Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Washington Post: Trump İran’daki zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek için askeri plan hazırlattı

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Trump’ın talebi doğrultusunda İran’daki yaklaşık 454 kilogram yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek amacıyla kapsamlı bir kara operasyonu planı hazırlayarak sundu. Operasyon, savaş altındaki İran topraklarının derinliklerine binlerce askerin indirilmesini, kazı çalışmalarının yürütülmesini ve radyoaktif malzemenin tahliyesi için geçici hava pistleri inşa edilmesini öngörüyor.

Washington Post’un haberine göre ABD ordusu, İran’daki yaklaşık 454 kilogram yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek için başkana plan sundu. Konuya aşina iki kaynağa göre plan, kazı ekipmanlarının bölgeye sevk edilmesini ve çıkarılacak radyoaktif malzemenin hava yoluyla taşınabilmesi için kargo uçaklarının iniş yapabileceği pist inşa edilmesini öngörüyor.

Kaynaklar, bu karmaşık planın Trump’ın talebi üzerine hazırlandığını ve son bir hafta içinde başkana ayrıntılı şekilde sunulduğunu belirtti. Planın operasyonel açıdan taşıdığı ciddi risklerin de Trump’a aktarıldığı ifade edildi.

Trump yönetiminin İran’daki uranyumu ele geçirmeye yönelik operasyon seçeneğini değerlendirdiği daha önce Wall Street Journal tarafından bildirilmişti. Ancak Washington Post’a göre bu kez söz konusu senaryo, Trump’ın talebiyle hazırlanmış ayrıntılı askeri plan olarak masaya getirildi.

Hedef İran’ın nükleer kapasitesini sınırlamak

İran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesini sınırlamak, Trump yönetiminin temel hedeflerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak uzmanlara göre bu plan, savaş sırasında bugüne dek benzeri denenmemiş ölçüde zor, kapsamlı ve tehlikeli operasyon anlamına geliyor.

Görevin başarıyla yürütülebilmesi için, uranyumun çıkarılması ve güvenli biçimde taşınması amacıyla yüzlerce, hatta binlerce askerin ve ağır ekipmanın bölgeye sevk edilmesi gerekebilir. Eski savunma yetkililerine göre bu süreç haftalar sürebilir ve İran topraklarının derinliklerinde, savaş altında yürütülmek zorunda kalabilir.

Trump yönetiminin son dönemde İran’a savaşı sona erdirmek amacıyla 15 maddelik teklif sunduğu, bu teklif kapsamında Tahran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesinin de istendiği belirtiliyor.

İran ise ABD’nin teklifini reddetti. Ancak savaş başlamadan hemen önce yapılan müzakerelerde, zenginleştirilmiş uranyumun seviyesini düşürmeye yönelik seyreltme seçeneğini gündeme getirdiği ifade edildi.

Eski Savaş Bakan Yardımcısı ve emekli CIA ile Deniz Piyadesi subayı Mick Mulroy, “Bu, tarihteki en büyük ve en karmaşık özel operasyonlardan biri olabilir. Askeri açıdan son derece yüksek risk taşıyor” dedi.

Trump’ın böyle operasyona ilgi duyduğuna işaret eden başka gelişme de, cumartesi günü Amerikalılara Fox News sunucusu Mark Levin’in programını izleme çağrısı yapması oldu. İsrail yanlısı çizgisiyle bilinen Levin, programında ABD’nin İran’daki uranyum stoklarını ele geçirmek için özel eğitimli kara birlikleri göndermesi gerektiğini belirtti.

Levin, “Neden sahada askere ihtiyaç olsun? Bunun pek çok nedeni var ve 300 bin askere de gerek yok. Mesele bu uranyum” ifadelerini kullandı.

Seçim faaliyetinde savaşları bitirme sözü veren Trump, şimdi ise başlattığı ve büyük ölçüde İsrail’le koordineli biçimde havadan yürütülen savaşın beşinci haftasına girmiş durumda. İran’daki uranyumu ele geçirmek için kara harekatı başlatılması, komandoların yanı sıra çok sayıda destek personelinin de sahaya inmesini gerektirecek ve ABD ordusunu çok daha büyük risk düzeyine taşıyacak.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, planla ilgili sorulara yazılı yanıtında, “Başkomutana mümkün olan en geniş seçenekleri sunabilmek için hazırlık yapmak Pentagon’un görevidir. Bu, Başkan’ın karar verdiği anlamına gelmez” dedi.

Anketler, Amerikalıların çoğunluğunun savaşa ve özellikle de kara birliklerinin gönderilmesine karşı olduğunu gösterirken, Savaş Bakanı Pete Hegseth salı günü yaptığı açıklamada Trump’ı kararlı lider olarak göstermeye çalıştı.

Hegseth, Pentagon’daki basın toplantısında, “Başkan Trump’ın yıllardır söylediği gibi ve bu yönetimin de tavrı nettir: İran nükleer bomba sahibi olamaz ve olmayacak” dedi.

İran’daki uranyum nerede tutuluyor?

ABD, haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri bombaladı. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEK) göre İran’ın elinde hâlâ yaklaşık 440 kilogram yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor.

UAEK Başkanı Rafael Mariano Grossi, bu materyalin yarısından fazlasının İran’ın orta kesimindeki tarihi şehir İsfahan yakınlarında, yerin yaklaşık 90 metre daha derinindeki tünellerde tutulduğunu söyledi. Kalan kısmın ise Natanz nükleer tesisinde ve muhtemelen başka noktalarda bulunduğu değerlendiriliyor.

Haziran ayı başına ait Le Monde gazetesi tarafından yayımlanan uydu görüntüleri, büyük bir kamyonun İsfahan tesisinin güney girişine doğru 18 mavi varil taşıdığını gösterdi. İçerikleri kesin olarak tespit edilemese de Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS), bu varillerin büyük ihtimalle yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum silindirleri taşıdığını ve İsrail ile ardından ABD’nin hava saldırılarından birkaç gün önce tünel kompleksine sevk edildiğini değerlendirdi.

Grossi, mart ayı ortasında Washington’daki üst düzey temasları sırasında muhabirlere yaptığı açıklamada, haziran bombardımanı sonrası İsfahan’daki depolama alanına erişimin hâlâ moloz altında olduğunu söyledi.

Grossi, “O tarihten bu yana oraya ulaşmaya dönük büyük çaplı hareket görmedik. Belki araç ya da kamyon oldu ama kazı yapan iş makineleri görmedik” dedi. Grossi, haziran saldırılarından hemen önce yaptığı denetimde bu silindirlerin “çok büyük olmadığını” ve “özel koruma altında tutulmadığını” belirtti. Ancak bazı sahte silindirlerin yerleştirilmiş olabileceğini ve bunun da uranyumu ele geçirmek isteyenleri yanıltma amacı taşıyabileceğini ifade etti.

Askeri planlara dair bilgi sahibi olmadığını vurgulayan Grossi, “Şunu söyleyebilirim ki, bu miktarda materyal ciddi derecede kirletici nitelikte. Eğer doğrudan vurulursa radyolojik kirlenme meydana gelebilir” dedi.

Konuya aşina kaynaklardan biri, İsfahan’daki yer altı stokuna ulaşmak için önce kazı ekipmanlarının bölgeye sokulması, ardından beton ve kurşun kaplamaların kırılması, daha sonra da silindirlere ulaşılarak bunların dışarı çıkarılıp uçaklarla taşınması gerektiğini söyledi.

Bu sürecin ne kadar süreceğine ilişkin tahminler ise birkaç haftadan birkaç aya kadar uzanıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı ve Özel Operasyonlar Komutanlığı’na daha önce komuta etmiş emekli Orgeneral Joseph Votel, en uygun seçeneğin ateşkes sonrasında ve UAEK personeli eşliğinde yapılacak operasyon olacağını belirtti. Ancak “Eğer savaşarak içeri girmeniz gerekiyorsa, bu yine de teorik olarak mümkün olabilir” dedi. Votel, “Bu operasyon çok sayıda risk barındırıyor. Son derece karmaşık görev olur. Büyük ihtimalle can kaybı da yaşanır. Ama bu, ABD özel operasyon birliklerinin eğitim aldığı görev tiplerinden biri” ifadelerini kullandı.

Başka eski savunma yetkilisine göre, operasyonun büyüklüğü ve karmaşıklığı onu olağanüstü derecede zor hale getiriyor; ancak tamamen imkânsız da değil. Yetkili, “Hızlı ve sembolik baskın dışında, bu materyalin önemli kısmını ya da tamamını ele geçirmek için geçici işgal gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Hedefe ulaşmak için küçük askeri üs gerekebilir

Eski komandolar ve yetkililer, böyle operasyonun önündeki lojistik ve askeri zorlukların son derece büyük olduğunu belirtiyor.

İlk aşamada İran’ın savunma sistemleri ve askeri unsurlarının vurularak kara birlikleri için daha güvenli geçiş hattı oluşturulması gerekecek. Ardından birliklerin yüzlerce kilometre içeri ilerleyerek tesislerin çevresinde savunma çemberi kurması öngörülüyor.

Uzmanlara göre seçeneklerden biri, ABD ordusunun 82. Hava İndirme Tümeni ile Ranger birliklerinin paraşütle indirilmesi olabilir. Ancak bu birlikler, İran topçusunun, füzelerinin ve İHA’larının menziline girebilir.

Bundan sonra mühendis birliklerinin sahaya geçici pist inşa etmesi, ikmal ve ekipmanların ise kargo uçaklarıyla ya da helikopterlerle taşınması gerekecek. Ancak bu yöntemler de yavaş hareket eden nakliye uçaklarını düşman ateşine açık hale getirebilir.

Kazı ve çıkarma çalışmalarının devam edebilmesi için çok sayıda destek personeline ihtiyaç duyulacak. Mekanik ekipler, sürücüler, yakıt ikmal ekipleri ve lojistik personelinin 24 saat esasına göre çalışması gerekecek. Gıda ve suyun da sürekli olarak bölgeye ulaştırılması zorunlu olacak.

Eski yetkililere göre, Enerji Bakanlığı’ndan sivil nükleer uzmanlar ve diğer kurumlardan teknik personelin de risk değerlendirmesi yapmak ve uranyumun çıkarılmasını denetlemek üzere sahada bulunması muhtemel.

Bu nedenle kurulacak yapı, gizli ve düşük profilli baskından çok, küçük çaplı askeri üsse benzeyebilir.

Yer altında metre metre ilerleme

Kayalık zeminin patlatılması ve depolama alanına girilmesi yalnızca başlangıç olacak. Asıl zorluk, çok sayıda bilinmezle dolu yer altı tesisinde metre metre ilerleyerek uranyuma ulaşmak.

Eski özel operasyon personeline göre, muhtemelen Delta Force ya da Navy SEAL unsurlarından oluşacak timler, yer altındaki engelleri aşmak için testere ve kaynak ekipmanları kullanırken, diğer timler de onları koruyacak.

Komandoların radyasyon tehdidine karşı koruyucu kıyafet, solunum ekipmanı ve radyasyon sensörleri ile hareket etmesi gerekecek.

Ancak içeride ateş edilen, patlatılan ya da kesilen her yüzeyin tehlikeli materyali harekete geçirme ihtimali bulunuyor. Bu da personel ve ekipman için tekrar tekrar radyasyon arındırma işlemleri yapılmasını gerektirebilir. Ayrıca tesis içinde bubi tuzakları bulunması ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Eski özel operasyon personeli, “Bu son derece yavaş, titiz ve ölümcül olabilecek süreçtir” dedi.

Çıkış da en az giriş kadar tehlikeli

Operasyonun son aşaması olan geri çekilme de askerler, ekipman ve nükleer materyalin İran saldırılarına açık hale gelmesi nedeniyle son derece riskli olacak. Çok sayıda personelin düşman hava sahası üzerinden tahliye edilmesi gerekecek.

Eski yetkililere göre böyle görev, geçmişte yüksek riskli görülen birçok operasyonu bile nispeten basit gösterebilir.

Örneğin, Venezuela’da Nicolás Maduro’nun ele geçirilmesine ya da Pakistan’da Usame bin Ladin’in öldürülmesine yönelik operasyonlar dakikalar ya da saatler içinde tamamlanmıştı. İran’daki bu operasyon ise, her şey görece yolunda gitse bile, haftalar sürebilir.

Eski savunma yetkilisi bunu şöyle özetledi: “Bu artık galeriden araba satın almak gibi değil; doğrudan bütün üretim hattını satın almaya benziyor.”

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English