Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“ABD, İsrail’in kara harekatıyla eşzamanlı önleyici saldırı yapabilir”

Yayınlanma

ünal atabay

ABD, Hamas’ın 7 Ekim’deki başlattığı Aksa Tufanı operasyonu ve İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırıları nedeniyle Ortadoğu’da yükselen tansiyonu gerekçe göstererek bölgeye askeri yığınağını sürdürüyor.

İsrail’in köklü yayın organlarından Haaretz gazetesinin haberine göre, 7 Ekim’den bu yana ABD’ye ait 80 askeri kargo uçağı bölgeye iniş yaptı. Ayrıca ABD ve İsrail savunma birimleri tarafından kullanılan onlarca sivil uçak da bölgeye silah taşımaya devam ediyor. İsrail Savunma Bakanlığı’na göre Nevatim Hava Üssü’ne inen uçaklar İsrail ordusu için silah taşırken, Ben-Gurion Uluslararası Havaalanı’na inen uçaklar ise zırhlı araçlarla yüklüydü.

İsrail’e yapılan sevkıyatın yanı sıra, ABD ve Avrupa’daki depolardan kalkan 8 ağır kargo uçağı Ürdün’deki Amerikan üssüne, 20 ağır kargo uçağı ise Güney Kıbrıs’taki Britanya Hava Kuvvetleri’ne ait askeri üsse iniş yaptı. Ürdün’deki üsse ayrıca, F-15E tipi bombardıman uçakları ve A-10 tipi saldırı uçaklarından oluşan iki hava filosu gönderildi.

ABD, bölgeye silah ve ekipmanın yanı sıra, iki uçak gemisi saldırı grubu da yolladı. Kıbrıs adasının güney batısına konuşlanan Gerald R. Ford uçak gemisinde 80’e yakın saldırı, elektronik savaş ve istihbarat uçağı yer alıyor. Saldırı grubunda ayrıca Tomahawk füzeleriyle yüklü birkaç savaş gemisi de bulunuyor.  Washington’ın Ortadoğu’ya gönderdiği Dwight D. Eisenhower uçak gemisininse gelecek hafta sonu Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Akdeniz’e girmesi bekleniyor.

Öte yandan ABD yönetimi, pazar günü bölgeye balistik füzelere müdahale edebilmek için THAAD füzeleri ve ek Patriot füze sistemlerinin gönderildiğini de duyurmuştu. ABD Merkez Komutanlığı başkanı Michael Erik Kurilla, Reuters’e yaptığı açıklamada, “ABD’nin askeri üslerine yönelik saldırı ve saldırı girişimlerinin sayısındaki artışla birlikte, kuvvet koruma önlemlerimizin sürekli olarak gözden geçirilmesi kritik önem taşıyor” dedi. İsrail’in Gazze’ye kara harekatıyla birlikte ABD’nin Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki üslerine saldırıların yoğunlaşması bekleniyor. Wall Street Journal’ın (WSJ) ABD’li ve İsrailli yetkililere dayandırdığı habere göre ABD, İsrail’den bölgedeki birliklerini korumak için hava savunma sistemlerini kurana kadar Gazze harekâtını ertelemesini istedi, İsrail de bunu kabul etti.

ABD’nin bölgeye yönelik bu yoğun askeri sevkiyatının nedenlerini, Gazze’ye yönelik beklenen kara saldırısının olası senaryolarını, savaşın bölgeye yayılma riskini ve orta ve uzun vadede savaşın bölge jeopolitiğinde nelere değiştirebileceğini emekli Kurmay Albay Ünal Atabay ile konuştuk:

ABD, Doğu Akdeniz’e neden bu kadar yoğun yığınak yapıyor?

En net ifade ile İsrail’in yapacağı kara harekâtını desteklemek için. Bu destek, kara harekâtını fiilen desteklemek anlamına gelmiyor. İsrail’in yapacağı kara harekâtını engelleyici bir girişime veya başka cephe açılmasına fırsat vermemek için yapıyor. Özellikle Hizbullah’ın Lübnan’dan bir cephe açmasına ya da İran destekli grupların Golan’dan farklı bir cephe oluşturmasına veya Irak’taki milis grupların Ürdün’e, Ürdün üzerinden İsrail’i tehdit edecek bir alanda bir cephe oluşturmasına engel olmak için donanma gücünü, Orta Doğu’da var olan ve hali hazırda saldırıya uğrayan üslerinin korumak için hava savunma sistemlerini gönderdi. Daha özet bir ifade iki amacı var: Kendi üslerinin güvenliğini sağlamak ve İsrail’in elini güçlendirmek. ABD, İsrail’in enerjisini, dikkatini başka yere yöneltmek zorunda kalmaması için İran destekli güçleri baskı altına alıyor.

Nasıl bir baskı? Birincisi caydırıcılık gücü ile baskı altına alabilir. İkincisi aldığı tedbirler doğrultusunda tehdit gördüğü unsurları ateş altına alabilir. Üçüncüsü muhtemelen kara harekâtı ile eş zamanlı olarak Lübnan sahasındaki Hizbullah başta olmak üzere İran ve Suriye’deki İran destekli grupların bazı kritik noktalarını vurabilir.

■ Bu senaryoda çatışma sahasının genişlememe imkânı yok gibi. Yani ABD, savaşın bölgeye yayılmaması için yığınak yapıyorsa, Lübnan, Irak ya da Suriye’deki hedeflere yönelik önleyici saldırı bunun tam tersi bir etki yaratmaz mı?

İki senaryo var. Kara harekâtı başladığında bununla bağlantılı olarak can kayıplarındaki ciddi artış nedeniyle bu grupların harekete geçme olasılığı oldukça yüksek. Kara harekâtı başladığında ABD bunları vurabilir. Bu gruplar harekete geçmeden önce, geçme ihtimaline karşı önleyici tedbir olarak vurabilir. Her durumda bu grupları vurma yönünde bir planı olduğunu değerlendiriyorum. Yayılma riski olur mu? Tabi ki bu defa milis gruplar daha eylemci bir noktaya kendilerini taşıyabilir bu da çatışmaların alana yayılmasını tetikleyebilir. İran’ın da ABD tarafından tehdit altına alınma riskini artırır.

ABD caydırıcılık gücüyle burada etki üretmek istiyor, bazı kritik hedefleri vurarak da baskılamak isteyecektir. Kontrollü güç kullanarak yani sahaya yayılmasını önleyerek hareket edeceğini düşünüyorum. Ama Orta Doğu’da hazır fırsat ele geçmişken, jeopolitik değişikliğe ihtiyaç var, diyerek bir strateji izlerse o zaman o çok daha kapsamlı konuşlanmayı ve ek kuvveti gerektirir. Şu an öyle olduğunu düşünmüyorum.

ABD’nin bölgede çok sayıda üssü var. Uçak gemisine neden ihtiyaç duydu?

Biz nasıl İncirlik’ten kalkan uçakları kontrol edebiliyorsak, istemediğimiz yerde kullandırmayız diyorsak Katar ya da Ürdün de İran destekli milisleri hedef alacak uçakların bu üslerden kalkmasını istemeyecektir. ABD böyle bir durumda Arap ülkeleriyle gerilim yaşamamak için gönderdi uçak gemilerini. Yani olası bir hava saldırısı durumunda uçaklarını Arap ülkeleriyle sorun yaşamadan uluslararası sularda konuşlu uçak gemilerinden kaldırabilmek için. Ayrıca uzun menzilli füzeleri de buralarda kullanabiliyor.

■ Gazze için beklenen kara operasyonunun topyekûn bir işgal mi yoksa sınırlı bir harekât mı olacağını değerlendiriyorsunuz?

Sınırlı, kontrollü bir operasyon olacağını düşünüyorum. Meskûn mahallerde muharebe esasları çerçevesinde Gazze’yi iki istikametten muhtemelen bölerek denize ulaşacak şekilde güvenlik şeridi oluşturacaklar. Yer üstündeki unsurların birbirleriyle bağlarını koparacak ve bu bağları kopmuş alanlarda kritik operasyonlar yapacaklar. Her evi, her odayı arama gibi bir durum olamaz. Tünellerin de giriş ve çıkışlarını kontrol edecek şekilde bir operasyon olacak. Belli ekipmanlarla tüneller izlenebiliyor. Ağırlıklı olarak Hamas’ın lider kadrolarına yönelik olacak. Özetle, sınırlı kontrollü ve lider odaklı bir operasyon yapacaklar diye düşünüyorum.

■ İsrail-Filistin krizinden önce ABD’nin bölgeden çekildiğini bölgede çok aktörlü yeni bir döneme girildiğini konuşuyorduk. ABD’nin bu kriz gerekçesiyle bölgeye yaptığı yığınak sizce geçici mi yoksa orta ve uzun vadede “eskiye dönüş” mü söz konusu, ya da bambaşka bir “yeni” mi bekliyor bölgeyi?

Dünyada yükselen bir Çin var. Çin’in de Orta Doğu’ya artan ilgisi malum. Özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgedeki birçok ülkeye yatırımlar yaptı ulaşım koridorları gibi büyük projelerde ortak oldu. Çin’in bu girişimlerinden ABD’nin rahatsız olduğu biliniyor. ABD’nin çekilmesiyle bir güç boşluğu olduğu ve bu boşluğu Çin’in dolduracağı endişesi var. ABD Orta Doğu’da askeri ile varken Çin yumuşak gücü, finans gücü ile var. Çin bu gücünün yardımıyla Orta Doğu ile ilişkilerini geliştirmeye ve düzenlemeye başladı. Yan yana gelmezler denilen iki ülkeyi; İran ve Suudi Arabistan’ı bir araya getirdi. Demek ki taraflara bazı önemli stratejik kartlar açtı ki ikna oldular. Bu kolay değildi, başarabildi. ABD’nin bundan rahatsız olması doğal. Zaten hemen harekete geçti İsrail’in güvenliği için Arap dünyası ile İsrail’i barıştırma projesine ağırlık vardı. Böyle bir rekabet alanına dönüştü. Çin-İran ilişkileri, Rusya-İran ilişkileri özellikle İran’ın Rusya’yı ciddi şekilde destekliyor oluşu, İran’ın bölgede yayılması ABD’nin Orta Doğu’yu kaybedeceği endişesini tetikledi.

Çin’in bölgede var olmak istemesinin nedeni ise “çok merkezli dünya düzeni kapıda” diyor. Çin, “Orta Doğu’da bir rekabet olacak, bu tek taraflı olmaz ben de varım” diyor. Orta Doğu’daki olası dizaynda Çin “ben de inisiyatif alacak güçteyim ve sahadayım” demek istiyor. Daha önce yumuşak gücüyle sahada olan Çin artık askeri kapasitesiyle de kendisini sahada göstermek istiyor.

ABD stratejik olarak Asya-Pasifik’e yönelmişti ama Orta Doğu’da güvenliği sağlamadan Asya Pasifik’e yönelemezsiniz. Asya Pasifik için Orta Doğu atlama taşıdır. ABD bunu göz ardı etmişti Çin’in hamlesiyle bunu açıkça gördü. Hamas-İsrail çatışması vesilesiyle ABD, Orta Doğu’daki gücünü artırmak, güç boşluğu bırakmamak için konuşlanmalarını yeniden gözden geçirecek. Çatışma buna bir vesile olmuş ya da ABD bu krizi fırsata çevirmiş oldu.

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

Yayınlanma

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.

İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.

Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.

Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.

İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.

İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.

Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.

Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.

Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.

Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.

Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.

Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.

Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.

Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.

Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı

Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.

Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.

Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.

Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English