Rusya
Ukrayna’nın Kursk saldırısı ne anlama geliyor?

Son haftalarda Kursk’ta topraklar işgal edilmiş ve Devlet Başkanı Vladimir Putin, düşmanı idari sınırların dışına püskürtmek için kesin emirler vermişken, yeni Savunma Bakanı Andrey Belousov ordunun dijitalleştirilmesini zafere giden yolda atılacak ilk adım olarak ilan etti.
Ancak 12 Ağustos’ta Putin’in tonu —nihayet— değişti. Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, her zamanki stratejik yeniden toparlanma ve daha az stratejik olmayan geri çekilme stratejisinden uzaklaşmak zorunda kalacak.
Bu, özellikle, milyarder Oleg Deripaska’ya da bir cevap. Tokyo’daki Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Rusya’yı resmi olarak temsil eden Deripaska, Nikkei Asia’ya verdiği mülakatta savaşın çılgınlık olduğunu, “iş dünyası için çok pahalıya mal olduğunu” ve yangının derhal ve koşulsuz olarak söndürülmesi gerektiğini ilan etti. Çıkarlarını savunduğu Batı’nın Kursk’taki saldırısının arifesinde yaptığı bu konuşmayı Kremlin ile ilişkileri hakkında şu şaşırtıcı açıklamayla bitirdi: “Ben onlara dokunmuyorum, onlar da bana dokunmuyor, siyaset yapmıyorum”.
Mantıken Putin’in yanıtı netti, “müzakere etmiyoruz”. Fakat Deripaska’ya sağlanan koruma, bu oligarkların pek çok ismini kıskançlıktan çatlatmış olsa gerek zira bu açıklamadan sonra bile Rusya’nın devlet medyası tarafından Sibirya’da okullar açtığı için övüldü.
Kısacası, Putin hedefi belirledi, ancak Rusya ordusunun yeniden yapılandırılması hala söz konusu değil, hatta tam aksi söz konusu. Dolayısıyla hedefe ulaşma meselesi son derece önemli hale geliyor. Beloussov, zafer için dört koşul öne sürdü, bunlardan sadece biri, sonuncusu, Genelkurmayın kalitesiyle alakalı. Yeni atanan bu bakanın bu savaşı “modern savaşlardan” biri olarak gördüğü gerçeğiyle başlamamız gerekiyor. Hayır, Suriye’den değil, orduların birbiriyle savaştığı Ukrayna’daki bu klasik savaştan bahsediyor. Ancak bu savaş, klasik savaşların geçmişte kaldığı yönündeki neoliberal öngörülerin başarısızlığının somut bir emsali.
İkinci koşul temel strateji sorununa değiniyor ama bu tuhaf bir şekilde insansız hava araçları ve robotların kullanımıyla sınırlı. Üçüncüsü daha da kötü: “Yapay zekâyı cephede kullanmak için etkili bir sistem kurmamız gerekiyor.”
Tam da orduları ve ülkeleri zayıflatmak ve Batılı kurumların gücüne boyun eğmelerini teminat altına almak için hazırlanan bu aldatmacayla “zafer” biraz uzak görünüyor.
Kısacası, 2008’deki Gürcistan savaşından bu yana Rusya ordusunu yavaş yavaş yok eden bu oldukça ilkel neoliberal vizyonda insan zekâsına yer yok. Mesele stratejik düşünce geliştirmek değil, bir yıllık zorunlu askerliğe geri dönmek bile değil.
Rusya toplumunun 30 yıllık neoliberal reformdan sonra hazır olmadığı yeni bir seferberlik hakkında mızmızlanan bireyci kaygısız modda endişelenmek yerine, askerlik hizmetini iki yıldan bir yıla indiren neoliberal zorunlu askerlik reformunu tersine çevirmek acil olacaktır. Ve gerçek bir askeri eğitimi yeniden tesis ederek —sadece insansız hava araçlarını ve robotları yönetmekten ya da programları, pardon “yapay zekâyı” kullanmaktan bahsetmiyorum— gerçek bir orduyu yeniden kurmak mümkün olacaktır.
Ancak bu verilmesi gereken ideolojik bir karar ve Belousov’un ortaya koyduğu neoliberal iktisadi çerçeveye hiç uymayan bir karar.
Sempozyum: Ukrayna’nın Rusya’ya girmesi esasen ne anlama geliyor?
On uzman, Kiev’in cüretkâr işgalinin savaş üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkilerini değerlendirdi
15 Ağustos 2024
6 Ağustos’tan itibaren Ukrayna ordusu, doğudaki Kursk oblastında Rusya’ya karşı sürpriz bir sınır ötesi saldırı başlatarak savaşın mevcut gidişatını tersine çevirmiş gibi göründü.
Kiev, birliklerinin Rusya topraklarına 30 kilometreden fazla ilerleyerek 640 kilo2metrekarelik alanı kapsayan 74 yerleşim yeri ve kasabayı ele geçirdiğini ve 100’den fazla Rus savaş esirini aldığını iddia ediyor.
Moskova ise saldırıyı kabul etmekle birlikte çarşamba günü itibarıyla sınırın istikrara kavuştuğunu ve tartışmalı bölgelerde kontrolü ele geçirmek için aktif olarak savaştıklarını açıkladı. Bu arada savaşın üzerine sis perdesi çökmüş durumda ve Ukrayna’nın elde ettiği gerçek toprak kazanımları veya kayıplar hakkında resmi bir doğrulama yok.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, saldırıyı “büyük çaplı bir provokasyon” olarak nitelendirdi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ise bunun toprak tutmakla ilgili olmadığını, Kursk oblastından Ukrayna’ya dönük uzun menzilli füze saldırılarını durdurmak için orada bir “tampon bölge” oluşturarak Rusya’nın saldırılarını engellemeye çalıştıklarını belirtiyor.
Ukrayna’nın stratejisi, Rusya’nın reaksiyonu ve bunun savaşın geneli üzerindeki uzun vadeli etkileri —gelecekteki müzakere ihtimali, her iki tarafın moraline etkisi ve bu durumun ABD de dahil olmak üzere Ukrayna’nın destekçilerini cesaretlendirme potansiyeli— hakkında pek çok soru hâlâ belirsizliğini koruyor. Ayrıca bu hamle, Ukrayna tarafında zayıflayan savaş çabasını yeniden canlandırmaya yardımcı olabilir.
Bu nedenle, kapsamlı bir dış politika uzmanları grubuna şu soruyu yönelttik:
“Ukrayna’nın şu anda Rusya’nın Kursk oblastına gerçekleştirdiği saldırıların, savaşın geneli üzerindeki muhtemel etkisi nedir?”
Jasen J. Castillo, Monica Duffy Toft, Ivan Eland, Mark Episkopos, Lyle Goldstein, John Mearsheimer, Sumantra Maitra, Rajan Menon, Peter Rutland, Stephen Walt.
Jasen J. Castillo, Albritton Center for Grand Strategy Eş Direktörü, George H.W. Bush Yönetim Okulu, Texas A&M Üniversitesi
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bir kez daha Rusya’nın 2022’deki işgalinde göz ardı ettiği savaşma azmini ortaya koydu. Fakat bu saldırının askeri hedefi hâlâ muğlaklığını koruyor. Kısa vadede bu durum Ukrayna için bir PR başarısı ve Rusya için moral bozucu bir darbe. Kursk kumarı, Rusya’nın saldırıyı durdurmak için kuvvetlerini kaydırmasıyla Ukrayna savunması üzerindeki baskıyı da azaltabilir. Ancak uzun vadede, tehlikeli bir şekilde insan gücü ve teçhizat sıkıntısı çeken Ukrayna’nın, başka bölgelerde ihtiyaç duyabileceği seçkin birliklerini tüketmesinden endişe ediyorum. Yıpratma savaşında insan gücü ve teçhizat hayati önem taşır. Ukrayna’nın saldırısı, Batı’nın Almanya’nın 1944’te Müttefikleri şaşırtan, kazanımlar elde eden ve Bastogne Muharebesi’nde yenilgiyle sonuçlanarak aylar sonra Doğu Cephesinde ihtiyaç duyduğu insan gücü ve teçhizatı harcayan cüretkâr saldırısını hatırlatıyor.
Monica Duffy Toft, Uluslararası Politika Profesörü ve Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Stratejik Çalışmalar Merkezi Direktörü
Ukrayna’nın Rusya’ya gerçekleştirdiği saldırının muhtemel etkisi, iki eksende hissedilecek; biri maddi, diğeri psikolojik.
Maddi eksende, Ukrayna, Rusya’nın Ukrayna hedeflerine füze saldırıları düzenleme kabiliyetini geçici olarak zayıflatabilir; bunların en hassas olanları, Ukrayna’nın sivillerine kasıtlı ve sistematik olarak zarar vermeyi içeriyor. Fakat maddi anlamda kalıcı bir etki açısından çok fazla bir şey beklenemez. Ukrayna, Rusya’dan geri çekilmek zorunda kalacak ve hayatta kalan birlikleri ve teçhizatı, dinlenme ve yenileme sürecinin ardından, Ukrayna’nın Rusya ile olan cephesindeki diğer kritik bölgelere yeniden dağıtılacak.
En büyük etkinin psikolojik eksende olmasını bekleyebiliriz. Halihazırda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “büyük lider” olarak meşruiyeti, savaşın ilk haftalarında zarar görmüştü. Bu son saldırı daha da kötü, zira hiçbir lider, Rusya topraklarının kaybına, geçici bile olsa, liderlik edip itibarını koruyamaz.
Bununla beraber Putin, Rusların savaş hakkında ne öğrendiği konusunda benzeri görülmemiş bir kontrole sahip. Psikolojik etki en çok Ukrayna ve müttefikleri tarafından hissedilecek. Bu durum, küresel alanda dikkat yorgunluğunu hafifletecek. Aynı zamanda Batılı bağışçılara, Ukrayna’nın savaşabileceğini ve kazanabileceğini hatırlatarak silah ve mühimmat gönderme konusundaki fedakarlıklarının boşa gitmeyeceğini gösterecek.
Ivan Eland, Bağımsız Enstitü’nün Barış ve Özgürlük Merkezi Direktörü
Ukrayna, hedefinin Rusya’da ele geçirilen toprakları elinde tutmak olmadığını savunmasına rağmen, o zaman bu saldırının amacının ne olduğu sorulabilir. Bu saldırı, Rusya lideri Vladimir Putin’e Rusya’nın savunmasızlığını göstermek için tasarlanmış olabilir ama daha önceki baskınlar veya Rusya ve Kırım’a yönelik saldırılar zaten bunu ispat etmişti.
Taarruz harekatları yürütmek genelde savunmada olmaktan çok daha pahalıya mal olur; bu yüzden Ukrayna’nın, halihazırda zayıf olan savunma hatlarından kuvvetlerini çekerek belirsiz faydalar uğruna riskli bir saldırıya girişmesi mantıklı mı? Rusya’nın taarruzu zaten ilerleme kaydediyor ve Rusya, Ukrayna’dan sayıca ve silahça üstün olduğu için, ülke topraklarını savunmak için Ukrayna’daki taarruz güçlerini zayıflatmaya ihtiyaç duymayabilir. Ukrayna, herhangi bir ateşkes müzakeresinde Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna topraklarına karşılık olarak Rusya’da işgal ettiği toprakları takas etmeyi arzulayabilir ama Ukrayna, kendinden üstün kuvvetler tarafından kuşatılma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Mark Episkopos, Quincy Institute for Responsible Statecraft Avrasya Araştırma Görevlisi ve Marymount Üniversitesi Tarih Yardımcı Profesörü
Kursk taarruzu, Ukrayna’nın Rusya’nın zayıf sınır savunmalarından istifade ederek geniş toprakları —Kursk nükleer santrali de dahil olmak üzere— ilk 48 ila 72 saat içinde ele geçirebileceği varsayımına dayandırılmış gibi görünüyor. Bu da Moskova’yı bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakarak derhal bir ateşkese zorlayacak ve potansiyel olarak Ukrayna’nın şartlarıyla barış müzakerelerinin zeminini oluşturabilecek bir pazarlık kozu sunacaktı. Fakat Rusya, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin başlangıçtaki köprübaşını kayda değer ölçüde genişletme teşebbüslerini engellemiş gibi görünüyor ve Ukrayna, şu anda mücadele ettiği mütevazı toprakları bile uzun vadede elinde tutma kapasitesinden yoksun.
Kursk’taki cebi açık tutma çabalarının Ukrayna’ya stratejik herhangi bir fayda sağlaması muhtemel değil ve bu durum, Ukrayna savunmalarını zayıflatabilecek, Ukrayna’nın Donbass bölgesindeki temas hatları boyunca Rusya kuvvetlerine fırsatlar yaratabilecek geniş ölçekli, sürekli bir asker ve teçhizat yatırımını gerektirecek.
Lyle Goldstein, Savunma Öncelikleri, Asya Gelişimi Direktörü ve Brown Üniversitesi Watson Kamu İşleri ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Misafir Profesörü
Kiev’in Rusya’nın Kursk oblastına yaptığı cüretkâr saldırı, Ukrayna’nın hâlâ önemli bir savaş kabiliyetine ve belli bir mücadele azmine sahip olduğunu gösteriyor. Şüphesiz ki bu harekât, Kremlin’i utandırmak ve savaş hakkındaki geleneksel anlatıyı dramatik bir şekilde değiştirmek gibi birincil amacına hizmet etti. Yine de bu yeni taarruzun ne kadar akıllıca olduğu konusunda meşru sorular sorulabilir. Saldıran tarafın kayıpları kaçınılmaz olarak yüksek, özellikle de Rusya’nın hâlâ ciddi bir ateş gücü üstünlüğüne sahip olduğu durumlarda. Bu da savaş hattının diğer bölgelerinde Rus kuvvetlerinin istismar edebileceği ciddi zayıflıklar yaratabilir. 2024’te konuya aşina çoğu Amerikalı stratejist, Ukrayna’ya güçlerini korumak için savunmada kalmasını ve dolayısıyla “uzun savaş” stratejisini benimsemesini tavsiye ediyordu. Ayrıca bu tür sembolik bir hamlenin barış müzakerelerini kolaylaştırıp kolaylaştırmayacağı da net değil. Son olarak bu, genel tırmanış yönünde atılan bir başka yanlış adım.
John Mearsheimer, R. Wendell Harrison Seçkin Hizmet Profesörü, Chicago Üniversitesi ve Quincy Enstitüsü Misafir Araştırmacısı
Ukrayna’nın [Kursk’a] saldırısı, yenilgisini hızlandıracak büyük bir stratejik hataydı. Bir yıpratma savaşında başarının kilit belirleyicisi, Batılı yorumcuların takıntılı olduğu toprak ele geçirmek değil, kayıpları dengeleme oranıdır. Kursk saldırısındaki karşılıklı kayıpları oranı, iki nedenden ötürü kesin olarak Rusya’nın lehine. Birincisi, Ukrayna ordusu savunmasız toprakları etkin bir şekilde ele geçirdiği için Rusya’nın nispeten az sayıda kayıp yaşamasına neden oldu. İkincisi, saldırıdan haberdar olduktan sonra Moskova, açıkta olan ve vurulması kolay ilerleyen Ukrayna birliklerine karşı hızla büyük hava gücünü seferber etti. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, saldıran güçler pek çok asker ve teçhizatının büyük bir kısmını kaybetti.
Durumu daha da kötüleştiren bir unsur, Kiev’in doğu Ukrayna’daki cephe hatlarından, son derece ihtiyaç duyulan birinci sınıf muharip birlikleri çekerek bunları Kursk’taki taarruz gücünün bir parçası haline getirmesi. Bu hamle, halihazırda dengesiz olan karşılıklı kayıp oranını, kritik öneme sahip bu cephede daha da Rusya’nın lehine çeviriyor. Kursk baskınının ne kadar aptalca bir fikir olduğu göz önüne alındığında, Rusların şaşkına dönmesi şaşırtıcı değil.
Sumantra Maitra, American Ideas Institute Araştırma Direktörü, Sources of Russian Aggression kitabının yazarı
Eğer Ukrayna’nın savaşı Rusya’ya taşıması, ülkeyi zayıf bir pozisyondan müzakere etmeye zorlamak için yapıldıysa, bu başarısız olacaktır; zira Ukraynalılar bu hamleyi sürdürecek ve sonrasında işgal edecek insan gücüne sahip değil. Bu, Ukrayna’nın Batı’daki destekçileri açısından iyi bir PR zaferi ve Rusya’nın stratejik düşüncesinin ne kadar feci şekilde geri, beceriksiz ve Sovyet tarzında kaldığını gösteriyor ama Rusya’nın sayısal üstünlüğü devam edecektir.
Aynı zamanda bu hamle, Rusya’daki şahinleri cesaretlendirebilir, Rusya hükümetindeki radikalleri güçlendirebilir ve Putin’i, özellikle ABD’de yeni bir yönetim seçildikten sonra barış müzakerelerini zorlamaktan caydırabilir. Belki de bu, Ukrayna hükümetinin veya onlara tavsiyede bulunanların gerçek amacıydı. Ukrayna, bu sürecin altını oymakta başarılı oldu.
Rajan Menon, Defense Priorities Kıdemli Araştırmacısı ve New York City Üniversitesi/City College’da Powell Okulu’nda Anne ve Bernard Spitzer Uluslararası İlişkiler Fahri Başkanı
Ukrayna’nın Kursk hamlesi yaygın olarak —haklı bir şekilde— övüldü. Ancak kalıcı başarısı hâlâ belirsiz. General Aleksandr Sırskiy’in, Rusya topraklarını gelecekteki müzakerelerde takas etmek için elde tutmayı, Rusya kuvvetlerini Donetsk savaş alanlarından uzaklaştırmayı ya da Rusların 2022’den bu yana Ukraynalıların hissettiği acının bir kısmını hissetmelerini sağlamayı hedefleyip hedeflemediği belirsizliğini koruyor.
Rusya ısrarlı bir karşı taarruz başlattığında, Ukrayna, Kursk’taki askerlerini takviye etmek için gereken lojistik kapasiteleri, asker sayısını, ateş gücünü ve hava savunmasını toplayabilecek mi? Rusya, Donetsk’ten kuvvetlerini yeniden konuşlandırmak zorunda kalacak mı, şu ana kadar Harkov ve Kupyansk cephelerinden gelen hangi rezerv ve birlikleri kullandı? Yoksa Rusya, Ukrayna’nın Kursk taarruzunu boşa çıkararak mevcut coşkuyu, Ukrayna’nın başka yerlerde acilen ihtiyaç duyulan birlikleri Kursk’a gönderdiği için liderlerinin suçlandığı bir suçlama oyununa mı dönüştürecek? Bunu söylemek için henüz çok erken.
Peter Rutland, Wesleyan Üniversitesi Profesörü ve Colin and Nancy Campbell Kürsüsü Başkanı
Ukrayna’nın saldırısı, Putin’in Haziran 2023’teki Wagner kalkışmasından bu yana karşılaştığı en büyük meydan okuma. Bu, Yevgeniy Prigojin’in başat iddialarından birini —Rusya ordusunun komutanlarının yolsuzluğu ve beceriksizliği, saldırıyı öngörememeleri ve Ukraynalı işgalcileri defetmekte yavaş kalmaları— gözler önüne seriyor. Bu, Kremlin propagandasının bazı merkezi temalarını —Rusya’nın savaşı kazandığı ve Putin’in Rusları düşman bir dünyadan koruduğu iddiasını— da çürütüyor. Diğer yandan, çatışmaların Rusya topraklarına yayılması durumunda nükleer silah kullanma tehditlerinin de blöf olduğunu ortaya koyuyor. Baskının askeri maliyet ve faydalarından bağımsız olarak, bunun Kiev açısından siyasi bir zafer olduğu kesin.
Stephen Walt, Robert ve Renee Belfer Uluslararası İlişkiler Profesörü, Yale Üniversitesi
Ukrayna’nın Rusya’ya saldırısı, ülkenin moralini yükseltmek ve Batı’nın Kiev’e desteğini sürdürmesi için güven vermek amacıyla düzenlenen bir göz boyama eylemi ama savaşın sonucunu etkilemeyecek. Ukrayna kuvvetlerinin yaklaşık 1000 kilometrekarelik zayıf savunulan Rusya topraklarını ele geçirdiği bildiriliyor. Rusya’nın toplam kara kütlesi 17 milyon kilometrekareden fazla, bu da Ukrayna’nın şu anda Rusya’nın yüzde 0,00588’ini “kontrol ettiği” anlamına geliyor.
Mukayese edildiğinde, Rus birlikleri şu anda Ukrayna’nın yaklaşık yüzde 20’sini işgal ediyor ve geçen yaz başarısız olan Ukrayna taarruzu, ülkenin bu bölgeleri geri almasının ne kadar zor olacağını gösteriyor. Bu saldırı, Putin açısından ufak bir utanç kaynağı olabilir [ve aynı zamanda Rusya’nın Avrupa’nın geri kalanını işgal etmek için fazlasıyla zayıf olduğuna dair ek bir kanıt], fakat Ukrayna’nın kaderi, bu operasyonla değil, Ukrayna’da olanlarla belirlenecek.
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum










