Bizi Takip Edin

Diplomasi

Vance: İran ile gerilimi düşürecek bir kanal kurmak istiyorduk ve bunu başardık

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’de İran tarafı ile yürütülen maraton barış görüşmelerinin ardından, iki ülke orduları arasında Doha merkezli yeni bir güvenlik ve çatışmasızlık kanalı kurulması konusunda ilkesel olarak uzlaşıldığını açıkladı.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’de Pakistan ve Katar’ın ara buluculuğunda İranlı muhataplarıyla gerçekleştirilen maraton barış görüşmelerinin ardından, dönüş yolunda Air Force Two uçağında UnHerd editörü Sohrab Ahmari’ye özel mülakat verdi.

İsviçre’deki diplomatik temasları değerlendiren Vance, müzakerelerden somut bir kazanımla ayrıldıklarını ifade etti.

Görüşmelerin en büyük çıktısının ABD ve İran askeri yapıları arasında doğrudan bir iletişim mekanizması kurulması yönündeki ilkesel uzlaşı olduğunu belirten Vance, “Ortaya koymak istediğimiz şeylerden biri, İran tarafında çatışmayı azaltacak bir kanal oluşturulmasıydı. Bunu başardık. Onlar da ‘Tamam, güzel, Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) birini Doha’da CENTCOM’dan biriyle vakit geçirmesi için göndereceğiz’ dediler ve bu anlaşmazlıkların çoğunu bu şekilde çözeceğiz” ifadelerini kullandı.

Söz konusu askeri kanal, Trump yönetiminin İran ile girdiği sıcak savaş döneminde dış müdahalelere karşı mesafeli duruşuyla bilinen ve yönetim içindeki “itidalliler” ekibinin lideri olarak görülen Vance için siyasi bir dönüm noktası teşkil ediyor.

İlk bombaların düşmesinin hemen ardından diplomasinin sorumluluğunu üstlenen Vance, İsviçre’nin yemyeşil yamaçlarında yer alan Luzern Gölü kıyısındaki lüks bir tesiste İranlı muhataplarıyla bir araya geldi.

Zirvenin perde arkasında ise dikkat çekici diplomatik temaslar yaşandı. Otel lobisinde dört ülkenin diplomatları ve basın mensupları saatlerce vakit geçirirken, Farsça bilen gazeteci Ahmari, İranlı yetkililerin aralarındaki konuşmalara şahit oldu.

Bir İranlı diplomatın, “Tüm dünya bundan yoruldu, inşallah burada bir şeyler başaracağız” demesi, Tahran’ın kamuoyuna yansıyan soğuk açıklamalarının aksine bir anlaşmaya duyduğu isteğe işaret etti. Diğer yandan bir devlet televizyonu muhabirinin, Lübnan Hizbullahı ile ilişkili “direniş cephesi medyası bizi yakından izliyor” uyarısı, Tahran’ın da kendi müttefiklerinin baskısı altında olduğunu gösterdi.

Zirvede iki taraf delegelerinin 48 saat boyunca bir arada kalması, arızalı asansör hakkında yapılan şakalar ve basın ordusunu uzak tutma çabaları gibi insani temaslar, iki ülke arasında bir “yarı-normalleşme” sürecinin ilk işaretlerini verdi. Ancak bu durum zaman zaman protokol krizlerine de yol açtı.

Pazar günü dört ülkenin liderlerinin katıldığı quadrilateral toplantı öncesinde, Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında beklenen el sıkışma gerçekleşmedi. Arakçi salona girip hızlıca çıktı, Galibaf ise başlangıçta ortalıkta görünmedi.

Daha sonra basının dışarı çıkarılmasının ardından Galibaf ve Arakçi salona geçti ancak ikili el sıkışma kamuoyunun gözünden uzak kaldı. ABD’deki şahin yorumcular bu durumu Vance için bir “aşağılanma” olarak sunsa da, taraflar o gün zaten doğrudan ikili formatta görüşmüştü.

Vance, İran ile diyalog kurmanın zorluklarına değinirken ilk temaslarını hatırlattı:

“Onlarla ilk kez İstanbul’da masaya oturduğumuzda bu neredeyse bir performans gibi hissettirdi; belirli şeyleri dışa vurmaları gerekiyordu, bizi bazı konularda suçlamak zorundaydılar ve ilerlemek zordu. Ancak daha sonra aslında bir sohbet gerçekleştirebileceğimiz iyi bir noktaya ulaştık. Bu sefer de benzer bir unsur vardı: ‘Bunu biz istemedik ama İran ulusu büyüktür, vesaire, vesaire. Ancak barış hakkında konuşmaktan mutluluk duyarız.'”

“Muhtıra nükleer anlaşmadan çok daha jenerik bir belgedir”

Vance, İsviçre’de üzerinde çalışılan mutabakat muhtırasının (MOU) Barack Obama dönemindeki nükleer anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) ile karşılaştırılmasına karşı çıkarak şunları söyledi:

“KOEP ile yapılan karşılaştırmada hoşuma gitmeyen çok şey var ancak bunlardan biri, MOU’nun KOEP’e göre çok daha jenerik bir belge olmasıdır. Bu gerçekten kurucu bir belgedir: Boğaz’ı açalım, birbirimize ateş etmeyi bırakalım ve bir nükleer anlaşma yapıp yapamayacağımızı göreceğiz. Onların perspektifinden ise ‘Ablukayı kaldıralım, birbirimize ateş etmeyi bırakalım ve bir yaptırım anlaşması olup olamayacağını göreceğiz’ şeklindedir. Temel olarak çıkış noktası burasıdır.”

İranlıların bu kez KOEP’ten kökten farklı öneriler sunduğunu belirten Vance, “Çok daha sıkı bir denetim rejimi ve İslam Cumhuriyeti’nin elindeki mevcut zenginleştirilmiş uranyum stokunun ortadan kaldırılmasını öneriyorlar. İşin diğer boyutu ise ABD ve dünya ile temelden dönüşmüş bir ilişki istiyorlar ancak ortada nerede buluşabileceğimizi henüz bilmiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Körfez ülkelerinin de bu yeni diplomatik yaklaşıma sıcak baktığını ifade eden Vance, “Arap ülkeleri bunu takdir ediyor çünkü İranlılarla bizzat görüşüyorlar. Körfez İşbirliği Konseyi içindeki açık ara en şahin ve en İsrail yanlısı ülke olan BAE, İranlılarla, hatta DMO ile daha önce hiç yapılmamış görüşmeler gerçekleştiriyor. Çeşitli ekonomik teşvikler hakkında konuşuyorlar ve İranlılar da ‘Tamam, evet, tüm bunları yapmaya hazırız’ diyor” bilgisini paylaştı.

“Tüm tarafların meşru müdafaa hakkı var ancak biz gerilimi düşürmek istiyoruz”

Lübnan’daki durum ve İsrail’in pozisyonu hakkında da konuşan Vance, zirve sonundaki basın toplantısında meşru müdafaa hakkına dair yeni bir perspektif sundu:

“İsrail ve bölgedeki diğer tüm uluslar meşru müdafaa hakkına sahiptir. Ancak biz herkesin bu meşru müdafaa hakkına, gerilimi nasıl düşüreceğimizi konuştuğumuz bir arka planda sahip olmasını sağlamak istiyoruz.”

Vance, bu yaklaşımın sadece İsrail için değil, bölgedeki diğer ülkeler için de ilk kez bu düzeyde dillendirildiğini belirterek, Lübnan’daki ateşkes sürecine ilişkin şu güncel bilgileri verdi:

“Şu anda Lübnan’daki ateşkesin fiilen korunduğu 48 saati geride bıraktığımızı düşünüyorum. Daha beş gün önce Katarlılar ve Pakistanlılar beni arıyordu. Dört-beş gün önceki durum ile üç hafta öncesini yan yana koyduğumda, evet can sıkıcı gelişmeler oluyor ve üzerinde çalışmaya devam edeceğiz ama birkaç hafta öncesine göre çok daha iyi bir durumdayız. Bu sadece sürekli devam eden bir süreçtir.”

İran rejiminin ideolojik temellerinin ve sertlik yanlılarının varlığının farkında olduğunu belirten Vance, temkinli bir iyimserlik içinde olduğunu ifade ederek, “Geçmişe göre kesinlikle daha farklı bir tonda konuşuyorlar. Bunun doğru olmasının pek çok nedeni var. Ancak bu eyleme dökülecek mi, nihai anlaşma genel hatlarıyla vadettikleri bazı hususları gerçekten karşılayacak mı, işte çözmemiz gereken asıl büyük soru işareti budur” dedi.

Diplomasi

İngiltere, Arjantinli futbolcuların pankartını FIFA’ya taşıdı

Yayınlanma

Arjantinli futbolcuların İngiltere’yi eledikleri Dünya Kupası yarı final maçının ardından açtığı “Falkland Adaları Arjantin’indir” yazılı pankart iki ülke arasında diplomatik kriz yarattı. İngiltere İş Dünyası Bakanı Peter Kyle, futbolcuların davranışını tamamen uygunsuz bulduğunu belirterek FIFA’yı olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma açmaya çağırdı.

İngiliz hükümeti, Arjantin milli takımı oyuncularının İngiltere ile oynanan Dünya Kupası yarı final maçının ardından egemenliği ihtilaflı olan Falkland Adaları üzerinde hak iddia eden bir pankartla poz vermesi üzerine uluslararası futbolun yönetim organı FIFA’ya soruşturma çağrısında bulundu.

İngiltere İş Dünyası Bakanı Peter Kyle, perşembe günü Times Radio ve BBC’ye yaptığı açıklamalarda, Arjantinli bazı futbolcuların galibiyet sevincinde açtığı pankartı “tamamen uygunsuz” olarak nitelendirdi ve dünya futbolunun yönetim organının bu olaya ilişkin “düzgün bir soruşturma” yürütmesini beklediğini dile getirdi.

Siyasetin futboldan ayrı tutulması gerektiğini vurgulayan Kyle, İngiliz futbolcuların sergilediği ağırbaşlı duruşun, Arjantin takımının tavrıyla tam bir tezat oluşturduğunu söyledi.

“Malvinas Arjantin’indir”

Arjantin, çarşamba günü ABD’nin Atlanta kentinde oynanan Dünya Kupası yarı final maçında İngiltere’yi 2-1 mağlup etti. Karşılaşmanın ardından futbolcular, tribündeki taraftarların uzattığı ve üzerinde İspanyolca “Las Malvinas son Argentinas” (Falkland Adaları Arjantin’indir) yazılı pankartı taşıdı.

Arjantin, İngiltere’nin denizaşırı toprağı olan bu takımadaları “Islas Malvinas” olarak adlandırıyor.

Söz konusu pankartı taşıyan futbolcular arasında İngiliz kulüplerinde oynayan Manchester United savunma oyuncusu Lisandro Martinez, Liverpool orta sahası Alexis Mac Allister ve Tottenham stoperi Cristian Romero da yer aldı.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Lisandro Martinez, bu pankartın derin duyguları harekete geçirdiğini belirterek “Bir Malvinas gazisinin bunu görerek ağladığını hayal edebiliyorum. Cezai bir yaptırım uygulanır mı bilemiyorum ancak bizim yaptığımız o pankartı açmak ve adaların bize ait olduğunu ilan etmekti” dedi.

Arjantinli futbolcu Leandro Paredes ise konunun geçmişteki sancılı bir döneme dayandığını ifade ederek “Maalesef bu olay, o dönemi yaşayan herkes için tarihimizin üzüntü verici bir parçası. Bu durum canımızı yakıyor. Onlar için de oynadığımızı biliyorduk” diye konuştu.

FIFA disiplin yönetmeliği, stadyumlarda spor etkinliklerine uygun olmayan siyasi, ideolojik, dini veya saldırgan mesajlar içeren her türlü pankart, bayrak, afiş ve kıyafetin kullanımını kesin olarak yasaklıyor.

Bu kuralların ihlali durumunda Arjantin Futbol Federasyonuna 5 bin ila 20 bin İsviçre frangı arasında değişen para cezaları verilebiliyor. FIFA yetkilileri ise perşembe günü konu hakkındaki sorulara henüz yanıt vermedi.

Geçmişte benzer siyasi mesajlar içeren olaylarda FIFA disiplin kurulu cezai işlemler uygulamıştı.

2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda Güney Koreli futbolcu Park Jong-woo, Japonya’ya karşı kazanılan üçüncülük maçının ardından tribünden aldığı “Dokdo bizim toprağımızdır” yazılı pankartı taşıdığı için iki milli maçtan men edilmişti. FIFA, o dönem futbolcunun davranışının “tolere edilemeyeceğini” açıklamıştı.

Benzer şekilde, Arjantin milli takımı Haziran 2014’te Buenos Aires’te oynanan bir hazırlık maçında aynı pankartı açmış ve FIFA, turnuva sonrasında Arjantin Futbol Federasyonuna 30 bin İsviçre frangı para cezası kesmişti.

En son 2022 Dünya Kupası’nda ise Sırbistan Futbol Federasyonuna, Brezilya maçı öncesinde soyunma odasına Kosova haritasını Sırbistan sınırları içinde gösteren ve üzerinde “Teslim Olmak Yok” yazan bir bayrak asılması nedeniyle 20 bin İsviçre frangı ceza verilmişti.

Tarihsel ve siyasi arka plan

Güney Atlantik’te yer alan, yaklaşık 3 bin 500 nüfuslu Falkland Adaları, İngiltere’ye yaklaşık 13 bin kilometre, Arjantin kıyılarına ise yaklaşık 500 kilometre uzaklıkta.

Londra ve Buenos Aires yönetimleri, 1982 yılında bu takımadaların egemenliği için savaşa girdi.

Arjantin’deki askeri diktatörlüğün talimatıyla 1982’de başlatılan işgal girişimi, İngiltere’nin askeri karşılık vermesiyle 10 hafta süren bir savaşa dönüştü. Savaş, İngiltere’nin askeri zaferiyle sonuçlandı.

Çatışmalarda 649 Arjantin askeri, 255 İngiliz askeri personeli ve 3 ada sakini hayatını kaybetti. Savaşın sona erdiği dönem, İspanya’da düzenlenen 1982 Dünya Kupası ile aynı günlere denk gelmiş, İngiliz televizyon kanalları Arjantin’in turnuvadaki açılış maçını yayımlamayı reddetmişti.

Arjantin, adaların 1833 yılında İngiltere tarafından kendisinden hukuka aykırı şekilde alındığını savunuyor. Toprak iddiasının 1765 yılına dayandığını belirten İngiltere ise egemenlik kurmak isteyen Arjantin güçlerini uzaklaştırmak için 1833’te adalara savaş gemisi gönderdiğini kaydediyor.

Sahanın dışındaki siyasi gerilim, çarşamba günkü yarı final öncesinde de kendini gösterdi. Arjantin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Victoria Villarruel, maç öncesindeki açıklamasında İngiltere’yi “işgalci” olarak nitelendirdi.

Öte yandan, FIFA’nın siyasi tarafsızlık ilkesi bu turnuvada daha önce de tartışma konusu oldu. FIFA Başkanı Gianni Infantino ve disiplin kurulunun, ABD’li forvet Folarin Balogun’un son 16 turundaki kırmızı kart cezasının ertelenmesi konusunda ABD Başkanı Donald Trump’ın baskılarına boyun eğdiği yönünde eleştiriler yapılmıştı.

Cezası bir yıl süreyle ertelenen Balogun, Belçika karşısında forma giymiş ve Belçika karşılaşmayı 4-1 kazanarak çeyrek finale yükselmişti.

FIFA Başkanı Infantino’nun, pazar günü New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nda oynanacak Arjantin-İspanya final müsabakasını, yakın siyasi müttefikler olan Donald Trump ve Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei ile birlikte izlemesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Economist: Trump İran karşısında çıkmaza girdi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yaşanan çatışmayı kayıpsız sonlandıracak bir planı olmadığı için askeri eylemleri sürdürmek zorunda kalacağı bir çıkmaza girdi. Bir ay önce imzalanan uzlaşı muhtırasının tarafların farklı yorumlamaları ve karşılıklı saldırılar nedeniyle çöktüğü belirtilirken, ABD’nin yaptırımları genişlettiği aktarıldı. The Economist dergisinin analizinde, olası bir savaşın Washington’a maliyetinin 100 milyar doları bulabileceği ifade edildi.

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yaşanan çatışmanın çözümü konusunda iyi seçeneklerin bulunmadığı bir çıkmazla karşı karşıya kaldı.

The Economist dergisinin analizine göre Trump, Tahran yönetimine “cömert bir anlaşma” sundu. Bu teklif kapsamında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve nükleer hırslardan vazgeçilmesi karşılığında ABD yüz milyarlarca dolar yatırım vadetti ancak bu kaynak İran için yeterli olmadı.

Bir ay önce imzalanan ve 60 günde barışı sağlamayı hedefleyen uzlaşı muhtırası, taraflar arasında yeni bir çatışma konusuna dönüştü. İran bu belgeyi boğazı kontrol etme hakkı olarak yorumlarken, ABD ise seyrüsefer serbestisinin engellenmemesi taahhüdü olarak görüyor.

Bu görüş ayrılıklarının sonucu olarak taraflar karşılıklı saldırılarına yeniden başladı, petrol tankerleri Hürmüz Boğazı’ndan geçmekten kaçınmaya yöneldi, petrol fiyatları yükseldi ve nükleer programa ilişkin müzakerelerde ilerleme kaydedilemedi.

“Trump’ın bir planı yok”

Dergide yer alan bilgilere göre, İran’ın yeni dini lideri Moctaba Hamaney’in ya ABD’den taviz koparma fikrini onayladığı ya da savaş isteyenlerin etkisi altında yer aldığı belirtiliyor.

The Economist, Trump’ın ise bir planı olmadığını kaydediyor. Trump bu hafta boğazdan geçen gemilerden yüzde 20 oranında harç alınmasını önerdi ancak bu stratejiden hemen sonra vazgeçti.

ABD liderinin İran tesislerini yok etme yönündeki tehditlerinin başarı vadetmediği vurgulanıyor. Rejimi devirmeyi amaçlayan önceki bombardımanlar, nihayetinde yalnızca rejimin destekçilerini bir araya getirdi.

Analizde, Hark Adası’nı ele geçirme planlarının da riskli olduğu, çünkü Amerikan güçlerinin adada İran füzeleri ve insansız hava araçları için “kolay hedef” haline geleceği aktarılıyor.

Washington için İran’a taviz verme seçeneğinin müttefikleri korumasız bırakacağı ve kötü bir mesaj vereceği için “korkunç” olacağı belirtiliyor.

Bu durumda ABD için geriye kalan tek yolun, kasım ayındaki başkanlık seçimleri öncesinde benzin fiyatlarını artıracak olsa bile İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürme kararlılığını göstermek olduğu ifade ediliyor. Analizde, Trump ne kadar manevra yapmaya çalışırsa çalışsın, askeri eylemleri sürdürmekten başka seçeneğinin kalmadığı vurgulanıyor.

New York Times gazetesinin 13 Temmuz tarihli haberine göre Trump, Kongre’ye İran’daki askeri faaliyetlerin yeniden başladığını bildirdi.

Bu gelişmenin ardından ABD, Tahran’a yönelik yaptırımları genişleterek listeye 50 gerçek kişi ile ondan fazla şirket ve gemiyi dahil etti.

Karşılıklı saldırıların tekrarlanması üzerine İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İran ile ABD arasında bir aydan kısa süre önce imzalanan uzlaşı muhtırasının artık geçerliliğini yitirdiğini açıkladı.

NBC televizyonunun aktardığı verilere göre, İran ile girilecek bir savaşın ABD’ye maliyeti 100 milyar doları bulabilir. Kanalın kaynakları ayrıca, Bahreyn’de saldırılardan hasar gören ABD askeri tesislerinin onarımının 1 milyar dolara mal olabileceğini hesaplıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı

Yayınlanma

Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’nin başlattığı hükümet revizyonu kapsamında, askeri teknolojide reformlarıyla tanınan ancak ordu komutasıyla anlaşmazlık yaşayan Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov görevden alındı. Sivil toplum ve muhalefetten karara sert tepkiler yükselirken, yeni savunma bakanlığı görevi için mevcut İçişleri Bakanı İgor Klimenko’nun ismi konuşuluyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’nin başlattığı hükümet revizyonu dalgasında, orduya teknolojik yenilikler kazandırmasıyla bilinen ancak üst düzey generallerle fikir ayrılıkları yaşayan Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov görevden alındı.

Kabinenin bu hafta başında istifa etmesinin ardından, iktidardaki Halkın Hizmetkarı partisinden bir milletvekili, Zelenskiy’nin yeni hükümet listesinde Fedorov’un ismini sunmayacağını bildirdi.

İç siyasi konuların hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan iktidar partisi milletvekili, kararın gerekçelerinin açık olduğunu belirterek, ordu komutanlığıyla yaşanan çatışmayı ve seferberlik reformundaki başarısızlığı işaret etti.

Milletvekili, Fedorov’un reformları sadece sunumlar üzerinden yürüterek taklit ettiğini savunarak Zelenskiy’nin kararını desteklediğini ifade etti.

Fedorov ise görevden ayrılacağını Facebook üzerinden yaptığı bir paylaşımla doğrulayarak, “Daha önce savunma bakanlığına gelirken üstlendiğim misyon için çalışmaya devam edeceğim; düşmanı asimetri, inovasyon hızı ve organizasyonel güçle yenmek” dedi.

Orduda reform sancıları

Henüz altı aydır görevde olan 35 yaşındaki Fedorov, özel sektörün hızını ve kararlılığını Ukrayna ordusuna taşıyan bir reformcu olarak görülüyordu.

Ancak yolsuzluğu azaltma, ihale süreçlerini yeniden düzenleme ve drone teknolojisini geliştirme çabaları, Genelkurmay Başkanı General Oleksandr Sırskiy’nin yaklaşımıyla çatıştı.

Muhalefetteki Holos partisinden milletvekili Yaroslav Jelenzyak, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Zelenskiy’nin Fedorov ile Sırskiy arasında bir seçim yapamadığını ve Fedorov’u seferberlik reformunu başaramamakla suçladığını belirterek bu kararı “aptalca ve adaletsiz” olarak nitelendirdi.

Fedorov görev süresi boyunca, Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketini Rus ordusu tarafından kullanılan Starlink terminallerini kapatmaya ikna ederek cephe hattında Rus lojistiğini aksatmıştı.

Ayrıca drone’lar aracılığıyla cephe hattının 100 kilometre gerisindeki hedefleri vurmayı amaçlayan orta menzilli saldırı kampanyasını desteklemişti.

Eski Dijital Dönüşüm Bakanı olan Fedorov, teknoloji altyapısını kullanarak Rus saldırılarının ardından operasyon sonu değerlendirme sistemini devreye sokmuş ve bu sayede Ukrayna hava kuvvetlerinin drone imha oranını artırmıştı.

Ancak Ukrayna’nın Patriot hava savunma sistemleri için yeterli önleyici füze tedarik edememesi, Rus balistik füzelerinin Ukrayna şehirlerine isabet etmeye devam etmesine yol açtı.

Fedorov geçen ay, cephedeki askerlerin maaşlarını artıran, yabancı gönüllülerin katılımını kolaylaştıran ve asker kaçaklarının birliklerine dönüşünü düzenleyen bir askeri hizmet reformu başlatsa da bu adımlar ülkedeki genel seferberlik sıkıntılarını kökten çözmeye yetmedi.

Fedorov’un attığı adımlar ordu komutasıyla ilişkilerini gererken, bürokraside de onun “kibirli ve çalışılması zor” biri olduğuna dair eleştiriler yükseldi.

Üst düzey bir Ukrayna hükümet yetkilisi, Politico’ya yaptığı açıklamada Fedorov’un çok şey vaat ettiğini ancak iddialı vaatlerini yerine getiremediğini ve nesnel eleştirileri dinlemek istemeyen otoriter bir tutum sergilediğini öne sürdü.

Zelenskiy’nin 2019 seçim kampanyasında kilit rol oynayan uzun süreli müttefiki Fedorov ile cumhurbaşkanı arasındaki ilişkilerin son haftalarda soğuduğu belirtiliyor.

Fedorov, geçen hafta Ankara’da düzenlenen NATO zirvesine ve bu hafta Kiev’in ana destekçilerinin bir araya geldiği toplantılara katılmamıştı.

Buna karşın Fedorov’un destekçileri karara tepkili. Tanınmış askeri gönüllülerden Maria Berlinska, Fedorov’un savunma bakanlığına getirilmesinin en akıllıca kararlardan biri olduğunu, görevden alınmasının ise “büyük ve ölümcül bir hata” olacağını savunarak bunun bedelinin ağır olacağını yazdı.

Fedorov taraftarları Kiev’de bir protesto düzenlemeyi planlıyor.

Financial Times’ın haberine göre ise Fedorov, savunma bütçesinden gelir elde etmeye çalışan çevrelerin önüne geçmeye çalışıyordu ve savunma alımlarında düzen sağlamak istemesi bazı siyasi ve askeri elitleri rahatsız etti.

Yatırım bankacısı Serhiy Fursa, Fedorov’un fazla popüler olmasının, çok verimli görünmesinin ve yolsuzluğa müsamaha göstermemesinin onun sonunu hazırlayan hatalar olduğunu iddia etti.

Öte yandan, The Economist dergisi Fedorov’un Genelkurmay Başkanı Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığını ancak Zelenskiy’den destek göremediğini yazdı.

Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?

Hükümette kapsamlı değişim

Zelenskiy’nin pazar günü başlattığı revizyon kapsamında Başbakan Yulya Sviridenko istifa etmiş ve kabine tamamen dağılmıştı.

Zelenskiy, yeni başbakan adayı olarak Naftogaz yöneticisi Serhiy Koretskiy’yi işaret ederken, yeni kabinenin öncelikli görevlerinin kış hazırlıkları, seferberlik merkezlerinin sorunları, hava savunmasının güçlendirilmesi ve ordu-bakanlık koordinasyonu olacağını duyurdu.

Yeni hükümette savunma bakanlığı için en güçlü adayın mevcut İçişleri Bakanı İgor Klimenko olduğu belirtiliyor. Zelenskiy’nin yeni kabine listesini perşembe günü parlamentoya sunması bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English