Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Trump’tan İran’a silah bırakma çağrısı: ‘Aksi takdirde kesin ölümle yüzleşeceksiniz’

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan silahlı kuvvetlerinin İran’a karşı geniş çaplı askeri harekat başlattığını açıkladı. Canlı yayında ulusa seslenen Trump, operasyonun temel amacının Tahran yönetiminin nükleer programını engellemek, balistik füze kapasitesini yok etmek ve donanmasını etkisiz hale getirmek olduğunu belirtti. Trump ayrıca İran halkına hükümeti devirme, askeri personele ise silah bırakma çağrısında bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump, canlı yayında yaptığı açıklamada, Amerikan silahlı kuvvetlerinin İran’a yönelik geniş çaplı muharebe operasyonlarına başladığını duyurdu.

Trump, hedeflerinin Amerikan halkını İran yönetiminin oluşturduğu yakın tehditlerden korumak olduğunu belirtti.

Trump, “Kısa bir süre önce, ABD ordusu İran’da geniş çaplı askeri harekat başlattı. Amacımız, tehlikeli ve katı bir gruptan oluşan İran rejiminin oluşturduğu yakın tehditleri ortadan kaldırarak Amerikan halkını savunmaktır” ifadelerini kullandı. Tahran yönetiminin faaliyetlerinin ABD’yi, Amerikan askerlerini, denizaşırı üsleri ve müttefikleri doğrudan tehlikeye attığını kaydetti.

Trump, İran yönetiminin 47 yıl boyunca ABD’ye karşı düşmanca bir tutum sergilediğini belirterek, bu sürecin kan dökme ve cinayet faaliyetleriyle geçtiğini iddia etti.

Yönetimin ilk eylemlerinden birinin Tahran’daki ABD Büyükelçiliğinin şiddet kullanılarak ele geçirilmesini desteklemek olduğunu hatırlatan Trump, onlarca Amerikalının 444 gün boyunca rehin tutulduğunu dile getirdi.

Trump, “İran’ın desteklediği gruplar 1983 yılında Beyrut’taki deniz piyadeleri kışlasına düzenlenen ve 241 Amerikan askeri personelinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırıyı gerçekleştirdi. 2000 yılında USS Cole gemisine yapılan saldırıdan haberdardılar ve muhtemelen bu saldırıya da karıştılar” diye konuştu.

Irak’ta yüzlerce Amerikan askerinin İran güçleri tarafından öldürüldüğünü veya yaralandığını belirten Trump, yönetime bağlı milislerin son yıllarda Ortadoğu’da konuşlu Amerikan güçlerinin yanı sıra uluslararası deniz yollarındaki ABD donanma ve ticari gemilerine yönelik sayısız saldırı düzenlemeye devam ettiğini aktardı. Trump, bu durumu kitlesel terör olarak nitelendirerek buna daha fazla tahammül etmeyeceklerini vurguladı.

İran’a ABD-İsrail saldırısı başladı

“7 Ekim saldırılarının arkasında İran var”

İran’ın Lübnan’dan Yemen’e, Suriye’den Irak’a kadar terör milislerini silahlandırdığını, eğittiğini ve finanse ettiğini iddia eden Trump, İsrail’e yönelik saldırılara da değindi.

Trump, “İsrail’de aralarında 46 Amerikalının da bulunduğu binin üzerinde masum insanı katleden ve 12 vatandaşımızı rehin alan 7 Ekim saldırılarını başlatan İran’ın vekili Hamas’tı” dedi.

Bu eylemin daha önce görülmemiş düzeyde olduğunu ifade eden Trump, İran’ı dünyanın bir numaralı terör destekçisi devleti olarak tanımladı ve yönetimin yakın zamanda protestolara katılan on binlerce kendi vatandaşını sokaklarda öldürdüğünü kaydetti.

Nükleer tesisler ve balistik füze programı vurulacak

ABD’nin ve özellikle kendi yönetiminin temel politikasının İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek olduğunun altını çizen Trump, bu hedefe asla ulaşamayacaklarını söyledi.

Geçtiğimiz haziran ayında düzenlenen “Gece Yarısı Çekici Harekatı”na (Operation Midnight Hammer) atıfta bulunan Trump, “Bu operasyonda rejimin Fordo, Natanz ve İsfahan’daki nükleer programını tamamen yok ettik. O saldırıdan sonra nükleer silah elde etme yönündeki kötü niyetli arayışlarına asla yeniden başlamamaları konusunda onları uyardık ve defalarca bir anlaşmaya varmaya çalıştık” ifadelerini kullandı.

Trump, diplomatik çabalar sürecinde İran’ın tutarsız bir tavır sergilediğini, kararsız kaldığını ve nihayetinde onlarca yıldır olduğu gibi anlaşmayı reddettiğini belirtti.

Nükleer emellerinden vazgeçme fırsatını geri çeviren Tahran’ın, bunun yerine nükleer programını yeniden inşa etmeye ve Avrupa’daki müttefikleri, denizaşırı askerleri ve yakında ABD ana karasını tehdit edebilecek uzun menzilli füzeler geliştirmeye devam ettiğini kaydetti.

“Füze sanayisini ve donanmayı tamamen yok edeceğiz”

Mevcut askeri operasyonun kapsamına ilişkin detaylar veren ABD Başkanı, Amerikan ordusunun bu yönetimin ABD’yi ve temel ulusal güvenlik çıkarlarını tehdit etmesini önlemek amacıyla büyük ve devam eden bir harekat yürüttüğünü duyurdu.

Trump hedeflerini şu sözlerle özetledi:

“Füzelerini imha edeceğiz ve füze sanayisini yerle bir edeceğiz. Tamamen yok edilecek. Donanmalarını ortadan kaldıracağız. Bölgedeki terörist vekillerinin artık bölgeyi veya dünyayı istikrarsızlaştıramamasını, güçlerimize saldıramamasını ve aralarında Amerikalıların da bulunduğu binlerce insanı öldürmek veya ağır yaralamak için el yapımı patlayıcıları veya yol kenarı bombalarını kullanamamasını sağlayacağız. Ve İran’ın nükleer silah elde etmemesini garanti altına alacağız.”

Hiç kimsenin ABD Silahlı Kuvvetlerinin gücüne meydan okumaması gerektiğini savunan Trump, kendi ilk döneminde orduyu yeniden inşa ettiğini ve dünyada bu güce, kuvvete veya gelişmişliğe yaklaşabilen başka bir ordu bulunmadığını belirtti.

Bölgedeki ABD personeline yönelik riskleri en aza indirmek için her türlü adımı attıklarını kaydeden Trump, buna rağmen savaşın doğası gereği can kayıpları yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Trump, “Bu açıklamayı hafife alarak yapmıyorum, İran rejimi öldürmenin peşinde. Cesur Amerikan kahramanlarının hayatları kaybedilebilir ve zayiat verebiliriz. Savaşta bu sıkça olur ama biz bunu bugün için değil, gelecek için yapıyoruz ve bu asil bir görev” diye konuştu. Silahlı kuvvetlerin görevini başarıyla tamamlayacağına inandığını ifade etti.

Devrim Muhafızlarına silah bırakma ültimatomu

Doğrudan İran güvenlik güçlerine seslenen Trump, silah bırakma çağrısı yaptı.

Trump, “İslam Devrim Muhafızları üyelerine, Silahlı Kuvvetlere ve tüm polislere bu gece diyorum ki; silahlarınızı bırakmalı ve tam dokunulmazlık almalısınız. Aksi takdirde kesin bir ölümle yüzleşeceksiniz. Silahlarınızı bırakın, size adil davranılacak ve tam dokunulmazlık sağlanacak” dedi.

“Dışarı çıkmayın, sığınaklarda kalın ve hükümeti devralın”

Konuşmasının sonunda İran halkına doğrudan bir mesaj gönderen Trump, vatandaşlara harekat süresince güvende kalmaları ve ardından yönetimi ele geçirmeleri yönünde çağrıda bulundu.

Trump, şu ifadeleri kullandı:

“İran’ın harika ve gururlu halkına bu gece özgürlük saatinizin yaklaştığını söylüyorum. Sığınaklarda kalın, evinizden çıkmayın, dışarısı çok tehlikeli, her yere bombalar düşecek. Biz işimizi bitirdiğimizde hükümetinizi devralın. Almak sizin elinizde olacak. Bu muhtemelen nesiller boyunca elinize geçecek tek şansınız olacak. Uzun yıllar boyunca Amerika’nın yardımını istediniz ama hiç alamadınız. Hiçbir başkan benim bu gece yapmaya istekli olduğum şeyi yapmaya istekli değildi. Artık size istediğinizi veren bir başkanınız var.”

ABD’nin ezici bir güçle İran halkının arkasında olduğunu belirten Trump, halktan kendi kaderlerinin kontrolünü ellerine almalarını isteyerek konuşmasını sonlandırdı.

Ortadoğu

İran, ABD’yi taviz vermeye zorlamak için baskı kampanyasını nasıl genişletiyor?

Yayınlanma

Körfez yetkilileri ve analistlere göre İran, Orta Doğu’daki ticaret yollarını, deniz taşımacılığı güzergâhlarını ve enerji altyapısını, çatışmanın maliyetini düzenli biçimde artıran baskı noktalarına dönüştürerek Washington’dan daha uzun süre dayanabileceği hesabını yapıyor.

Tahran, tam kapsamlı bir savaşı tetiklemeden çatışmayı lehine çevirmek amaçlayan kontrollü bir tırmanma stratejisi izliyor.

Yetkililere göre bu stratejinin amacı, ABD ile müttefiklerini, krizi kontrol altında tutmanın İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin taleplerini kabul etmekten daha maliyetli olduğuna ikna etmek.

Tahran’ın Washington’a verdiği mesaj, İran’a Hürmüz’de daha büyük bir rol tanıyan yeni bir statüko kabul edilmediği takdirde çatışmanın Körfez’in ötesine yayılabileceği yönünde.

İran, birden fazla deniz geçiş noktasını ve enerji tesisini risk altına sokarak gelecekteki olası müzakerelerde elini güçlendirebileceğine inanıyor.

Washington Enstitüsünden Michael Knights, Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran en başından beri, tırmanma seçeneklerini zamana yayarak ABD’den daha ileri gitmeye çalıştı. Böylece her hafta gündeme getirebileceği yeni bir unsuru oldu: yeni bir coğrafya, yeni bir silah türü, yeni bir hedef türü,” dedi.

Knights, “İran’ın en büyük avantajı Amerika’ya ya da İsrail’e zarar verebilmesi değil. Asıl büyük avantajı, bölge ülkelerine ve küresel ekonomiye zarar verebilmesi” diye ekledi.

Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişliyor

Savaş öncesinde küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatabildiğini gösteren Tahran, hiçbir stratejik deniz geçiş noktasının dokunulmaz olmadığı mesajını verdi.

Kızıldeniz’e ve Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik tehditler, Washington’ın kesintilere ne ölçüde tahammül edeceğini sınarken küresel ticareti korumanın maliyetini artırmaya dönük daha geniş bir çabaya işaret ediyor.

İran’ın yaklaşımı, bir Körfez kaynağının Devrim Muhafızları komutanları arasında hâkim olduğunu söylediği, “daha fazlasını elde edebilecekleri” inancını yansıtıyor.

İranlı yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Orta Doğu’daki yeni bir çatışmaya derinlemesine sürüklenmek istemediğini düşündükleri için bir fırsat gördüklerine inanıyor.

Reuters’a konuşan Körfez kaynağı, “İranlılar, savaşı genişleterek ve baskıyı artırarak Trump’ın sonunda geri adım atacağına inanıyor,” dedi.

Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi

Taviz koparmak için tırmandırma

Analistlere göre, Tahran’ın müzakere stratejisinin temelinde bu hesap yatıyor.

Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma umuduyla yakın bir saldırıyı iptal ettiğini söylemesinin ardından, İran’la görüşmelerin pazartesi günü yapılacağını açıkladı. Ancak Tahran, şu anda ABD ile görüşme yürütmediğini bildirdi.

Üst düzey bir İranlı kaynak, Tahran yönetiminin daha önce sergilediği esnekliğin Washington’dan yalnızca daha fazla baskı getirdiği sonucuna vardığını söyledi. Bu değerlendirme, anlamlı müzakereler başlamadan önce güçlü bir pazarlık kozunun oluşturulması gerektiği görüşünü pekiştirdi.

Kaynağa göre Tahran, Trump’ın verilen tavizleri zayıflık olarak yorumladığını ve yalnızca baskıya karşılık verdiğini düşünüyor.

Washington Enstitüsü kıdemli uzmanı Michael Singh, Trump yönetiminin askeri açıdan ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda kararsız görünmesinin de etkisiyle Tahran’ın hâlâ inisiyatifi elinde tuttuğuna inandığını söyledi.

Singh, “İranlılar avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışıyor,” dedi. “Boğaz üzerinde egemenlik kurmak ve suyolu üzerinde seçici denetim uygulamak istiyorlar.”

Eski ABD diplomatı ve İran uzmanı Alan Eyre, Tahran’ın Washington’ı ablukayı kaldırmaya ve askeri saldırıları durdurmaya zorlamayı amaçlayan bir caydırıcılık stratejisi izlediğini söyledi.

Eyre, “Olayların hızını ABD’nin belirlemesini istemiyorlar,” dedi.

Anlaşmazlığın merkezinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceği bulunuyor. Bölgesel kaynaklara göre Umman, suyolunun yönetilmesine ilişkin Körfez ülkelerinin desteklediği ve gönüllü kullanıcı ücretlerini de içeren bir öneriyi İran’a sundu.

Ancak Tahran, boğaz üzerinde idari yetki ve gemilerden hizmet bedeli tahsil etme hakkı istiyor. Washington ise her türlü ücreti reddederek Hürmüz’ün İran’ın denetiminden uzak, uluslararası bir suyolu olarak kalması gerektiğini savunuyor.

Dayanıklılık üzerine kurulu kumar

İran’ın kampanyası, izlediği stratejinin mantığını yansıtan bir sonuç doğurdu. Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişledikçe, bölgesel ve Batılı güçler İran üzerindeki baskıyı artırmak yerine ticaret yolları ile enerji altyapısını korumaya giderek daha fazla odaklanmaya başladı.

Suudi Arabistan öncülüğünde şekillenen deniz koalisyonu bu yönelimin bir örneğini oluşturuyor. Körfez kaynakları koalisyonu, İran’la doğrudan karşı karşıya gelmek yerine ticari gemilere refakat etmeye, istihbarat paylaşımına ve deniz yollarını korumaya odaklanan savunma amaçlı bir yapı olarak tanımlıyor.

Knights, bu girişimi Avrupa’nın Kızıldeniz’deki Aspides misyonuna benzetiyor. Söz konusu misyon, askeri dengeyi değiştirmekten ziyade ticari gemi trafiğini korumak amacıyla kurulmuştu.

Bu dinamik Tahran açısından belirli ölçüde başarı anlamına geliyor. İran, ABD’nin askeri gücüyle doğrudan boy ölçüşemese de hükümetleri ve donanmaları savunma pozisyonuna geçmeye zorlayarak maliyet yaratabiliyor.

Hürmüz’de, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep’te ya da başka yerlerde ortaya çıkan her yeni tehdit, küresel ticaretin akışını sürdürmek için gereken kaynakları artırıyor.

Mücadelenin özünde bir dayanıklılık yarışı bulunuyor. İranlı liderler, ekonomik baskıya, ABD öncülüğündeki bir koalisyonun küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki sürekli kesintilere tahammül edebileceğinden daha uzun süre dayanabileceklerine inanıyor gibi görünüyor.

Bu stratejinin diplomatik bir amacı da var. Tahran, gerektiğinde krizi genişletebileceğini göstererek gelecekte yapılabilecek müzakerelerin şartlarını şekillendirmeyi umuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığında İran konusunda eski danışmanlardan olan ve Dış İlişkiler Konseyinde görev yapan Ray Takeyh, “Müzakereler olacaksa şartları onlar belirleyecek,” dedi.

Öte yandan Washington ile Tahran birbirlerinin kararlılığını sınamayı sürdürürken, pazarlık gücünü en üst düzeye çıkarmak amacıyla tasarlanan bu stratejinin, iki tarafın da tamamen kontrol edemeyeceği bir çatışmaya dönüşme riski devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English