Amerika
Trump’ın İran hesabı: ‘Zafer’ mi, çıkış mı?

Reuters’ın haberine göre Trump yönetimi, ABD’nin Irak’tan bu yana girdiği en büyük askeri operasyonda tutarlı bir zafer anlatısı oluşturmakta güçlük çekiyor; danışmanlar ise benzin fiyatları, nükleer hedefler ve siyasi taban kaygıları arasında sıkışmış durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışının neredeyse durma noktasına gelmesi ve finans piyasalarındaki sarsıntı, Beyaz Saray’ın önündeki süreyi fiilen daraltıyor.
Beyaz Saray’da karmaşık bir güç mücadelesi yaşanıyor. Trump’ın İran savaşının gidişatı hakkındaki değişken açıklamalarını şekillendiren bu mücadelede danışmanlar, çatışma Batı Asya’ya yayılırken ne zaman ve nasıl “zafer ilan edileceği” konusunda ayrışıyor.
Reuters’ın Trump’a yakın bir danışman ve karar süreçlerini bilen kaynaklarla gerçekleştirdiği görüşmeler, 2003 Irak savaşından bu yana ABD’nin en büyük askeri operasyonuna yaklaşımın Beyaz Saray içinde nasıl şekillendiğine dair daha önce yayımlanmamış bir tablo sunuyor.
Savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra çatışma, küresel finans piyasalarını sarstı ve uluslararası petrol ticaretini sekteye uğrattı.
Geçen yıl göreve dönerken “gereksiz askeri müdahalelerden kaçınacağını” taahhüt eden Trump için riskler son derece yüksek.
Trump’ın dikkatini çekmek için yürütülen rekabet başkanlığının sık görülen bir özelliği olsa da bu kez söz konusu olan dünyanın en istikrarsız ve ekonomik açıdan en kritik bölgelerinden birinde savaş ve barış meselesi.
Mesaj değişiyor, piyasalar dalgalanıyor
Trump, 28 Şubat’ta savaşı başlatırken ortaya koyduğu geniş hedeflerden son günlerde giderek uzaklaşarak çatışmayı “büyük ölçüde tamamlanmış sınırlı bir operasyon” olarak sunmaya başladı.
Ancak bu mesaj henüz yerli yerine oturmadı. Enerji piyasaları da Trump’ın açıklamalarına bağlı olarak sürekli dalgalanıyor.
Çarşamba günü Kentucky’de düzenlenen bir mitingde Trump, “Savaşı kazandık” dedi. Ardından hemen ton değiştirerek “Ama erken ayrılmak istemeyiz, değil mi? İşi bitirmeliyiz” ifadesini kullandı.
Ekonomi cephesi alarm veriyor
Kaynaklara göre Hazine Bakanlığı ve Ulusal Ekonomi Konseyi’nden yetkililer dahil ekonomik danışmanlar Trump’ı uyardı: Petrol şoku ve yükselen benzin fiyatları, savaş için iç kamuoyu desteğini hızla eritebilir. Siyasi danışmanlar da benzer argümanlar öne sürüyor.
Beyaz Saray özel kalemi Susie Wiles ve yardımcısı James Blair, özellikle yüksek akaryakıt fiyatlarının siyasi yansımalarına dikkat çekerek Trump’a zaferi “dar biçimde tanımlamasını” ve operasyonun sınırlı ve neredeyse tamamlanmış göründüğünü vurgulamasını öneriyor.
Şahinler baskıyı sürdürüyor
Farklı bir cephede ise Trump’ı İran üzerindeki askeri baskıyı sürdürmeye çağıran şahin görüşler var. Bu grubun içinde Cumhuriyetçi senatörler Lindsey Graham ve Tom Cotton ile yorumcu Mark Levin bulunuyor.
Bu isimler, ABD’nin İran’ın nükleer silaha ulaşmasını engellemesi ve Amerikan askerlerine ile deniz taşımacılığına yönelik saldırılara güçlü biçimde karşılık vermesi gerektiğini savunuyor.
Üçüncü bir baskı ise Trump’ın popülist tabanından geliyor. Stratejist Steve Bannon ve sağcı yayıncı Tucker Carlson gibi isimler, ABD’nin yeni ve uzun süreli bir “Orta Doğu savaşına” sürüklenmemesi gerektiğini Trump’a iletiyorlar.
Trump’a yakın bir danışman, tablonun özünü şöyle tanımladı: “Trump şahinlerin kampanyanın sürdüğüne inanmasına izin veriyor, piyasaların savaşın yakında bitebileceğini düşünmesini istiyor ve kendi tabanına da tırmanmanın sınırlı kalacağını göstermeye çalışıyor.”
Yorum talepleri üzerine Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt şunları söyledi:
“Bu haber, Başkan Trump ile herhangi bir görüşmede bile bulunmayan anonim kaynaklardan gelen dedikodu ve spekülasyonlara dayanmaktadır. Başkan iyi bir dinleyicidir ve birçok kişinin görüşünü alır; ama nihai kararı veren ve en iyi mesajı belirleyen kişi yine kendisidir. Başkanın tüm ekibi Destansı Öfke Operasyonu’nun hedeflerinin tamamen gerçekleştirilmesine odaklanmıştır.”
Birbiriyle çelişen anlatılar arasında çıkış yolu
Trump ABD’yi savaşa sokarken çok az açıklama yaptı. Yönetimin savaş hedefleri ise İran’ın yakın bir saldırısını önlemekten nükleer programını felç etmeye ve hükümeti değiştirmeye kadar uzanan geniş bir yelpazede değişti.
Kamuoyundan destek görmeyen bir çatışmadan çıkış yolu arayan Trump, bazı analistlerin değerlendirmesine göre birbiriyle çelişen anlatıları aynı anda yürütmeye çalışıyor. Bu durum, ABD-İsrail hava saldırılarının yıkıcı etkisine karşın İran’ın direncini koruması nedeniyle daha da içinden çıkılmaz hale geliyor.
Savaş öncesinde ekonomik şok konusundaki uyarıları büyük ölçüde göz ardı edilen siyasi ve ekonomik danışmanlar bu hafta öne çıktı. Bu danışmanların, Trump’ın piyasaları yatıştırma ve petrol ile gaz fiyatlarındaki yükselişi sınırlama çabalarında belirleyici rol oynadığı görülüyor.
Trump’ın savaşı “kısa süreli bir operasyon” olarak nitelendirmesi ve benzin fiyatlarındaki artışın geçici olduğunu vurgulaması, uzun süreli çatışma kaygısını gidermeyi hedefliyor.
Kaynaklara göre bazı üst düzey danışmanlar Trump’a “askeri açıdan zafer olarak sunabileceği bir sonuç üzerinde çalışmasını” tavsiye etti. Bu senaryoda, İran liderliğinin büyük bölümü hayatta kalsa ve nükleer programın bazı kalıntıları sürsün bile, savaş sona erdirilebilir.
Sahada sınırlı kazanımlar, denizde yükselen maliyet
ABD ve İsrail’in art arda düzenlediği hava saldırılarında çok sayıda üst düzey İranlı yetkili hayatını kaybetti. İran’ın balistik füze cephaneliği ve donanması ile altyapı tesisleri zarar gördü; vekillerine destek kapasitesi de zayıfladı.
Fakat bu askeri başarılar, İran’ın Körfez’de petrol tankerlerine ve ulaşım tesislerine yönelik saldırıları tırmandırması ve bunun petrol fiyatlarını yukarı çekmesiyle ciddi ölçüde gölgede kaldı.
Trump, operasyonun ne zaman sona ereceğine kendisinin karar vereceğini açıkladı. Kendisi ve danışmanları operasyonun, başlangıçta duyurulan 4-6 haftalık sürenin çok ilerisine geçtiğini kabul ediyor. Savaşın neden başlatıldığına dair değişen gerekçeler ve çatışmanın yarım düzineden fazla ülkeye yayılması ise bundan sonra ne olacağını tahmin etmeyi giderek zorlaştırıyor.
Analistlerin değerlendirmesine göre İran yönetimi, ABD-İsrail saldırısından varlığını koruduğunu öne sürerek zafer ilan edecek; özellikle İsrail, ABD ve müttefiklerine hasar verebildiğini ortaya koyduğunda bu tablo daha da güçlenecek.
Hürmüz Boğazı gerçek sınav
Savaşın seyrinde belirleyici olacak noktaların başında Hürmüz Boğazı geliyor. Normal koşullarda dünya petrol sevkiyatının yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçiyor. Ancak akış neredeyse durma noktasına geldi.
İran son günlerde Irak sularındaki tankerleri ve boğaz yakınındaki gemileri hedef aldı; yeni dini lider Mücteba Hamaney de boğazı kapalı tutacaklarını taahhüt etti.
İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü ABD’de benzin fiyatlarını ciddi biçimde yükseltirse, bu durum Kasım ara seçimlerinde Kongre’deki dar çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler açısından Trump üzerinde savaşı bitirme baskısını artırabilir.
Trump son dönemde savaşın Tahran yönetimini devirmeye yönelik olduğu fikrini daha az dile getiriyor. ABD istihbaratına göre İran liderliğinin yakın vadede çökme riski bulunmuyor.
Venezuela yanılsamasının bedeli
Savaşın gidişatına ilişkin karışıklığın bir bölümü, ABD’nin Venezuela’da elde ettiği hızlı askeri başarıdan kaynaklanıyor olabilir.
Yönetimin düşünce yapısını bilen bir kaynağa göre bazı danışmanlar, Trump’ı İran operasyonunun 3 Ocak’taki Venezuela baskınına benzemeyeceği konusunda ikna etmekte güçlük çekti.
O operasyonda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro kaçırılmış ve Trump, uzun süreli bir askeri operasyon gerektirmeden ülkenin büyük petrol rezervleri üzerinde kayda değer bir nüfuz elde etmişti. İran ise daha gelişmiş silahlara, köklü dini ve güvenlik kurumlarına sahip çok daha zorlu bir rakip olduğunu kanıtladı.
Uzmanlar, Trump’ın Haziran’da ABD-İsrail bombardımanının İran’ın nükleer programını “yok ettiğini” ısrarla vurgularken Trump yardımcılarının İran’ın nükleer silah üretimine haftalar kala olduğu iddiasını reddediyor.
İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun büyük bölümünün Haziran saldırılarında gömüldüğüne inanılıyor; bu uranyumun teorik olarak çıkarılıp yeniden zenginleştirilerek silah düzeyine getirilmesi mümkün. İran ise nükleer silah peşinde olduğunu her zaman reddetti.
Savaş uzar, Amerikan kayıpları artar ve ekonomik maliyetler büyürse bazı analistlere göre bu gelişmeler Trump’ın siyasi tabanının desteğini aşındırabilir.
Ancak askeri müdahalelere karşı olan bazı destekçilerin eleştirilerine karşın, “Make America Great Again” hareketinin üyeleri şu ana kadar büyük ölçüde Trump’ın İran politikasını desteklemeyi sürdürüyor. Cumhuriyetçi stratejist Ford O’Connell bu tabloyu şöyle özetledi: “MAGA tabanı başkana hareket alanı tanıyacaktır.”
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Amerika
Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.
ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.
29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.
Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.
Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.
Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.
Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.
Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.
F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.
Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.
Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.
Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.
Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.
Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.
İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.
Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.
Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.
Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası











