Avrupa
Fransa’da protestolar devam ediyor: 2 bin 400 gözaltı, bin yaralı polis

Fransa’da hayat pahalılığı protestolarındaki polis şiddetinde yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alındı, yaklaşık bin polis yaralandı. Ülke genelinde dükkanlar ve belediye binaları zarar görürken Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron olağanüstü hal ilan etmeyip valilere gösteri yasaklama yetkisi verdi.
Fransa’da hayat pahalılığına, yakıt zamlarına ve kamu hizmetlerindeki aksamalara karşı düzenlenen gösterilerin ardından ülke genelindeki polis şiddeti sokakları savaş alanına çevirdi.
Cumartesi günü yarım milyondan fazla kişinin katıldığı eylemlerin ardından çıkan çatışmalarda yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alınırken, yaklaşık bin polis ve jandarma yaralandı; yedi kolluk görevlisinin durumunun ağır olduğu bildirildi.
Paris’te cumartesi günkü gösteriler sırasında kalp krizi geçiren bir eylemci hayatını kaybetti.
Saint-Etienne kentinde 17 yaşındaki bir gencin müdahale mühimmatı nedeniyle sağ eli koptu; Mulhouse’da ise savcılığın açıklamasına göre 17 yaşındaki bir kız çocuğu gözünü kaybetti.
Pazar günü televizyondan ulusa seslenen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaşanan tahribata işaret ederek “Bu gece hepimiz öfke ve utanç hissediyoruz” dedi.
Olayları tetikleyen eylemlerde belediye binalarının yakıldığını ve yüzlerce iş yerinin yağmalandığını belirten Macron, “Bu görüntülere bakarken hepimiz kendimize sorduk: Akıllarından ne geçiyordu? Fransızlar bunu Fransa’ya nasıl yapabilir?” ifadelerini kullandı.
Macron, meşru taleplerle barışçıl eylem yapan yurttaşlar ile şehirleri yakıp yıkanların birbirinden ayrılması gerektiğini savundu.
Olayların sorumlusu olarak “aşırı sol marjinal gruplarla onlara katılan suçluları” gösteren Macron, sokakları ateşe verenlere karşı tavizsiz davranılacağını kaydetti.
OHAL ilan edilmedi, valilere yasak yetkisi verildi
Sağ muhalefetin olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı çağrılarına uymayan Macron, sert tedbirler ilan etmekten kaçındı. Kamu binalarını ve yerel işletmeleri korumak amacıyla yerel yetkililere ve valilere, gerekli gördükleri takdirde önümüzdeki günlerde planlanan eylemleri yasaklama yetkisi verileceğini duyurdu.
Zarar gören işletmelere destek sağlanacağını taahhüt eden Fransa Ekonomi Bakanı Roland Lescure ise “Bir şeyleri kırıp dökenler bunun bedelini ödeyecek, zararı karşılayacak ve kaos çıkarma niyetlerinin hesabını verecek” açıklamasını yaptı.
Carrefour CEO’su Alexandre Bompard, BFMTV televizyonuna yaptığı açıklamada, 20’si yağmalanan toplam 50 mağazalarının zarar gördüğünü ve şirketin kaybının on milyonlarca avroyu bulduğunu kaydetti.
Paris’te pazar günü yeni çatışmalar çıktı
Cumartesi günkü büyük eylemlerin ardından pazar günü de gerginlik yatışmadı. Sosyal medyadaki çağrılar üzerine Paris’teki Republique Meydanı’nda toplanan yüzlerce kişiye polis göz yaşartıcı gaz ve ses bombalarıyla müdahale etti.
Yetkililerin izinsiz olduğunu bildirdiği eylemde göstericiler bisikletleri ateşe verdi; polise taş ve şişeler fırlatıldı.
Güvenlik güçleri Paris genelinde 108 kişiyi gözaltına alırken, Republique Meydanı çevresinde en az beş mağaza yağmalandı ve merkezdeki çok sayıda dükkanın camları kırıldı.
Lyon kentinde bir lüks giyim mağazasını yağmalamaya çalışan gruplarla çatışan polis müdahalede bulundu; kent merkezindeki bir turizm ofisi ateşe verildi. Marsilya’da ise çevik kuvvet ekipleri iş yerlerini korumak için devreye girdi.
Ülke genelindeki tahribat sadece dükkanlarla sınırlı kalmadı. Limoges kentinde 19’uncu yüzyıldan kalma tarihi belediye binası kundaklama sonucu büyük oranda yok oldu ve saat kulesi çöktü.
Limoges Valisi Maurice Barate binanın bir grup tarafından kasten yakıldığını açıklarken, Belediye Başkanı Guillaume Guerin şehre yeterli ulusal polis gücü sevk edilmediğini vurguladı.
Yangın sırasında içerideki çalışanların can korkusu yaşadığını belirten Guerin, onarım için gerekli ödenek sağlanmazsa istifa edeceğini söyledi.
Bordeaux’da ise maskeli bir kalabalık yerel valinin konutuna zorla girdi. 78 yaşındaki Paris sakini Mehmet Özden, cumartesi gününden kalan yanmış barikatlar arasında AFP muhabirine “Sanki savaş yaşamışız gibi” dedi.
Cumartesi günü sendikaların, Macron’un ilk dönemine damga vuran Sarı Yelekliler hareketinin ve haftalardır sokakta olan lise öğrencilerinin bir araya gelmesiyle eylemler geniş bir tabana yayıldı.
İktidarının onuncu yılında zayıf ekonomi ve artan kamu borçlarıyla karşı karşıya kalan ve 2027 seçimlerinde yeniden aday olamayan Macron, seçim sürecinin sokak şiddetiyle değil siyasi partiler arasındaki tartışmalarla geçmesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı yarışında öne çıkan aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin adayı Marine Le Pen, hükümetin “tükenmiş ve pusulasını yitirmiş” olduğunu savundu; “Şiddet bir fikir değildir, yıkım bir ifade biçimi olamaz ve kaos Fransa için bir proje teşkil edemez” dedi.
Sol partilerden Boyun Eğmeyen Fransa lideri Jean-Luc Melenchon ise ülkenin kontrol edilemez olaylara doğru sürüklenebileceği uyarısını yaparak öğrencilerin taleplerine kulak verilmesini istedi.
Muhalefet cephesinden İçişleri Bakanı Laurent Nunez’in istifasını isteyen sesler yükseldi.
Macron, özellikle istihbarat toplama ve olayları önceden tahmin etme süreçlerine dair Nunez’den gerekli dersleri çıkarmasını ve net yanıtlar hazırlamasını istediğini açıkladı.
Fransa’daki görüntüler uluslararası siyasette de yankı buldu.
ABD Başkanı Donald Trump sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda olaylardan göçü sorumlu tutarak “Fransa yanıyor! Tamamen farklı bir dünyadan gelen, kalplerinde nefret taşıyan insanların göçü, bir zamanların bu büyük ülkesini paramparça etti” ifadelerini kullandı.
Fransa’daki gerilim mali piyasaları da etkiledi.
Asya piyasalarındaki haftanın ilk işlemlerinde, eylemlerin Fransız tahvilleri üzerindeki baskısı nedeniyle avro, dolar karşısında yüzde 0,1 değer kaybederek 1,1225 seviyesine geriledi.
Avrupa
AfD lideri Weidel: Zaten kaybedilmiş bir savaşı finanse etmek yanlış

Almanya için Alternatif Partisi Eş Genel Başkanı Alice Weidel, Rusya’ya uygulanan yaptırımların ve Ukrayna’ya aktarılan 100 milyar avroyu aşkın desteğin Alman ulusal çıkarlarına doğrudan zarar verdiğini söyledi.
Almanya için Alternatif Partisi Eş Genel Başkanı ve partinin Federal Meclis Grubu Eş Başkanı Alice Weidel, haftalık haber dergisi The Economist‘in Genel Yayın Yönetmeni Zanny Minton Beddoes’in sorularını yanıtladı.
Weidel, mülakatta Almanya’nın enerji krizinden Ukrayna savaşına, Avrupa Birliği’nin mali dengelerinden ve borç krizinden ülkedeki sığınmacı ve göç politikalarına kadar geniş kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Berlin yönetiminin mevcut dış ve güvenlik çizgisini açıkça eleştiren Alice Weidel, Almanya’nın çıkarlarını doğrudan gözetmeyen bir siyaset izlendiğini ve bu tablonun ülke ekonomisine büyük zarar verdiğini ifade etti.
“Dış politika ulusal çıkarlarımıza hizmet etmeli”
Mülakatta, Rusya’nın Ukrayna sınırlarını aşarak Avrupa ülkeleri ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü üyeleri için bir tehdit oluşturup oluşturmadığı soruldu.
Weidel, meselenin tehdit ikilemi üzerinden kurgulanmasının yanlış olduğunu belirterek “Ben bir tehdit olup olmaması meselesi olduğunu düşünmüyorum. Alman dış politikasının ulusal çıkarlarımıza hizmet edip etmediği ölçütüne göre değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim” dedi.
Almanya Federal Hükümeti’nin mevcut adımlarının ağır bir tablo yarattığını söyleyen Weidel, “Hükümetimizin şu an davrandığı gibi hareket etmek bizim açımızdan çok zararlı bir durum ortaya çıkarıyor” ifadelerini kullandı.
Uygulanan ekonomik kısıtlamalara değinen Weidel, “Yaptırımlardan henüz bahsetmedim bile. Biz birbiri ardına yaptırım paketleri uygularken Donald Trump, Vladimir Putin ile daha fazla dizel sevkiyatı üzerine konuşuyor” değerlendirmesini yaptı.
Büyük güçlerin pragmatik davrandığına işaret eden Weidel, sözlerini “Aynı zamanda petrol ve doğalgaz hakkında da konuşuyorlar, öyle değil mi? Biz de Almanya için aynısını isteriz” diyerek sürdürdü.
Mülakatta Weidel’a, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerinin açık bir saldırganlığa karşı kendini savunan demokratik bir ülkeyi desteklemesinin meşru bir gereklilik olup olmadığı yönünde bir soru yöneltildi.
Weidel, Ukrayna’daki yönetim yapısını doğrudan hedef alarak “Olduğu kadar demokratik. Artık yeni bir devlet başkanı için seçim yapmıyorlar” şeklinde konuştu.
Washington’daki bakış açısına atıfta bulunan Weidel, “Amerikan Başkanı’nın yeni devlet başkanlığı seçimleri için ısrar etmesinin sebebi tam da bu; çünkü Zelenskiy’nin doğru zamanda doğru kişi olmadığını düşünüyor” dedi.
Ukrayna’da savaş durumu ve sıkıyönetim nedeniyle seçimlerin yapılamadığı hatırlatıldığında ise Weidel, söylemin kurulma biçimini eleştirdi ve Rusya’nın saldırısını geçmişte de kınadıklarını hatırlattı.
Weidel, çatışmanın başlangıcındaki hukuki çerçeveye dair “Bir saldırgan ve saldırgan olmayan biri hakkında konuştuğumuzda, biz de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını eleştirdik; çünkü Ukrayna egemen bir ülkedir. Nokta. Bu konuda hiçbir tartışma olamaz” ifadelerini kullandı.
“Kaybedilmiş bir savaşı finanse etmek yanlış”
Kıtanın sürüklendiği güncel açmaza odaklanılması gerektiğini vurgulayan Weidel, mevcut dengelerin sürdürülemez olduğunu dile getirdi.
Weidel, “Ancak şimdi mevcut statükonun içindeyiz. Bu statüko ise korkunç” dedi.
Yıkımın boyutlarına dikkat çeken Weidel, “Sadece ölen insanlar, oğullarını kaybeden aileler, altyapının ve rafinerilerin yok edilmesi ile fırlayan dizel fiyatları yüzünden değil. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm ülkeler için inanılmaz derecede yüksek bir güvenlik riski söz konusu” şeklinde konuştu.
Bu gidişatın durdurulması gerektiğini söyleyen Weidel, “Bu nedenle buna bir son vermeliyiz. Bu bizim çıkarımıza; çünkü ben bir Alman siyasetçiyim” ifadelerini kullandı.
Almanya’nın önceliklerini merkeze koymak zorunda olduğunu kaydeden Weidel, “Almanya’nın her dış politikasını değerlendirmek zorundayım. Ulusal çıkarımıza mı, değil mi?” sorusunu yöneltti.
Berlin’in mevcut adımlarını sert sözlerle eleştiren Weidel, “Bu uzatma ve Alman hükümetinin şu anda aldığı önlemler ülkemiz için muazzam bir risk teşkil ediyor” dedi.
Ukrayna’nın askeri açıdan bir zafer elde edemeyeceğini dile getiren Weidel, “Zaten kaybedilmiş bir savaşı uzatmaya ve finanse etmeye devam etmeyi yanlış buluyoruz, ben yanlış buluyorum” değerlendirmesinde bulundu.
İki ülke arasındaki kapasite farkına işaret eden Weidel, “Ne yazık ki Ukrayna’nın çok küçük olduğunu gerçekten söyleyebilirsiniz. Ukrayna’nın Rusya’yı yenmesi imkansızdır” ifadelerini kullandı.
Weidel, gelinen noktayı “Öyleyse şimdi ne yapıyoruz? Kaybedilmiş bir savaş var” sözleriyle özetledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in barışa ilgi duymadığı ve kış boyunca Ukrayna şehirlerini vurmayı sürdürdüğü yönündeki itiraza karşılık Weidel, karşı tarafa da aynı sorunun yöneltilmesi gerektiğini kaydetti.
Weidel, çatışmanın durması için kanıt arayışına değinerek “Vladimir Putin’in barışla ilgilendiğine dair bana tek bir kanıt gösterebilir misiniz? Peki siz Zelenskiy’nin barışla ilgilendiğine dair bana tek bir kanıt gösterebilir misiniz?” dedi.
Ukrayna tarafının ateşkes ve enerji altyapısına yönelik saldırıları durdurma müzakerelerine hazır olduğu yönündeki veriler aktarıldığında Weidel, Almanya’nın üstlendiği mali yüke dikkat çekti.
Weidel, Almanya’nın yardımları kesmesi gerekip gerekmediği sorusuna “Şimdiden 100 milyardan fazla harcadık. Başka hiçbir ülke bu kadar harcamadı ve biz ağır şekilde borçlandık” yanıtını verdi.
Kendi siyasi çizgisini net bir formülle özetleyen Weidel, “Evet, ülkemin çıkarlarını ilk sıraya koyuyorum. Önce Almanya gelir” şeklinde konuştu.
Mevcut çatışmanın doğrudan bir tehdit oluşturduğunu belirten Weidel, “Bu savaş bizim çıkarımıza değil ve ulusal güvenliğimiz için çok ama çok tehlikeli” ifadelerini kullandı.
Kalıcı bir uzlaşı için güvenlik mimarisinin tarafsız kurulması gerektiğini kaydeden Weidel, “Ukrayna’da barışa ulaşmak için yalnızca Ukrayna’nın güvenlik çıkarlarını değil, aynı zamanda Rusya’nın güvenlik çıkarlarını da hesaba katmalıyız” dedi.
Batı’nın geçmiş politikalarını eleştiren Weidel, “Geçmişte ve son yirmi yılda yapılan büyük hata buydu: Rusya’nın güvenlik kaygılarını tanımamak” değerlendirmesini yaptı.
“Kesinlikle bir tahvil piyasası krizi yaşayacağız”
Mülakatta, Fransa’da kamuoyu yoklamalarında önde giden Ulusal Birlik Partisi Meclis Grup Başkanı Marine Le Pen’in Avrupa Merkez Bankası kaynaklarıyla altyapı projelerinin finanse edilmesini istediği hatırlatıldı.
Avrupa’nın gelecekteki liderlik yapısına dair senaryolar sorulduğunda Weidel, Fransa’nın çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ifade etti.
Weidel, Avrupa Birliği içindeki mali transfer dengelerini işaret ederek “Almanya, Avrupa Birliği’nin ana finansörüdür ve parayı Fransa alır. Tıpkı diğer ülkeler gibi” dedi.
Le Pen’in yaklaşımını anladığını dile getiren Weidel, “Elbette onun bakış açısından ben de aynısını yapardım. O, ülkesi için en iyisini yapmak istiyor” şeklinde konuştu.
Fransa’nın mali yapısındaki kırılganlığa değinen Weidel, “Fransa tavan yapan faiz oranlarıyla şimdiden devasa bir borç krizinin içindeyken bile karşılıksız borç affı istiyor” ifadelerini kullandı.
Piyasalardaki belirsizliği vurgulayan Weidel, “Sermaye piyasalarında ne yapacaklarını bilmiyorum, öyle değil mi? Ancak Almanya da neredeyse aynı durumun içinde” dedi.
Berlin’in borç yüküne dikkat çeken Weidel, “Kamu borcumuz hızla yukarı tırmanıyor” tespitini yaptı.
Financial piyasaların bu söylemleri fiyatlaması durumunda Avrupa’da bir devlet tahvili krizi riskinin doğup doğmayacağı sorusunu Weidel, kesin bir dille yanıtladı.
Weidel, olası çalkantıya işaret ederek “Kesinlikle. Kesinlikle bir tahvil piyasası krizi yaşayacağız” ifadelerini kullandı.
Borç yükünün sadece birkaç ülkeyle sınırlı olmadığını kaydeden Weidel, “Böylesine yüksek bir kamu borcuyla bu durum sadece Fransa değil; aynı zamanda İtalya, İspanya, Portekiz ve Almanya için de geçerli” şeklinde konuştu.
Federal hükümetin yeni borçlanma kararlarını eleştiren Weidel, “Almanya’nın bu yeni borç programıyla sermaye piyasasında faiz oranlarımız şimdiden yükseliyor. Biz de artık borçlu bir ülkeyiz” dedi.
“Suriye ve Afgan vatandaşları ülkelerine dönmeli”
Mülakatta, Almanya’da yaşayan göçmen kökenli milyonlarca insanın aşırı sağcı olarak nitelenen parti politikalarından duyduğu endişe gündeme getirildi.
Yasal statüye sahip Suriyeli ve Afgan sığınmacıların ülkede kalıp kalamayacağı sorusuna Weidel, yürürlükteki mevzuat üzerinden yanıt verdi.
Weidel, hukuki gerekçelerin ortadan kalktığını savunarak “Dürüst olmak gerekirse yasalarımız, iltica yasamız açıkça belirtiyor: Ülkemize gelme sebebi ortadan kalktığı anda ayrılmak zorundalar” ifadelerini kullandı.
Örnek olarak Suriyelileri gösteren Weidel, “Özellikle Suriyeliler için, madem adını andınız o örneği ele alalım: Burada mülteci, sığınmacı oldukları ve korunmaya ihtiyaç duydukları gerekçesi artık sona erdi” dedi.
Maddi destekleri eleştiren Weidel, “Burada devletten dağlar kadar para alıyorlar ama şu an bunun bir önemi yok. Kendi ülkelerine geri dönmek zorundalar. Ülkemizi terk etmeleri gerekiyor” şeklinde konuştu.
Alman idari mekanizmasının kuralları uygulaması gerektiğini söyleyen Weidel, “Almanya’da kanun uygulaması çok açıktır” dedi.
Suriyelilerin tamamının geri gönderilmesi gerektiğini savunan Weidel, “Suriye’deki savaş sona erdiği için Suriye vatandaşlarının yüzde 100’ü ülkelerine dönmelidir” değerlendirmesini yaptı.
Federal Hükümet’in Afganistan politikasını da hedef alan Weidel, “Tıpkı hükümetimizin fiilen uçaklarla ülkemize getirmeye karar verdiği Afganlar gibi” dedi.
Bu tahliye kararlarını sert sözlerle eleştiren Weidel, “Afganistan’dan Afganları uçaklarla getirme şeklindeki bu kabul edilemez politikaya nasıl ulaştığınızı bilmiyorum” ifadelerini kullandı.
Güvenlik istatistiklerindeki yükselişe değinen Weidel, “Sınırların açıldığı 2015 yılından bu yana suç oranlarımız tavan yaptı” şeklinde konuştu.
Ağır suç kategorilerini işaret eden Weidel, “Tecavüz, insan öldürme, şiddet suçları gibi en ağır suçların ana grubunu Suriyeliler ve Afganlar oluşturuyor” dedi.
Güvenlik tedbirlerinin derhal devreye girmesi gerektiğini söyleyen Weidel, “Bu insanları geri göndermeliyiz, suçluları ve aşırılık yanlısı dini liderleri de alıkoymalıyız. Ülkemizde bir hilafet istemiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ukraynalı mültecilerin durumuna da değinen Weidel, kalıcı bir yerleşime karşı olduklarını kaydetti.
Weidel, savaştan kaçan kişilerin dönüş takvimini işaret ederek “Ukraynalılardan henüz bahsetmedim bile. Bu savaş sona erdiğinde Ukraynalılar da ülkemizi terk etmelidir” dedi.
Ülkeden ayrılması gereken toplam nüfusa ilişkin rakam veren Weidel, “Bu toplamda milyonlarca insan demek; kabaca dört ila beş milyonu buluyor ve ülkemizden ayrılmak zorundalar” şeklinde konuştu.
Avrupa
Yazar Rooney’nin telif geliri terör yasasına takıldı, kitaplar raflardan çekiliyor

İrlandalı yazar Sally Rooney’nin kitapları, Filistin Eylemi’nin Birleşik Krallık’ta terör örgütü ilan edilmesinin ardından yayıncısı Faber tarafından tüm formatlarda satıştan çekildi. Faber, mevzuat nedeniyle telif gelirlerini yazara aktaramadığını belirtirken, yasağa karşı açılan dava gelecek ay Yüksek Mahkeme’de görülecek.
İrlandalı romancı Sally Rooney’nin kitapları artık Birleşik Krallık’taki kitapçılara sevk edilemiyor. Yazar, Filistin Eylemi (Palestine Action) adlı grubu desteklemeyi sürdüreceğini açıkladığı için telif gelirlerinin yasaklı bir örgüte gidebileceği kaygısı doğdu.
Rooney’nin Normal People ve Conversations With Friends gibi romanlarının yayıncısı Faber, İngiliz mevzuatı nedeniyle yazara Birleşik Krallık’taki satış gelirlerini aktaramadığını duyurdu.
The Guardian’ın aktardığına göre Faber, hukuki danışmanlığın ardından Rooney’nin kitaplarını Britanya’da dağıtmanın ilgili tarafları cezai sorumluluğa açabileceği sonucuna vardı.
Kararın dayanağı, Filistin Eylemi’nin Temmuz 2025’te Terörle Mücadele Yasası kapsamında terör örgütü ilan edilmesi. Yasa, gruba verilen bazı destek biçimlerini suç sayıyor.
Rooney The Guardian’a verdiği açıklamada süreci şöyle anlattı: Temmuz 2025’te Filistin Eylemi Birleşik Krallık’ta yasaklandı.
Ertesi ay kaleme aldığı görüş yazısında, grubun İrlanda Cumhuriyeti’nde yasaklı olmadığını belirterek desteğini sürdüreceğini yazdı.
Yazar, “Sonuç olarak yapıtlarımı Birleşik Krallık’ta yayımlamaya ilişkin sözleşmelerin yerine getirilmesi artık ağır bir suç oluşturabilir” dedi.
Rooney kararın kendi onayıyla ve yayıncısıyla görüşerek alındığını söyledi. İnançları ve niyetleri konusunda kamuoyuna dürüst davranmak için elinden geleni yaptığını, sonuçlarına katlanmaya da hazır olduğunu ekledi.
Yazar daha önce, Britanya’da bir edebiyat ödülünü almak için planladığı ziyareti de iptal etmişti. Gerekçesi, Filistin Eylemi’ni desteklediği için tutuklanabileceği endişesiydi.
Faber: Kazancı yazara aktaramamak kabul edilemez
Faber, Rooney’nin eserlerini Birleşik Krallık’ta tüm formatlarda sunmayı bırakacağını açıkladı.
Yayınevi, mevcut mevzuatın Rooney’nin yapıtlarından doğan Birleşik Krallık gelirlerini ona aktarmayı olanaksız kıldığını belirtti.
Bir yazarın eserini satıp kazancını kendisine veremeyen yayıncının durumu için “vicdana aykırı” nitelemesini kullandı.
Yayınevi, kararı Rooney’nin tam onayıyla aldığını ve yazarın eserlerini diğer ülkelerde yayımlamayı sürdüreceğini bildirdi.
The Guardian gazetesi, Rooney’nin kitaplarının Londra’daki bazı kitapçılarda hâlâ satıldığını yazdı. Mevcut stokların satışına izin veriliyor. Waterstones da raflardaki kitapların satılabileceğini doğruladı.
Rooney’nin kitapları Britanya’da çok sattı. Normal People bir milyonun üzerinde, Conversations With Friends ile Beautiful World, Where Are You ise yarım milyonun üzerinde sattı.
İlk iki roman BBC tarafından diziye uyarlandı. Normal People dizisi, kanalın 2020’de en çok izlenen yayını oldu.
Dizi yapımcıları da aynı hukuki riskle karşı karşıya
The Guardian’a göre yasak yalnızca yayıncıyı değil, romanlardan uyarlanan dizilerin yapımcılarını da zor durumda bıraktı.
Rooney, bu yapımlarla ilgili ödemelerin, paranın Filistin Eylemi’ni destekleyeceği bilinir veya bundan şüphelenilirse terörle mücadele mevzuatını ihlal edebileceği uyarısı aldığını daha önce söylemişti.
Rooney Ağustos 2025’te, çalışmalarından elde ettiği gelirin bir bölümünü gruba aktarmayı düşündüğünü kamuoyuna duyurmuştu. Filistin Eylemi, İsrail’in askeri sanayisiyle bağlantılı şirketleri hedef alan doğrudan eylemleriyle biliniyor.
Yasağın hukuki sonuçları mahkemede
The Guardian’ın aktardığına göre Temmuz 2025’ten bu yana 3 bin 700’den fazla kişinin Filistin Eylemi’ni desteklediği iddiasıyla gözaltına alındığı sanılıyor. Çoğu, “Soykırıma karşıyım, Filistin Eylemi’ni destekliyorum” yazılı pankart taşıdığı için gözaltına alındı.
Yaklaşık 2 bin 500 kişi hakkında dava açıldı. Yasağa karşı yürütülen hukuki mücadele sürdüğü için yargılamalar ilerlemiyor. Yüksek Mahkeme’nin davayı gelecek ay görmesi bekleniyor.
Ammori: İfade özgürlüğüne yönelik saldırıda yeni bir dip
Filistin Eylemi’nin kurucu ortaklarından ve grubun yasaklanmasına karşı dava açan Huda Ammori, gelişmeyi The Guardian’a değerlendirdi.
Ammori’ye göre Rooney’nin Britanya’da yayımlanamaması, Filistin Eylemi’nin yasaklanmasının ifade özgürlüğüne yönelik saldırıyı ulaştırdığı yeni bir dip noktası.
Rooney’nin mesleki ve maddi bedele rağmen tutumundan ödün vermediğini söyleyen Ammori, yazarı bu kararlılığı nedeniyle övdü.
Ammori, yazarın eserlerinin Britanyalı okurlara açık olması gerektiğini savunarak “Hiçbir yazar ilkeleri ile yayımlama özgürlüğü arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı” dedi.
Avrupa
Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.
İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.
AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.
Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.
Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.
Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.
Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”
Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.
SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.
Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.
Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.
Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.
Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.
BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.
Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı










