Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Witkoff: Oğlunu kaybettiği için el-Hayye’ye taziyelerimizi ilettik

Yayınlanma

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff, CBS kanalına verdiği mülakatta, Gazze müzakereleri sırasında İsrail saldırısında oğlunu kaybeden Hamas lideri Halil el-Hayye’ye taziyelerini ilettiğini ve aşırı dozdan kaybettiği kendi oğlunun acısını paylaştığını söyledi. Trump’ın damadı Jared Kushner ile Witkoff, Doha saldırısı sonrası kesilen diyaloğun nasıl yeniden kurulduğunu ve anlaşmanın perde arkasındaki kritik anları anlattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile Özel Temsilci Steve Witkoff, CBS kanalında katıldıkları 60 Minutes programında Gazze müzakerelerinin perde arkasını anlattı.

Mısır’daki görüşmelerin iki kritik ismi, İsrail-Hamas diyaloğunun bilinmeyenlerini, Doha’daki saldırı sonrası yaşanan kırılmayı ve Hamas ile Şarm el-Şeyh’te kurulan yüz yüze temasın ayrıntılarını paylaştı.

Kushner, yönettikleri dış politika yaklaşımını “pragmatik realizm” olarak tanımladı. Kushner bu yaklaşımı, güç kullanarak savaşı önlemek, ortak çıkarlara odaklanmak ve “dünyaya ders vermek yerine anlaşmalar yapmak” olarak açıkladı.

“Doha saldırısı dönüm noktası oldu”

İkili, İsrail’in Doha’daki Hamas heyetinin bulunduğu komplekse saldırmasının ardından müzakere sürecinin “raydan çıktığını”, Katar’ın güveninin sarsıldığını ve Hamas’ın yeraltına çekildiğini öne sürdü.

Witkoff, Trump’ın yönlendirmesiyle kurulan temaslar sonucu İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Katar Başbakanı Muhammed bin Abdülrahman Al Sani’yi arayarak özür dilemesinin “kilit halka” olduğunu söyledi.

Kushner ise bu telefon görüşmesinin, İsrail ile Katar arasında daha önce var olmayan “resmi üçlü bir mekanizma” kurulmasını sağladığını ifade etti.

Doha saldırısı sonrasında Kushner ve Witkoff, daha önce ayrı olan “ateşkes” ile “savaşı bitirme” taslaklarını tek bir belgede birleştirerek Trump’a sundu.

Trump’ın onayıyla Arap dünyası ikna edilirken, aynı gün bölgede barış için “20 maddelik plan” açıklandı. Plana Arap ülkeleri destek verdi ve İsrail de katıldı.

Hamas ile doğrudan ve kişisel görüşme

Katar, Mısır ve Türkiye’nin arabuluculuğunda, 8 Ekim’de Şarm el-Şeyh’te Hamas heyetiyle yüz yüze bir görüşme gerçekleştirildi.

Witkoff, Trump’ın “Anlaşmanın arkasında duracağız, ihlale izin vermeyeceğiz” mesajını taraflara ilettiklerini kaydetti.

Witkoff ayrıca, bir anlaşmaya hizmet edecekse Trump’ın Hamas ile doğrudan görüşülmesine “çok rahat” yaklaştığını aktardı.

Görüşmede Witkoff, İsrail’in Doha saldırısında oğlunu kaybeden Hamas Siyasi Büro Üyesi Halil el-Hayye’ye taziyelerini iletti.

Kendi oğlunu kaybetme deneyimini paylaşmasıyla, Kushner’ın ifadesiyle, ortam “terör örgütüyle müzakereden, iki insanın kırılganlıklarını paylaştığı bir ana” dönüştü.

Witkoff, toplantı odasına girdiğinde kendini el-Hayye’nin hemen yanında otururken bulduğunu söyledi.

“Oğlunu kaybettiği için kendisine taziyelerimizi ilettik” diyen Witkoff, şöyle devam etti:

“O da bundan söz etti. Ben de bir oğlumu kaybettiğimi söyledim ve ikimizin de çok kötü bir kulübün, yani çocuklarını toprağa vermiş ebeveynler kulübünün üyesi olduğumuzu belirttim.”

Witkoff’un oğlu Andrew, 22 yaşında aşırı doz uyuşturucu kullanımı nedeniyle hayatını kaybetmişti. El-Hayye’nin oğlu Himam el-Hayye ise 9 Eylül’de Doha’daki Hamas karargahına düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülmüştü.

48 esir, sarı hat ve kademeli çekilme

Kushner, anlaşmanın temelini, 28’i ölü 48 esirin iadesi karşılığında İsrail’in serbest bırakmayı kabul ettiği esir oranının oluşturduğunu belirtti.

Bunun yanı sıra Kushner, İsrail’in “Hamas’ın yeniden toparlanması” endişesi nedeniyle tam çekilme yerine, üzerinde çalışılmış bir “sarı hat”a geri çekilme modelinin benimsendiğini aktardı.

Bu model, uluslararası bir istikrar gücünün varlığı ve Hamas’ın silahsızlanmasına bağlı kademeli bir çekilmeyi öngörüyor.

Kushner, Hamas’ın “en kötü kâbusunun” esirleri teslim ettikten sonra İsrail’in savaşı sürdürmesi olduğunu, bu nedenle Trump’tan karşılıklı taahhütlere uyulacağına dair güvence istediklerini dile getirdi.

“Bibi sitters” tartışması ve Gazze’deki yıkım

Netanyahu, anlaşmayı kabineye sunmadan önce Kushner ve Witkoff’u toplantıya davet etmişti. İsrail medyasında yer alan ve Netanyahu’yu “kontrol etmek” için orada bulunduklarını ima eden “Bibi sitters” (Bibi’nin bakıcıları) yakıştırmasına Witkoff, “Yanlış bir algı; oradaydık çünkü anlaşmanın arkasında durduğumuzu göstermek istiyorduk” yanıtını verdi.

Kushner, esirler serbest kalmadan önce Gazze’ye gittiklerini ve gördükleri yıkımı “Sanki nükleer bomba patlamış gibiydi” sözleriyle tanımladı. “Soykırım mıydı?” sorusuna Kushner “Hayır” derken, Witkoff “Kesinlikle hayır, bir savaş yürütülüyordu” diye cevap verdi.

Witkoff, Tel Aviv’deki Rehine Meydanı’nda Trump’ın adının alkışlanıp Netanyahu’nun adının yuhalanmasıyla ilgili olarak, Netanyahu’nun ülkesini çok zor koşullarda yönettiğini düşündüğünü söyledi.

Silahsızlanma, istikrar gücü ve yeniden inşa

Kushner, silahsızlanmanın anlaşmanın ikinci aşamasının ana konusu olduğunu belirterek, uluslararası bir “İstikrar Gücü”nün yerel bir Filistin güvenlik yapısı oluşturacağını söyledi.

Kushner ayrıca, “terörden arındırılmış bölgeler” tesis edilmeden yeniden inşa fonlarının serbest bırakılmayacağını ve ABD askerlerinin sahaya inme ihtimalinin “çok düşük” olduğunu ekledi.

Witkoff ise af ve şiddeti reddetme koşullarıyla bir “silah geri satın alma” programı planladıklarını açıkladı. Her iki isim de bu sürecin “birinci aşamadan bile zor olabileceğini” vurguladı.

Kushner, “Barış Kurulu”na raporlama yapacak şeffaf bir yönetişim hedeflediklerini ve Avrupa’nın da katkı vereceği finansman modeline Orta Doğu ülkelerinin liderlik edeceğini ifade etti.

Gazze’nin yeniden inşası için yaklaşık 50 milyar dolarlık bir maliyet öngörülürken, Witkoff “kaynak bulmanın nispeten kolay, asıl meselenin uygulama planı” olduğunu belirtti.

“Hamas süreci kasıtlı uzatmıyor”

Planın ilk aşamasında teslim edilmesi beklenen 28 cenazenin bir kısmının iadesindeki gecikmeye ilişkin soru üzerine Kushner, Hamas’ın cenazelerin iade sürecini bilerek uzatmadığını, naaşları aradığını söyledi.

Kushner, İsrail ve arabulucularla kurdukları ortak merkez üzerinden Hamas’a yer bilgisi aktarıldığını ve arabulucuların ilettiği kadarıyla Hamas’ın “şimdilik anlaşmaya uymaya çalıştığını” belirtti ancak sürecin “her an bozulabileceğini” de sözlerine ekledi.

Son olarak Kushner, 20 maddelik planın bir “yol” sunduğunu ve etiketlerden ziyade “işlerliği olan bir ortak güvenlik ve ekonomi düzeni” kurmaya odaklandıklarını savundu.

Kushner, İsrail’in küresel itibarını ise “yaratıcılık, inovasyon ve merhamet” gibi güçlü yanlarına odaklanarak onarabileceğini ve “birkaç yıl içinde tekrar popüler olabileceğini” ileri sürdü.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English