Diplomasi
Ukrayna’daki savaş küresel silah sanayisini ihya ediyor

Rusya-Ukrayna savaşı, başta ABD ve Avrupa olmak üzere küresel silah sanayisi devlerine kazandırmaya devam ediyor. Özellikle Avrupa’daki güçlü silah şirketleri siparişleri yetiştirebilmek için üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor.
Örneğin İngilizlerin ünlü şirketi BAE Systems, savaşta başarı kazanan M777 obüslerinin durdurulan üretimini yeniden başlatma kararı aldı. BAE’ye bakılırsa M777 ile Orta Avrupa ülkeleri ilgileniyor. Şirketin başkan yardımcısı Mark Signorelli, yeniden üretime başlamak için en az 150 yeni M777 siparişi almaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Yeniden üretim için Amerikan ordusunun onayı bekleniyor. Yine Amerikan Himars ve Anglo-İsveç ortak yapımı NLAW taşınabilir anti tank füzeleri için de yeni siparişler geliyor.
ABD’nin olağan şüphelileri Raytheon, Lockheed Martin ve L3Harris Technologies de savaşın kazananlarından. L3Harris, Ukrayna’ya 200 milyon dolarlık bir sipariş aldı. Raytheon, eski Stinger’ların parçalarını kullanıyor ve üretimi artırmak için emekli personelini yeniden göreve çağırdı. Lockheed Martin ise Javelin anti tank füzelerinin üretimini ikiye katlarken, Himars roket fırlatıcılarının ve GMLRS füzelerinin üretimini yüzde 60 artırdı.
Alman sanayisine savaş ‘morali’
Almanya’da, ucuz Rus gazının kesilmesiyle birlikte zora düşen sanayinin önüne savaş avuntusu atılmış durumda. Almanya’nın otomotiv ve savunma şirketi Rheinmetall AG ile Avrupa’nın önemli silah üreticilerinden Rheinmetall, İspanyol patlayıcı üretim şirketi Expal’ı 1,2 milyar avroya satın aldı. Şirketin CEO’su Armin Papperger, müşterilerin kapasite sahibi şirketlerle kontrat imzalayacağını söyledi. Rheinmetall’e göre, Expal 2023’te 400 milyon avroluk bir satış bekliyordu.
Rheinmetall hisseleri, 1 Ocak’tan bu yana yüzde 115 değer kazandı. Şirket, tank mühimmatı üretimini bir yılda 70.000’den 140.000’e çıkardığını açıkladı. Top üretimini de 70.000’den 110.000’e çıkaran Rheinmetall, havan topu üretim kapasitesini de ikiye katladı. Papperger, potansiyel orta kalibreli top üretim kapasitesini yıllık 1,2 milyondan 2,2 milyona yükselttiklerini, askeri kamyon üretme kapasitelerini de 2.500’den 4.000’e çıkardıklarını kaydetti.
Rheinmetall haricinde Alman askeri iletişim ekipmanları geliştiren Rohde & Schwarz, Rheinmetall ile birlikte askeri araçlar geliştiren Volkswagen’in Traton’u, Leopard 2 tanklarının üreticisi Krauss-Maffei Wegmann (KMW) da sipariş yetiştiremeyenlerden.
Alman hükümeti, yakın zamanda Ukrayna’ya gönderilmek üzere 100 Panzerhaubitze 2000 kendinden tahrikli obüs sipariş etmişti. Bu üretimi KMW yapacak. Sözleşmenin 1,7 milyar avro değerinde olduğu belirtiliyor. Bu obüsler yakın zamanda Alman medyasında, bakımları nedeniyle güçlük taşıdıkları için Ukrayna’da şikayete konu oldukları iddiasıyla gündem olmuştu.
KMW’nin Fransız Nexter’le ortak şirketi KNDS ise hükümetlerin yeni silah sözleşmelerini şekillendirmesi gerektiğini söylüyor. KNDS CEO’su Frank Haun, yalnızca konuşmalar ve duyurularla kapasite artırımı riskine giremeyeceklerinin altını çiziyor.
Alman hükümetinin yeniden silahlanma programı da dardaki ekonomiye teşvik niteliğinde. İsveçli askeri giyim ekipmanı üreticilerinden Snigel Design’ın CEO’su Carl Jonasson, Mayıs ayında Almanya’dan aldıkları siparişin boyutları karşısında şaşırdığını gizlememişti.
Doğu ve Orta Avrupa yeni ihracat pazarları buluyor
Alman silah şirketlerinin yanı sıra, eski Varşova Paktı ülkelerinin savaş sanayisi de Ukrayna savaşı ile birlikte önemli bir pazar elde etmiş durumda.
Polonya’da devletin elindeki silah ve mühimmat konsorsiyumu PGZ’nin CEO’su Sebastian Chwalek, yeni pazarlara girmek ve önümüzdeki yıllarda ihracat gelirlerini artırmak için önlerinde önemli bir fırsat olduğunu söyledi. PGZ konsorsiyumu, silahtan nakliyeye kadar 50’nin üzerinde şirketi kontrol ediyor.
Chwalek’in Reuters’a verdiği bilgilere göre, PGZ önümüzdeki on yılda 1,75 milyar avroluk yatırım yapmayı planlıyor. Bu rakam, savaş öncesindeki yatırım planındaki rakamın iki katından fazla. Yeni üretim tesislerinin güvenlik nedeniyle Rusya’nın müttefiki Belarus sınırlarından uzakta yapılacağı da belirtiliyor.
Chwalek, 2023’te Piorun MANPAD’larından 1000 adet üretebilecek kapasiteye eriştiklerini açıkladı. Bu rakam 2022’de 600, daha önceki yıllarda da 300 ila 350 idi. Şirketin savaş öncesi 2022 gelir tahmini 1,43 milyar avroydu. Yeni durumla birlikte yıl sonunda bu gelirin çok üstüne çıkılacağı düşünülüyor.
Çekya da silah sanayisini Ukrayna’da savaşın hizmetine sunan ülkelerden. Savunma Bakan Yardımcısı Tomas Kopecny’nin Reuters’a verdiği bilgilere göre Prag, Kiev’e 2 milyar avroluk silah ve ekipman satışı yaptı. Sosyalist blok döneminde SSCB’den sonra en büyük silah üretici olan Çekya (o zamanlar Çekoslovakya), 1989’dan bu yana en büyük silah ihracatını gerçekleştirmiş durumda.
Çekya’nın en büyük mühimmat üreticisi STV Group CEO’su David Hac, düşük kalibreli mühimmatlar için yeni üretim hatları yaratacaklarını, yüksek kalibreli mühimmatlar içinse kapasite artırımını düşündüklerini söyledi. Hac, daralmış emek piyasası düşünüldüğünde, yeni işçileri yavaşlayan otomotiv sektöründen elde etmeye çalıştıklarını da sözlerine ekledi.
Bir başka Çek savaş devi Czechoslovak Group, 2022’nin ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine göre gelirlerini neredeyse ikiye katladı. Grubun sözcüsü Andrej Cirtek, Ukrayna savaşının başlamasının ardından Ukrayna ordusuna yaptıkları satışın katlandığını belirtti.
Güney Kore’den sürpriz atak
Dünyanın en büyük dördüncü silah ihracatçısı konumuna gelen Güney Kore de Ukrayna savaşının kazananlarından. Hyundai-Kia Automotive Group bünyesinde yer alan ROTEM tarafından geliiştirilen K2 tankları şimdiden Meksika’dan Katar’a kadar birçok ülkenin hedefinde.
Seul, Ukrayna’ya doğrudan silah yardımı yapmayacağına ilişkin beyanda bulunmuşsa da ABD’nin Kore’den mühimmat satın alarak Ukrayna’ya transfer etmek istediği konuşuluyor. Anlaşmanın ayrıntıları Wall Street Journal’da ortaya çıktığında, Güney Kore Savunma Bakanlığı bir açıklama yaparak mühimmatların son kullanıcısının ABD olduğuna inandıklarını söylemişti.
Tüm sözlere rağmen Güney Kore’nin Ukrayna savaşı ile başlantısı yeni değil. Geçen Eylül ayında Polonya ile tarihinin en büyük silah anlaşmasını imzalayan Güney Kore, Varşova’ya 1000 K2 tankı, 600’den fazla Hanwha K9 motorlu obüs ve onlarca savaç uçağı tedarik edecek. Bu satış, Polonya’ya, Ukrayna’ya gönderdiği silahların yerini yenilerinin almasında yardımcı olacak.
Hanwha K9 obüslerinin müşterileri arasında Finlandiya, Hindistan, Norveç, Estonya, Avustralya, Mısır ve Türkiye de yer alıyor.
Silah sanayisinin sınırları
Sanayisizleşme tehdidi altındaki Avrupa’nın savaş tesellisinin sınırları bulunuyor. Rönesans yaşayan savunma sanayisi, enerji ve malzeme fiyatlarındaki artış ile üçüncü ülkelerden ithalata bağımlılık nedeniyle tekrar inişe geçebilir.
EURACTIV’e konuşan Çekya Silah ve Savunma Sanayisi Birliği Balkanı Jiří Hynek, askeri ürünlerin üretilmesi için gereken hammaddelerin çoğunun ya Avrupa’dan çıkarılmadığını ya da çok az çıkarıldığını hatırlattı. Hynek, kritik malzemelerin çoğunun da Asya ve Afrika ülkelerinden ithal edildiğinin altını çizdi.
Başkanın belirttiğine göre bugün piyasada tedariği az olan malzemeler şunlar: tüm paketleme materyalleri, birçok kimyasal ama özelliği barut yapımında gereken selüloz, fiyatları astronomik seviyelerdeki sentetik kauçuk. Son materyal kurşun geçirmez yelekler için kullanılıyor ve AB bu madde konusunda, Asya’ya, özellikle de Çin’e bağımlı.
İtalyan askeri gemi yapımcısı Cantiere Navale Vittoria’nın Başkanı Paolo Può’nun verdiği bilgilere göre, çeliğin ton fiyatı 700 avrodan 3500 avroya yükseldi, alüminyumun kilo fiyatı ise 5 avrodan 15 avroya çıktı. Può, çoğu sözleşmelerinin devletle olduğuna dikkat çekerek sektöre devlet müdahalesi istediklerini de sözlerine ekledi.
Rheinmetall de hammadde stokladıklarını açıkladı. Alüminyum ve önemli plastikleri önde satın aldıklarını söyleyen Alman silah üreticisi, orta vadede sorun yaşamamak için yarı iletkenler de elde ettiklerini belirtti. Şirket, bu yıl işletme sermayesini ciddi biçimde artırdıklarını da söyledi.
Fransa’da ise yarı iletken ve çip sorunu nedeniyle savaş sanayisi Ukrayna savaşının öncesinden bu yana üretim zorlukları yaşıyor.
Diplomasi
Ukrayna, 56 milyar dolarlık bütçe açığıyla baş başa

Savaşın başından bu yana en ağır bütçe kriziyle karşılaşan Ukrayna yönetimi, kamu harcamalarında tasarrufa giderek kaynakları savunmaya yönlendirdi. Ülkenin 56 milyar dolarlık bütçe açığının 27 milyar dolarını askeri harcamalar oluştururken, bir günlük çatışmanın maliyeti 190 milyon dolara ulaştı.
Ukrayna, 2022’de başlayan Rusya işgalinden bu yana en büyük bütçe kriziyle karşı karşıya.
Kiev yönetimi, ekonomik üretiminin yaklaşık dörtte birine denk gelen 56 milyar dolarlık açığı kapatmaya çalışıyor. Bu açığın 27 milyar dolarlık kısmını doğrudan askeri harcamalar oluşturuyor.
Hükümet, artan mali baskı nedeniyle acil olmayan harcamaları askıya aldı. Başbakan Sergii Koretskyi, hasar gören binaların ve altyapının onarımı dahil zorunlu görülmeyen projelerin dondurulduğunu, kaynakların öncelikle savunma harcamalarına, memur maaşlarına ve emekli aylıklarına aktarılacağını açıkladı.
Koretskyi, ülkenin azami tasarruf rejimine geçtiğini vurgulayarak, “Tüm kaynaklar hayati alanlara yönlendirilmek zorunda” dedi.
Savaş harcamaları artarken vergi gelirleri düşüyor
Ukrayna Parlamentosu Bütçe Komisyonu Başkanı Roksolana Pidlasa, savaşın bir günlük maliyetinin iki yıl önce 140 milyon dolar seviyesindeyken bugün 190 milyon dolara çıktığını kaydetti. Bu rakama Batılı müttefiklerin doğrudan askeri destekleri dahil edilmiyor.
Harcamalardaki artışta, Rusya’daki petrol rafinerileri ile askeri tesisleri hedef almak için gereken pahalı orta ve uzun menzilli silahlara duyulan ihtiyaç, genişletilen ordunun artan maaş yükü ile yaralı ve hayatını kaybeden askerlerin ailelerine yapılan ödemeler etkili oluyor.
Yılın ilk dokuz ayında Ukrayna savunmaya 44 milyar dolardan fazla harcama yaparken, toplanan vergi gelirleri 42 milyar dolarda kaldı.
Pidlasa, Rusya’nın düzenlediği saldırıların lojistiği aksatması ve işletmelerin çalışma saatlerini kısıtlaması sebebiyle bütçenin ilk dokuz ayda 49,5 milyar grivna (yaklaşık 1,1 milyar dolar) vergi kaybına uğradığını belirtti.
Hükümet, yıl sonuna kadar bu kaybın 70 milyar grivnaya ulaşabileceğini hesaplıyor.
Savaş öncesinde gayrisafi yurt içi hasılanın onda birini oluşturan çelik sektörü büyük ölçüde devre dışı kalırken, Karadeniz limanlarına yönelik saldırılar eylül ayında tahıl ihracatında yıllık bazda yüzde 36,6 düşüşe yol açtı.
Ekonomi Bakanı Oleksandr Kravçenko, abluka nedeniyle 40 milyar dolarlık ihracat gelirinin tehlikede olduğunu bildirdi.
Batı kredileri yasal düzenlemelerin gecikmesiyle aksıyor
Savaşın başından bu yana Batılı ortaklarından yaklaşık 200 milyar dolar mali yardım alan Ukrayna, yeni kaynaklara erişimde güçlük yaşıyor.
Batılı müttefiklerin talep ettiği vergi reformları ve yolsuzlukla mücadele yasalarının parlamentodan geçmemesi sebebiyle 29,5 milyar dolarlık dış yardım riske girdi.
Başbakan Koretskyi, parlamentonun gerekli düzenlemeleri 15 Ekim’e kadar onaylamasını hedeflediklerini belirterek, dış kaynak akışının bu taahhütlerin yerine getirilmesine bağlı olduğunu ifade etti.
Gelecek yılın bütçesini tartışan Ukrayna parlamentosunun gündeminde 110 milyar dolarlık rekor bir savunma bütçesi teklifi yer alıyor.
Maliye Bakanı Sergii Marçenko, gelecek yıla ilişkin karşılanmamış bütçe açığının şimdiden 32 milyar doları aştığını belirterek, Avrupa’da dondurulan 210 milyar avroluk Rus merkez bankası varlıklarının devreye sokulması çağrısı yaptı.
Avrupa Birliği (AB) daha önce Kiev için 90 milyar avroluk bir kredi üzerinde anlaşmıştı. Ancak Avrupa Komisyonu hesaplamalarına göre Ukrayna’nın 2026-2027 döneminde 135,7 milyar avroya ihtiyacı olacak.
Ukrayna Maliye Bakanlığı ise 2026-2029 dönemi için yaklaşık 146 milyar dolarlık dış finansman gerekeceğini öngörüyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) da ülkenin 2029’a kadar 54 milyar dolarlık bir finansman açığıyla karşılaşacağını, ayrıca Kiev’in yıl sonuna kadar IMF’ye yaklaşık 1 milyar dolar geri ödeme yapması gerektiğini bildirdi.
Diplomasi
Tahıl sevkiyatındaki aksama Ukrayna’ya 8 milyar dolara mal olabilir

Financial Times gazetesinde yer alan haberde, Ukrayna limanlarında tahıl ihracatının durma noktasına gelmesi nedeniyle Kiev yönetiminin 8 milyar doları aşkın gelir kaybı yaşayabileceği bildirildi. Tarım Bakanlığı, limanların kapalı kalması durumunda hedeflenen 64 milyon tonluk tarımsal ihracatın ancak yarısının gerçekleştirilebileceğini öngörüyor.
Ukrayna limanlarından yapılan tahıl ihracatında yaşanan aksaklıklar, Kiev yönetimi açısından ciddi gelir kaybı riski doğuruyor.
Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre, deniz taşımacılığındaki risklerin artması nedeniyle rekoltenin önemli bir kısmının karayolu üzerinden taşınması zorunluluğu doğarken bu durum toplam ihracat hacmini ciddi ölçüde daraltıyor.
Haberde, karayoluyla tahıl sevkiyatının yüksek maliyeti sebebiyle ürünlerin yalnızca küçük bir kısmının dış pazarlara ulaştırılabildiği aktarıldı.
Ukrayna Tarım Politikası Bakanı Taras Vısotskiy’nin paylaştığı tahminlere göre, limanların kapalı kalmayı sürdürmesi halinde Ukrayna, Haziran 2026 ile Haziran 2027 arasındaki dönemde en az 8 milyar dolar kaybedebilir.
Bu meblağ, ülkenin bir önceki yıl elde ettiği ihracat gelirinin yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor.
İhracat beklentisi yarı yarıya düşebilir
Bakan Vısotskiy, Ukrayna’nın bu yıl 64 milyon ton tarım ürünü ihraç etmeyi planladığını, ancak limanların kapalı olması durumunda bu miktarın en fazla yarısının sevk edilebileceğini belirtti.
Bazı uzmanlar ise nihai ihracat rakamının bu tahminin de altına inebileceğini değerlendiriyor.
Çiftçilerin tarımsal kredi faiz yükünü hafifletmek amacıyla Dünya Bankası Ukrayna’ya 250 milyon dolarlık imtiyazlı kredi sağlıyor.
Ancak Bakan Vısotskiy, söz konusu desteğin yalnızca geçici bir çözüm sunduğunu ifade etti.
Haberde, bu yıl buğday veriminin yüzde 40 oranında arttığı, buna karşılık ton başına buğday fiyatının 220 dolardan 130 dolara gerilediği yönündeki üretici beyanlarına da yer verildi.
Birleşmiş Milletler verileri, 2022 yılı öncesinde Rusya ve Ukrayna’nın küresel buğday ihracatının üçte birini, mısır ihracatının ise yüzde 20’sini karşıladığını gösteriyor.
Alternatif güzergah arayışı
Ukrayna Tarım Konfederasyonu verilerine göre, temmuz ayında Odessa bölgesindeki Odessa, Çornomorsk ve Pivdennıy limanlarının aylık sevkiyat kapasitesi 6 milyon tondan yaklaşık 4 milyon tona geriledi.
Söz konusu üç liman, savaş öncesinde Ukrayna’nın tahıl ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını karşılıyordu.
Temmuz ayı sonundan itibaren Ukraynalı tüccarlar Tuna Nehri ve Romanya üzerinden alternatif rotalara yönelmeye başladı.
FT’nin aktardığına göre, ülkenin en büyük limanındaki depolama kapasitesi yaklaşık üçte bir oranında daraldı ve gemi sahipleri Odessa bölgesine sefer yapmaktan kaçınmaya başladı.
Bakan Vısotskiy, ağustos ayında yaptığı değerlendirmede limanların devre dışı kalması ve sevkiyatın yavaşlaması nedeniyle yeni hasadın saklanması için depolama alanlarının yetersiz kalabileceği uyarısında bulunmuştu.
Vısotskiy, depolama kapasitesindeki açığın 8 ila 11 milyon tona ulaşabileceğini kaydetmişti.
Ukrayna Merkez Bankası ise yıl sonuna kadar oluşabilecek döviz geliri kaybının yaklaşık 2,5 milyar doları bulacağını öngörmüştü.
Diplomasi
Birleşik Krallık’taki tüm B-1 bombardıman uçakları ABD’ye döndü

ABD, Birleşik Krallık’taki RAF Fairford hava üssünde bulunan tüm B-1 bombardıman uçaklarını geri çekti.
Amerikalı yetkililer pazar günü, bu kararın tesise yönelik “terör planları” ile ilgili güvenlik endişeleri nedeniyle alındığını belirtti.
Bu karar, Londra’nın kuzeybatısındaki askeri üssü İran’a yönelik bombardıman saldırıları düzenlemek için bir merkez olarak kullanan ABD için bir yön değişikliğini temsil ediyor.
Yakın zamanda üsten ayrılana kadar, üssünde bir düzine B-1 uçağı konuşlandırılmıştı.
Bu karar, ABD ve İngiliz yetkililerin geçen pazar günü engellendiğini açıkladıkları üsse yönelik bir saldırı şüphesi ile bağlantılı olarak altı kişinin gözaltına alınmasının ardından alındı.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, İngiltere’nin şüphelileri kefaletle serbest bırakmasına rağmen soruşturmaya devam etmesiyle gizemle örtülü kalan olayda İran’ın rol oynadığına dair “güçlü işaretler” olduğunu söyledi.
Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li yetkililer, bombardıman uçağına saldırı düzenleyip üssündeki personeli öldürmeyi amaçlayan İran bağlantılı bir komplo hakkında bilgi sahibiydi.
Üst düzey bir ABD’li yetkiliye göre, Devrim Muhafızları’nın bir kolu, komployu gerçekleştirmek üzere İngiliz vatandaşlarını işe almıştı.
Komplo, yakın mahallede dikkatleri başka yöne çekmeyi de içeren çok aşamalı bir planı içeriyordu.
Birleşik Krallık’ta yetkililer hâlâ olayın nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışıyor ve bazı İngiliz yetkililer planlanan saldırının ne kadar sofistike olduğu konusunda şüphelerini dile getiriyor.
Donald Trump daha önce, gözaltına alınan kişilerin üsse ciddi zarar verme niyetinde olduklarını ve hakkında soruşturma yürütüldüğünü belirtmişti.
Trump, şüphelileri kefaletle serbest bırakma kararını sorgulayarak, “Ben olsam onları serbest bırakmazdım” demişti.
Bu kişilerden beşi geçen pazar günü üç beyaz minibüsle Fairford’a gitti. İngiliz polisi, minibüslerde patlayıcı bulunmadığını ama önemli miktarda yakıt olduğunu açıkladı.
Gruptan bir kişinin polisi arayarak komployu ihbar etmesinin ardından bu kişiler gözaltına alındı.
Altıncı kişi olan İngiltere-İran çifte vatandaşı ise birkaç gün sonra terör eylemi planladığı şüphesiyle alındı ama o da kefaletle serbest bırakıldı.
Uzun pistiyle Fairford üssü, ABD tarafından İran’a yönelik B-1 ve B-52 saldırılarını başlatmak için yoğun bir şekilde kullanılıyordu.
Üs, ABD anakarasından yapılan uçuşlara kıyasla Amerikan bombardıman uçaklarının kat etmesi gereken mesafeyi kısalttığı için ABD hava operasyonları açısından önemliydi.
Savaş uzadıkça B-52’ler üsten ayrıldı ve bazı B-1’ler ABD’ye geri döndü ama bir düzine B-1 hâlâ üsteydi.
Fairford’daki ABD varlığı, Birleşik Krallık’ta siyasi açıdan tartışmalı bir konu.
Birleşik Krallık hükümeti başlangıçta ABD’nin üssünden İran’a yönelik sortiler düzenlemesine izin vermeyi reddetmişti.
Fakat daha sonra İran’ın Körfez’deki İngiliz müttefiklerine ve çıkarlarına yönelik misillemelerinin ardından üssün “savunma amaçlı” görevler için kullanılacağı şartıyla bu kararından vazgeçmişti.
Engellendiği sanılan saldırının ardından, Birleşik Krallık savunma yetkilileri, özellikle insansız hava aracı saldırılarına karşı askeri üslerin çevresindeki korumanın güçlendirilmesi için daha fazla önlem alınması gerektiğini belirtti.
ABD ayrıca, İngiltere’nin doğusundaki RAF Lakenheath üssünde F-35 ve F-15E avcı uçakları konuşlandırmış durumda ve bu üssün güvenlik alarm seviyeleri yükseltildi.
ABD, Lakenheath üssünün yakınındaki RAF Mildenhall üssüne de yakıt ikmal uçakları konuşlandırdı.
Uçuş izleme sistemleri, bu hafta sonu RAF Fairford üssünden kalkan B-1 bombardıman uçaklarını tespit etti.
İran, RAF Fairford’a yönelik saldırı planının arkasında olduğu iddialarını yalanladı.
Devrim Muhafızları, Temmuz ayında ABD’nin İran’a saldırmak için kullandığı İngiliz üslerinin “kuvvetlerimiz için meşru bir hedef” olacağı uyarısında bulunmuştu.
Pentagon yaptığı açıklamada, “Operasyonel güvenlik nedenleriyle varlıklarımızın ve kuvvetlerimizin hareketlerini gerçek zamanlı olarak teyit edememiş olsak da, RAF Fairford’a konuşlandırılmış tüm ABD bombardıman uçaklarının ABD’deki ana üslerine geri çekildiğini şimdi teyit edebiliriz,” dedi.
Bakanlık, ABD bombardıman uçaklarının ABD’den saldırılar düzenlemeye hazır durumda olduğunu ekledi.
İngiltere Savunma Bakanlığı ise yorum yapmaktan kaçındı.
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri











