Amerika
Trump’ın kripto madencilik şirketi NASDAQ’ta yüzde 95 değer kaybetti

ABD Başkanı Trump’ın oğlu Eric Trump’ın kurucuları arasında yer aldığı American Bitcoin firmasının hisseleri, halka arzının ardından geçen 10 ayda yüzde 95 değer kaybetti. Şirket, NASDAQ endeksinde kalabilmek için 1’e 15 oranında ters hisse bölünmesi kararı aldı. Diğer büyük madencilik şirketleri yapay zekaya yönelirken, American Bitcoin sadece kripto para üretip biriktirme stratejisini sürdürüyor.
Halka arz edilmesinin üzerinden 10 ay geçen kripto para madencilik şirketi American Bitcoin, hisselerinde yaşanan yüzde 95’lik düşüşle zor günler geçiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın oğlu Eric Trump’ın kurucu ortağı ve strateji yöneticisi olduğu şirketin hisseleri zirve noktasından sert bir gerileme kaydetti.
Bu süreçte Eric Trump’ın şirketteki payının değeri 600 milyon dolardan fazla azaldı. Şirket, NASDAQ borsasındaki varlığını koruyabilmek amacıyla bu hafta 1’e 15 oranında ters hisse bölünmesi gerçekleştirmek zorunda kaldı.
Eric Trump, sadece Bitcoin üretip bunları rezerv olarak elde tutma stratejisini savunuyor. Ancak sektördeki diğer büyük oyuncular altyapılarını yapay zeka odaklı veri merkezlerine dönüştürürken, yatırımcılar da bu şirketlere yöneliyor.
Riot Platforms, Cipher Digital, MARA ve TeraWulf gibi rakipler yapay zeka alanında faaliyetlerini çeşitlendirerek bu yıl hisselerinde ortalama yüzde 60’ın üzerinde artış yakaladı. American Bitcoin hisseleri ise sene başından beri yüzde 77 değer kaybetti.
Şirket, Bitcoin varlıklarının değerindeki 117,2 milyon dolarlık düşüşün ardından ilk çeyrekte 118,2 milyon dolar faaliyet zararı bildirdi.
Bitcoin fiyatı, 2025 yılı ekim ayı başında ulaştığı yaklaşık 126 bin dolarlık rekor seviyeden yüzde 50, sene başından bu yana ise yüzde 30 oranında geriledi.
Şirkette yaklaşık yüzde 6 hissesi bulunan Eric Trump’ın yanı sıra, projenin kuruluşunda yer alan Donald Trump Jr.’ın payının büyüklüğü henüz netlik kazanmadı.
American Bitcoin’in şubat 2025’te kurulan öncül şirketi American Data Centers, başlangıçta yapay zeka veri merkezleri kurmayı hedefliyordu.
Eric Trump o dönemde bu adımın ABD’nin yapay zeka altyapısı için hayati olduğunu belirtmişti. Ancak bir ay sonra şirket, hisse payı ve özel hizmet anlaşması karşılığında Hut 8 Corp firmasından madencilik donanımı almak üzere anlaştı.
Ardından borsada işlem gören Gryphon Digital Mining ile birleşerek eylül başında NASDAQ’ta “ABTC” koduyla işlem görmeye başladı. Halka arzın ilk beş gününde 140 dolar seviyesine yaklaşan hisse fiyatı, günümüzde 6 dolar civarında seyrediyor.
Şirketin temel varlıkları madencilik cihazları ve biriktirilen Bitcoin’lerden oluşuyor. Elektrik, saha, altyapı ve bakım hizmetleri ise American Bitcoin’in çoğunluk hissedarı olan Hut 8 tarafından sağlanıyor.
Yapay zekaya odaklanan Hut 8’in kendi hisseleri bu yıl iki kattan fazla değer kazandı. American Bitcoin yönetimi, diğer madencilerin yapay zekaya yönelmesini kendileri için bir avantaja dönüştürmeyi hedefliyor.
Şirket, rakiplerin cihazlarını kapatmasıyla madencilik zorluğunun düşeceğini ve bu sayede daha fazla Bitcoin elde etme şanslarının artacağını savunuyor.
Eric Trump, olağanüstü felaket durumları haricinde ellerindeki Bitcoin’lerini satmayı planlamadıklarını ifade etti.
Nisan ayı sonunda Forbes dergisinde yayımlanan araştırmada, şirketin verimli madencilik yapmak yerine hisse satışından elde ettiği gelirle doğrudan Bitcoin aldığı ve yatırımcı çekmek için Trump ismini kullandığı iddia edilmişti.
Eric Trump bu iddiaları reddederek yayını gazetecilik adına bir utanç olarak nitelendirmişti. Bloomberg’in son analizi hakkında ise henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Amerika
ABD’de artan Obamacare maliyetleri ara seçimler öncesi kriz çıkardı

ABD’de Obamacare kapsamındaki sağlık sigortası primlerinin 2027’de ortanca yüzde 14 artması bekleniyor. Uzmanlar artışta yükselen sağlık harcamalarının yanı sıra süresi dolan prim destekleri ve federal politika belirsizliğinin etkili olduğunu belirtirken, Demokratlar gelişmeyi Cumhuriyetçilere karşı ara seçim kampanyalarının merkezine taşıyor.
ABD’de Obamacare olarak bilinen Uygun Fiyatlı Bakım Yasası (ACA) kapsamındaki sağlık sigortası primlerinin 2027 yılında çift haneli oranda artması bekleniyor. Bu durum, milyonlarca Amerikalının aylık sağlık sigortası maliyetlerinin yüzlerce dolar yükselmesi riskini doğururken, Demokratların Cumhuriyetçilere yönelik “hayat pahalılığı” eleştirilerine de yeni bir zemin sağlıyor.
KFF’nin sigorta şirketlerinin ön başvurularını inceleyerek hazırladığı analize göre, şirketler 2027 yılı için ortanca yüzde 14 prim artışı öngörüyor. Bu oran, 2026 yılında bir önceki yıla göre ortanca yüzde 20 artan primlerin üzerine gelecek.
2027 tarifeleri mevcut haliyle onaylanırsa, bu artış 2018’den bu yana görülen en yüksek ikinci prim yükselişi olacak. Böylece, Trump yönetimi döneminde sağlık sigortası borsalarında yeniden dalgalanma eğilimi sürerken, önceki yıllarda görülen kapsam genişlemesi ve görece istikrarın tersine dönmesi bekleniyor.
Prim artışlarının arkasında bu yıl da çift haneli zamları tetikleyen etkenler bulunuyor. Hastane hizmetleri ve reçeteli ilaçlar dahil sağlık harcamaları yükselmeye devam ediyor. Pahalı uzmanlık ilaçlarına ve GLP-1 sınıfı ilaçlara yönelik talep de artıyor.
Bazı sigorta şirketleri ise yüksek maliyet ve yoğun kullanım nedeniyle kilo verme amacıyla kullanılan bu ilaçların kapsamını daralttı.
Yükselen enflasyon da tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturarak sağlık hizmetleri dahil birçok alandaki maliyetleri artırıyor.
Politika değişiklikleri belirsizliği artırdı
Uzmanlara göre Kongre ile Trump yönetiminin hayata geçirdiği politika değişiklikleri de piyasayı olumsuz etkiliyor ve sigorta şirketleri açısından belirsizliği artırıyor.
Bu değişikliklerin başında, Kongre’deki Cumhuriyetçilerin geçen yıl sonunda süresinin dolmasına izin verdiği ACA kapsamındaki artırılmış prim destekleri geliyor.
2025 yılının sonlarında Demokratlar, bu desteklerin uzatılmasını sağlamak amacıyla federal hükümetin yeniden açılmasına ilişkin oylamayı destekleme karşılığında uzatma talep etti. Ancak hükümet 45 gün süren rekor kapanmanın ardından yeniden açılırken prim destekleri uzatılamadı.
Cumhuriyetçiler daha sonra desteklerin uzatılmasına ilişkin bir tasarının oylanacağı sözünü verdi ancak söz konusu teklif kabul edilmedi ve destekler bu yılın başında sona erdi.
Demokratlar ise ülke genelindeki seçim kampanyalarında bu konuyu ara seçim mesajlarının merkezine yerleştirerek, artan sağlık maliyetlerini doğrudan prim desteklerinin kaldırılmasına bağlıyor.
Jon Ossoff yakın zamanda düzenlenen bir seçim mitinginde Cumhuriyetçi rakibi Mike Collins’i hedef alarak, “Donald Trump ve onun kuklası Mike Collins, bir milyondan fazla Georgialının sağlık sigortası primlerini iki katına çıkardı ve 300 bin Georgialıyı tamamen sigortasız bıraktı. Bu iki kişinin çalışan insanları önemsediğini bir daha asla duymak istemiyorum.” dedi.
Demokrat Parti Ulusal Komitesi Hızlı Müdahale Direktörü Kendall Witmer da yazılı açıklamasında, “Sağlık hizmetleri milyonlarca Amerikalı için ulaşılamaz durumda çünkü Donald Trump ve Cumhuriyetçiler milyarderlere daha büyük vergi indirimleri sağlamak için halkı yüzüstü bıraktı. Amerikalılar için sağlık hizmetleri hiç bu kadar pahalı olmamıştı ve bunun sorumlusu doğrudan Trump ile Cumhuriyetçilerdir.” ifadelerini kullandı.
Prim desteklerinin sona ermesi kayıtları da etkiledi
Uzmanlar, artırılmış prim desteklerinin sona ermesinin yalnızca primleri yükseltmediğini, aynı zamanda sigortalıların poliçelerini karşılayabilmesini de zorlaştırdığını belirtiyor. Bunun sonucunda bazı kişilerin sigortalarını iptal ettiği ve piyasanın küçüldüğü ifade ediliyor.
Şubat ayı itibarıyla ACA kapsamındaki kayıtlı kişi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 3 milyon azaldı.
Stacey Pogue, prim artışlarının tek nedeninin bu olmadığını ancak sigortayı karşılayamayan ve sistemden ayrılan kişilerin çoğunlukla sağlıklı bireyler olmasının uzun vadeli etkiler yaratacağını söyledi.
Sigorta şirketleri, genç ve sağlıklı kişilerin yüksek primler nedeniyle sistemden ayrılmasını bekliyor. Böylece sistemde kalan sigortalı kitlenin daha yaşlı ve daha yüksek sağlık harcaması yapan kişilerden oluşacağı, bunun da ortalama maliyetleri yükselteceği öngörülüyor.
Uzmanlara göre bu daha riskli sigortalı profili, 2026 primlerine yaklaşık 4 puan ek artış getirdi ve 2027’de de benzer bir etki yaratması bekleniyor.
Matthew McGough, sigorta şirketlerinin gelecek yılın primlerini hesaplarken federal politika kaynaklı önemli bir belirsizlikle karşı karşıya olduğunu belirterek, bu belirsizliğin maliyetinin sonunda tüketicilere yansıdığını söyledi.
Obamacare kapsamındaki sigortalıların büyük bölümü aylık primlerini düşüren desteklerden yararlanmaya devam etse de, bu destekleri alamayan orta gelirli kesimin maliyetlerinde ciddi artış yaşanıyor.
Demokratlara yakın Protect Our Care grubunun Başkanı Leslie Dach ise Cumhuriyetçilerin milyonlarca kişiyi uygun fiyatlı sağlık sigortasından mahrum bırakarak bunun karşılığında milyarderler ve büyük şirketler için vergi indirimlerini finanse etmeyi tercih ettiğini savundu. Dach, yeni prim artışlarının en kötü tablonun henüz yaşanmadığını gösterdiğini söyledi.
Cumhuriyetçiler ise artırılmış prim desteklerinin sona ermesini, vergi mükelleflerinin finanse ettiği bir sigorta şirketi desteğinin kaldırılması olarak savunuyor.
Parti ayrıca tüketicilerin büyük bölümünün hâlâ çeşitli sübvansiyonlardan yararlanabildiğini vurguluyor. Cumhuriyetçiler, kayıtlı kişi sayısındaki düşüşün büyük ölçüde dolandırıcılıktan kaynaklandığını öne sürse de, yönetim bu ilişkinin boyutunu ortaya koyan kanıt yayımlamadı.
Uzmanlar buna rağmen piyasanın bir “ölüm sarmalına” girmesini veya 2017’de siyasi belirsizlik, yükselen primler ve sigorta şirketlerinin piyasadan çekilmesi nedeniyle gündeme gelen “sigorta çölleri” endişelerinin yeniden yaşanmasını beklemiyor.
Ceci Connolly, piyasanın “şu anda” istikrarlı olduğunu ancak istikrarsızlığa doğru ilerlediğini söyledi.
Connolly, bireysel sağlık sigortası piyasasının güçlü ve sürdürülebilir hale gelmesinin uzun yıllar aldığını, hem sigortalılar hem de piyasada faaliyet gösteren şirketler açısından elde edilen bu kazanımların artık risk altında bulunduğunu ifade etti.
Amerika
Pentagon’un en üst hukuk danışmanı görevini erken bırakıyor

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in kıdemli hukuk danışmanı Tuğgeneral Eric Widmar, görev süresinin dolmasına yaklaşık bir yıl kala “kişisel nedenlerle” görevinden ayrılacağını açıkladı. Widmar’ın kararı, Savaş Bakanı Pete Hegseth döneminde Pentagon’dan ayrılan veya görevden alınan üst düzey askeri yetkililer zincirine yeni bir halka ekledi.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in kıdemli hukuk danışmanı Tuğgeneral Eric Widmar, görev süresinin tamamlanmasına yaklaşık bir yıl kala görevinden ayrılma kararı aldı.
Widmar, ProPublica’ya yaptığı açıklamada kararını “kişisel nedenlerle” aldığını söyledi.
Yaklaşık iki yıldır eşinden ayrı yaşamak zorunda kaldığını belirten Widmar, “Eşimle birlikte bu görevin ailemiz üzerindeki yükünü değerlendirdik. Dikkatimi yeniden aileme vermenin ve yaşamımızın yeni dönemine birlikte odaklanmanın zamanı geldiğine karar verdim” dedi.
Widmar’ın ayrılığı, ikinci Trump yönetiminin başlamasından bu yana Pentagon’da yaşanan üst düzey personel değişikliklerinin son örneği oldu.
Avrupa ve Afrika’daki ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Chris Donahue’nin görev süresi dolmadan Savaş Bakanı Pete Hegseth tarafından görevden ayrılmaya zorlandığı ve geçen hafta komutasını devrettiği bildirilmişti.
Hegseth ayrıca Nisan ayında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Randy George’u, olağan dört yıllık görev süresinin yaklaşık iki buçuk yılında görevden almıştı.
Geçen yılın sonlarında ise ABD Güney Komutanlığı Komutanı Amiral Alvin Holsey, görev süresinin bitmesine iki yıl kala görevden alındı.
Holsey, Güney Amerika çevresindeki sularda uyuşturucu taşıdığı öne sürülen teknelere yönelik tartışmalı insansız hava aracı saldırılarını denetliyordu.
Hegseth, Şubat 2025’te Savaş Bakanlığı görevine başlamasından bir aydan kısa süre sonra Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’nin en üst düzey hukuk müşavirlerini de görevden almış, bu isimlerin “hukuka uygun emirler verildiğinde gerekli tavsiyeleri sunmaya uygun olmadıklarını” düşündüğünü söylemişti.
Bu adım, askeri hukuk uzmanları arasında silahlı çatışma hukukunun zayıflatıldığı ve ordunun “savaşçı ethosu” anlayışı doğrultusunda daha saldırgan bir yapıya dönüştürülmeye çalışıldığı yönünde kaygılara yol açmıştı.
Caine ise Widmar’ın ayrılığı sonrası yayımladığı açıklamada, “Eric olağanüstü bir subay ve hukukçu. Kendisi ile ailesinin ülkeye verdiği hizmetten dolayı minnettarım. Ailesini önceliklendirme kararına büyük saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.
Widmar’ın “gerçeği her zaman güce karşı söyleme sorumluluğunu” çok iyi kavradığını belirten Caine, onun hukuki uzmanlığı ve deneyiminin eksikliğinin hissedileceğini söyledi. Hegseth’in ofisi ise konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.
West Point mezunu olan Widmar, 28 yılı aşkın askeri kariyerinde daha önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) baş hukuk müşaviri olarak görev yaptı. Bu dönemde beş kuvvet komutanlığından 150’den fazla hukuk uzmanından oluşan ekibi yönetti.
CNN’in Aralık ayında yayımladığı habere göre Widmar, Kasım ayında Caine’e verdiği hukuki değerlendirmede, bir askeri komutanın hukuka aykırı emir aldığına kanaat getirmesi halinde protesto amacıyla istifa etmek ya da çatışmaya girmek yerine emekliliğini istemesi gerektiği görüşünü iletti.
Bu değerlendirme, Karayip Denizi ile Pasifik Okyanusu’nda uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik ABD askeri operasyonlarının hukuka uygunluğunun Kongre üyeleri ve hukuk uzmanları tarafından sorgulandığı dönemde yapıldı.
Öte yandan ABD ordusunun bu yıl İran’da düzenlediği ve yaklaşık 200 çocuk ile yetişkinin ölümüne yol açan bir okul saldırısı da inceleme altında.
CNN’in haberine göre üst düzey askeri komutanlar, hedeflere ilişkin istihbaratın yıllar öncesine ait olduğuna dair veri tabanlarındaki uyarıları dikkate almadan bazı saldırılara onay verdi. Bunlar arasında okulu hedef alan saldırı da yer aldı.
Amerika
Trump, Katar’ın uçağını bıraktı, eski Air Force One’la uçtu

ABD Başkanı Donald Trump, NATO Zirvesi’nin ardından Ankara’dan ayrılırken Katar’ın hediye ettiği Boeing 747-8 yerine eski Air Force One’ı kullandı. The New York Times’a göre değişiklik, İran kaynaklı güvenlik risklerine karşı Gizli Servis’in tavsiyesiyle yapıldı.
ABD Başkanı Donald Trump, NATO Zirvesi’nin ardından Ankara’dan ayrılırken geçen yıl Katar’ın hediye ettiği Boeing 747-8 yerine eski Air Force One’ı kullandı.
The New York Times’ın isimsiz kaynaklara dayandırdığı habere göre değişiklik, İran’la yaşanan gerilim sırasında ihtiyati tedbir amacıyla ABD Gizli Servisi’nin tavsiyesi üzerine yapıldı.
Kaynaklar, başkana yönelik somut bir güvenlik tehdidi tespit edilmediğini aktardı.
Gazeteye konuşan ve uçağın durumu hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, Katar’dan gelen uçağın eski Air Force One’daki tüm sistemlerle henüz donatılmadığını belirtti.
Trump ise kararın güvenlik gerekçesiyle değil, “nostalji” nedeniyle alındığını savundu. Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, yeni başkanlık uçağının İngiltere’deki Mildenhall Hava Üssü’ne gönderileceğini ve burada görev yapan Amerikan askerlerinin uçağı inceleme fırsatı bulacağını söyledi.
Trump, “Eski Air Force One ile Türkiye’den Mildenhall’a kısa bir uçuş yapacağız. Bu yolculuk, askerlerimizin Hava Kuvvetleri filomuza katılan bu yeni uçağı görmesine değecek” ifadelerini kullandı.
Associated Press’in aktardığına göre Trump, Mildenhall’daki kısa molanın ardından yeniden Katar’ın hediye ettiği uçağa geçti ve Washington’a hareket etti.
7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, ABD ile Avrupalı müttefikler arasında savunma harcamaları, Ukrayna’ya destek ve Washington’ın Avrupa güvenliğindeki rolüne ilişkin görüş ayrılıklarının gölgesinde yapıldı.
Trump, zirvenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada İran nedeniyle hayatının tehlikede olabileceğini söyledi.
“İran’ın suikast listesindeki bir numaralı hedef benim” diyen Trump’ın eski başkanlık uçağına bindikten sonra gazeteciler ve diğer yolculardan pencere kapaklarını kapatmalarının istendiği de NYT’nin haberinde yer aldı.
Eski ABD Hava Kuvvetleri Bakan Yardımcısı ve Joe Biden döneminde Air Force One programından sorumlu olan Andrew P. Hunter, Katar uçağının başkanlık standartlarına ulaştırılmasının bir yıldan uzun süreceğini söyledi. Hunter, bu sürede haberleşme sistemlerinin geliştirilebileceğini ancak mevcut Air Force One ile tamamen eşdeğer hale gelmesi için kapsamlı yapısal değişikliklerin gerektiğini ifade etti.
Haberde ayrıca yeni uçağın gelişmiş füze savunma sistemleriyle donatılması ve olası nükleer saldırılarda elektromanyetik darbeye karşı kablolama altyapısının güçlendirilmesi gerektiği, bu değişikliklerin tamamlanıp tamamlanmadığının ise bilinmediği aktarıldı.
Trump, 8 Temmuz’da ABD ile İran arasındaki ateşkesin fiilen sona erdiğini düşündüğünü belirterek “Artık onlarla uğraşmak istemiyorum” dedi ve aynı gece İran’a yeni saldırılar düzenlenebileceğini söyledi. Bunun ardından Press TV, ABD’nin yeni saldırı düzenlemesi halinde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını ve Amerikan hedeflerine en az “ikiye bir” oranında karşılık vereceğini öne sürdü.
Aynı günün akşamında ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı. Trump bu operasyonları Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırıya “misilleme” olarak nitelendirirken, İran da Orta Doğu’daki Amerikan üslerini vuracağı uyarısında bulundu.
Trump daha sonra İranlı yetkililerin kendisini arayarak anlaşma teklif ettiğini söyledi. Bloomberg ise ABD saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin neredeyse durduğunu bildirdi.
Taraflar bundan yaklaşık bir ay önce, 18 Haziran’da iki aylık ateşkes ve daha kapsamlı müzakerelerin başlamasını öngören bir mutabakat zaptı imzalamıştı.
The Guardian’ın Mayıs 2025’te yayımladığı habere göre Trump, Katar hükümetinin hediye ettiği Boeing 747-8’i “fazla büyük” diye nitelendirmiş, uçağın ABD’de askeri standartlara uygun biçimde yeniden donatıldığını söylemişti.
Modernizasyonun maliyetini bilmediğini belirten Trump, bunun yeni bir başkanlık uçağı inşa etmekten “çok daha ucuz” olacağını savunmuş, Boeing’i de 1990’ların başından beri kullanılan mevcut Air Force One’ın yerine geçecek yeni uçakların teslimatındaki gecikmeler nedeniyle eleştirmişti.
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını1 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Görüş5 gün önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Avrupa2 hafta önceRomanya parlamentosunda Moldova ile birleşme adımı











