilke yer alıyordu.

Third Way de Searchlight gibi ACA’yı nihai bir standart değil, bir başlangıç noktası olarak tanımladı.

Kuruluşun muhtırasında şu ifadelere yer verildi:

“Affordable Care Act kalıcıdır. Bu imza niteliğindeki yasa, üzerine inşa edilecek güçlü bir temel sunuyor. Bu durum, Demokratlara halkın görmek istediği yönde birleşmeleri için olağanüstü bir fırsat sağlıyor ve bu öneri, tek ödemeli sistem gibi yüksek maliyetlerle dolu değil.”

Kendall, “Demokratların yapması gereken şeylerden biri, işçi sınıfı seçmenlerinin Cumhuriyetçi Parti tarafından nasıl göz ardı edildiğini konuşmaktır. Cumhuriyetçiler ilk kez ekonomik konularda zemin kaybediyor ve bu avantajı kullanmanız gerekiyor” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English