Bizi Takip Edin

Dünya Basını

CIA Direktörü William Burns yazdı: Casusluk ve devlet idaresi

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Daha önce ABD’nin Moskova Büyükelçisi olarak görev yapan ve uzun yıllarda boyunca Dışişleri Bakanlığında çeşitli pozisyonlarda bulunan William Burns, Joe Biden’ın başkanlığa gelmesiyle 2021’de CIA Direktörlüğüne atandı. Aşağıda tercümesi verilen ve önde gelen düşünce kuruluşlarından Council on Foreign Relations’ın yayınında yayımlanan makalesinde Burns, Ukrayna ihtilafı, ABD-Çin çekişmesi ve Amerikan istihbaratının kafasını kurcalayan zorluklara değinmiş.


Casusluk ve devlet idaresi: CIA’in Rekabet Çağı’na uygun dönüşümü

William J. Burns

Foreign Affairs

30 Ocak 2024

Ülkeler birbirlerinden sır sakladıkları süre boyunca birbirlerinden sır çalmaya da çalışmışlardır. Casusluk, teknikleri sürekli gelişse bile, devlet idaresinin ayrılmaz bir parçası olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Amerika’nın ilk casusları Devrim Savaşını birbirleriyle ve yabancı müttefikleriyle yazışmak için şifreler, gizli kurye ağları ve görünmez mürekkep kullanarak geçirdiler. İkinci Dünya Savaşı’nda, gelişmekte olan sinyal istihbaratı alanı Japonya’nın savaş planlarının ortaya çıkarılmasına yardımcı oldu. Soğuk Savaş’ın başlarında, Sovyet askeri tesislerini etkileyici bir netlikle fotoğraflayabilen U-2 ve diğer yüksek irtifa casus uçaklarının ortaya çıkmasıyla ABD’nin istihbarat kabiliyetleri tam anlamıyla stratosfere çıktı.

CIA’in Virginia Langley’deki merkezindeki anıt duvarına kazınmış basit yıldızlar, ülkelerine hizmet ederken hayatlarını kaybeden 140 teşkilat görevlisini onurlandırıyor. Anıt, sayısız cesur eylemin kalıcı bir hatırlatıcısı. Fakat bu kahramanlık örnekleri ve CIA’in pek çok gizli başarısı Amerikan kamuoyu tarafından teşkilatın tarihine zaman zaman gölge düşüren hatalardan çok daha az biliniyor. İstihbaratın belirleyici imtihanı, her zaman karar mercilerinin uluslararası ortamdaki derin değişimleri —her yüzyılda yalnızca birkaç kez ortaya çıkan plastik anlar— öngörmek ve bu değişimleri yönlendirmelerine yardımcı olmak olmuştur.

Başkan Joe Biden’ın da yinelediği üzere ABD, bugün Soğuk Savaş’ın şafağı ya da 11 Eylül sonrası dönem kadar önemli olan nadir dönemlerden biriyle karşı karşıya. Çin’in yükselişi ve Rusya’nın intikamcılığı, ABD’nin artık tartışmasız bir üstünlüğe sahip olmadığı ve varoluşsal iklim tehditlerinin arttığı yoğun stratejik rekabetin yaşandığı bir dünyada göz korkutucu jeopolitik zorluklar ortaya çıkarıyor. Sanayi Devrimi’nden ya da nükleer çağın başlangıcından bile daha kapsamlı bir teknoloji devrimi meseleleri daha da karmaşık hale getiriyor. Mikroçiplerden yapay zekâya ve kuantum hesaplamaya kadar yeni teknolojiler, bilişim mesleği de dahil olmak üzere dünyayı dönüştürüyor. Pek çok açıdan bu gelişmeler, CIA’in işini her zamankinden daha da zorlaştırıyor, düşmanlara kafamızı karıştırmak, bizden kaçmak ve bizi gözetlemek için güçlü yeni araçlar veriyor.

Ancak dünya ne kadar değişirse değişsin, casusluk insan ve teknoloji arasındaki bir etkileşim olmaya devam ediyor. Yalnızca insanların toplayabileceği sırlar ve sadece insanların yürütebileceği gizli operasyonlar olmaya devam edecektir. Teknolojik gelişmeler, özellikle de sinyal istihbaratındaki gelişmeler, bazılarının öngördüğü gibi bu tür insan operasyonlarını önemsiz hale getirmedi, bilakis uygulamalarında devrim yarattı. Yirmi birinci yüzyılda etkili bir istihbarat teşkilatı olabilmek için CIA’in yeni teknolojilere hakimiyeti ile her zaman mesleğimizin merkezinde yer alan insanlar arası becerileri ve bireysel cesareti harmanlaması gerekiyor. Bu da operasyon görevlilerinin sürekli teknolojik gözetimin olduğu bir dünyada casusluk yapabilmeleri için gerekli araç ve tekniklerle donatılması ve analistlerin en iyi insani kararları verebilmeleri için devasa miktarlardaki açık kaynaklı ve gizli olarak elde edilmiş bilgileri sindirebilecek sofistike yapay zekâ modelleriyle donatılması anlamına geliyor.

Aynı zamanda CIA’in topladığı istihbaratı kullanım biçimi de değişiyor. Rakipleri zayıflatmak ve müttefikleri toparlamak için bazı sırların kasıtlı olarak kamuoyuna açıklanması anlamına gelen “stratejik gizlilik kaldırma”, karar mercileri için daha da güçlü bir araç haline geldi. Bunu kullanmak, istihbarat toplamak için kullanılan kaynakları ya da yöntemleri pervasızca tehlikeye atmak anlamına gelmiyor ama her şeyi gizli tutma refleksine mantıklı bir şekilde direnmek anlamına geliyor. ABD istihbarat camiası, aynı zamanda istihbarat diplomasisinin artan değerini öğreniyor, müttefiklere yardım etme ve düşmanlara karşı koyma çabalarının karar mercilerini nasıl destekleyebileceğine dair yeni bir anlayış kazanıyor.

CIA ve tüm istihbarat mesleği açısından tarihi zorlukların yaşandığı, jeopolitik ve teknolojik değişimlerin şimdiye kadar karşılaştığımız en büyük sınavı oluşturduğu bir dönemdeyiz. Başarı, geleneksel insan istihbaratı ile gelişmekte olan teknolojilerin yaratıcı yollarla harmanlanmasına bağlı olacaktır. Başka bir deyişle, değişimle ilgili tek güvenli tahminin değişimin hızlanacağı olduğu bir dünyaya uyum sağlamayı gerektirecektir.

Dizginleri olmayan Putin

Soğuk Savaş sonrası dönem, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal ettiği anda mutlak surette sona erdi. Geçtiğimiz yirmi yıl, büyük bir kısmını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in içinde barındırdığı kin, hırs ve güvensizliğin yanıcı bileşimini anlamaya çalışarak geçirdim. Öğrendiğim bir şey varsa o da Putin’in Ukrayna’yı ve Ukrayna’nın tercihlerini kontrol etme saplantısını hafife almanın her zaman bir hata olduğudur. Bu kontrol olmadan Rusya’nın büyük bir güç olmasının ya da kendisinin büyük bir Rus lider olmasının imkânsız olduğuna inanıyor. Bu trajik ve acımasız saplantı şimdiden Rusya’ya utanç getirdi ve tek boyutlu ekonomisinden şişirilmiş askeri gücüne ve yozlaşmış siyasi sistemine kadar zayıflıklarını ortaya çıkardı. Putin’in işgali aynı zamanda Ukrayna halkının nefes kesici bir kararlılık ve azim göstermesine de yol açtı. Rusya’nın hava saldırıları ve Ukrayna’nın savaş alanındaki azim ve yaratıcılığının canlı görüntüleriyle noktalanan Ukrayna’ya sık sık yaptığım savaş zamanı gezilerinde onların cesaretine ilk elden şahit oldum.

Putin’in savaşı Rusya açısından pek çok açıdan başarısızlıkla sonuçlandı. Kiev’i ele geçirme ve Ukrayna’ya boyun eğdirme şeklindeki asıl hedefinin aptalca ve hayali olduğu ispatlandı. Ordusu büyük zarar gördü. En az 315 bin Rus askeri öldü ya da yaralandı, Rusya’nın savaş öncesi tank envanterinin üçte ikisi yok edildi ve Putin’in on yıllardır övündüğü askeri modernizasyon programının içi boşaltıldı. Tüm bunlar, Batı’nın desteğiyle Ukraynalı askerlerin cesaret ve becerilerinin doğrudan bir neticesi. Bu arada Rusya’nın ekonomisi uzun vadeli gerilemeler yaşıyor ve ülke akıbetini Çin’in iktisadi vasalı olarak belirliyor. Putin’in abartılı hırsları başka bir şekilde de geri tepti: NATO’nun daha da büyümesini ve güçlenmesini sağladılar.

Putin’in baskıcı tutumu yakın zamanda zayıflayacak gibi görünmese de Ukrayna’daki savaşı ülke içindeki iktidarını sessizce aşındırıyor. Geçtiğimiz haziran ayında paralı asker lideri Yevgeniy Prigojin tarafından başlatılan kısa süreli kalkışma, Putin’in özenle cilalanmış kontrol imajının arkasında gizlenen bazı işlev bozukluklarına bir bakış sunmuştu. Prigojin’in ayak takımı isyancıları Moskova’ya doğru yol alırken Putin, düzenin hakemi olarak özenle ün kazanmış bir liderden ziyade kopuk ve kararsız görünüyordu. Rus seçkinlerinin pek çoğu açısından mesele kralın çıplak olup olmadığı değil, giyinmesinin neden bu kadar uzun sürdüğüydü. Ödeşmenin nihai havarisi olan Putin, kalkışmasını başlattıktan iki ay sonra şaibeli bir uçak kazasında ölen Prigojin ile sonunda hesaplaştı. Fakat Prigojin’in Putin’in savaşının özündeki yalanlara, askeri yanlış kararlara ve Rus siyasi sisteminin kalbindeki yozlaşmaya dönük ısırgan eleştirisi yakında ortadan kalkmayacak.

Bu yıl, Ukrayna’daki savaş alanında, sonuçları ülkenin özgürlüğünü ve bağımsızlığını sürdürmek için verdiği kahramanca mücadelenin çok ötesine geçecek bir dayanıklılık testi olacak gibi görünüyor. Putin, Çin’den aldığı kritik parçaların yanı sıra İran ve Kuzey Kore’den aldığı silah ve mühimmatla ülkenin savunma üretimini yeniden canlandırırken rüzgârın kendisinden tarafa estiğine, Ukrayna’yı ezip geçebileceğine ve onun Batılı destekçilerini yıpratabileceğine dair bahse girmeye devam ediyor. Ukrayna’nın önündeki zorluk Putin’in kibrini kırmak ve yalnızca cephede ilerleme kaydederek değil, aynı zamanda cephe gerisinde daha derin saldırılar düzenleyerek ve Karadeniz’de istikrarlı kazanımlar elde ederek çatışmanın devam etmesinin Rusya’ya maliyetinin yüksek olduğunu göstermektir. Bu ortamda Putin, yeniden nükleer kılıcı sallamaya başlayabilir ve tırmanma riskini tamamen göz ardı etmek aptallık olur. Fakat bu risklerden boş yere korkmak da aynı derecede aptalca olacaktır.

Başarının anahtarı, Ukrayna’ya dönük Batı yardımının korunmasında yatıyor. ABD savunma bütçesinin yüzde beşinden daha az olan bu yardım, ABD açısından kayda değer jeopolitik getirileri ve Amerikan endüstrisi açısından kayda değer getirileri olan nispeten mütevazı bir yatırım. Silah akışının devam etmesi, ciddi müzakereler için bir fırsat doğması halinde Ukrayna’yı daha güçlü bir konuma getirecektir. Bu, Ukrayna için uzun vadeli bir kazanç ve Rusya için stratejik bir kayıp sağlama şansı sunuyor; Ukrayna egemenliğini koruyabilir ve yeniden inşa edebilirken Rusya, Putin’in çılgınlığının kalıcı maliyetleriyle uğraşmak zorunda kalacaktır. ABD’nin bu kritik zamanda çatışmadan çekilmesi ve Ukrayna’ya desteğini kesmesi, kendi kalesine tarihi boyutlarda bir gol atmak olacaktır.

Şi’nin güç oyunu

Hiç kimse ABD’nin Ukrayna’ya sunduğu desteği Çinli liderler kadar yakından takip etmiyor. Çin, ABD’nin hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine hem de bunu yapabilecek iktisadi, diplomatik, askeri ve teknolojik güce sahip tek rakibi olmaya devam ediyor. Ülkenin son elli yıldaki iktisadi dönüşümü olağanüstü oldu. Bu, Çin halkının büyük övgüyü hak ettiği ve dünyanın geri kalanının müreffeh bir Çin’in küresel bir fayda olduğu inancıyla geniş ölçüde desteklediği bir dönüşüm. Mesele Çin’in yükselişinin kendisi değil, ona giderek daha fazla eşlik eden tehditkâr eylemler. Çin lideri Şi Cinping, üçüncü devlet başkanlığı dönemine Mao Zedong’dan bu yana seleflerinin hepsinden daha fazla güce sahip olarak başladı. Şi, bu gücü Çin’in dönüşümünü mümkün kılan uluslararası sistemi güçlendirmek ve canlandırmak için kullanmak yerine, onu yeniden yazmaya çalışıyor. İstihbarat mesleğinde liderlerin söylediklerini dikkatle inceleriz. Ancak ne yaptıklarına daha da fazla dikkat ederiz. Şi’nin Putin ile “sınır tanımayan” ortaklığından Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrara yönelik tehditlerine kadar içeride artan baskısını ve dışarıdaki saldırganlığını görmezden gelmek mümkün değil.

Fakat Batı’nın dayanışmasının Şi’nin ocak ayında yeni Devlet Başkanı Lai Çing-te’yi seçen Tayvan’a karşı güç kullanmanın riskleri konusundaki hesapları üzerindeki etkisi de öyle. ABD’yi sönmekte olan bir güç olarak görmeye meyilli olan Şi açısından Amerika’nın Ukrayna konusundaki liderliği kesinlikle sürpriz oldu. ABD’nin Putin’in saldırganlığına karşı koymak için iktisadi acı çektirme ve bu acıyı absorbe etme istekliliği —ve müttefiklerini de aynı şeyi yapmaları için bir araya getirme becerisi— Pekin’in Amerika’nın ölümcül bir düşüşte olduğuna dair inancıyla güçlü bir şekilde çelişti. Çin kıyılarına yaklaştıkça, Amerika’nın Hint-Pasifik’teki müttefik ve ortak ağının dayanıklılığı Pekin’in düşünceleri üzerinde ayıltıcı bir etki yarattı. Çinlilerin Amerika’nın beceriksizliğine dair algılarını yeniden canlandırmanın ve Çin’in saldırganlığını körüklemenin en kesin yollarından biri Ukrayna’ya verilen destekten vazgeçmek olacaktır. Ukrayna’ya maddi desteğin devam etmesi Tayvan’ın zararına olmaz; ABD’nin kararlılığına dair Tayvan’a yardımcı olacak ciddi bir mesaj gönderir.

Çin ile rekabet, bu ülke ile ABD arasındaki yoğun iktisadi karşılıklı bağımlılık ve ticari bağlar zemininde gerçekleşiyor. Bu tür bağlar iki ülkeye ve dünyanın geri kalanına oldukça iyi hizmet etti ama aynı zamanda ABD’nin güvenliği ve refahı açısından kritik kırılganlıklar ve ciddi riskler yarattı. Kovid-19 salgını, hayat kurtaran tıbbi malzemeler için herhangi bir ülkeye bağımlı olmanın tehlikesini her hükümete açıkça gösterdi; tıpkı Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının Avrupa’ya enerji için tek bir ülkeye bağımlı olmanın risklerini açıkça göstermesi gibi. Günümüz dünyasında hiçbir ülke kendisini kritik mineraller ve teknolojiler konusunda tek bir tedarikçinin insafına terk etmek istemez; özellikle de bu tedarikçi söz konusu bağımlılıkları silah haline getirmeye niyetliyse. Amerikalı karar mercilerinin de savunduğu üzere, en iyi yanıt makul bir şekilde “riski azaltmak” ve çeşitlendirmek; ABD’nin tedarik zincirlerini güvence altına almak, teknolojik üstünlüğünü korumak ve endüstriyel kapasitesine yatırım yapmaktır.

Bu istikrarsız ve ayrışmış dünyada “riskten korunan ortanın” ağırlığı giderek artıyor. Demokrasiler ve otokrasiler, gelişmiş ekonomiler ve gelişmekte olanlar ve küresel Güney’deki ülkeler, seçeneklerini en üst düzeye çıkarmak için ilişkilerini çeşitlendirmeye giderek daha fazla niyetleniyorlar. ABD ya da Çin ile tek eşli jeopolitik ilişkilere bağlı kalmanın çok az faydasını ve çok fazla riskini görüyorlar. Daha fazla ülkenin “açık” bir jeopolitik ilişki statüsüne (ya da en azından “karmaşık” bir ilişki statüsüne) yönelmesi, Çin ile ilişkilerini geliştirirken bazı konularda ABD’nin izinden gitmesi muhtemel. Ve eğer mazi emsal teşkil ediyorsa Washington, tarihsel olarak büyük güçler arasındaki çatışmaları tetiklemeye yardımcı olan ve sayıları giderek artan orta güçler arasındaki rekabete dikkat etmeli.

Tanıdık bir engel

Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’de gerçekleştirdiği katliamın yol açtığı kriz, Orta Doğu’nun ABD için oluşturmaya devam ettiği alternatiflerin karmaşıklığını acı bir şekilde hatırlatıyor. Çin ile rekabet Washington’un en yüksek önceliği olmaya devam edecek, ancak bu diğer zorluklardan kaçabileceği anlamına gelmiyor. Bu yalnızca ABD’nin dikkatli ve disiplinli bir şekilde hareket etmesi, aşırıya kaçmaktan kaçınması ve nüfuzunu akıllıca kullanması gerektiği anlamına geliyor.

Son kırk yılın büyük bir kısmını Orta Doğu’da ve Orta Doğu üzerine çalışarak geçirdim ve bu kadar karışık ya da patlamaya hazır bir bölge çok az gördüm. İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki yoğun kara harekâtını durdurmak, acı çeken Filistinli sivillerin derin insani ihtiyaçlarını karşılamak, rehineleri kurtarmak, çatışmanın bölgedeki diğer cephelere yayılmasını önlemek ve Gazze’de “ertesi gün” için uygulanabilir bir yaklaşım şekillendirmek inanılmaz derecede çetin meseleler. İsrail’in güvenliğinin yanı sıra Filistin devletini de teminat altına alan ve Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleriyle normalleşme için tarihi fırsatlardan yararlanan kalıcı bir barış umudunu yeniden canlandırmak da öyle. Mevcut krizin ortasında bu ihtimalleri tahayyül etmek ne kadar zor olsa da bu ihtimalleri ciddiyetle takip etmeden krizden çıkmayı hayal etmek daha da zor.

İsrail’in ve bölgenin güvenliğinin anahtarı İran ile başa çıkmaktır. İran rejimi krizden cesaret aldı ve nükleer programını genişletirken ve Rusya’nın saldırganlığını mümkün kılarken son bölgesel vekiline kadar savaşmaya hazır görünüyor. İran’ın müttefiki olan Yemenli isyancı grup Husiler, 7 Ekim’den sonraki aylarda Kızıldeniz’de ticari gemilere saldırmaya başladı ve diğer cephelerde tırmanma riskleri devam ediyor.

ABD, Orta Doğu’nun can sıkıcı sorunlarının çözümünden tek başına sorumlu değil. Fakat bunların hiçbiri, ABD’nin aktif liderliği olmadan çözülmek bir yana, yönetilemez bile.

Bizim gibi casuslar

Jeopolitik rekabet ve belirsizlik —iklim değişikliği ve yapay zekâ gibi benzeri görülmemiş teknolojik ilerlemeler gibi ortak zorluklardan bahsetmiyorum bile—son derece karmaşık bir uluslararası manzara oluşturuyor. CIA açısından mecburiyet, hızla dönüşen bu dünyaya ayak uydurmak için istihbarat yaklaşımını dönüştürmektir. Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines’in liderliğindeki CIA ve Amerikan istihbarat camiasının geri kalanı, bu anı gerektirdiği aciliyet ve yaratıcılıkla karşılamak için fazlaca çalışıyor.

Bu yeni manzara insan istihbaratına odaklanmış bir teşkilat açısından özel zorluklar ortaya koyuyor. ABD’nin başlıca rakipleri olan Çin ve Rusya’nın küçük ve dar danışman çevreleri içinde faaliyet gösteren kişisel otokratlar tarafından yönetildiği bir dünyada, liderlerin niyetleri hakkında fikir edinmek her zamankinden hem daha önemli hem de daha zor.

Tıpkı 11 Eylül’ün CIA için yeni bir dönemi başlatması gibi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi de yeni bir dönemi başlattı. CIA ve istihbarat ortaklarımızın Başkan ve üst düzey karar mercilerine ve özellikle de Ukraynalılara Putin’i engelleme konusunda yardımcı olmak için yaptıkları çalışmalardan büyük gurur duyuyorum. Birlikte, yaklaşan işgal konusunda erken ve doğru uyarılarda bulunduk. Bu bilgi aynı zamanda Başkan’ın Kasım 2021’de Putin ve danışmanlarını planladıklarını bildiğimiz saldırının sonuçları konusunda uyarmak üzere beni Moskova’ya göndermeye karar vermesini sağladı. Ukrayna’ya hâkim olma fırsatının kapandığına ve yaklaşan kışın elverişli bir fırsat sunduğuna inanan Putin ve danışmanları, kendi konumlarını abartarak ve Ukrayna’nın direnişini ve Batı’nın kararlılığını hafife alarak, kayıtsız ve müdanasız bir tavır sergilediler.

İyi istihbarat o zamandan beri Başkan’ın Ukrayna’ya yardım sunmak üzere güçlü bir ülke koalisyonunu harekete geçirmesine ve sürdürmesine yardımcı olmuştu. Aynı zamanda Ukrayna’nın kendisini olağanüstü bir cesaret ve azimle savunmasına da ön ayak olmuştu. Başkan ayrıca stratejik gizliliğin kaldırılmasından da yaratıcı bir şekilde yararlanmıştı. İşgalden önce yönetim, İngiliz hükümeti ile birlikte, suçu Ukraynalıların üzerine atmak ve Rusya’nın askerî harekâtına bahane sağlamak üzere tasarlanmış “sahte bayrak” operasyonlarına dönük planlarını ifşa etmişti. Bu ve daha sonraki ifşaatlar, Putin’in geçmişte sık sık silah olarak kullandığını gördüğüm sahte anlatıları reddetti. Onu rahatsız edici ve alışık olmadığı bir şekilde geri adım atmak zorunda bıraktılar. Ve hem Ukrayna’yı hem de onu destekleyen koalisyonu güçlendirdiler.

Bu arada, savaşa karşı duyulan hoşnutsuzluk, devlet propagandası ve baskının kalın yüzeyinin altında Rus liderliğini ve Rus halkını kemirmeye devam ediyor. Bu hoşnutsuzluk akımı CIA için nesilde bir kez görülebilecek bir adam toplama fırsatı yaratıyor. Bunun boşa gitmesine izin vermeyeceğiz.

Rusya en yakın tehdit olsa da Çin uzun vadede daha büyük bir tehdit ve son iki yıldır CIA kendisini bu önceliği yansıtacak şekilde yeniden organize ediyor. Uzun zaman önce öğrendiğim bir kurumsal hakikati kabul ederek işe başladık; bütçeler onları yansıtmadığı sürece öncelikler gerçek değildir. Bu doğrultuda CIA, dünya genelinde Çin ile ilgili istihbarat toplama, operasyon ve analiz çalışmalarına önemli ölçüde daha fazla kaynak ayırdı; yalnızca son iki yılda Çin’e odaklanan genel bütçemizin yüzdesini iki katından fazla artırdık. Latin Amerika’dan Afrika’ya ve Hint-Pasifik bölgesine kadar dünyanın dört bir yanında Çin ile rekabet edebilmek için çabalarımızı artırırken daha fazla Mandarin konuşanı işe alıyor ve eğitiyoruz.

CIA’in on kadar “görev merkezi” var, bunlar kurumun çeşitli müdürlüklerinden görevlileri bir araya getiren konuya özel gruplar. 2021 yılında sadece Çin’e odaklanan yeni bir görev merkezi kurduk. Tek ülkeli tek görev merkezi olan bu merkez, bugün CIA’in her köşesine yayılmış bir iş olan Çin ile ilgili çalışmaları koordine etmeye yönelik merkezi bir mekanizma sağlıyor. Ayrıca Pekin’deki muhataplarımızla istihbarat kanallarını sessizce güçlendiriyoruz ki bu da karar mercilerinin gereksiz yanlış anlamalardan ve ABD ile Çin arasında kasıtsız çarpışmalardan kaçınmalarına yardımcı olmak için önemli bir araç.

Çin ve Rusya, CIA’in dikkatinin büyük bir kısmını meşgul etse de teşkilat terörle mücadeleden bölgesel istikrarsızlığa kadar diğer zorlukları ihmal etmeyi göze alamaz. ABD’nin Temmuz 2022’de Afganistan’da El Kaide’nin kurucularından ve eski lideri Eymen ez-Zevahiri’ye karşı gerçekleştirdiği başarılı saldırı, CIA’in terör tehditlerine karşı mücadeleye odaklandığını ve bu konuda önemli kabiliyetlerine sahip olduğunu gösterdi. CIA ayrıca her yıl on binlerce Amerikalının ölümüne neden olan sentetik opioid fentanil istilasıyla mücadeleye yardımcı olmak için kayda değer kaynaklar ayırıyor. Ve yalnızca Kuzey Kore ve Güney Çin Denizi gibi uzun zamandır stratejik olarak önemli kabul edilen yerlerde değil, aynı zamanda Latin Amerika ve Afrika gibi jeopolitik önemi önümüzdeki yıllarda artacak olan dünyanın bazı bölgelerinde de tanıdık bölgesel zorluklar ortaya çıkıyor.

Daha akıllı casuslar

Bu arada biz de gelişen teknolojiye yaklaşımımızı dönüştürüyoruz. CIA, bireylerden istihbarat toplamaya dönük eski tekniklerle —insan istihbaratı ya da HUMINT— yüksek teknoloji araçlarını harmanlamak için çalışıyor. Teknoloji elbette casusluğun pek çok yönünü her zamankinden daha zor hale getiriyor. Her sokakta video kameraların bulunduğu ve yüz tanıma teknolojisinin giderek yaygınlaştığı akıllı kentler çağında casusluk yapmak çok daha zor hale geldi. Sürekli gözetim, yurt dışında düşman bir ülkede çalışan ve değerli bilgiler sunmak için kendi güvenliklerini riske atan kaynaklarla görüşen bir CIA görevlisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ancak bazen CIA’in aleyhine işleyen aynı teknoloji —ister teşkilatın faaliyetlerindeki kalıpları ortaya çıkarmak için büyük veri madenciliği olsun, ister bir ajanın her hareketini izleyebilen devasa kamera ağları olsun— CIA’in lehine ve başkalarının aleyhine de işleyebilir. CIA yeni teknolojileri kullanmak için rakipleriyle yarışıyor. Teşkilat, ilk teknoloji şefini atadı. Ve Amerikan inovasyonunun kayda değer bir rekabet avantajı sunduğu özel sektörle daha iyi ortaklıklar kurmaya odaklanan yeni bir görev merkezi daha kurdu.

CIA’in kurum içi bilimsel ve teknolojik kabiliyetleri halen mükemmel. Teşkilat yıllar içinde depolar dolusu casus aygıtı geliştirdi; benim favorim yusufçuk gibi görünen ve havada süzülen tasarımlı Soğuk Savaş kamerası. Yapay zekâ alanındaki devrim ve gizli olarak topladığımız bilgilerin yanı sıra açık kaynaklı bilgilerin çığ gibi büyümesi, CIA analistleri açısından tarihi yeni fırsatlar yaratıyor. Tüm bu materyalin daha hızlı ve daha verimli bir şekilde sindirilmesine yardımcı olacak yeni yapay zekâ araçları geliştiriyoruz ve böylece görevlilerin en iyi yaptıkları işe (karar mercileri açısından neyin en önemli olduğu ve ABD’nin çıkarları için neyin en önemli olduğu konusunda mantıklı yargılar ve içgörüler sağlamaya) odaklanmalarını sağlıyoruz. Yapay zekâ, insan analistlerin yerini almayacak ama şimdiden onları güçlendiriyor.

Bu yeni dönemde bir diğer öncelik de CIA’in dünya çapında sahip olduğu eşsiz istihbarat ortaklıkları ağını derineşiyor ki bu ABD’nin yalnız rakiplerinin şu anda sahip olmadığı bir değer. CIA’in ortaklarından —onların koleksiyonlarından, uzmanlıklarından, bakış açılarından ve pek çok yerde teşkilatın yapabildiğinden daha kolay faaliyet gösterme kapasitelerinden— faydalanabilmesi başarısı için kritik öneme sahip. Diplomasi bu eski ve yeni ortaklıkların yeniden canlandırılmasına bağlı olduğu gibi istihbarat da buna bağlı. İstihbarat mesleği özünde insani etkileşimlerle ilgilidir ve en yakın müttefiklerimizle bağlarımızı güçlendirmek, en azılı düşmanlarımızla iletişim kurmak ve aradaki herkesi geliştirmek için doğrudan temasın yerini hiçbir şey tutamaz. Direktör olarak görev yaptığım yaklaşık üç yıl boyunca 50’den fazla yurt dışı seyahatinde bu ilişkilerin tüm aşamalarını yaşadım.

Bazen istihbarat görevlileri açısından diplomatik temasın resmi tanıma anlamına gelebileceği durumlarda tarihi düşmanlarla uğraşmak daha uygun. Bu nedenle Başkan beni, ABD birliklerinin nihai çekilişinden hemen önce Taliban liderliğiyle temas kurmam için 2021’in ağustos ayının sonlarında Kabil’e göndermişti. Bazen CIA’in dünyanın karmaşık bölgelerindeki ilişkileri, insani ateşkes ve Gazze’deki rehinelerin serbest bırakılması için Mısır, İsrail, Katar ve Hamas ile devam eden müzakerelerde olduğu gibi pratik olanaklar sunabilir. Bazen bu tür bağlar siyasi iniş çıkışlarla dolu ilişkilerde sağduyulu bir denge sağlayabilir. Bazen de istihbarat diplomasisi çıkarların yakınlaşmasını teşvik edebilir ve ABD’li diplomatların ve karar mercilerinin çabalarını sessizce destekleyebilir.

Gölgelerde

Her gün dünyanın dört bir yanındaki istasyonlardan gelen telgrafları okurken, yabancı başkentlere seyahat ederken veya merkezdeki meslektaşlarımla konuşurken CIA görevlilerinin kabiliyet ve cesaretlerinin yanı sıra karşılaştıkları amansız zorlukları da hatırlıyorum. Zor yerlerde zor işler yapıyorlar. Özellikle 11 Eylül’den bu yana inanılmaz hızlı bir tempoda çalışıyorlar. Hakikaten de bu yeni ve ürkütücü çağda CIA’in misyonunu yerine getirebilmesi, çalışanlarımıza sahip çıkmamıza bağlı. Bu nedenle CIA, merkezdeki ve sahadaki tıbbi kaynaklarını güçlendirdi, aileler, uzaktan çalışanlar ve iki kariyerli çiftler için programlar geliştirdi ve özellikle teknoloji uzmanları için daha esnek kariyer yolları araştırdı, böylece görevliler özel sektöre geçebilir ve daha sonra teşkilata geri dönebilir.

Yeni görevliler için işe alım sürecimizi kolaylaştırdık. Artık başvurudan nihai teklife ve güvenlik iznine geçmek iki yıl öncesine göre dörtte bir oranında daha kısa sürüyor. Bu iyileştirmeler, CIA’e olan ilginin artmasına katkıda bulundu. 2023 yılında, 11 Eylül’ün hemen sonrasından bu yana herhangi bir yılda olduğundan daha fazla başvuru aldık. İşgücümüzü çeşitlendirmek için de çok çalışıyoruz. 2023’te işe alınan kadın ve azınlık görevlilerin yanı sıra teşkilatın en üst kademelerine terfi edenlerin sayısı bakımından tarihi zirvelere ulaştık.

CIA görevlileri zorunlu olarak gölgelerde, genelde gözden ve akıldan uzakta çalışırlar; aldıkları riskler ve yaptıkları fedakarlıklar nadiren iyi anlaşılır. ABD’nin kamu kurumlarına olan güvenin azaldığı bir dönemde CIA, benim ve teşkilattaki diğer herkesin anayasayı korumak için ettiğimiz yemine ve yasalar karşısındaki yükümlülüklerimize bağlı, kararlı bir şekilde apolitik bir kurum olmaya devam ediyor.

CIA görevlileri aynı zamanda bir ekip duygusuyla ve Amerikan tarihinin bu kritik anında kamu hizmetine olan derin ve ortak bağlılıkla birbirlerine bağlı. Yıllar önce seçkin bir askeri kariyere sahip olan babamdan aldığım tavsiyenin doğruluğunu biliyorlar. İş hayatımda ne yapacağımı düşünürken bana el yazısıyla bir not göndermişti: “Hiçbir şey seni ülkene onurla hizmet etmekten daha fazla gururlandıramaz.” Bu, önce Dışişleri Bakanlığı’nda ve şimdi de CIA’de olmak üzere devlette uzun ve şanslı bir kariyere başlamama yardımcı oldu. Yaptığım seçimden asla pişman olmadım. Kendileri için aynı şeyleri hisseden ve yeni bir çağın zorluklarına göğüs geren binlerce CIA görevlisiyle birlikte hizmet etmekten büyük gurur duyuyorum.

Dünya Basını

Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Yayınlanma

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.

Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.

2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.

Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.

“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”

Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.

1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.

Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.

Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.

“Servet ile para aynı şey değildir”

Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.

Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:

“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”

Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.

Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”

Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.

Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.

Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:

“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”

“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”

Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.

İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.

Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.

Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.

Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:

“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”

“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”

Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.

1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.

ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.

İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.

Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.

Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”

Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Yayınlanma

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.

Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.

Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.

Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.

“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”

Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.

Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.

“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”

Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.

Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.

“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”

Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.

“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”

Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.

“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”

Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.

“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”

Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”

“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”

Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.

Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.

İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.

“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”

Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”

Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.

Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.

İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.

“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”

Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.

“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”

İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.

Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.

Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.

Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.

Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”

ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.

“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”

Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.

Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Yayınlanma

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.

Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.

Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.

Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.

Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”

Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.

Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.

Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.

Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”

“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”

Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.

Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.

“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”

Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.

Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”

“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”

Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.

Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English