Amerika
Trump’ın “yasadışı göçmen” operasyonlarında ara bilanço – 1: Gözaltı merkezleri kapasitelerini aştı

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında vaat ettiği “yasadışı göçmenleri sınır dışı etme” politikasının nasıl uygulanacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Beyaz Saray, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tarafından gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin duyuruları yayınlar ve sosyal medyada parlatıyor.
Örneğin Beyaz Saray’ın sosyal medya hesapları kelepçelenmiş göçmenlerin askeri uçaklara yüklenirken çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor. Baskınlar alışılmadık bir şekilde halka açık şekilde yapılıyor; hatta “Dr. Phil” gibi TV ünlülerinin Chicago’daki bir operasyonu çekmesine bile izin verildi.
Öte yandan POLITICO’nun iddiasına göre, ICE’nin her gün X kanalında duyurduğu günlük tutuklama sayısı, Başkan Barack Obama dönemindeki seviyelerde seyrediyor.
Gözaltına alınanların birçoğunun şiddet içeren bir suç geçmişi yok ve binlercesi de gözaltı kapasitesinin yetersizliği nedeniyle sessizce serbest bırakılıyor.
Bununla birlikte uyuşturucu ve yasadışı göçmenler her gün sınırdan geçmeye devam ediyor.
38 bin yatak kapasiteli şebekede 42 bin gözaltı
CBS’te yer alan bir haberde de, ICE gözaltı merkezlerinde yer kalmaması nedeniyle göçmenlerin serbest bırakıldığı doğrulanıyor.
CBS tarafından elde edilen hükümet içi istatistiklere göre, ICE, Başkan Trump yönetiminde gözaltıların arttığı bir dönemde gözaltı sistemindeki alanın maksimum kapasiteyi aşması nedeniyle, bazı durumlarda günde onlarca olmak üzere bazı göçmen tutukluları serbest bırakıyor.
İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, salı sabahı ICE gözaltı tesislerindeki kapasite %109’du ve kurum, “kâr amacı gütmeyen” hapishaneler ve ilçe hapishaneleri ağında kağıt üzerinde 38.521 yatak kapasitesine sahip olmasına rağmen 42.000’e yakın göçmeni tutuyordu.
Rakamlar, ICE gözetiminde bulunanların yarısından fazlasının başlangıçta güney sınırı boyunca tutuklandığını gösteriyor. Pazartesi günü ICE’nin yaklaşık 160 göçmeni gözaltından serbest bıraktığını gösteren rakamlar, Demokrat ve Cumhuriyetçi başkanları zorlayan göçmenlik uygulamalarına ilişkin aynı operasyonel ve yasal zorluklarla karşı karşıya kalan Trump yönetiminin bazı göçmenleri serbest bırakmak zorunda kaldığının bir göstergesi olarak görülüyor.
Serbest bırakılanlara ICE tarafından hareketlerini takip etmek üzere elektronik izleme cihazları takılabiliyor. CBS’e yaptığı açıklamada ICE, “geliştirilmiş” operasyonlarının “daha fazla gözaltı kapasitesi gerektiren önemli sayıda suçlu yabancı gözaltısı” ile sonuçlandığını kabul etti.
Serbest bırakılanlara elektronik takip cihazı takılıyor
ICE, “ABD Gümrük ve Sınır Koruma Teşkilatı ve eyalet ve yerel kolluk kuvvetleri ortaklarımızla birlikte çalışmak, Kongreden daha fazla fon talep etmek ve Adalet Bakanlığı göçmenlik hakimlerinden infaz edilebilir nihai sınır dışı kararları olan suçlu yabancıları hızla uzaklaştırmak için dava dosyalarını incelemek de dahil olmak üzere her çözümü araştırıyoruz,” dedi.
ICE ayrıca bazı göçmenlik yasalarının belirli göçmenleri serbest bırakmasını gerektirdiğini belirterek, serbest bırakılanların kurumun gözetimi altında kalmaya devam ettiğini kaydetti.
Trump’ın göreve başlamasından bu yana ICE ülke genelinde tutuklama operasyonlarını artırdı ve eski Başkan Joe Biden’ın görevdeki son yılında günlük ortalama 312 olan gözaltı sayısına kıyasla bazı günlerde 1.000’e kadar çıkan gözaltılar kaydetti.
Trump yönetimi, Biden döneminde ICE tutuklamalarına getirilen bazı kısıtlamaları iptal ederek teşkilata, sabıka kaydı olmayan izinsiz göçmenler de dahil olmak üzere ABD’de yasadışı olarak bulunanların çoğunun peşine düşmesi için geniş bir yetki verdi.
Fakat ICE tarafından gözaltına alınanlar, kurumun onları sınır dışı etmek için gerekli tüm evrak ve yasal süreci tamamlamasından önce genellikle günlerce, haftalarca ve bazı durumlarda aylarca gözaltında tutulmak zorunda kalıyor.
Bazen bu göçmenler, kendi ülkeleri onları kabul etmediği için sınır dışı edilemiyor ve Yüce Mahkeme bu gibi durumlarda gözaltı süresini sınırlandırıyor. Diğer durumlarda ise hakimler sınır dışı edilmemelerine karar veriyor.
Göçmenler için yeni gözaltı merkezleri: Guantanamo tekrar devrede
Mevcut tesislerdeki sınırlı alan nedeniyle, ICE, Trump’ın ABD tarihindeki en büyük toplu sınır dışı etme kampanyası olacağına söz verdiği şeyi yerine getirmeye çalışırken gözaltı kapasitesini önemli ölçüde genişletmeyi planlıyor.
Teşkilat bir yandan da kendi gözaltı merkezleri ağını genişletmeye çalışıyor. Geçen ay hükümet tarafından yayınlanan bir iç yazışmada ICE’nin her biri 1.000 kadar tutukluyu barındırabilecek 14 yeni gözaltı merkezinin yanı sıra her biri 10.000 yatak kapasiteli dört büyük tesis planladığı belirtiliyordu.
Bununla birlikte ICE gözaltı kapasitesini arttırmak için başka kurumlara da başvuruyor. Savunma Bakanlığı, ICE’ye Colorado’daki bir Uzay Kuvvetleri üssünde göçmenleri gözaltına alma yetkisi verdi ve Guantanamo Körfezi Deniz Üssü, Trump’ın yetkililere oradaki tesisleri büyük bir göçmen gözaltı merkezine dönüştürme talimatı vermesinin ardından salı günü ilk göçmen tutuklu grubunu aldı.
Reuters’in haberine göre, hafta sonu Trump yönetiminin “sınır çarı” Tom Homan, ilçe şeriflerinden federal göçmenlik memurlarının izinsiz göçmenleri yakalamasına ve gözaltına almasına yardımcı olmalarını istedi.
Operasyonel zorluklar belirmeye başladı
Teklifi bilen iki yetkilinin CBS’e verdiği bilgiye göre, Trump yönetimi ayrıca ICE tutuklularını, göçmen aileleri ve çocukları geçici olarak barındırmak ve işlemek için güney sınırı boyunca Sınır Devriyesi tarafından kurulan ve “yumuşak kenarlı” tesisler olarak bilinen büyük çadır alanlarında tutmayı da düşünüyor.
Bu planın uygulanıp uygulanmayacağı belli değil. Yumuşak kenarlı tesisler kısa süreli işlemler için tasarlandığından ve ICE gözaltı merkezleri kadar güvenli olmadığından, önemli operasyonel ve güvenlik zorluklarıyla karşılaşabilir.
Fakat ICE’nin aksine, Sınır Devriyesi’nin gözaltı alanı kapasitesinin oldukça altında. İç Güvenlik Bakanlığının dahili verilerine göre, salı sabahı Gümrük ve Sınır Korumanın gözetiminde 2.000’den az göçmen vardı ve 21.000 kişilik gözaltı kapasitesinin yaklaşık %9’unu kullanıyordu.
Bunun başlıca nedeni, yasadışı geçişlerin son beş yılın en düşük seviyesine yaklaştığı ABD-Meksika sınırındaki göreceli sakinlik. Ocak ayında Sınır Devriyesi, güney sınırını yasadışı yollardan geçen yaklaşık 30.000 göçmeni işlemden geçirdi; bu rakam, hükümet içi rakamlara göre Mayıs 2020’den bu yana görülen en düşük seviye.
Şeriflerle Beyaz Saray arasında sürtüşme yaşanıyor
Trump ve Homan’ın şeriflere, federal yetkililere yardım çağrısı yapmasının ardından şeriflerin ne tepki vereceği de belirsiz.
Bazı şerifler ICE ajanlarına yardımcı olurken, özellikle Demokrat eyaletlerden birçok şerif işbirliği yapmayı reddediyor.
Örneğin Trump’ın kişisel hukuk ekibinin eski bir üyesi olan ve geçen hafta başsavcı vekili olarak atanan Emil Bove III, New York Kuzey Bölgesi ABD savcısının Demokrat Tompkins İlçesi Şerifi Derek Osborne’un “başarısızlığını” araştırdığını söyledi.
Bove 30 Ocak Perşembe günü yaptığı açıklamada “Dün, arama emrine rağmen, yasal statüsü olmayan ve şiddet geçmişi olan bir sanık toplum içine salındı. Federal ajanlar güvenliklerini riske atarak sanığı güvenli olmayan koşullarda takip ettiler,” dedi.
Bove, “ABD Savcılığının potansiyel kovuşturma için bu koşulları soruşturma taahhüdüne” dikkat çekerek, federal kurumlar ile Tompkins County’nin merkezi olan Ithaca şehri tarafından benimsenen yerel sığınak politikaları arasındaki ülke çapındaki savaşa ışık tuttu.
Fox News‘e açıklama yapan Tompkins County Şerif Ofisi, Bove’un açıklamasını “yanlış ve saldırgan” olarak nitelendirdi. Departman, Osborne’un yerel ve eyalet politikasıyla “tutarlı bir şekilde hareket ettiğini” belirtti.
Şerifin ofisi, “Federal göçmenlik uygulama çabalarına herhangi bir müdahale olmamıştır. Adalet Bakanlığı’nın Tompkins İlçe Şerifinin federal kolluk kuvvetlerini tehlikeye atacak herhangi bir şey yaptığı iddiası yanlış ve saldırgandır. Tüm kolluk kuvvetlerinin güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Aksine, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) söz konusu kişinin ne zaman serbest bırakılacağı konusunda bilgilendirilmiş ve herhangi bir takip ya da başka bir olaya gerek kalmadan söz konusu kişiyi almak üzere hapishaneye gelmek için her türlü fırsata sahip olmuştur,” dedi.
Benzer şekilde, bazı göçmenleri hapseden ilçeler, bu masrafların bir kısmını federal yönetimden almak kaldıyla göçmenlerin kişisel bilgilerini federal hükümete veren bir programa dahildi. Ama Wisconsin’deki Dane İlçe Şerifliği, Trump’ın iktidara gelmesiyle bu programdan ayrılacağını ilan etti.
Ya da New York’un Onondaga ilçesi şerifi göçmenleri ICE için gözaltına almayacağını ilan ederek, “İnsanların haklarını korumak için yemin ettim,” dedi.
“Sığınak şehirlerde” gerilim artıyor
Öte yandan Trump’ın “yasadışı göç” ile mücadelesi, ICE yetkililerinin geçtiğimiz hafta Philadelphia, Boston, Denver ve Washington, D.C. dahil olmak üzere “sığınak” şehirlerde çok sayıda tutuklaması yapmasıyla gerilimi yükseltti.
ICE ajanları Philadelphia’daki bir oto yıkamacıda altısı Meksikalı ve biri Dominik Cumhuriyeti’nden olmak üzere yedi “yasadışı göçmenin” gözaltına alınmasına yol açan bir işyeri uygulama operasyonu gerçekleştirdi.
Operasyon 28 Ocak’ta Kuzey Philadelphia’daki Complete Autowash’ta gerçekleşti. Operasyon, oto yıkamada çalışanların “emek sömürüsüne maruz kaldıkları” yönündeki ihbarlar üzerine başlatıldı.
Gözaltıların ardından Philadelphia ICE Uygulama ve Geri Gönderme Operasyonları saha ofisi direktör vekili Brian McShane, “Bu işyeri uygulama operasyonunun başarıyla yürütülmesi, ulusal güvenlik ve kamu güvenliği konusundaki kararlılığımızın altını çizmektedir,” dedi.
Yerel kolluk kuvvetlerinin ICE ile işbirliğini sınırlayan güçlü sığınak şehir politikalarının uygulandığı Boston bölgesinde de gözaltılar devam etti.
Pazartesi günü Güney Kaliforniya’da ve eyalet genelinde onlarca işyeri kapandı, okullar daha düşük katılım bildirdi ve aileler “Göçmensiz bir gün” için markete gitmeyi erteledi.
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada dolaşmaya başlayan eylem çağrısı, göçmenleri pazartesi günü işe gitmemeye, çocuklarını okuldan almamaya ve alışveriş yapmamaya teşvik etti. ABD’nin dört bir yanındaki işletmeler sosyal medya üzerinden kapanışlarını duyurdu.
Los Angeles Belediye Meclisi de, göçmenleri Başkan Trump’ın planladığı baskılardan korumayı amaçlayan bir dizi öneriyi değerlendirecek. Hugo Soto-Martínez ve diğer Belediye Meclisi üyeleri tarafından salı günü sunulan beş teklif arasında, işletmelerin baskınlar ve denetimler de dahil olmak üzere federal işyeri göçmenlik uygulama eylemlerini şehre bildirmelerini gerektirebilecek bir teklif de yer alıyor.
Tekliflerden biri Los Angeles sakinlerini göçmenlik korumaları hakkında bilgilendirmek için bir “haklarınızı bilin” kampanyası çağrısında bulunurken, üçüncüsü de kâr amacı gütmeyen yasal hizmet sağlayıcılarına, Trump’ın 2017’de uyguladığı ve ikinci döneminde yeniden uygulamaya söz verdiği yasağa benzer şekilde, ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerden gelen ziyaretçilere yönelik bir yasağa hazırlanmaları için Los Angeles Havalimanında (LAX) yer sağlanmasını öngörüyor.
Arizona ve New Mexico’da yerliler de gözaltına alındı
Ocak ayının sonuna doğru Navajo Ulusu yetkilileri, Navajo vatandaşlarının ICE tarafından gözaltına alınmasıyla ilgili endişelerini dile getirmek üzere Arizona ve New Mexico valileriyle temasa geçmişti.
Trump’ın ülkede yasadışı olarak bulunan göçmenlerin sınır dışı edilmesini hedefleyen başkanlık emrine cevaben Navajo Ulusu Başsavcı Vekili Kris Beecher, kabile üyelerine diğer kimlik belgeleriyle birlikte Kızılderili Kan Sertifikalarını da yanlarında taşımalarını tavsiye ediyor.
Sosyal medya, Navajo vatandaşlarının ICE ajanları tarafından gözaltına alındığı ve ABD vatandaşlıklarının sorgulandığına dair paylaşımlarla dolu.
24 Ocak’ta Navajo Ulusu komite toplantısında yapılan tartışma neticesinde, Navajo Ulusu idari yetkilileri New Mexico ve Arizona valilikleriyle temasa geçerek endişelerini dile getirdi.
Eyalet Senatörü Theresa Hatathlie, konseyi dokuz saat boyunca gözaltında tutulan bir Navajo vatandaşı hakkında bilgilendirerek acil durum protokollerine duyulan ihtiyacın altını çizdi ve birçok kabile üyesinin dokümantasyon konusunda zorluklarla karşılaştığını vurguladı.
Navajo Ulus Konseyinin haber bültenine göre, Kızılderili Kan Sertifikaları ve devlet tarafından verilen kimliklere sahip olmalarına rağmen, bu belgeleri vatandaşlığın geçerli kanıtı olarak kabul etmeyen ICE ajanları tarafından birkaç kişinin gözaltına alındı veya sorgulandı.
Ne var ki Navajoların çok azının kabile kimlik kartı taşıdığı belirtiliyor. Navajo kimlik kartı, ABD İç Güvenlik Bakanlığı ile işbirliği yapan eski Navajo Ulus Başkanı Ben Shelly’nin liderliğinde başlatıldı. Yaklaşık 400.000 kayıtlı Navajo üyesinden sadece 8.000’ine 2012’deki ilk çıkışından bu yana kabile kimlik kartı verildi.
Senatör Hatathlie de, özellikle şehirlerde bulunan yerlilerin önemli bir kısmının sokaklarda kimlik kartı olmadan dolaştığından endişe ettiğini söyledi.
Amerika
ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.
Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.
Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.
Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.
Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.
Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.
Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.
Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.
AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.
Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.
Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.
Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.
Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.
Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.
Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.
Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.
Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.
Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.
AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.
Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.
Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.
Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.
Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.
Amerika
Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.
Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.
ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.
Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.
Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.
Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.
Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”
Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.
Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.
İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.
Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.
Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu
Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.
İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.
Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.
Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.
Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.
Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.
Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.
Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.
Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında
Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.
Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.
Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.
Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.
Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.
Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.
OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.
Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.
“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”
Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.
Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.
Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.
Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.
Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.
Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.
Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.
Amerika
ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.
Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.
Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.
Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.
IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.
Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.
Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.
Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.
Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.
Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.
Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.
Yapay zeka sektörünün enerji açlığı
Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.
Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.
Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.
Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.
Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.
Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.
Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti









