Diplomasi
Trump, Suriye’ye yaptırımları kaldıran kararnameyi imzaladı; sırada İsrail’le normalleşme var

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin Suriye’ye yaptırımlarını sonlandıran başkanlık kararnamesini imzaladı.
Beyaz Saray’ın internet sitesinden yapılan açıklamada, ABD’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırdığı belirtildi.
Açıklamada, “Başkan Donald Trump, bugün ülkenin istikrar ve barışa giden yolunu desteklemek amacıyla Suriye’ye yaptırım programını sonlandıran tarihi bir başkanlık kararnamesi imzaladı” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, IŞİD, Beşar Esad ve destekçileri ile İran’ın vekillerine yönelik yaptırımların ise devam ettiği belirtildi.
Trump’ın, istikrarlı, birleşik, kendisiyle ve komşularıyla barış içinde bir Suriye’yi desteklemeye “kararlı” olduğuna işaret edilen açıklamada, “Başkan Trump, Suriye’nin başarılı olmasını istiyor ancak ABD çıkarları pahasına değil” ifadesine yer verildi.
Suriye yönetiminden, İsrail ile bağları normalleştirmeye yönelik somut adımlar atması istenen açıklamada, ayrıca yönetimden, yabancı teröristlerle etkin şekilde ilgilenmesi, ABD’nin IŞİD’in “yeniden canlanmasını önleme çabalarına” destek vermesi ve kuzeydoğu Suriye’deki IŞİD gözaltı merkezlerinin sorumluluğunu üstlenmesi talep edildi.
ABD Hazine Bakanlığından da, Donald Trump’ın bugün imzaladığı Suriye’ye yaptırımları sonlandıran başkanlık kararnamesine ilişkin açıklama yapıldı.
Bugünkü kararnamenin daha önce Suriye’ye kapsamlı yaptırımlar getiren kararları iptal ettiğine değinilen açıklamada, Esad ve destekçileriyle bağlantılı kişi ve kurumlara yönelik yaptırımların sürdürülmesi için ise yetkilerin genişletildiği vurgulandı.
Açıklamada, Esad yönetimi ve diğer “istikrarsızlaştırıcı aktörlere” karşı yeni yaptırımların uygulamaya alındığı bildirildi.
Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi’nin (OFAC) 518 kişi ve kurumu yaptırım listesinden çıkardığı kaydedilen açıklamada, bu adımla Suriye’nin kalkınması, yeni hükümetin faaliyetleri ve ülkenin sosyal yapısının yeniden inşası açısından kritik görülen aktörlerin üzerindeki mali kısıtlamaların kaldırılmasının hedeflendiği vurgulandı.
Açıklamada ancak Esad rejimiyle bağlantılı veya İran’a yönelik yaptırımlar çerçevesinde risk teşkil eden 139 kişi ve kurumun yeni yaptırım listelerine eklendiği aktarıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Başkan Trump’ın verdiği söz doğrultusunda, bugün atılan bu adımlar Suriye’ye küresel ticaretle yeniden bütünleşme ve uluslararası güveni yeniden inşa etme fırsatı sunuyor. Sahadaki ilerlemeyi izlemeye devam ederken, Esad’ın yandaşlarının, teröristlerin ve diğer yasa dışı aktörlerin Suriye’yi ve bölgeyi istikrarsızlaştırma girişimlerini önlemeye odaklanmış durumdayız” ifadelerini kullandı.
ABD’li ve İsrailli yetkililer bir süredir İsrail’le Suriye arasında “normalleşme” görüşmelerinin yapıldığını bildiriyordu. Bu yaptırım adımının ardından ABD’li yetkililer, Suriye’nin İsrail’le normalleşmeyi kabuk ederek İbrahim Anlaşmalarını imzalamasını bekliyor.
Suriye yönetimi Golan işgalinin sonlandırılmasını talep ederken, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Suriye ve Lübnan’la normalleşme için İsrail’in güvenlik çıkarlarının korunacağını, bu kapsamda Golan işgali konusunda taviz verilmeyeceğini söyledi.
İsrail: Normalleşme süreci Golan işgali devam ederken yürütülmeli
Diplomasi
ABD, İran Merkez Bankası’nın kripto cüzdanlarını dondurdu

ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi, İran Merkez Bankası ile ilişkili kripto para cüzdanlarına yaptırım uygulayarak 130 milyon dolardan fazla değere sahip stabil kripto para birimi USDT’yi dondurdu. Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ın yasadışı finansal faaliyetlerini engelleme konusundaki kararlılıklarını vurgulayarak bu fonların takibinin süreceğini açıkladı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Hazine Bakanlığına bağlı Dış Varlıkların Kontrolü Ofisinin (OFAC), İran Merkez Bankası ile ilişkili bazı kripto para cüzdanlarına yaptırım uyguladığını açıkladı.
Alınan karar doğrultusunda, söz konusu cüzdanlarda yer alan 130 milyon dolardan fazla değerdeki kripto para donduruldu.
Bakan Bessent, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“İran’ın dijital varlıkları kötüye kullanması da dahil olmak üzere, yasa dışı finansal faaliyetlerini engelleme ve çökertme konusunda kararlıyız. Bugün, ABD Hazine Bakanlığı Dış Varlıkların Kontrolü Ofisi, İran Merkez Bankası ile bağlantılı birkaç elektronik cüzdana yaptırım uyguladı ve bu işlem sonucunda 130 milyon dolardan fazla varlık donduruldu. Bu parayı aktif bir şekilde takip etmeye ve İran rejiminin yasa dışı gelir elde etme mekanizmalarından kazanç sağlamasını engellemeye devam edeceğiz.”
Tether, TRON ağındaki dört adresi bloke etti
Bessent’in açıklamasından bir saat önce, Specter adlı blokzincir analisti, en büyük stabil kripto para birimi USDT’nin ihraççısı konumundaki Tether firmasının, TRON ağında toplamda yaklaşık 131 milyon dolar bakiye barındıran dört adresi dondurduğunu bildirdi.
Blokzincir analistinin paylaştığı verilere göre, dondurulan bu cüzdanların İran Devrim Muhafızları Ordusu ve İran Merkez Bankası ile bağlantılı olduğu belirlendi.
Specter, bloke edilen adreslere yönelik fon akışını da takip etti. İnceleme sonuçlarına göre, söz konusu kripto varlıkların büyük bir kısmının bu adreslere ödeme hizmet sağlayıcısı DTC Pay ve kripto para borsası Bitso üzerinden aktarıldığı tespit edildi.
Daha önce ABD merkezli analiz şirketi TRM Labs, kripto borsası CoinEx’i İran’ın işlemlerine aracılık etmekle suçlamış, ancak platform yönetimi bu iddiaları reddetmişti.
Kripto para cüzdanlarının dondurulması kararı, Ortadoğu’da askeri tansiyonun yükseldiği bir dönemde alındı. İki ülke arasında 15 Temmuz tarihinde karşılıklı askeri saldırılar düzenlendi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD Silahlı Kuvvetlerinin Kuveyt’teki lojistik destek merkezini, Ürdün’deki bir hava üssünü ve Bahreyn’de konuşlu ABD 5. Filosu’na ait tesisleri hedef aldı.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise bu saldırılara karşılık vererek Hürmüz Boğazı yakınlarında belirlenen yaklaşık on tesisi vurduğunu duyurdu.
ABD yönetimi, daha önceki dönemlerde de İran merkezli kripto borsalarına yönelik yaptırım kararları almış ve bu kuruluşların varlıklarını dondurmuştu.
Mart ayı sonunda Tether ve Circle firmaları, İran merkezli kripto borsası Wallex’e ait bir cüzdanı bloke etmişti.
Tether, nisan ayında yaptığı açıklamada, ABD makamlarının talebi üzerine toplamda 344 milyon dolardan fazla değere sahip USDT varlığını dondurduğunu bildirmişti.
Hazine Bakanı Bessent, aynı ay içinde yaptığı bir diğer açıklamada, ABD’nin “Ekonomik Öfke” adlı operasyon kapsamında İran’a ait yaklaşık 500 milyon dolar değerinde kripto varlığa el koyduğunu belirtmişti. Bessent, söz konusu operasyonun İran halkının çıkarları doğrultusunda yürütüldüğünü ifade etmişti.
Diplomasi
“NATO 3.0” mı, yoksa stratejik çıkmaz mı?

Editörün notu: Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi, ittifakın geleceğine dair büyük beklentilerle başlasa da stratejik belirsizlikleri aşacak somut çözümler sunmaktan uzak kaldı. ABD Başkanı Donald Trump’ın zirve gündeminden kopuk performansı, askeri harcamaları artırmaya odaklanan ancak ortak siyasi kimliğini netleştiremeyen ittifakın mevcut dağınıklığını adeta simgeledi. Zirvede güvenlik konularından ziyade silah sanayisinin ön plana çıkması, milyarlarca dolarlık savunma bütçelerinin Amerikan firmalarına mı yoksa gelişmekte olan Avrupa sanayisine mi aktarılacağı hususundaki rekabeti kızıştırdı. Avrupa, savunma ve teknoloji alanında ABD’ye olan kronik bağımlılığını azaltmak istese de Washington, sahip olduğu endüstriyel ve teknolojik üstünlük sayesinde nüfuzunu korumayı sürdürüyor. Harici Medya Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç, Lübnan merkezli el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı makalede, diplomatik birlik söylemlerinin ardına gizlenen derin siyasi ayrılıkların ve yalnızca altı maddeden oluşan kısa sonuç bildirisinin, NATO’nun şimdiden alternatif arayışlarına yönelen üyeleriyle birlikte ciddi bir yol ayrımında olduğuna işaret ettiğini belirtiyor.
“NATO 3.0” mı, yoksa stratejik çıkmaz mı?
Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi, daha kapılarını açmadan ittifak tarihinin en kritik buluşmalarından biri olarak nitelendirildi. Pek çok uzman ve gözlemci bu buluşmanın dönüm noktası olabileceğini belirtirken, kimileri daha da ileri giderek zirvenin NATO’nun geleceğine tarihi bir yön tayin edeceğini öne sürdü.
Ancak söze zirvenin sonundan başlamama müsaade edin. Ankara’daki NATO Zirvesi’ni sahada takip etme ve ABD Başkanı Donald Trump’ın kapanış basın toplantısına katılma fırsatım oldu. Trump’a soru yöneltme şansı yakalayan az sayıdaki gazeteciden biriydim; gerçi sorumu sormaya başladıktan birkaç saniye sonra sözümü kesti. Yine de bu sorunun kendisinde hoşnutsuzluk uyandıracağını zaten tahmin ediyordum.
Zirveden akıllarda kalan en çarpıcı unsur, Trump’ın sergilediği performans oldu. Yorgun, zihni dağınık ve zaman zaman olup bitenlerden tamamen kopuk bir manzara sundu. Küresel güvenlik camiasının gözünü diktiği bir zirvenin kapanış toplantısında Trump, kabinesinin en önde gelen isimleri yanı başındayken, NATO ile neredeyse hiçbir ilgisi bulunmayan konulardan bahsetti: TikTok’ta birinci sıraya yerleştiğini, komünistlerin ABD’yi asla ele geçiremeyeceğini ve Toyota’nın fabrikalarını Meksika’dan Teksas’a taşıdığını anlattı.
Nihayetinde bu tavır, kişisel bir anekdot olmanın çok ötesinde, zirvenin tamamını yansıtıyordu: Bolca gösteriş, büyük iddialar ve gösterişli manşetler; fakat ittifakın bugün karşı karşıya olduğu stratejik sorulara verilen yanıtlar ise neredeyse hiç yoktu.
Ankara’da cevapsız kalan sorular
“NATO 3.0” söylemi yeni bir başlangıcı çağrıştırıyor. Ne var ki gerçeklik, her şeyden önce ittifakın içine düştüğü stratejik belirsizliğin ne denli derin olduğunu gözler önüne seriyor. Ankara’da uyum kabiliyeti, esneklik ve askeri güç hakkında konuşmaktan geri durulmadı. Gelgelelim, temel bir soru cevapsız kaldı: Savunma harcamalarını artırmak ve yeni silahlanma programları başlatmaktan öte, NATO siyasi olarak hâlâ neyi temsil ediyor?
İttifakın Genel Sekreteri Mark Rutte; Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran arasında büyüyen işbirliğine işaret ederek ortak bir tehdit algısı inşa etmeye çalıştı. Ancak bu çaba pek başarılı olamadı. Zirvede Çin’in varlığı sönük kaldı, İran sonuç bildirisinde yalnızca üstünkörü geçiştirildi, hatta Rusya ile ilişkiler bile geçmiş yıllara kıyasla belirgin bir ihtiyatla ele alındı. İttifak, karşı karşıya olduğu tehditlere dair tutarlı bir değerlendirme yapmayı veya ortak bir siyasi hat belirlemeyi başaramadı.
Bu durum ittifakın asıl sorununu açığa çıkarıyor: NATO, stratejik kimliğini netleştirmeden askeri cephaneliğini güncelliyor. Üye ülkeler farklı çıkarlar peşinde koşarken, başat hasımların kimler olduğu konusunda bile kalıcı bir mutabakat bulunmuyor.
Bu yüzden “NATO 3.0”, geleceğe dair ikna edici bir vizyon sunmaktan henüz çok uzak. Aslında bu, eski bir soruna iliştirilen yeni bir etiketten ibaret: Askeri açıdan silahlanmayı sürdürürken, siyasi doğrultusu konusunda kafası giderek daha fazla karışan bir ittifak.
Silahlanma yarışı ve pazar kavgası
Zirvenin ilk günü Savunma Sanayii Forumu’na ayrıldı. Ne var ki bu etkinlik, uluslararası bir örgütün toplantısından ziyade silah üreticilerinin düzenlediği bir ticaret fuarını andırıyordu. Videolar, sunumlar, stantlar, sahne tasarımları ve konuşmaların tamamı bir pazarlama organizasyonunun mantığıyla yürütüldü.
Lockheed Martin, Raytheon, Anduril, Rheinmetall, Diehl, PGZ ve Kongsberg gibi devlerin yöneticileri, devlet ve hükümet başkanlarıyla birlikte sahne aldı. Verilen mesaj netti: NATO güvenlik dilini konuşuyor olabilirdi ancak gündeminin merkezine artık devasa bir pazar oturmuştu.
Genel Sekreter Mark Rutte ve diğer üst düzey siyasi yetkililer, vaktin daraldığı konusunda defaatle uyarılarda bulundu. Çok daha hızlı, daha düşük maliyetli ve geniş ölçekli silah üretimine ihtiyaç duyulduğunu vurguladılar. Yeni fabrikalar, genişletilen tedarik zincirleri ve küçük şirketlerin doğrudan NATO programlarına dahil edilmesi, yeni bir endüstriyel seferberliğin parçası olarak sunuldu.
Gelgelelim, bu yeniden silahlanma çağrısının arkasında derin bir nüfuz mücadelesi yatıyor. Temel soru şu: Gelecekte Avrupa’nın güvenlik sistemini kim donatacak; Amerikan şirketleri mi, yoksa bağımsızlığı giderek artan bir Avrupa savunma sanayisi mi?
Washington savunma harcamalarının artırılması için baskı kurarken, bu paranın aslan payının Amerikan şirketlerine akmasını da bekliyor. Avrupa ise aynı milyarlarca avroyu mühimmat, hava savunması, uydular, yapay zekâ ve diğer kritik teknolojilerde kendi öz kabiliyetlerini inşa etmek için kullanmak niyetinde.
Donald Trump yönetiminde bu rekabet çok daha görünür hale geldi. Trump, bir müttefikin değerini giderek daha fazla savunmaya harcadığı parayla ve ne kadar Amerikan silahı satın aldığıyla ölçüyor. Böylece ittifak, siyasi bir ortaklıktan adım adım bir iş modeline evriliyor.
Avrupa daha fazla özerklik arayışında olsa da teknoloji, komuta yapıları ve silah sistemlerinde hâlâ büyük ölçüde ABD’ye bağımlı. Bu yüzden Washington, askeri varlığını azaltmayı tartışırken bile nüfuzunu sadece askerleriyle değil; şirketleri, yazılımları ve teknolojik altyapısı aracılığıyla korumayı sürdürebiliyor.
Dolayısıyla NATO içindeki bu yeni silahlanma dalgası yalnızca bir güvenlik programından ibaret değil; aynı zamanda milyarlarca dolarlık bütçeler, ihracat pazarları ve endüstriyel hâkimiyet üzerine yürütülen bir savaş.
Birlik söylemi ve derin çatlaklar
Genel Sekreter Mark Rutte kapanış basın toplantısında ittifakın “tam bir birlik” içinde olduğunu ne kadar vurguladıysa, bu birliğin o kadar kırılganlaştığı izlenimi uyandı. Donald Trump da ittifakın bütünlüğünü teyit etmeye çalıştı. Ancak bu mükerrer beyanlar güven vermekten ziyade, var olan şüpheleri örtbas etme çabası gibi duruyordu.
Perde arkasında ise Avrupa’da, Washington’ın günün birinde askeri ve teknolojik üstünlüğünü bir siyasi baskı aracına dönüştüreceği endişesi tırmanıyor. Bu durum, tartışmaları sadece NATO içinde Avrupa’nın özerkliğini güçlendirmekle sınırlı bırakmıyor; aynı zamanda gerektiğinde ittifaktan bağımsız hareket edebilecek yapıların kurulmasını da gündeme getiriyor. Birleşik Krallık liderliğindeki Müşterek Sefer Gücü ile İskandinav ülkeleri arasında savunma işbirliğini artırmaya yönelik öneriler, böyle bir “B Planı”nın şimdiden seçenekler arasına girdiğini gösteriyor.
Ankara Zirvesi’nin sonuç bildirisi de ittifakın içinden geçtiği siyasi krizi doğrular nitelikteydi: Sadece altı maddeden oluşan metin, son yılların en kısa bildirilerinden biri olurken neredeyse tamamen savunma harcamalarına, silah üretimine ve Ukrayna’ya desteğe odaklandı. Temel siyasi meseleler, ABD-Avrupa ilişkilerinin geleceği, ortak tehdit tanımları ve NATO’nun daha geniş rolü gibi konular ise büyük ölçüde yanıtsız kaldı.
Böylece zirve, dışarıya diplomatik bir birlik tablosu sundu. Ancak bu vitrinin arkasında, ittifak içi stratejik ve siyasi bölünmeleri gizlemek artık çok daha zor bir hal aldı.
Diplomasi
Trump yeni Rusya yaptırımları için şartını sundu

ABD Başkanı Trump, Rusya’ya yönelik yeni yaptırım tasarısını ancak kısıtlamaları uygulama, bunlardan vazgeçme veya bunları askıya alma kararlarının tamamen başkana bırakılması şartıyla desteklemeye hazırlanıyor. The New York Times gazetesinin konuya vakıf bir kaynağa dayandırdığı haberde, Trump’ın bu yetkiyi Rusya ile yürütülecek müzakerelerde önemli bir araç olarak gördüğü belirtiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısını, yalnızca bu yaptırımları uygulama, askıya alma veya bunlardan vazgeçme kararlarında tek yetkilinin devlet başkanı olması şartıyla desteklemeye hazır olduğunu belirtti.
The New York Times gazetesinin konuya vakıf bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Trump, bu geniş yetkileri Rusya ile yürütülecek müzakerelerde elini güçlendirecek önemli bir diplomatik araç olarak değerlendiriyor.
Başkana yaptırımlar üzerinde mutlak karar yetkisi tanınması konusu, daha önce de Beyaz Saray ile Demokrat milletvekilleri arasında görüş ayrılıklarına neden olmuştu.
Haberde, yakın zamanda hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın, ölümünden kısa süre önce Beyaz Saray ile uzlaşmaya vardığına inandığı aktarıldı.
Hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmenin ardından açıklama yapan Graham, tarafların yasa tasarısının Trump tarafından desteklenecek yeni bir versiyonu üzerinde mutabık kaldığını duyurmuştu.
Graham son kamuoyu açıklamasında, “Yaklaşık 30 dakika önce Beyaz Saray ile Rusya yaptırım tasarısının destekleyecekleri yeni versiyonu üzerinde anlaşmaya vardığımızı bildirmekten memnuniyet duyuyorum. Bu durum, tasarının yasalaşacağı anlamına geliyor” ifadelerini kullanmıştı.
Senatoda 20 yılı aşkın süre boyunca Güney Karolina eyaletini temsil eden ve Rusya’ya yönelik yaptırım baskısının en kararlı savunucularından biri olan Graham, 11 Temmuz’da 71 yaşında hayatını kaybetti.
Graham, 2018 yılında “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının ortak yazarları arasında yer alıyordu.
Hayatını kaybeden senatör, Nisan 2025’te Demokrat Senatör Richard Blumenthal ile birlikte Moskova’ya yönelik yeni kısıtlamalar öngören ortak bir yasa tasarısı sunmuştu.
Söz konusu belge, Rusya’dan petrol, doğalgaz ve uranyum almaya devam eden ülkelere yüzde 100’e varan gümrük vergileri uygulanmasını ve diğer ikincil yaptırımların hayata geçirilmesini içeriyor.
Trump, daha önce yaptığı bir açıklamada, vefat eden senatörün hazırladığı yaptırım tasarısının kabul edilmesi yönünde “güçlü bir ihtimal” olduğunu dile getirmişti.
Yeni tasarıya İran ve Hizbullah’ın da dahil edilebileceğini kaydeden Trump’ın bu açıklamalarına rağmen, ABD Senatosundaki bazı isimler, Graham’ın hazırladığı belgenin başkan tarafından tamamen desteklenmeyebileceğini ifade ediyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya7 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi7 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor







