Ortadoğu
Yeni İsrail hükümeti içeriden ve dışarıdan tepkilerle karşı karşıya

İsrail’de 1 Kasım’da yapılan erken genel seçimlerin ardından hükümeti kurmakla görevlendirilen Likud Partisi lideri Netanyahu’nun “kabinesinin hazır olduğunu” duyurmasının ardından, yakında muhalefete geçmesi beklenen İsrail Başbakanı Yair Lapid’den “tehlikeli, fanatik ve sorumsuz” yorumu geldi. Netanyahu ise Lapid’e “seçimleri kaybettin, evine git” yanıtını verdi.
Önceki hükümetin maliye bakanı Avigdor Lieberman da, yeni koalisyonu “İsrail’i katı Yahudi yasalarıyla yönetilen bir devlete götürebilecek karanlık bir hükümet” olarak nitelendirdi.
Netanyahu’nun kurduğu İsrail tarihinin en radikal ve aşırı sağcı hükümetinin Meclisteki güvenoyu oturumunun 2 Ocak’ta yapılması bekleniyor.
Netanyahu’nun yeni kabinesinde, Filistin’i yok sayan Ultra Ortodoks Yahudi partilerden Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği ile aşırı sağcı, ırkçı ve şiddet yanlısı politikalarıyla bilinen Dini Siyonizm, Yahudi Gücü ve Noam Partileri yer alıyor.
Netanyahu Maliye Bakanlığını verdiği Dini Siyonizm Partisi lideri Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri ile Filistinlilerin inşa, çalışma ve seyahat izinlerinden sorumlu birimde de söz sahibi olacak. Smotrich’in İsrail ordusuna bağlı bu birimde görev almasıyla, yasadışı ilhakın genişletileceği ve yasallaştırılacağı öngörülüyor.
Daha önce ırkçılığa tahrik ve terör örgütün desteklemek suçundan 53 kere itham edilmiş, 8 kere mahkum edilmiş Yahudi Gücü Partisi Lideri Itamar Ben-Gvir ile de güvenlik güçlerinden sorumlu Ulusal Güvenlik Bakanlığı için anlaşıldı. Ayrıca kendi talebi üzerine yeni yasal düzenlemelerle Ben-Gvir’in polis üzerindeki yetkileri de genişletiliyor.
Hukuk reformlarının yeni hükümetin öncelikleri arasında yer alması beklenirken, böylece milletvekillerinin Yüksek Mahkeme kararlarını basit çoğunlukla geçersiz kılmaları hedefleniyor. Hukuk reformundaki asıl amaçlardan birinin ise, Netanyahu’nun iki yıldır peşini bırakmayan yolsuzluk davasının düşürülmesine yönelik yasanın geçirilmesi olduğu düşünülüyor. Ben-Gvir, Netanyahu’ya yasayı destekleyeceğine dair taahhüt vermişti.
İlk tebrik Putin’den
Hükümeti kurduğunu açıklayan Netanyahu’yu tebrik eden ilk lider, Rusya Devlet Başkanı Putin oldu.
Netanyahu’nun, kendisini tebrik etmek için telefonla arayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna ve İran konularını ele aldığı bildirildi.
Washington sahaya bakacak
Netanyahu’yu tebrik eden ikinci bir isim ise ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken.
Dışişleri Bakanı Antony Blinken, dün düzenlediği basın toplantısında Netanyahu’yu tebrik ederek, Filistin hakları da dahil olmak üzere “değerlere” bağlılık çağrısında bulundu.
Biden yönetiminin İsrail hükümetindeki aşırılık yanlılarına ilişkin tavrının sorulması üzerine Blinken, Washington’ın “İsrail’deki ortaklarıyla, hükümeti oluşturan şahsiyetlere göre değil, izledikleri politikalara göre ilişki kuracağını” savundu.
Netanyahu’nın aşırı sağcı yeni kabinesi ülke içinde ve dışında çokça tartışılıyor.
‘Batı hesap sormak için kozlarını kullanmalı’
Financial Times gazetesi gelişmeyi, “İsrail’in yeni hükümetinde tehlike ve aşırıcılık” başlığı ile duyurdu.
Netanyahu’nun seçimleri kazandığından beri, Arap karşıtı ırkçılar, hüküm giymişler ve homofobiklerle anlaşmalar yaptığı vurgulanan yazıda, şimdi ise Netanyahu’nun Yahudi devleti tarihindeki en aşırı sağcı hükümete başkanlık etmenin eşiğinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun liberal fikirlere sahip İsrailliler ve Filistinliler için ‘felaket’ anlamına geldiği yorumu yapılıyor.
Nitekim, Netanyahu ve Ben-Gvir’in, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimci karakollarını yasallaştırma konusunda çoktan anlaştığı not edilirken, bu durumun İsrail’in işgal altındaki topraklardaki yerleşimlerini daha da güçlendireceği ve Batı Şeria’nın 2005’ten bu yana en şiddetli yılını yaşadığı bir zamanda Filistinlilerle gerilimi alevlendireceği belirtiliyor. Nihayetinde ise İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimlerin sömürgeleştirilmesini hızlandıracağı ve onu fiilen ilhak etmeye yaklaştıracağı vurgulanıyor.
Financial Times yazısı Batı’ya yapılan şu uyarı ile son buluyor: “İsrail’in batılı müttefikleri bu felaketin gelişmesini beklememeli ve izlememeli. İsrail’in kilit askeri müttefiki ABD ve en büyük ticaret ortağı AB, Netanyahu ve onun azılı suçlular ekibinden hesap sormak için kozlarını kullanmalı. Geçmişte Batılı yetkililer, Yahudi devletiyle ortak değerleri yüceltirken, İsrail’in ihlallerini görmezden geldiler. Buna rağmen İsrail’in uzun süredir benimsediğini iddia ettiği çok demokratik değerler ciddi bir tehditle karşı karşıya. Netanyahu’nun yeni hükümetinin ne olduğu sorgulanmalı.”
‘İki devletli çözümün tüm olasılıkları yok edilecek’
The Guardian gazetesi de Netanyahu’nun yeni koalisyonunu Arap karşıtı aşırı sağcı parti Dini Siyonizm’e işaret ederek duyurdu. İktidardaki Likud’u desteklemek için taraflarla yapılan anlaşmaların, işgal altındaki topraklarda yasadışı ilhakı yasallaştırabileceği vurgulandı.
The Guardinan’a konuşan İsrail dışişleri bakanlığının eski genel müdürü ve Yahudi-Arap işbirliğini teşvik eden yeni All Its Citizens partisinin kurucusu Alon Liel’e göre yapılacak yasal değişikliklerde Netanyahu’nun tek amacı hapisten kaçmak değil. Netanyahu için “Elbette hapse girmekten kaçınmaya çalışıyor ama aynı zamanda siyasi gündemini ilerletmek istiyor” ifadelerini kullanan Liel, bunun, İsrail-Filistin çatışmasına iki devletli bir çözüm için kalan tüm olasılıkları yok etmeyi ve İsrail’i herhangi bir dış tehdide karşı bağışık hale getirmeyi içerdiğini de sözlerine ekledi.
‘Demokrasinin geleceği tehlikede’
The New York Times gazetesi ise, Netanyahu’nun yeni katı hükümetinin ülkede liberal demokrasinin geleceğine dair endişeleri artırdığını vurguladı. Anayasal değişikliklerin daha hükümet kurulmadan hayata geçirilmesine işaret edilerek, bunun “ülkede demokrasinin kırılganlığının kanıtı” olduğu belirtiliyor.
Yazıda özellikle Ben-Gvir’e polis teşkilatını siyasallaştıracak geniş yetkiler verilmesi eleştirilirken, bu durumun polis gücünün liberal İsrail vatandaşları üzerinde, protestoları bastırmak için kullanılabileceğine işaret ediliyor.
Protestolar başladı: Sabıkalı hükümet
Bu arada ülkede yeni hükümet koalisyonuna karşı protestolar düzenlendi. Tel Aviv’de toplanan yüzlerce İsrailli, Netanyahu’nun yanı sıra özellikle parti liderleri Deri, Ben-Gvir ve Smotrich’i hedef aldı.
Gösteride, “Bu bir acil durum, İsrail demokrasisi tehlikede”, “sabıkalı başbakan” ve “sabıkalı hükümet” pankartları taşındı.

Tel Aviv, 17 Aralık 2022, Foto: Tomer Neuberg/Flash90
Filistinliler için en kanlı yıl
Diğer yandan, İsrail ordusu, son dönemlerde işgal altındaki Batı Şeria’nın farklı beldelerine baskın ve gözaltı operasyonlarını artırdı. Bölgede Filistinlilerle İsrail askerleri arasında çatışmalar yaşanıyor. Özellikle de Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin ve Nablus gibi bölgelerde Filistinli gruplar ve İsrail askerleri arasında çatışmalar çıkıyor.
Bölgedeki köylere yasadışı olarak Yahudileri yerleştirmek için baskın düzenleyen İsrail askerlerine karşılık veren Filistinlilere karşı plastik merminin yanı sıra gerçek mermi kullanılıyor. Daha bugün İsrail askerleri tarafından vurulduğu bildirilen 23 yaşındaki futbolcu Atıf Mustafa Derağime’nin cenazesine binlerce kişi katıldı.

Geçtiğimiz hafta Cenin’de İsrail askerlerinin düzenlediği operasyonda 16 yaşında Filistinli bir kızı öldürmelerinin ardından başta Hamas, İslami Cihad ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi olmak üzere Filistinli örgütler “İsrail’i caydıracak direniş yöntemlerini aktif hale getirme” çağrısı yapmıştı.
Birleşmiş Milletlerin açıkladığı rakamlara göre, BM’nin 2005’te bölgede kayıt tutmaya başlamasından sonra 2022, Batı Şeria’da en kanlı yıl olarak kayıtlara geçti.
Filistin haber ajansı WAFA’ya göre, 2022 başından bu yana İsrail askerleri tarafından vurulan Filistinlilerin sayısı 224’e yükseldi.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak












