Avrupa
Vilnius’ta gündem: NATO’nun birliği, savunma harcamaları ve sanayide eşgüdüm

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta başlayan NATO Zirvesi, Rusya-Ukrayna Savaşında yeni bir aşamaya girmişken, ittifakın iç bütünlüğünün de test edildiği bir döneme denk geldi.
Kuzey Atlantik İttifakı’nı zirvede zorlayacak en önemli unsurun Ukrayna’nın bloğa üyeliği olduğuna değinmiştik. Ukrayna tarafının tüm ‘boykot’ tehditlerine rağmen, ABD Başkanı Joe Biden ile Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenski’nin Vilnius’ta bir araya gelmesi bekleniyor. Ukrayna’ya, dört büyük gücün (ABD, Almanya, Britanya ve Fransa) güvenlik garantisi verdiği bir ‘özel ilişki’ teklif edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Doğu ve Orta Avrupa’daki NATO ülkeleri, Ukrayna’nın ittifaka katılımını savunurken, başını ABD ve Almanya’nın çektiği ülkeler Kiev’in NATO’ya dahil edilmesinin Rusya ile sıcak bir savaşa yol açmasından çekiniyor.
Öte yandan NATO’nun iç bütünlüğüne yönelik soru işaretlerinin kaynağı yalnızca Ukrayna meselesi değil. Savunma harcamalarının ittifakın belirlediği yüzde 2’lik dilime çekilmesi, NATO’nun yeni Avrupa savunma planı gibi meseleler de ittifak için bir test olacak. Zirve öncesi ‘karın ağrısı’ olarak görülen İsveç’in ittifaka kabulü meselesi ise Türkiye’nin onayıyla birlikte çözüldü.
GSYİH’nin yüzde 2’si sınırına hâlâ ulaşılamadı
NATO, zirvede yeni bir savunma harcaması taahhüdü belirlemeyi planlarken, bazı üyeler mevcut hedefleri tutturmakta zorlanıyor, bazıları ise bu hedefin nasıl hesaplandığını ve artırılıp artırılmayacağını sorguluyor.
2014 yılında Galler Zirvesi’nde NATO üyeleri gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) %2’sini savunmaya ve tüm savunma harcamalarının %20’sini askeri teçhizata harcamayı taahhüt etmişlerdi. Bununla birlikte, 2022 yılında NATO üyelerinin çoğunluğu bu taahhüdün altında kaldı ve savunmaya yapılan yatırımların artmasına rağmen sadece yedi üye bu taahhüdü yerine getirdi ya da aştı.
Ukrayna savaşı ile birlikte, birçok ülke savunma harcamalarını artırmayı taahhüt etti. Örneğin Alman Şansölyesi Olaf Scholz, ülkesinin savunmaya 100 milyar avro yatırım yapacağını açıkladı.
Fakat özellikle Doğu kanadındaki bazı üyeler %2’lik GSYİH harcama hedefinin çok düşük olduğunu ve savunma harcamalarının artırılması gerektiğini düşünüyor.
ABD hâlâ başı çekiyor
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg zirve öncesinde yaptığı açıklamada ‘daha güçlü bir taahhüdün’ ‘daha güçlü bir dil’ anlamına geldiğini söyledi ve “GSYH’nin %2’sini savunma için bir tavan olarak değil, asgari bir taban olarak kabul edeceğiz,” dedi. Stoltenberg ayrıca ‘%2 kuralını karşılamayan NATO müttefiklerinin savunma harcamalarını artırmaya devam etmelerini beklediğini’ söyledi.
Bazı NATO diplomatları daha iddialı bir taahhüdü kabul etmenin, Ukrayna savaşının hızlı bir şekilde savunma teçhizatı satın alma ihtiyacını ortaya çıkarması nedeniyle ‘genel bir güvenilirlik meselesi’ olduğunu söylüyorlar.
Şu anda Washington’un savunma harcamaları, hiçbir üyenin yükün yarısından fazlasını taşımaması yönündeki anlaşmaya rağmen, NATO’nun toplam harcamalarının %50’sinden fazlasını oluşturuyor.
Bazı NATO müttefikleri, özellikle de %2’lik orana ulaşamayanlar, Savunma Yatırım Taahhüdünü (DIP) eleştiriyor ve bunun savunmaya daha fazla harcama yapma taahhütlerinin gerçekliğini yansıtmadığını ileri sürüyor.
NATO konseptinde yüzde 2’lik oran, ‘savunma harcamalarının üzerinde mutabık kalınan bir tanımına’ veya ‘isimlendirmesine’ göre hesaplanıyor. Ulusal savunma bakanlıkları bir ulusal hükümet tarafından kendi silahlı kuvvetlerinin, Müttefiklerin veya İttifakın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere mali yıl içinde fiilen yapılan veya yapılacak olan ödemeleri rapor ediyor. Silahlı kuvvetler, konvansiyonel kuvvetlerin yanı sıra idare ve komuta, Özel Harekat Kuvvetleri, tıbbi hizmet, lojistik, uzay, siber ve jandarma, jandarma, sahil güvenlik gibi ulusal içişleri bakanlıklarına bağlı diğer birlikler ve bunların teçhizatı gibi ortak oluşumları da içeriyor. Operasyonlar, silah, teçhizat ve mühimmat imhası ve emekli maaşları ile araştırma ve geliştirme (AR-GE) maliyetlerine yapılan katkılar da bu kapsamda değerlendiriliyor.
EURACTIV’e konuşan bir NATO yetkilisi, “Bu mükemmel bir kıstas değil ama elimizdeki tek kıstas,” diyor.
Üyeler, taahhütün kriterleri konusunda anlaşamıyor
Yükümlülük konusuyla birlikte %2’lik hedefi tutturamayanlara karşı ‘yaptırım’ sorunu da gündeme geliyor. EURACTIV’e konuşan iki NATO diplomatına göre NATO üyeleri arasında ‘isim ver ve utandır’ seçeneği mümkün olan tek seçenek.
Birçok NATO üyesi ise bu taahhütnameye karşı çıkarak bir ülkenin NATO’nun savunmasına etkin bir şekilde katkıda bulunup bulunmadığına karar vermek için bunun doğru bir ölçü olup olmadığını sorguluyor. Örneğin Almanya, yeni bir taahhüdün kabiliyet, nakit para ve bağlılığı dikkate alması gerektiğini savunuyor.
Berlin, paranın nasıl harcandığına ve verimli ve faydalı ekipmanlara harcanıp harcanmadığına odaklanmak isterken, İngiltere harcama kalitesine daha fazla vurgu yapılmasını savunuyor.
İtalya gibi daha küçük GSYİH’ye sahip NATO üyeleri de harcamalarını kültür, emeklilik ve eğitim gibi diğer alanlara odaklamayı tercih ettiklerinden %2’lik hedefin çok yüksek olduğuna inanıyor. %2 taahhütü personel ve emekli maaşlarını da içerdiğinden, daha gelişmiş silahlı kuvvetlere sahip NATO üyeleri yüksek maaşlar sunuyor ve otomatik olarak daha yüksek savunma harcamalarına sahip oluyor.
Savunma sanayisinde kapasite sorunu
NATO’nun başını ağrıtan bir başka mesele de bloğun savunma sanayilerinin eşgüdümü.
NATO, yatırım hedeflerinin belirlenmesi ve talebin bir araya getirilmesi için yeni bir Savunma Üretimi Eylem Planı oluşturmayı ve ittifak üyelerinin sektöre yönelik transatlantik ölçekte standartlaştırılmış teçhizatlarını belirlemeyi değerlendiriyor. Ukrayna’ya askeri desteği sürdürmenin ve stoklarını yenilemenin yolları aranırken, NATO da üyelerin yatırım ve siparişlerinde uzun vadeli bir perspektif oluşturarak sektörü yönlendirmeye çalışıyor. Bu kapsamda 15 Haziran’da NATO savunma bakanları toplantısının yanı sıra, Avrupa ve ABD’den 25 savunma sanayii şirketi ile görüşmelerde bulunulmuştu.
Savunma sanayi üretim kapasitesini arttırma ve silah stoklarını yenileme ihtiyacının artmasıyla birlikte NATO üyeleri bu yılın başlarında yeni bir savunma sanayi yatırım taahhüdü belirlemeyi düşünmeye başladılar. Fakat üreticilerin üretim kapasitesi yatırımlarının %2’lik taahhütte nasıl hesaba katılacağı belirsizliğini koruyor.
Savunma sanayii şirketleri üretimi artırma baskısı altında fakat uzun vadeli devlet satış garantisi istiyorlar. Örneğin Bloomberg’e konuşan BAE Systems Hägglunds AB Başkanı Tommy Gustafsson-Rask, “Eskiden zamanımız vardı ama paramız yoktu. Bugün ise paramız var ama zamanımız yok,” diyor.
Avrupa’nın üretim kapasitesinin artırılması bekleniyor
Ukrayna’ya gönderilmek istenen silah ve mühimmat üretiminin yanı sıra, NATO, yüksek hazırlıklı kuvvetler olarak adlandırılan ve müttefiklerin 30 günden kısa bir süre içinde konuşlanmaya hazır birliklerinden oluşan havuzun büyüklüğünü yedi kat artırarak 300.000’e çıkarmak istiyor. Bu kuvvetlerin hepsi, kullanıma hazır yüksek kaliteli silahlara ihtiyaç duyacak.
ABD Başkanı Joe Biden Avrupa’yı kendi savunması için daha fazla sorumluluk almaya çağırırken, Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ülkeler ABD askeri tedarik zincirlerine olan bağımlılıklarını azaltmak ve kendi ulusal tekellerini oluşturmak istiyorlar.
NATO liderlerinin Vilnius zirvesainde çok uluslu ortak tedarik çağrısında bulunan bir Avrupa savunma sanayi planını desteklemeleri bekleniyor. Plan ayrıca ülkeleri, aynı mühimmatın farklı ülkelerin silah sistemleriyle çalışmasını sağlamak için kolaylaştırılmış standartları benimsemeye çağırıyor.
Savaş sanayisi ‘garanti’ istiyor
Fakat Avrupa savunma bakanlıkları ile şirketler arasındaki gerilim sürüyor. Mesele, bu iddialı plana kimin liderlik etmesi gerektiği etrafında düğümleniyor. Bloomberg’e göre sektörün korkusu siparişler yığılmaya başlasa bile, üretimi arttırıp üç ya da beş yıl sonra yeni tesisler açıldığında talep olmadığını görmek. Hükümetler daha önce de planlarından geri adım atmış ve birçok Avrupa başkenti NATO’nun stoklama hedeflerini ya da GSYİH’nin %2’sini savunmaya harcama taahhüdünü yerine getirmekte defalarca başarısız olmuştu. Bu konuda ‘umut veren’ ülkeler Doğu-Orta Avrupa ile Birleşik Krallık.
Avrupalı savaş şirketleri, uzun vadeli sözleşmelerin yanı sıra, hükümetlerin genişletilmiş üretim için doğrudan ödemeye yardımcı olmasını veya enerjiye öncelikli erişim sağlamasını talep ediyorlar.
Litvanya Savunma Bakan Yardımcısı Greta Monika Tučkutė, savunma şirketleri için, “İş dünyası açısından bakıldığında, talep düştüğünde hayatta kalmak için riskleri azaltmaya çalışıyorlar. Ama bence iş dünyasının da risk alması gerekiyor,” diyor.
Tučkutė, bu şirketlerin ‘şu anda kazandıklarına’ dikkat çekiyor ve bu nedenle endüstriyi geliştirmek için ‘yatırım riskini’ de almaları gerektiğini düşünüyor.
NATO ‘üretimin örgütlenmesine’ el atıyor
Sonuç olarak NATO’nun, Vilnius zirvesi ile birlikte özellikle Avrupa’da savunma sanayiindeki eşgüdümü sıkılaştırması bekleniyor. ‘Savaş ekonomisi’ sayesinde, birçok Avrupalı silah şirketinin hisselerinde büyük artışlar yaşandı. Leopard 2 savaş tankları ve topçu mühimmatı üreticisi Alman Rheinmetall AG 2022’de %130 artışla Avrupa’da en iyi performans gösteren hisse senedi olurken, Thales SA, Dassault Aviation SA ve Saab AB gibi diğer Avrupalı savunma şirketleri de %60 ila %80 arasında değer kazandı.
Avrupa ve NATO, kıtayı savunma sanayi üretiminde bir merkez olarak yeniden güçlendirmek istiyor. Fakat sektör çok sayıda engelle karşı karşıya. Nitelikli işgücü arzının sınırlı olmasının yanı sıra, yükleniciler bileşen sıkıntısı ve izinleri güvence altına almak için bürokratik engellerle de uğraşıyor. Sektör temsilcileri, yatırımcılar ve NATO yetkilileri, bazı bankaların çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) referanslarını zedeleyebileceği endişesiyle sektöre kredi verme konusunda isteksiz olduklarını söylüyor.
NATO savunma bakanları Haziran ayında 155 mm top mermileri de dahil olmak üzere her üye ülkenin elinde bulundurduğu savaş için kritik mühimmatın tavsiye edilen seviyelerini önemli ölçüde yükseltmeyi kabul etti. Hedefler gizli olmakla birlikte, Bloomberg tarafından görülen bir Alman savunma bakanlığı belgesine göre, sadece Almanya stokunu 10 kattan fazla arttırarak bugün 20.000 civarında olan mermi sayısını 2031 yılına kadar 230.000’e çıkarmayı hedefliyor.
Estonya Başbakanı Kaja Kallas, “Avrupa’daki stoklar yeterli değil, daha hızlı ve daha fazla üretim yapmalıyız,” diyor ve uzun vadede Avrupa’nın tüm mühimmat kategorilerindeki stoklarını gerekli seviyeye getirmesinin birkaç trilyon avroya mal olacağı tahmininde bulunuyor.
NATO’nun yeni savunma planı merkezin hakimiyetini artırıyor
NATO’nun soğuk savaştan bu yana ittifakın ilk kapsamlı savunma planlarını Vilnius zirvesinde onaylaması bekleniyor.
‘Bölgesel planlar’ adı verilen coğrafi olarak bölünmüş komutanlıkların yeniden canlandırılması temel bir değişime işaret ediyor. İttifak bu planlarla ülkelere kuvvetlerini ve lojistiklerini nasıl geliştirecekleri konusunda da belirleyici olacak.
Haziran ayında yapılan savunma bakanları toplantısında planın, Türkiye tarafından engellendiği öne sürülmüştü. Ankara, Kıbrıs da dahil olmak üzere coğrafi konumlarla ilgili ifadelerin onaylanmasına itiraz etmişti.
Tartışılan ve kabul edilmesi beklenen bölgesel planların, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran binlerce sayfalık gizli askeri planlardan oluştuğu belirtiliyor.
Yeni planın birçok özelliği NATO’nun 1990 öncesi Sovyet karşıtı askeri planlamasına benzese de bazı önemli farklılıklar yer alıyor. Örneğin Soğuk Savaş planlarında Almanya, olası bir NATO-Sovyet savaşının ana merkezi olarak görülürken, şimdi Finlandiya’ya kadar uzanan NATO’nun yeni planda daha ‘esnek’ bir anlayış geliştirdiği belirtiliyor.
Bir başka farklılık da ittifakın artık Moskova’ya karşı geniş çaplı bir nükleer savaşa hazırlanmaması.
Planda internet, insansız hava araçları, hipersonik silahlar ve hızlı bilgi akışının yeni zorluklar ortaya çıkardığı vurgulanıyor.
Yeni planın merkezinde üçlü bir bölgesel plan yer alıyor: Kuzey için Atlantik ve Avrupa Arktik bölgesini kapsayan bir plan; Baltık ve Orta Avrupa’dan Alplere kadar olan bölgeyi kapsayan bir plan; ve Akdeniz ve Karadeniz için bir güney planı. Uzay, siber operasyonlar ve özel kuvvetler için de alt planlar bulunuyor.
Kuzey ve Atlantik’i kapsayan bölge, ABD’de Norfolk’taki Müşterek Kuvvet Komutanlığı; Baltık ve Alp bölgesi Hollanda’daki Brunsum’daki komutanlık; güney-doğu ve Akdeniz-Karadeniz bölgesi ise İtalya’nın Napoli kentindeki bir komutanlık tarafından idare edilecek.
Türkiye’nin engeli aşıldı
Öte yandan Reuters’a konuşan NATO kaynakları, müttefiklerin Pazartesi günü, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran bölgesel planlar üzerinde anlaşmaya vararak Türkiye’nin engelini aştığını bildirdi.
Bir diplomat, Türkiye’nin ‘uzlaşmak zorunda kaldığını’ söyledi.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Asya6 gün önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik









