Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın “inşaat patlaması”nda başı veri merkezleri çekiyor

Yayınlanma

ABD’de sektör verileri, inşaat istihdamında son dönemde görülen artışın büyük bir kısmının yeni fabrikalarla değil, veri merkezleri ve bunları destekleyen enerji altyapısıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.

ABD Başkanı Donald Trump, inşaat sektöründeki istihdamın artmasını, fabrikaları ABD’ye geri çekme çabalarının işe yaradığının ve iktisadi bir patlamanın (boom) ufukta olduğunun kanıtı olarak görüyor.

Ne var ki, POLITICO’nun haberine göre sektör verileri, inşaat sektöründeki son dönemdeki istihdam artışının büyük bir kısmının, Trump’ın sağladığı yeni yatırım taahhütleriyle desteklenen yeni fabrikalar dalgasıyla değil, veri merkezleri ve bunları destekleyen enerji altyapısıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Bu önemli bir nokta, çünkü fabrikalar veri merkezlerinden çok daha fazla insanı istihdam etme eğiliminde ve bu, toplulukların fabrikaların kendi kasabalarına yerleşmesine daha açık olmasının ana nedenlerinden biri.

Beyaz Saray ara seçimler öncesinde yönetimin iktisadi gündemini halka anlatmakta zorlanıyor.

Enflasyon yüksek seviyelerde seyrediyor ve konut inşaatı yavaşladı, fakat yönetim, Trump’ın ticaret ve sanayi politikalarının meyve verdiğinin en açık işaretlerinden biri olarak inşaat sektöründeki istihdam artışına işaret ediyor.

Gerçekte, Trump’ın sağlanmasına yardımcı olduğu birçok yeni imalat yatırımı henüz planlama aşamasında; bu da toplulukları yeniden şekillendirebilecek fabrika işlerinin muhtemelen yıllar alacağı anlamına geliyor.

2024 başkanlık seçimlerinde Trump’ı desteklemeyen ama Trump’ın zaferini kutlayan açıklamasında, sendika üyelerinin çoğunun Trump’ı desteklediğini kabul eden Kuzey Amerika İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı Sean McGarvey şunları söyledi:

“Geçen yıl bu yönetim altında, ilk çalışma saatini sağladığımız tek bir proje bile başlamadı. Trump yönetimi sırasında yeni imalat projeleriyle ilgili çok sayıda duyuru yapıldı, fakat bunlar henüz başlamadı. Gerçek anlamda kazma kürek işleri henüz başlamadı.”

Gelgelelim bu, Trump’ın salı günkü Birliğin Durumu konuşmasında yaptığı gibi, iktisadi canlanmayı övmek için inşaat istihdamı rakamlarını tekrar tekrar kullanmasını engellemedi.

Trump, “Binlerce yeni işletme kurulurken, fabrikalar, tesisler ve laboratuvarlar inşa edilirken, çok kısa bir sürede 70.000 yeni inşaat işi ekledik. Giderek büyüyor ve güçleniyor. Kimse gördüklerine inanamıyor,” demişti.

Fakat veriler, hangi sektörlerin patlama yaşadığına dair daha nüanslı bir tablo çiziyor.

Ocak ayında inşaat sektöründe yaratılan 33.000 işin 25.000’den fazlası, veri merkezleri ve enerji altyapısıyla ilgili elektrik ve mekanik işleri içeren kategori olan konut dışı özel işlerdeydi.

Konut dışı bina inşaatı 3.600 iş ekledi. Hem fabrikalar hem de veri merkezleri, inşaat ve özel müteahhitlerin bir karışımına dayanırken, iktisatçılar, özel ticaret alanındaki son dönemdeki gücün, veri merkezleri ve güç altyapısı projelerinin sistem ağırlıklı doğasını yansıttığını söylüyor.

Birçok iktisatçı bu işlerin, hükümet istatistikçilerinin veri topladığı dönemde mevsim normallerinin üzerinde sıcak havanın etkisiyle, verilerde sadece geçici bir artış olduğunu düşünüyor.

Bu uyumsuzluk, Trump’ın desteğiyle fabrikaların geri dönüşünün işaretlerini arayan işçi sınıfından seçmenlere yönelik Cumhuriyetçilerin argümanını karmaşıklaştırabilir.

Veri merkezleri inşa eden inşaat ekipleri yatırımın işareti olabilir, fakat bu, fabrikaların yaptığı gibi toplulukları destekleyen ve yerel ekonomileri yeniden şekillendiren sağlam ücretlere dönüşmeyebilir.

Anketler, Amerikalıların veri merkezlerinin topluluklarına faydalı olup olmayacağından emin olmadıklarını gösteriyor.

Örneğin Amerikan İmalat Birliği Başkanı Scott Paul şunları söylüyor:

“Depolar, veri merkezleri, imalat tesisleri, Buc-ee’s veya başka herhangi bir şey olsun, nihayetinde topluma istikrarlı, yüksek ücretli işler getirecek olan nedir? Bu açıdan bakıldığında, imalat sektörü kazanan taraf. Bir veri merkezinde daha az iş var. Birkaç yüksek vasıflı iş olacak, ama çok fazla değil. Bence bu çok adil bir soru: İstihdam açısından, hangisi size daha fazla kazanç sağlayacak?”

Dahası, yeni veri merkezlerine olan kesintisiz talep, Amerika’nın kalbindeki diğer projeleri gölgede bırakıyor; bu da, bu imalat istihdamının meyve vermesi için daha da uzun süre gerekebileceği anlamına geliyor.

Elektrikçiler, HVAC (Isıtma, Havalandırma ve Klima) teknisyenleri ve diğer vasıflı işçiler ülke genelinde yetersiz. Sektör iktisatçıları, kredi piyasalarına derin erişimi olan teknoloji devlerinin desteklediği veri merkezi geliştiricilerinin, ekipleri güvence altına almak ve projeleri zamanında tamamlamak için prim ödemeye istekli olduklarını söylüyor.

Yoğun veri merkezi inşaatlarının yaşandığı bölgelerde, bu dinamik, aynı işgücü havuzunu paylaşan diğer endüstriyel projelerin maliyetini geciktirebilir veya artırabilir.

Barack Obama’nın eski ekonomi danışmanı ve şu anda Chicago Federal Rezerv Bankası Başkanı olan Austan Goolsbee pazartesi günü gazetecilere, Iowa’nın Cedar Rapids kentine yaptığı son gezisini anlatırken şunları söyledi:

“Kimse HVAC teknisyeni işe alamıyor çünkü veri merkezleri tüm insanları [ve] tarım arazilerini emiyor. AI veri merkezlerine olan büyük talep, diğer projeler için mevcut olan kıt kaynakları bir nevi aşırı ısıtıyor ve aşırı yüklüyor.”

Fakat Beyaz Saray danışmanları, veri merkezleri ve imalatın birbirini dışlamadığını savunuyor. Yeni inşa edilen imalat tesislerinin geçmiştekilerden daha yüksek teknolojiye sahip olduğunu ekliyorlar, bu da uzman ticaret işçilerinin sayısındaki artışın, aksi takdirde düşündüklerinden daha fazla imalat inşaatı büyümesini yansıttığı anlamına geliyor.

“Aynı anda birden fazla şey olabilir, buna veri merkezleri, fabrikalar ve benzeri şeyler de dahildir,” diyen bir Beyaz Saray yetkilisi, öncü göstergelerin çok sağlam olduğunu öne sürüyor.

Yine de, son birkaç yıldır yarı iletken ve elektrikli araç bataryalarının üretimi sırasında artış gösteren imalat inşaatı, veri merkezi projeleri hızlanmasına rağmen, zirveden düşüşe geçti.

Devam eden fabrika inşaatlarının çoğu, Trump göreve dönmeden önce yürürlüğe giren teşviklerle başlatılmışken, yönetimin yeni duyurduğu yatırımların çoğu henüz erken aşamalarda. Nüfus Sayımı Bürosu verilerine göre, imalat inşaat harcamaları 2024 ortasında rekor seviyeye ulaştı ve o zamandan bu yana yaklaşık yüzde 10 düştü.

Beyaz Saray danışmanları, yeni inşaat projelerinin bir kısmının Trump göreve geldiğinde zaten yapım aşamasında olduğunu kabul ediyor, fakat başkanın çok daha sektör dostu bir regülasyon ortamı yarattığını ve maliyet yükünü azalttığını, bu sayede projelerin ilerleyebildiğini söylüyor.

Ayrıca, imalat harcamalarındaki düşüşü, Cumhuriyetçilerin milyarlarca dolarlık Yeşil Yeni Anlaşma sübvansiyonlarını sonlandırma kararının sonucu olarak elektrikli araç fabrikalarının kapatılmasına bağlıyorlar.

Beyaz Saray yetkilisi, “Baktığımız şeyler, insanların her zaman satın aldığı ilaçlar, yarı iletkenler veya benzeri şeyler,” diye ekledi.

Bazı inşaat sektörü yetkilileri, başkanın imalat sektöründe yeniden canlanma çabalarının, değişen gümrük tarifesi politikaları ve agresif sınır dışı etme gündemi tarafından da baltalandığını savunuyor.

Müteahhitler, sahiplerinin ticaret kuralları ve finansman maliyetleri konusunda netlik bekledikleri için aylarca erteledikleri sözleşmeli projeler olduğunu bildiriyor.

ABC’nin yakın zamanda yaptığı bir ankete göre, müteahhitlerin 4’te 1’i politika belirsizliği nedeniyle gecikmeler veya duraklamalar olduğunu bildiriyor.

Fakat veri merkezi sektörü yetkilileri, sektördeki patlamanın imalat sektöründeki büyümeyi tamamlayıcı nitelikte olduğunu, onunla çelişmediğini savunuyor. Sektörlerin birbirini güçlendirdiğini, yapay zeka altyapısının yerli enerji, ekipman ve ileri imalat talebini artırdığını savunuyorlar.

Veri Merkezi Koalisyonu federal işler direktörü Cy McNeill, “Bir dereceye kadar işgücü için rekabet ediyoruz. Fakat hepimizin ortak hedefi, ABD işgücünün ABD imalat ve ABD veri merkezi inşaatındaki bu büyümeye hazır olmasını sağlamak olduğunu düşünüyorum,” diyor.

Bazı iktisatçılar, daha geniş çaplı inşaat patlamasının da göründüğünden daha kırılgan olabileceği konusunda uyarıyor. Konut inşaatı son aylarda zayıfladı ve konut projelerinin zayıf kalması bekleniyor ki bu da diğer alanlardaki kazançları dengeleyebilir.

Amerika

Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.

Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.

Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.

Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”

ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.

Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.

Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.

Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.

Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.

Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.

Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.

Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.

Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.

Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.

Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.

Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.

Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.

Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu. 

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.

Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.

Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.

Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.

Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Musk halka arzla ilk trilyoner olmaya yaklaşıyor

Yayınlanma

SpaceX şirketinin 12 Haziran’da başlayacak halka arzı kapsamında hisse fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesiyle Elon Musk’ın servetinin 988 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde yüzde 2,2 oranında değer kazanması yetecek.

Uzay teknolojileri firması SpaceX’in gerçekleştireceği ilk halka arz (IPO) sonrasında milyarder iş insanı Elon Musk’ın kişisel servetinin 988 milyar dolara yükseleceği bildirildi.

Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre dünyanın en zengin insanı unvanına sahip olan Musk’ın ilk trilyoner statüsüne ulaşması için 12 milyar dolarlık bir bakiye kalıyor.

Ajans, bu eksik miktarın ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yaklaşık 12,2 milyar dolar değerindeki toplam servetine denk geldiğine dikkat çekti.

Halka arz sürecinde SpaceX hisselerinin birim fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesi planlanıyor. Borsadaki işlemlerin 12 Haziran tarihinde başlayacağı belirtilirken, hisse değerinin ilk gün yüzde 2,2 oranında artarak 138 dolara yükselmesi durumunda Musk’ın serveti 1 trilyon dolar barajını aşmış olacak.

Halka arz için 1,75 trilyon dolarlık piyasa değeri hedefleniyor

Musk tarafından 2002 yılında kurulan SpaceX, bugüne kadar halka kapalı bir şirket olarak faaliyet gösterdi ve finansal verilerini resmi olarak kamuoyuyla paylaşmadı.

Musk, geçtiğimiz yaz döneminde SpaceX için halka arz sürecini başlatma teklifinde bulunmuştu. Reuters ajansının elde ettiği bilgilere göre şirket, halka arzda hisse başı sabit fiyatı 135 dolar olarak belirleyerek 75 milyar dolarlık rekor bir kaynak yaratmayı amaçlıyor.

Bu süreçte 555,6 milyon adet hissenin satışını planlayan şirketin hedeflediği toplam piyasa değeri ise 1,75 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Geçtiğimiz şubat ayında Musk, yapay zeka girişimi xAI ile SpaceX şirketlerini birleştirme kararı almıştı. Bloomberg ve The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberlerde, birleşen şirketlerin toplam piyasa değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı aktarılmıştı.

Sabit fiyatlı halka arz yöntemiyle şirket, yatırımcı talepleri toplanmaya başlamadan önce her bir hissenin kesin satış bedelini önceden ilan etmiş oluyor.

Tesla hisselerinin performansı trilyonerlik sürecini etkileyebilir

Şu anda 54 yaşında olan Musk, dünyanın en zengin insanı konumunu sürdürüyor. Güncel verilere göre serveti 726 milyar dolar olarak hesaplanan Musk, Forbes’un en zengin milyarderler listesinde ilk sırada yer alıyor.

Musk, şubat ayında elde ettiği başarıyla tarihte serveti 800 milyar doları aşan ilk kişi unvanını kazanmıştı.

Bloomberg, Musk’ın gelecekteki servet seyrinin en büyük ikinci varlığı konumundaki Tesla Inc. hisselerinin performansına da bağlı olduğunu hatırlattı.

Tesla hisselerinin mayıs ayının ortasında kaydedilen 445 dolar seviyesine geri dönmesi durumunda, Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde hızlı bir yükseliş kaydetmesine gerek kalmayacağı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Donald Trump’ın Kongre onayı olmadan İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirmesini öngören savaş yetkileri kararını kabul etti. Karar, dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlara katılmasıyla 215’e karşı 208 oyla geçti ve Temsilciler Meclisi’nin çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkmasına işaret etti.

ABD Temsilciler Meclisi çarşamba günü, Başkan Donald Trump’ın Kongre yetkilendirmesi olmadan İran’la yürütülen savaşı sona erdirmesini zorunlu kılacak tedbiri kabul etti.

Bu oylama, alt kanadın çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkması anlamına geliyor.

Temsilciler Meclisi, savaş yetkileri kararını dört Cumhuriyetçi vekilin desteğiyle 215’e karşı 208 oyla kabul etti.

Daha önceki üç başarısız girişimde karara karşı oy kullanan Maine Demokratı Jared Golden da bu kez tutumunu değiştirerek destek verdi. Böylece Demokrat Parti saflarında konuya ilişkin tam birlik sağlandı.

Kentucky’den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Pensilvanya’dan Brian Fitzpatrick, Michigan’dan Tom Barrett ve Ohio’dan Warren Davidson Demokratlarla birlikte karar lehine oy kullandı.

Kararın kabul edilmesinin ardından Demokrat vekiller salonda alkışlarla tepki verdi.

Oylamanın, Kongre üyeleri Memorial Day tatili için Washington’dan ayrılmadan önce yapılması planlanıyordu. Ancak Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler, kararı engelleyecek yeterli sayıya sahip olmadıklarının anlaşılması üzerine oylamayı son anda gündemden çıkardı. Birden fazla Cumhuriyetçi vekil oturuma katılmamıştı. Diğer bazı Cumhuriyetçilerin de kararı desteklemesi bekleniyordu.

ABD Senatosu da mayıs ayında Trump’ın İran konusundaki yetkilerini sınırlamayı amaçlayan benzer bir düzenlemeyi ilerletmişti.

Dört Cumhuriyetçi senatör, bir Demokrat dışında tüm Demokratlarla birlikte hareket ederek sürecin ilerlemesini sağlamıştı. Yedi başarısız oylamanın ardından gelen bu gelişmede üç Cumhuriyetçi senatörün yokluğu da etkili olmuştu.

Ancak Senato’daki usul oylaması yalnızca olası kabul sürecinin ilk aşamasıydı. Cumhuriyetçilerin önümüzdeki günlerde tasarıyı engellemek için yeniden fırsat bulması bekleniyor.

Senato’nun Temsilciler Meclisi’nden geçen versiyonu ne zaman oylayacağı ise henüz netleşmedi. Temsilciler Meclisi Demokrat liderleri yayımladıkları açıklamada Senato Cumhuriyetçilerine “doğru olanı yapmaları” çağrısında bulundu.

Bazı Cumhuriyetçilerin savaşa verdiği destek, çatışmanın 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük süreyi aşmasının ardından zayıflamaya başladı. Söz konusu yasa, Kongre savaş için yetki vermemişse başkanın silahlı kuvvetleri çatışma alanından çekmesini öngörüyor.

Çatışma 1 Mayıs’ta bu süreyi aşmıştı. Ancak Trump yönetimi, nisan ayının başlarında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin süre hesabını durdurduğunu belirtti. Buna rağmen her iki taraf da o tarihten sonra saldırılar gerçekleştirdi.

Trump yönetimi ayrıca 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Ancak bu görüş şimdiye kadar herhangi bir mahkeme tarafından test edilmedi.

Trump’ın İran konusundaki askeri yetkilerini sınırlayan girişimlere destek veren Cumhuriyetçiler, savaşın Kongre onayı olmadan sürdürülmesinden ve çatışmayı sona erdirecek bir stratejinin bulunmamasından rahatsızlık duyuyor.

Bazıları savaşın kamuoyundaki düşük desteğinin ve ekonomik sonuçlarının, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolünü sürdürme ihtimaline zarar verebileceğinden endişe ediyor.

Senato adaylığı için kampanya yürüten Iowa Cumhuriyetçisi Ashley Hinson, geçen hafta bir seçim etkinliğinde yaptığı özel bir görüşmede savaşın “önümüzdeki birkaç haftanın ötesine” uzaması halinde siyasi açıdan yük haline gelebileceğini söyledi.

CBS News’in ulaştığı ses kaydına göre Hinson, savaşın devam etmesinin “siyasi bir yükümlülük” oluşturabileceğini ifade etti.

Trump ise geçen ay yaptığı açıklamada ara seçimler öncesinde İran’la anlaşmaya varmak konusunda acele etmediğini söyledi.

Trump, “Herkes ‘Ara seçimler geliyor, acele ediyorum’ diyor. Hiç acelem yok” ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü kabul edilen karar, Nisan ayında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi New York Temsilcisi Gregory Meeks tarafından sunuldu.

Karar, Kongre savaş ilan etmediği veya askeri güç kullanımına yetki vermediği sürece başkana “Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerini İran’la yürütülen çatışmalardan çekme” talimatı veriyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Florida Cumhuriyetçisi Brian Mast ise çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada kararı “aptalca bir siyasi oylama” olarak nitelendirdi.

Mast, kararın “başkanın İran’la yürüttüğü müzakerelerde elini zayıflattığını” söyledi.

Oylamanın ardından konuşan Meeks ise savaş yetkileri kararlarının İran’la yürütülen müzakerelerde başkanı zayıflattığı yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Demokratların İran savaşını sona erdirmek için benzer oylamaları gündeme getirip getirmeyeceği sorulduğunda Meeks, gazetecilere, “Görevimizi yapmayı sürdüreceğimizi bekleyebilirsiniz” dedi.

Meeks, “Anayasal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Mayıs ayında da benzer bir savaş yetkileri kararına destek veren Fitzpatrick ise, “Yasa yasadır” dedi.

Fitzpatrick, “Yasaya uymak zorundayız. Yürürlükte bir yasa var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçi vekil sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önünüzde iki seçenek var. Ya yasaya uyarsınız ya da yasayı değiştirirsiniz. Yasayı ihlal edemezsiniz. Bu bir seçenek değil.”

20 Mayıs’taki genel kurul görüşmeleri sırasında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin neden Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarına hukuki çerçeve sağlayacak bir askeri güç kullanım yetkisi oylaması düzenlemediğini sorguladı.

Meeks, “Cumhuriyetçi meslektaşlarım bunun haklı olduğuna inanıyorsa, askeri güç kullanım yetkisini öngören bir tasarıyı genel kurul gündemine getirmeliler” dedi.

Barrett tarafından mayıs ayının başlarında sunulan böyle bir askeri güç kullanım yetkisi tasarısının ise şimdiye kadar kayda değer destek toplamadığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden Kaliforniyalı bağımsız Temsilci Kevin Kiley ise Kongre’nin yetkisini ortaya koyması için “daha iyi araçlar” bulunduğunu söyledi.

Kiley, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisine atıfta bulunarak, “Fonların nasıl kullanılacağı konusunda yönlendirme yapma imkanımız var” dedi.

Kiley, “İnsanların eldeki bütün araçları kullanmak istemesini anlıyorum. Ancak Kongre’nin burada gerçekten etkili sonuçlar doğurabilecek gözetim araçlarını ve Anayasa’nın birinci maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanması gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English