Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Washington Post: Trump İran’daki zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek için askeri plan hazırlattı

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Trump’ın talebi doğrultusunda İran’daki yaklaşık 454 kilogram yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek amacıyla kapsamlı bir kara operasyonu planı hazırlayarak sundu. Operasyon, savaş altındaki İran topraklarının derinliklerine binlerce askerin indirilmesini, kazı çalışmalarının yürütülmesini ve radyoaktif malzemenin tahliyesi için geçici hava pistleri inşa edilmesini öngörüyor.

Washington Post’un haberine göre ABD ordusu, İran’daki yaklaşık 454 kilogram yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek için başkana plan sundu. Konuya aşina iki kaynağa göre plan, kazı ekipmanlarının bölgeye sevk edilmesini ve çıkarılacak radyoaktif malzemenin hava yoluyla taşınabilmesi için kargo uçaklarının iniş yapabileceği pist inşa edilmesini öngörüyor.

Kaynaklar, bu karmaşık planın Trump’ın talebi üzerine hazırlandığını ve son bir hafta içinde başkana ayrıntılı şekilde sunulduğunu belirtti. Planın operasyonel açıdan taşıdığı ciddi risklerin de Trump’a aktarıldığı ifade edildi.

Trump yönetiminin İran’daki uranyumu ele geçirmeye yönelik operasyon seçeneğini değerlendirdiği daha önce Wall Street Journal tarafından bildirilmişti. Ancak Washington Post’a göre bu kez söz konusu senaryo, Trump’ın talebiyle hazırlanmış ayrıntılı askeri plan olarak masaya getirildi.

Hedef İran’ın nükleer kapasitesini sınırlamak

İran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesini sınırlamak, Trump yönetiminin temel hedeflerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak uzmanlara göre bu plan, savaş sırasında bugüne dek benzeri denenmemiş ölçüde zor, kapsamlı ve tehlikeli operasyon anlamına geliyor.

Görevin başarıyla yürütülebilmesi için, uranyumun çıkarılması ve güvenli biçimde taşınması amacıyla yüzlerce, hatta binlerce askerin ve ağır ekipmanın bölgeye sevk edilmesi gerekebilir. Eski savunma yetkililerine göre bu süreç haftalar sürebilir ve İran topraklarının derinliklerinde, savaş altında yürütülmek zorunda kalabilir.

Trump yönetiminin son dönemde İran’a savaşı sona erdirmek amacıyla 15 maddelik teklif sunduğu, bu teklif kapsamında Tahran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesinin de istendiği belirtiliyor.

İran ise ABD’nin teklifini reddetti. Ancak savaş başlamadan hemen önce yapılan müzakerelerde, zenginleştirilmiş uranyumun seviyesini düşürmeye yönelik seyreltme seçeneğini gündeme getirdiği ifade edildi.

Eski Savaş Bakan Yardımcısı ve emekli CIA ile Deniz Piyadesi subayı Mick Mulroy, “Bu, tarihteki en büyük ve en karmaşık özel operasyonlardan biri olabilir. Askeri açıdan son derece yüksek risk taşıyor” dedi.

Trump’ın böyle operasyona ilgi duyduğuna işaret eden başka gelişme de, cumartesi günü Amerikalılara Fox News sunucusu Mark Levin’in programını izleme çağrısı yapması oldu. İsrail yanlısı çizgisiyle bilinen Levin, programında ABD’nin İran’daki uranyum stoklarını ele geçirmek için özel eğitimli kara birlikleri göndermesi gerektiğini belirtti.

Levin, “Neden sahada askere ihtiyaç olsun? Bunun pek çok nedeni var ve 300 bin askere de gerek yok. Mesele bu uranyum” ifadelerini kullandı.

Seçim faaliyetinde savaşları bitirme sözü veren Trump, şimdi ise başlattığı ve büyük ölçüde İsrail’le koordineli biçimde havadan yürütülen savaşın beşinci haftasına girmiş durumda. İran’daki uranyumu ele geçirmek için kara harekatı başlatılması, komandoların yanı sıra çok sayıda destek personelinin de sahaya inmesini gerektirecek ve ABD ordusunu çok daha büyük risk düzeyine taşıyacak.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, planla ilgili sorulara yazılı yanıtında, “Başkomutana mümkün olan en geniş seçenekleri sunabilmek için hazırlık yapmak Pentagon’un görevidir. Bu, Başkan’ın karar verdiği anlamına gelmez” dedi.

Anketler, Amerikalıların çoğunluğunun savaşa ve özellikle de kara birliklerinin gönderilmesine karşı olduğunu gösterirken, Savaş Bakanı Pete Hegseth salı günü yaptığı açıklamada Trump’ı kararlı lider olarak göstermeye çalıştı.

Hegseth, Pentagon’daki basın toplantısında, “Başkan Trump’ın yıllardır söylediği gibi ve bu yönetimin de tavrı nettir: İran nükleer bomba sahibi olamaz ve olmayacak” dedi.

İran’daki uranyum nerede tutuluyor?

ABD, haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri bombaladı. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEK) göre İran’ın elinde hâlâ yaklaşık 440 kilogram yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor.

UAEK Başkanı Rafael Mariano Grossi, bu materyalin yarısından fazlasının İran’ın orta kesimindeki tarihi şehir İsfahan yakınlarında, yerin yaklaşık 90 metre daha derinindeki tünellerde tutulduğunu söyledi. Kalan kısmın ise Natanz nükleer tesisinde ve muhtemelen başka noktalarda bulunduğu değerlendiriliyor.

Haziran ayı başına ait Le Monde gazetesi tarafından yayımlanan uydu görüntüleri, büyük bir kamyonun İsfahan tesisinin güney girişine doğru 18 mavi varil taşıdığını gösterdi. İçerikleri kesin olarak tespit edilemese de Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS), bu varillerin büyük ihtimalle yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum silindirleri taşıdığını ve İsrail ile ardından ABD’nin hava saldırılarından birkaç gün önce tünel kompleksine sevk edildiğini değerlendirdi.

Grossi, mart ayı ortasında Washington’daki üst düzey temasları sırasında muhabirlere yaptığı açıklamada, haziran bombardımanı sonrası İsfahan’daki depolama alanına erişimin hâlâ moloz altında olduğunu söyledi.

Grossi, “O tarihten bu yana oraya ulaşmaya dönük büyük çaplı hareket görmedik. Belki araç ya da kamyon oldu ama kazı yapan iş makineleri görmedik” dedi. Grossi, haziran saldırılarından hemen önce yaptığı denetimde bu silindirlerin “çok büyük olmadığını” ve “özel koruma altında tutulmadığını” belirtti. Ancak bazı sahte silindirlerin yerleştirilmiş olabileceğini ve bunun da uranyumu ele geçirmek isteyenleri yanıltma amacı taşıyabileceğini ifade etti.

Askeri planlara dair bilgi sahibi olmadığını vurgulayan Grossi, “Şunu söyleyebilirim ki, bu miktarda materyal ciddi derecede kirletici nitelikte. Eğer doğrudan vurulursa radyolojik kirlenme meydana gelebilir” dedi.

Konuya aşina kaynaklardan biri, İsfahan’daki yer altı stokuna ulaşmak için önce kazı ekipmanlarının bölgeye sokulması, ardından beton ve kurşun kaplamaların kırılması, daha sonra da silindirlere ulaşılarak bunların dışarı çıkarılıp uçaklarla taşınması gerektiğini söyledi.

Bu sürecin ne kadar süreceğine ilişkin tahminler ise birkaç haftadan birkaç aya kadar uzanıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı ve Özel Operasyonlar Komutanlığı’na daha önce komuta etmiş emekli Orgeneral Joseph Votel, en uygun seçeneğin ateşkes sonrasında ve UAEK personeli eşliğinde yapılacak operasyon olacağını belirtti. Ancak “Eğer savaşarak içeri girmeniz gerekiyorsa, bu yine de teorik olarak mümkün olabilir” dedi. Votel, “Bu operasyon çok sayıda risk barındırıyor. Son derece karmaşık görev olur. Büyük ihtimalle can kaybı da yaşanır. Ama bu, ABD özel operasyon birliklerinin eğitim aldığı görev tiplerinden biri” ifadelerini kullandı.

Başka eski savunma yetkilisine göre, operasyonun büyüklüğü ve karmaşıklığı onu olağanüstü derecede zor hale getiriyor; ancak tamamen imkânsız da değil. Yetkili, “Hızlı ve sembolik baskın dışında, bu materyalin önemli kısmını ya da tamamını ele geçirmek için geçici işgal gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Hedefe ulaşmak için küçük askeri üs gerekebilir

Eski komandolar ve yetkililer, böyle operasyonun önündeki lojistik ve askeri zorlukların son derece büyük olduğunu belirtiyor.

İlk aşamada İran’ın savunma sistemleri ve askeri unsurlarının vurularak kara birlikleri için daha güvenli geçiş hattı oluşturulması gerekecek. Ardından birliklerin yüzlerce kilometre içeri ilerleyerek tesislerin çevresinde savunma çemberi kurması öngörülüyor.

Uzmanlara göre seçeneklerden biri, ABD ordusunun 82. Hava İndirme Tümeni ile Ranger birliklerinin paraşütle indirilmesi olabilir. Ancak bu birlikler, İran topçusunun, füzelerinin ve İHA’larının menziline girebilir.

Bundan sonra mühendis birliklerinin sahaya geçici pist inşa etmesi, ikmal ve ekipmanların ise kargo uçaklarıyla ya da helikopterlerle taşınması gerekecek. Ancak bu yöntemler de yavaş hareket eden nakliye uçaklarını düşman ateşine açık hale getirebilir.

Kazı ve çıkarma çalışmalarının devam edebilmesi için çok sayıda destek personeline ihtiyaç duyulacak. Mekanik ekipler, sürücüler, yakıt ikmal ekipleri ve lojistik personelinin 24 saat esasına göre çalışması gerekecek. Gıda ve suyun da sürekli olarak bölgeye ulaştırılması zorunlu olacak.

Eski yetkililere göre, Enerji Bakanlığı’ndan sivil nükleer uzmanlar ve diğer kurumlardan teknik personelin de risk değerlendirmesi yapmak ve uranyumun çıkarılmasını denetlemek üzere sahada bulunması muhtemel.

Bu nedenle kurulacak yapı, gizli ve düşük profilli baskından çok, küçük çaplı askeri üsse benzeyebilir.

Yer altında metre metre ilerleme

Kayalık zeminin patlatılması ve depolama alanına girilmesi yalnızca başlangıç olacak. Asıl zorluk, çok sayıda bilinmezle dolu yer altı tesisinde metre metre ilerleyerek uranyuma ulaşmak.

Eski özel operasyon personeline göre, muhtemelen Delta Force ya da Navy SEAL unsurlarından oluşacak timler, yer altındaki engelleri aşmak için testere ve kaynak ekipmanları kullanırken, diğer timler de onları koruyacak.

Komandoların radyasyon tehdidine karşı koruyucu kıyafet, solunum ekipmanı ve radyasyon sensörleri ile hareket etmesi gerekecek.

Ancak içeride ateş edilen, patlatılan ya da kesilen her yüzeyin tehlikeli materyali harekete geçirme ihtimali bulunuyor. Bu da personel ve ekipman için tekrar tekrar radyasyon arındırma işlemleri yapılmasını gerektirebilir. Ayrıca tesis içinde bubi tuzakları bulunması ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Eski özel operasyon personeli, “Bu son derece yavaş, titiz ve ölümcül olabilecek süreçtir” dedi.

Çıkış da en az giriş kadar tehlikeli

Operasyonun son aşaması olan geri çekilme de askerler, ekipman ve nükleer materyalin İran saldırılarına açık hale gelmesi nedeniyle son derece riskli olacak. Çok sayıda personelin düşman hava sahası üzerinden tahliye edilmesi gerekecek.

Eski yetkililere göre böyle görev, geçmişte yüksek riskli görülen birçok operasyonu bile nispeten basit gösterebilir.

Örneğin, Venezuela’da Nicolás Maduro’nun ele geçirilmesine ya da Pakistan’da Usame bin Ladin’in öldürülmesine yönelik operasyonlar dakikalar ya da saatler içinde tamamlanmıştı. İran’daki bu operasyon ise, her şey görece yolunda gitse bile, haftalar sürebilir.

Eski savunma yetkilisi bunu şöyle özetledi: “Bu artık galeriden araba satın almak gibi değil; doğrudan bütün üretim hattını satın almaya benziyor.”

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English