Diplomasi
Vance: İran ile gerilimi düşürecek bir kanal kurmak istiyorduk ve bunu başardık

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’de İran tarafı ile yürütülen maraton barış görüşmelerinin ardından, iki ülke orduları arasında Doha merkezli yeni bir güvenlik ve çatışmasızlık kanalı kurulması konusunda ilkesel olarak uzlaşıldığını açıkladı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’de Pakistan ve Katar’ın ara buluculuğunda İranlı muhataplarıyla gerçekleştirilen maraton barış görüşmelerinin ardından, dönüş yolunda Air Force Two uçağında UnHerd editörü Sohrab Ahmari’ye özel mülakat verdi.
İsviçre’deki diplomatik temasları değerlendiren Vance, müzakerelerden somut bir kazanımla ayrıldıklarını ifade etti.
Görüşmelerin en büyük çıktısının ABD ve İran askeri yapıları arasında doğrudan bir iletişim mekanizması kurulması yönündeki ilkesel uzlaşı olduğunu belirten Vance, “Ortaya koymak istediğimiz şeylerden biri, İran tarafında çatışmayı azaltacak bir kanal oluşturulmasıydı. Bunu başardık. Onlar da ‘Tamam, güzel, Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) birini Doha’da CENTCOM’dan biriyle vakit geçirmesi için göndereceğiz’ dediler ve bu anlaşmazlıkların çoğunu bu şekilde çözeceğiz” ifadelerini kullandı.
Söz konusu askeri kanal, Trump yönetiminin İran ile girdiği sıcak savaş döneminde dış müdahalelere karşı mesafeli duruşuyla bilinen ve yönetim içindeki “itidalliler” ekibinin lideri olarak görülen Vance için siyasi bir dönüm noktası teşkil ediyor.
İlk bombaların düşmesinin hemen ardından diplomasinin sorumluluğunu üstlenen Vance, İsviçre’nin yemyeşil yamaçlarında yer alan Luzern Gölü kıyısındaki lüks bir tesiste İranlı muhataplarıyla bir araya geldi.
Zirvenin perde arkasında ise dikkat çekici diplomatik temaslar yaşandı. Otel lobisinde dört ülkenin diplomatları ve basın mensupları saatlerce vakit geçirirken, Farsça bilen gazeteci Ahmari, İranlı yetkililerin aralarındaki konuşmalara şahit oldu.
Bir İranlı diplomatın, “Tüm dünya bundan yoruldu, inşallah burada bir şeyler başaracağız” demesi, Tahran’ın kamuoyuna yansıyan soğuk açıklamalarının aksine bir anlaşmaya duyduğu isteğe işaret etti. Diğer yandan bir devlet televizyonu muhabirinin, Lübnan Hizbullahı ile ilişkili “direniş cephesi medyası bizi yakından izliyor” uyarısı, Tahran’ın da kendi müttefiklerinin baskısı altında olduğunu gösterdi.
Zirvede iki taraf delegelerinin 48 saat boyunca bir arada kalması, arızalı asansör hakkında yapılan şakalar ve basın ordusunu uzak tutma çabaları gibi insani temaslar, iki ülke arasında bir “yarı-normalleşme” sürecinin ilk işaretlerini verdi. Ancak bu durum zaman zaman protokol krizlerine de yol açtı.
Pazar günü dört ülkenin liderlerinin katıldığı quadrilateral toplantı öncesinde, Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında beklenen el sıkışma gerçekleşmedi. Arakçi salona girip hızlıca çıktı, Galibaf ise başlangıçta ortalıkta görünmedi.
Daha sonra basının dışarı çıkarılmasının ardından Galibaf ve Arakçi salona geçti ancak ikili el sıkışma kamuoyunun gözünden uzak kaldı. ABD’deki şahin yorumcular bu durumu Vance için bir “aşağılanma” olarak sunsa da, taraflar o gün zaten doğrudan ikili formatta görüşmüştü.
Vance, İran ile diyalog kurmanın zorluklarına değinirken ilk temaslarını hatırlattı:
“Onlarla ilk kez İstanbul’da masaya oturduğumuzda bu neredeyse bir performans gibi hissettirdi; belirli şeyleri dışa vurmaları gerekiyordu, bizi bazı konularda suçlamak zorundaydılar ve ilerlemek zordu. Ancak daha sonra aslında bir sohbet gerçekleştirebileceğimiz iyi bir noktaya ulaştık. Bu sefer de benzer bir unsur vardı: ‘Bunu biz istemedik ama İran ulusu büyüktür, vesaire, vesaire. Ancak barış hakkında konuşmaktan mutluluk duyarız.'”
“Muhtıra nükleer anlaşmadan çok daha jenerik bir belgedir”
Vance, İsviçre’de üzerinde çalışılan mutabakat muhtırasının (MOU) Barack Obama dönemindeki nükleer anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) ile karşılaştırılmasına karşı çıkarak şunları söyledi:
“KOEP ile yapılan karşılaştırmada hoşuma gitmeyen çok şey var ancak bunlardan biri, MOU’nun KOEP’e göre çok daha jenerik bir belge olmasıdır. Bu gerçekten kurucu bir belgedir: Boğaz’ı açalım, birbirimize ateş etmeyi bırakalım ve bir nükleer anlaşma yapıp yapamayacağımızı göreceğiz. Onların perspektifinden ise ‘Ablukayı kaldıralım, birbirimize ateş etmeyi bırakalım ve bir yaptırım anlaşması olup olamayacağını göreceğiz’ şeklindedir. Temel olarak çıkış noktası burasıdır.”
İranlıların bu kez KOEP’ten kökten farklı öneriler sunduğunu belirten Vance, “Çok daha sıkı bir denetim rejimi ve İslam Cumhuriyeti’nin elindeki mevcut zenginleştirilmiş uranyum stokunun ortadan kaldırılmasını öneriyorlar. İşin diğer boyutu ise ABD ve dünya ile temelden dönüşmüş bir ilişki istiyorlar ancak ortada nerede buluşabileceğimizi henüz bilmiyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Körfez ülkelerinin de bu yeni diplomatik yaklaşıma sıcak baktığını ifade eden Vance, “Arap ülkeleri bunu takdir ediyor çünkü İranlılarla bizzat görüşüyorlar. Körfez İşbirliği Konseyi içindeki açık ara en şahin ve en İsrail yanlısı ülke olan BAE, İranlılarla, hatta DMO ile daha önce hiç yapılmamış görüşmeler gerçekleştiriyor. Çeşitli ekonomik teşvikler hakkında konuşuyorlar ve İranlılar da ‘Tamam, evet, tüm bunları yapmaya hazırız’ diyor” bilgisini paylaştı.
“Tüm tarafların meşru müdafaa hakkı var ancak biz gerilimi düşürmek istiyoruz”
Lübnan’daki durum ve İsrail’in pozisyonu hakkında da konuşan Vance, zirve sonundaki basın toplantısında meşru müdafaa hakkına dair yeni bir perspektif sundu:
“İsrail ve bölgedeki diğer tüm uluslar meşru müdafaa hakkına sahiptir. Ancak biz herkesin bu meşru müdafaa hakkına, gerilimi nasıl düşüreceğimizi konuştuğumuz bir arka planda sahip olmasını sağlamak istiyoruz.”
Vance, bu yaklaşımın sadece İsrail için değil, bölgedeki diğer ülkeler için de ilk kez bu düzeyde dillendirildiğini belirterek, Lübnan’daki ateşkes sürecine ilişkin şu güncel bilgileri verdi:
“Şu anda Lübnan’daki ateşkesin fiilen korunduğu 48 saati geride bıraktığımızı düşünüyorum. Daha beş gün önce Katarlılar ve Pakistanlılar beni arıyordu. Dört-beş gün önceki durum ile üç hafta öncesini yan yana koyduğumda, evet can sıkıcı gelişmeler oluyor ve üzerinde çalışmaya devam edeceğiz ama birkaç hafta öncesine göre çok daha iyi bir durumdayız. Bu sadece sürekli devam eden bir süreçtir.”
İran rejiminin ideolojik temellerinin ve sertlik yanlılarının varlığının farkında olduğunu belirten Vance, temkinli bir iyimserlik içinde olduğunu ifade ederek, “Geçmişe göre kesinlikle daha farklı bir tonda konuşuyorlar. Bunun doğru olmasının pek çok nedeni var. Ancak bu eyleme dökülecek mi, nihai anlaşma genel hatlarıyla vadettikleri bazı hususları gerçekten karşılayacak mı, işte çözmemiz gereken asıl büyük soru işareti budur” dedi.
Diplomasi
Xi-Trump zirvesi öncesi beklentiler: Yatırımcılar en iyi ve en kötü senaryolara hazırlanıyor

Liderler ticaret ateşkesini ve derinleşen teknoloji ayrışmasını yönetmeye çalışırken, Xi-Trump zirvesi öncesi gündemde gümrük vergilerinin düşürülmesi ya da Çin’e yeni yüzde 7,5’lik tarife uygulanması gibi olası sonuçlar var.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in gelecek hafta Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesi planlanıyor. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerin mevcut durumuna dair önemli bir gösterge olarak görülen zirve yakından takip edilecek.
Trump’ın Tesla, Apple, Nvidia ve Boeing yöneticileri de dahil olmak üzere bir düzineden fazla üst düzey Amerikalı şirket yöneticisiyle birlikte mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyarette olduğu gibi, ekonomik konuların yine gündemin merkezinde olması bekleniyor. Masada, mevcut ateşkesin uzatılması, yüksek gümrük vergilerinde yeni indirimler yapılması ve Çin’in daha fazla Amerikan ürünü satın almasını sağlayabilecek anlaşmalar bulunuyor.
South China Morning Post, küresel finans kuruluşları ve politika analistlerinin değerlendirmeleri ışığında zirvenin olası sonuçlarına ilişkin bir tablo hazırladı:
Xi-Trump zirvesinden çıkacak sonuçlara ilişkin piyasa beklentisi nedir?
Bazı araştırma kuruluşlarına göre gelecek hafta perşembe günü yapılması planlanan görüşme için beklenti çıtası oldukça düşük.
Goldman Sachs’ın yatırımcılar arasında yaptığı son ankete göre, katılımcıların çoğu görüşmenin daha çok sembolik bir nitelik taşımasını bekliyor. Bununla birlikte Çin iç piyasasındaki yatırımcılar daha olumlu bir beklentiye sahip: Çinli yatırımcıların yüzde 38’i sınırlı da olsa ilerleme beklerken, bu oran denizaşırı yatırımcılarda yüzde 26’da kaldı.
Barclays ve BNP Paribas gibi finans kuruluşları, temel senaryoyu Çin-ABD ekonomik ilişkilerinde kontrollü bir istikrarlaşma ve istikrar taahhüdünün sürdürülmesi olarak tanımladı.
Muhtemel kazanımlar arasında 2025 yılında sağlanan gümrük vergisi ateşkesinin uzatılması ve daha önce verilen ticaret taahhütlerinin tamamlanması bulunuyor. Ancak bu, olumlu bir gelişme olsa da kapsamlı bir anlaşma anlamına gelmeyebilir.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings, 9 Eylül tarihli analizinde, Çin liderliğinin ABD-Çin arasındaki stratejik rekabeti kalıcı bir durum olarak gördüğünü ve uzun sürecek bu rekabet ortamında maliyeti en düşük seviyede tutabilecek bir istikrar dönemi kazanmak için zaman satın almaya çalıştığını belirtti.
En iyi senaryo ne olabilir?
Çin, ABD’den kritik ürünler satın alabilir ve iki taraf da geçen yıl karşılıklı olarak yüzde 100’ün üzerine çıkan yüksek gümrük vergilerini resmen azaltabilir.
İlerleme sağlanabilecek alanlardan biri, Trump’ın mayıs ayındaki Çin ziyaretinin ardından tarafların üzerinde anlaştığı yaklaşık 30 milyar dolarlık karşılıklı ticareti kapsayan ürünlerde gümrük vergilerinin düşürülmesi olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, iki ülkenin ekonomi ve ticaret ekiplerinin ilgili konularda yakın iletişimi sürdürdüğünü ve gelişmelerin zamanı geldiğinde duyurulacağını bildirdi.
ABD tarafı da Çin’in daha önce verdiği Amerikan tarım ürünleri, enerji ve uçak satın alma taahhütlerinin devam ettirilmesine yönelik sinyaller verdi. Çin’in soya fasulyesi alımları bu yıl özellikle önemli bir anlaşmazlık konusu oldu.
ABD’nin ihtiyaç duyduğu ancak Çin’in önemli rezervlerine sahip olduğu kritik mineraller alanında tedarik zincirlerinin istikrara kavuşturulması konusunda da gelecek hafta ilerleme sağlanabilir.
En kötü senaryo ne olabilir?
Trump, daha önce gündeme getirdiği Çin’e yönelik yüzde 7,5’lik “aşırı kapasite tarifesi” uygulamasına yönelebilir.
Trump ayrıca, İran’ı destekleyen ülke ve kuruluşlara zarar vereceğini söylediği bir “ekonomik D-Day” yaptırım paketinden bahsetmişti. Bazı çevreler bu ifadeyle Çin’deki aktörlerin de kastedilmiş olabileceğini düşünüyor.
Teknoloji ilişkilerindeki gerilim daha da artabilir. BNP Paribas, Çin-ABD teknoloji ayrışmasının yapay zekâ alanına doğru genişlediği ve ABD’nin Çin’in gelişmiş yapay zekâ çiplerine ve modellerine erişimini sınırlamaya çalışması nedeniyle dünyanın iki ayrı teknoloji ekosistemine doğru ilerlediği uyarısında bulundu.
Pekin’in son dönemde uygulamaya koyduğu nadir toprak elementleri ihracat kısıtlamaları da ABD’yi tedirgin etmeye devam ediyor. Zirve öncesi değerlendirme yapan finans kuruluşları, bu konuda olumlu bir sonuç beklemiyor.
Zirvenin piyasalara etkisi ne olabilir?
Goldman Sachs’a göre, görüşmelerin olumlu sonuçlanması halinde denizaşırı yatırımcıların yüzde 46’sı, Çinli yatırımcıların ise yüzde 38’i Çin hisselerinde bir ay içinde orta düzeyde yükseliş bekliyor.
Yatırımcılar, döviz piyasalarında yuanın değer kazanma potansiyelinin sınırlı olacağını düşünüyor. Goldman Sachs, çoğu yatırımcının yuanın dolar karşısındaki değer artış hızının ekim sonuna kadar değişmeden kalmasını ya da yavaşlamasını beklediğini belirtti.
Zirvenin kötü sonuçlanması halinde ise BNP Paribas ve Barclays, yatırımcıların daha düşük getiri pahasına güvenli limanlara yönelmesini bekliyor. Kuruluşlar ayrıca Çin ve ABD teknoloji ekosistemlerinde faaliyet gösteren şirketlerin ölçek kaybı yaşayabileceğine dikkat çekti.
Goldman Sachs’ın anketine katılan yatırımcıların yaklaşık üçte ikisi, kasım ayında yapılacak ABD Kongre ara seçimlerinin ardından da Çin-ABD geriliminin genel olarak değişmeden kalacağını düşünüyor.
Katılımcıların yaklaşık yüzde 15’i ilişkilerde orta düzeyde iyileşme beklerken, yine yaklaşık yüzde 15’i orta düzeyde kötüleşme öngörüyor.
Diplomasi
Pentagon, Avrupa’daki kuvvetlerinin üçte birini çekmeyi değerlendiriyor

Pentagon, Avrupa’daki uçakları, gemileri, silahları ve on binlerce ABD askerini geri çekmeyi öngören radikal bir planı değerlendiriyor.
Bu azaltma, Avrupa’daki tüm ABD askerlerinin yaklaşık üçte birini, yani yaklaşık 25.000 kişiyi kapsayabilir.
Görüşmelerden haberdar olan bir ABD’li yetkili ve bir başka kaynak, bu sayının daha da fazla olabileceğini (40.000 askere kadar çıkabileceğini) belirtiyor.
Bu plan hayata geçirilirse, 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’daki 80.000 kişilik ABD askeri varlığında gerçekleştirilen en önemli küçülme olacak.
Böylesine dramatik bir küçülme ihtimali, her iki partiden Kongre üyelerini ve Avrupa hükümetlerini alarma geçirdi.
Böyle bir çekilme, Amerika’nın başlıca müttefikleriyle ilişkilerini kökten değiştirebilir ve Ukrayna ile Orta Doğu’da savaşların sürdüğü bu istikrarsız dönemde Avrupa ülkelerini yeni ortaklıklar kurmaya zorlayabilir.
Yetkililere göre, kesintilerden etkilenecek ülkeler arasında muhtemelen Almanya, İtalya ve İspanya yer alacak.
Bu üç ülke, Avrupa’daki ABD askerlerinin büyük bir kısmını barındırıyor ama tüm ülkelerin liderleri de İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile çatışmış durumda.
İkinci döneminin başından beri Trump ve yardımcıları, Avrupa’nın ABD’nin nükleer silah cephaneliğinin desteğiyle kendi savunmasında öncülük etmesi gerektiğini ve ABD kuvvetlerinin “Batı Yarımküre”deki Çin, İran ve uyuşturucu kartellerinden gelen daha acil tehditlerle mücadele etmek için gerekli olduğunu savunuyorlar.
Pentagon, Haziran ayında ABD ordusunun Avrupa’daki varlığına ilişkin altı aylık bir inceleme başlatıldığını duyurmuştu.
ABD’li ve Batılı yetkililere göre, Müttefik Kuvvetler Başkomutanı ve ABD Avrupa Komutanlığı Başkanı Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich’in cuma günü Savunma Bakanı Pete Hegseth’e analizini sunması bekleniyor.
Grynkewich’in analizinde, muhtemelen Amerikan hava, deniz ve kara kuvvetlerinde ya da diğer kapasitelerde kesintiler yapılmasını ve Avrupa’daki bazı kuvvetlerin NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere kaydırılmasını da içerebilecek dört eylem planı ana hatlarıyla belirtilecek.
Hegseth’e 6 Kasım’da nihai bir tavsiye sunulacak ve bu tavsiye daha sonra başkana iletilecek. Herhangi bir çekilme işlemi bu tarihten sonra gerçekleşecek.
Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili ve diğer iki yetkiliye göre, henüz herhangi bir karar alınmadı.
Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili yaptığı açıklamada, Hegseth’in “konumumuzun Başkan Trump’ın sağduyulu ‘Önce Amerika’ stratejisiyle uyumlu olmasını sağlamak” amacıyla Avrupa’daki kuvvetlere ilişkin altı aylık bir inceleme yürütmesini sağladığını belirtti.
Temmuz ayında Türkiye’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump, “NATO’dan çok hayal kırıklığına uğradığını” belirterek, ittifakın Amerikan gücünü takdir etmemesini bir kez daha eleştirmişti.
Trump, “Neden yüz milyarlarca dolar harcıyoruz da onlar bizim yanımızda değil?. Biz her zaman onların yanında olduk,” demişti.
Bir ay önce, Oval Ofis’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Trump’a müttefiklerden ne istediği sorulduğunda, “Sadece sadık olmalarını istiyorum,” diye yanıt vermiş ve şöyle devam etmişti:
“Sadece sadakatlerini istiyorum. Paralarına ihtiyacımız yok. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Dünyanın açık ara en güçlü ordusuna sahibiz, ama ben sadece sadakat istiyorum.”
Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin azaltılmasına karşı çıkanlar, bunun NATO müttefiklerini savunmasız bırakacağını ve Rusya’nın saldırganlığını kışkırtacağını, dünyanın diğer bölgelerindeki ABD ortakları arasında şüphe tohumları ekeceğini ve ABD ordusunu, kuvvetlerini Orta Doğu veya Afrika’ya hızla sevk etmesini sağlayan lojistik merkezlerden mahrum bırakacağını savunuyor.
Avrupalı yetkililer, altı aylık gözden geçirmenin hem öncesinde hem de sonrasında Washington’dan, hükümetlerine uzun menzilli füzeler, uydu gözetimi ve havada yakıt ikmali tankerleri dahil olmak üzere uzun süredir yalnızca ABD tarafından sağlanan gelişmiş askeri yetenekleri geliştirmeleri için yeterli zaman tanıyacak, daha kademeli bir çekilme talep ettiler.
On yıllardır Avrupa’da ABD ordusu için bir dayanak noktası olan Almanya, çok sayıda ABD üssüne ev sahipliği yapıyor ve yaklaşık 36.000 askere sahip.
Mayıs ayında Pentagon, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in şu sözlerini söylemesinin ardından, Almanya’dan 5.000 askeri çekme planlarını açıklamıştı.
İtalya, önemli ABD hava üslerine ve yaklaşık 12.000 askere ev sahipliği yapıyor. İspanya ise ülkenin güneyindeki İspanyol üslerinde önemli ABD hava ve deniz üslerine ev sahipliği yapıyor.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin hükümeti, Mart ayında, İran’a yönelik olası saldırılar düzenleyecek ABD savaş uçaklarının, parlamento onayı olmadan Sicilya’daki bir üssü kullanmasına izin vermeyi reddetmişti.
İspanya hükümeti ise savaşın başlarında, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları için askeri üslere erişim talebini reddederek Beyaz Saray’ı kızdırmıştı.
Avrupalı liderler, saldırı kararından önceden haberdar edilmedikleri için “tatsız” bir duruma düştüler.
Bazıları çatışmanın tırmanmasını istemediklerini belirterek, iktisadi sonuçlar konusunda endişelerini dile getirdiler.
Olası asker sayısında yapılacak kesintiler, sadece Demokratlar arasında değil, birçok üst düzey Cumhuriyetçi arasında da şimdiden derin endişe uyandırdı.
“25.000 kişilik asker sayısında yapılacak bir kesinti hiçbir şekilde kabul edilemez,” diyen bir Cumhuriyetçi kongre üyesi, bölgedeki Rus saldırganlığının giderek arttığına dair endişeler sürerken geçen yıl Almanya’dan iki rotasyonel tugay muharebe ekibinin çekilmesini örnek gösterdi ve “Rusya’yı caydırmak için ucuz yollara başvurulamaz,” dedi.
Diplomasi
ABD’den Suudi Arabistan’a F-35 onayı

ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a yaklaşık 25 milyar dolar değerinde 48 adet F-35 savaş uçağı satılmasını onayladı.
Satış hem ABD Kongresinde hem de İsrail’de tartışmaya yol açtı. Bazı ABD’li milletvekilleri, anlaşmanın hassas Amerikan askeri teknolojilerinin Çin’in eline geçmesi riskini doğuracağını savunuyor.
Anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için uzun süredir satışa kuşkuyla yaklaşan Kongrenin de onay vermesi gerekiyor. Kongre süreci tamamlanmadan ABD’li savunma şirketleri Suudi Arabistan’la müzakerelere başlayamayacak.
Kongrede Çin endişesi
ABD’li milletvekilleri ve savunma yetkilileri, Suudi Arabistan’ın Pekin’le yakın askeri ve teknolojik ilişkileri nedeniyle satışa karşı çıkıyor.
Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyesi Demokrat Raja Krishnamoorthi, anlaşmanın “Amerikan askeri teknolojisinin en değerli ve hassas unsurlarını Çin Komünist Partisinin erişimine açabileceği” uyarısında bulundu.
Benzer kaygılar daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapılması planlanan F-35 satışını da sekteye uğratmıştı. BAE, Biden yönetiminin Abu Dabi-Pekin ilişkileri ve ülkede Huawei’nin 5G altyapısının kullanılması konusundaki itirazları üzerine 23 milyar dolarlık F-35 satın alma anlaşmasını Aralık 2021’de durdurmuştu.
Suudi Arabistan’a yönelik teklif ise Ensarullah öncülüğündeki Yemen’in Riyad’ın abluka ve saldırılarına karşılık vererek Babülmendep üzerindeki hakimiyetini genişlettiği bir dönemde gündeme geldi.
Suudi Arabistan İsrail’in F-35 kapasitesine yaklaşacak
Jerusalem Post’un aktardığına göre İsrailli bir yetkili, Washington’ın satış planı hakkında İsrail Başbakanlık Ofisini bilgilendirdiğini ileri sürdü. İsrail’in, F-35 satışına karşılık ABD’den yeni silah sistemleri içeren bir “telafi paketi” istemeye hazırlandığı belirtildi.
Satışın tamamlanması halinde Suudi Arabistan 48 adet F-35’e sahip olacak. Böylece Riyad, hâlihazırda envanterinde yaklaşık 50 F-35 bulunan İsrail’in kapasitesine yaklaşacak.
İsrail, Batı Asya’da F-35 kullanan tek ülke konumunda. ABD de uzun süredir İsrail’in bölgedeki diğer ülkeler karşısındaki “niteliksel askeri üstünlüğünü” koruma taahhüdünde bulunuyor.
Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir kaynak Walla’ya, İsrail ordusunun bu üstünlüğü korumak amacıyla Batı Asya’daki başka hiçbir ülkeye F-35 verilmemesini tercih ettiğini söyledi.
Kaynak, anlaşma kısa süre içinde imzalansa bile Suudi Arabistan’ın ilk uçağı ancak beş yıl sonra teslim alabileceğini belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise satış kararını duyurduğu açıklamada, “Önerilen teçhizat ve destek satışı bölgedeki askeri dengeyi değiştirmeyecek” ifadelerini kullandı.
İsrail ‘Adir’ uçaklarıyla üstünlüğünü koruduğunu savunuyor
İsrailli yetkililer, Suudi Arabistan’a yapılacak satışa karşı çıkmakla birlikte İsrail Hava Kuvvetlerinin diğer F-35 kullanıcıları karşısında hâlâ belirgin bir operasyonel üstünlüğe sahip olduğunu savunuyor.
Bu üstünlük, İsrail Hava Kuvvetleri ile pilotlarının son üç yılda edindiği kapsamlı operasyonel deneyimin yanı sıra İsrail yapımı silahların F-35’lere entegre edilebilmesinden kaynaklanıyor.
İsrail, F-35’in kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilen ve “Adir” adı verilen versiyonunu kullanıyor. Washington, İsrail yapımı silah sistemlerinin bu uçaklara entegre edilmesine izin veriyor.
İsrail ayrıca F-35’ler için yeni kabiliyetler geliştirilmesinde kullanılan özel bir Adir test uçağı işletiyor. Walla’nın haberine göre ABD’nin bile envanterinde bu tür bir test uçağı bulunmuyor.
İsrailli bir savunma yetkilisi de endişeleri azaltmaya çalışarak İsrail Hava Kuvvetlerinin üstünlüğünün “yalnızca makinelere değil, esas olarak insanlara dayandığını” söyledi.
İsrail’den yeni silah ve ortak üretim talebi
Suudi Arabistan’a F-35 satışının ve Batı Asya’daki silahlanma yarışının ardından İsrailli yetkililer, gelecekteki savunma anlaşmalarında ABD yönetimiyle farklı bir pazarlık stratejisi izlemeye hazırlanıyor.
İsrail’in Washington’dan bugüne kadar satışı reddedilen gelişmiş silah ve mühimmatları talep etmesi bekleniyor. Bunlar arasında sığınak delici ağır mühimmatlar, kayalık dağların derinliklerindeki yer altı hedeflerini vurabilecek sistemler, otonom saldırı sistemleri, insansız hava aracı sürüleri ve uzay tabanlı silah teknolojileri yer alıyor.
İsrailli yetkililer ayrıca gizli silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretiminde daha fazla rol üstlenmek istiyor.
İsrail’in talepleri arasında gelecekteki tehditlere karşı tasarlanan Arrow 4 ve Arrow 5 hava savunma sistemlerine ait önleme füzelerinin ABD ile birlikte geliştirilmesi ve üretilmesi de bulunuyor.
Bununla birlikte İsrail hâlihazırda üçüncü bir F-15 filosu ile ilave F-35 filolarının finansmanını sağlamakta zorlanıyor. Suudi Arabistan’a yapılacak satışın, Washington ile Tel Aviv arasındaki yeni silah ve finansman pazarlıklarını hızlandırması bekleniyor.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya4 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı








